Onikinci Bölüm

Kudüs’ün Statüsü


Kubbet’üs Sahra (Dome of the Rock), Kudüs - AP/Wide World Fotoğrafları

Birleşmiş Milletler Kudüs Planı, 1947

Genel Kurul’un 25 Kasım 1947 tarih ve 181 (II) sayılı kararı ile ortaya koyduğu Paylaşım Planı, Kudüs’ün silahlardan arındırılmış ve BM Vesayet Konseyinin himayesinde ayrı bir yapıya sahip olmasını  öngörüyordu. Oy verme yaşındaki tüm halkın katılacağı seçimlerle yasama organı belirlenecekti. Söz konusu statü 10 yıl yürürlükte kalacak daha sonra referandum yoluyla halkın da katılması sağlanarak gözden geçirilecekti.

Ardından gelen çatışmalar kararın uygulanmasını engelledi. İsrail Kudüs bölgesinin batı bölümünü, Ürdün ise duvarla çevrili Eski Şehrin de dahil doğu bölümü işgal etti. Böylece Kudüs fiilen bölünmüş oldu.

Genel Kurul 11 Aralık 1948 tarih ve 194 (III) sayılı kararı ile hem Kudüs’ün uluslararası statüde olmasını hem de Filistinli mültecilerin isterlerse geri dönebileceklerini bir kez daha vurguladı. Ancak, Arap ülkelerinin İsrail’i tanımaya karşı çıkmaları nedeniyle bu girişimden sonuç alınamadı. İsrail ayrıca kararı göz ardı etti ve Kudüs’ün işgal ettiği bölümünde kendi yönetimini egemen kıldı. 23 Ocak 1950’de İsrail Kudüs’ü başkent ilan etti ve şehrin batı tarafına hükümet temsilcilikleri kurdu. Ürdün kendi tarafı için Eski Şehrin kontrolünü resmileştirmek üzere harekete geçti. Fakat Ürdün yasama organı, alınan bu kararın Filistin sorununa nihai çözüm bulunmasından ayrı olduğunu belirtti. 

İsrail’in Kudüs’ü işgali, 1967

1967 Haziran savaşı durumu kökten değiştirdi. Savaşın sonucunda İsrail Doğu Kudüs ve Batı Şeria’yı işgal etti. O zamandan bu yana söz konusu bölgelerde  birtakım fiziksel ve demografik değişiklikler yaşandı  ve hem Genel Kurul hem de Güvenlik Konseyi aldıkları kararlarla İsrail’in Kudüs’ün statüsünü değiştirmek için attığı adımları geçersiz ilan etti. Güvenlik Konseyi 1968 tarih ve 252 sayılı kararı özellikle bu yaklaşımı açıkça ortaya koymaktadır. Bu karar ile Konsey, Kudüs’ün yasal durumunu değiştirme eğiliminde olan, malların ve toprakların kamulaştırılması dahil İsrail tarafından alınan bütün yürütme ve yasamayla ilgili önlemlerin geçersiz olduğunu ve bu statüyü değiştiremeyeceğini belirtti.

Alınan bütün önlemlerin kaldırılması ve Kudüs’ün statüsünü değiştirmeye yönelik eylemlerden derhal vazgeçilmesi için İsrail’e acil olarak çağrıda bulunuldu. Güvenlik Konseyi bu iki görüşünü birçok kez aldığı kararlarla yeniledi. İsrail Kudüs’ü kendi birleşik başkenti yapmak için adımlar attığında, Güvenlik Konseyi, 30 Haziran 1980’de işgalci güç olan İsrail’i buna ve daha önceki Güvenlik Konseyi kararlarına uymaya, uyguladığı politikalarda ısrar etmekten vazgeçmeye ve Kutsal Kudüs Şehri’nin statüsünü ve karakterini etkileyen adımlara son vermeye çağıran 476 sayılı kararı kabul etti.

İsrail’in karara uymamasından sonra Konsey, şehrin statüsünü değiştiren bütün eylemlerin geçersiz olduğunu ve Kudüs’te diplomatik temsilcilik açan ülkelerden söz konusu temsilcilklerini geri çekmelerini isteyen 478 sayılı ve  1980 tarihli kararı kabul etti. Genel Kurul İsrail’in kararını uluslararası hukukun ihlali olarak değerlendirdi. Bu karar Genel Kurul tarafından 1980 ve takip eden yıllarda tekrarlandı.

1980’ler boyunca Birleşmiş Milletler 1967’den beri İsrail tarafından işgal edilen Filistin topraklarında 4. Cenevre Sözleşmesi’nin uygulanmasını talep eden, kuvvet kullanma yoluyla toprakların işgal edilemeyeceğini vurgulayan ve Kudüs sorununu ele alan kararlara imza attı. Doğu Kudüs hem Genel Kurul tarafından hem de Güvenlik Konseyi tarafından, işgal edilmiş Filistin toprakların parçası olarak düşünülür.

