Yedinci Bölüm

İnsan Hakları ve Filistinliler

Halhul yakınlarındaki El-Halil (Hebron) yolu, Ekim 2004. Fotoğraf: OCHA oPt

 

İsrail tarafından 1967 savaşı sırasında işgal edilen bölgelerdeki sivil nüfusun insan hakları konusundaki endişe, ilk olarak Güvenlik Konseyi tarafından 1949 Dördüncü Cenevre Sözleşmesi kapsamındaki insani ilkelere titizlikle saygı gösterilmesi çağrısında bulunan 14 Haziran 1967 tarih ve 237 sayılı karar ile dile getirilmiştir. Aralık 1968’de Genel Kurul üç üyeli bir “İşgal Altındaki Bölgelerdeki Filistin Halkı ve Diğer Arapların İnsan Haklarını Etkileyen İsrail Uygulamalarını Araştırmak Üzere Özel Komite” oluşturdu ve ihtiyaç olduğunda raporlar vermesini istedi. İsrail Hükümeti en başından itibaren Özel Komiteye denetim görevini yerine getirmesi için gerekli olan bölgede araştırma iznini vermeyi reddetti. İsrail, Özel Komiteyi kuran kararın özünde ayrımcı olduğunu iddia etti.

Özel Komite 1970’ten beri Genel Kurul’a yıllık raporlar sunmaktadır. 1989’dan itibaren ise iki ek periyodik rapor daha hazırlamaktadır. İşgal altındaki Filistin topraklarına doğrudan erişim olmaksızın, üyeler raporlarını komşu ülkelere yaptıkları geziler sırasında işgal altındaki Filistin topraklarındaki insan hakları durumu hakkında ilk elden tecrübeleri olan kimselerle gerçekleştirdikleri görüşmeler üzerine kurmuşlardır. Raporlar işgal altındaki topraklarda ilk intifada ile bağıntılı olayları (1987-1993) ve 2000’de başlayan ikinci intifadayı, adalet yönetimini, tutuklulara ve Filistinli sivillere tutumu, uluslararası hukuku ihlal eden İsrailli sakinlerin aktivitelerini ve temel özgürlükleri etkileyen tedbirleri kapsayan insan hakları durumunu belgeliyordu. Özellikle son yirmi yılda, İsrail’in yerleşimler kurma ve yayılma, mülklere el koyma, İsrail vatandaşlarını işgal altındaki topraklara geçirme, Filistinlileri bu bölgelerden çıkarma ve Filistinlileri anavatanlarını terk etmeye zorlama gibi önlemler ile bilfiil ilhak politikasına devam ettiğini bildirdiler. Bu hareketler, raporların belirttiği üzere, Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’ne taraf olan İsrail’in yükümlülüklerini ihlal ettiğini gösteriyordu.

Yıllar içinde Güvenlik Konseyi’nde Dördüncü Cenevre Sözleşmesi gereğince Filistinlilerin korunmasını sağlamak üzere sunulan kanunlar, asil üyeler arasında oy birliğine varılamaması nedeniyle kabul edilmemiştir. Ancak, 20 Aralık 1990’da Güvenlik Konseyi oy birliği ile aldığı 681 sayılı karar  ile Genel Sekreter’den İsrail işgali altındaki Filistinli sivillerin durumunu gözlemlemek üzere yeni girişimlerde bulunmasını talep etti ve İsrail’e Sözleşme hükümlerinin işgal altındaki tüm bölgelerde