Uluslararası toplum ve özellikle Güvenlik Konseyi, Filistin meselesini etkileyen gelişmeleri takip etmeye devam etti. Güvenlik Konseyi, İslam dünyasının üçüncü kutsal mekanı olarak kabul edilen Mescidi Aksa’nın  bulunduğu Harem-i Şerif’te meydana gelen şiddet olaylarının ardından 12 Ekim 1990 tarih ve 672 sayılı önemli bir karar aldı. Konsey, insan kaybına ve yaralanmalara yol açan, İsrail tarafından işlenen şiddet eylemlerini kınadıktan sonra İsrail’den 1967 yılından bu yana işgal ettiği topraklarda 12 Ağustos 1949 tarihli Savaş Zamanında Sivillerin Korunmasıyla ilgili Cenevre Sözleşmesine uymasını istedi.

4. Cenevre Sözleşmesi’nin Kudüs’e uygulanabilirliği, Kudüs dahil 1967’den beri işgal edilmiş bütün Filistin topraklarında kötüye giden durumdan büyük kaygı duyduğunu ifade eden Güvenlik Konseyi tarafından 20 Aralık 1990’da yeniden teyid edildi ve İsrail’e söz konusu karara uyması için çağrı yapıldı.

Genel Kurul Kudüs sorununu her yıl yeniden ele aldı. 1 Aralık 2006’da 61. oturumda kabul edilen 61/26 sayılı karar ile Genel Kurul özellikle “Anayasada” Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak ifade edilmesinin, Kutsal Kudüs şehrinin statüsünü ve karakterini değiştiren veya değiştirmeyi amaçlayan kararların, yasama ve yürütmeyle ilgili önlemlerin geçersiz olduğunu vurguladı. Genel Kurul ayrıca bazı ülkelerin Güvenlik Konseyinin 1980 tarih ve 478 sayılı kararı uyarınca Kudüs’te diplomatik temsilcilerini geri çekme kararlarını memnuniyetle karşıladı.  Genel Kurul, Kudüs sorununa kesin ve kalıcı çözüm getirilebilmesi için hem Filistin hem de İsrail tarafının kaygılarının dikkate alması gerektiğini, ayrıca her din ve milletten insanın kutsal yerlere engelsiz ve özgürce ulaşabilmesinin ve Kudüs sakinlerinin vicdan ve din özgürlüğünün garanti altına alınmasının gerektiğini vurguladı.

Kudüs bölgesindeki İsrail yerleşimlerinin genişlemesi

Genel Kurul ayrıca yasadışı yerleşim faaliyetlerinin devamı ve Doğu Kudüs ve çevresindeki ayırma duvarı/bariyerin yapımı konusunda duyduğu büyük kaygıyı ifade etti. Şehrin işgal edilen Filistin topraklarının geri kalanından daha fazla izole edilmesinin Filistinlilerin hayatlarına zarar verdiğini ve Kudüs şehrinin nihai statüsünü etkileyebileceğini söyledi.

Karar özellikle 32,000 nüfuslu İsrail yerleşkesi Ma’ale Adumim’in yakınında ve Kudüs’ün doğusunda yer alan bir koridor üzerinde 15,000 yerleşimci için ev inşası ve diğer faaliyetleri öngören ve “E-1 planı” olarak adlandırılan plana  değiniyordu. Plana karşı çıkan Filistinliler ve diğerleri, planın işgal edilen Batı Şeria’yı fiilen iki parçaya böleceğini ve Filistin’e ait olan Doğu Kudüs’ü işgal edilen topraklardan daha fazla ayıracağını öne sürdüler. Bugüne kadar, bazı hazırlık niteliğindeki altyapı çalışmaları yapılırken yeni yerleşim yerlerinin inşası resmi olarak başlamadı. İsrail’in bölme bariyeri veya duvarı Adumim yerleşim bloklarını da kapsamak amacıyla Kudüs’ün doğusundan Batı Şeria’ya kadar 15 kilometre uzanmaktadır.

2006’nın sonunda yaklaşık 180,000 İsrailli genişletilmiş şehir sınırları içerisinde Doğu Kudüs’te kurulan bir düzineden fazla sivil yerleşkede yaşadı. Doğu Kudüs’ün Filistin nüfusu duvarla çevrilmiş Eski Şehrin içinde yaşayan 36,000 kişi dahil yaklaşık 244,800 idi.

1982’den beri Eski Kudüs Şehri, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu (UNESCO) tarafından korunan Dünya Mirası listesine kayıtlıdır. Eski Şehir’de İsrailli yetkililer tarafından gerçekleştirilen arkeolojik çalışma ve yeniden yapılanma çalışmaları üzerine Nisan 2007’de UNESCO Başkanı  tarafından Kudüs’e gönderilen teknik heyetin hazırladığı  rapor doğrultusunda UNESCO yönetim kurulu “Eski Kudüs Şehri’nin dünya çapındaki olağanüstü değerini ve bu dünya mirasını koruma ihtiyacını” yeniden vurgulayan bir karar aldı. UNESCO yönetim kurulu başkanı bütün insanlığın ortak malı ve Dünya Mirası statüsüne sahip olan Kudüs’ün korunması için ilk kez İsrail ve Filistinlilerin söz konusu raporun hazırlanması aşamasında yapıcı bir şekilde birlikte çalıştıklarını söyledi.

 

ONİKİNCİ BÖLÜM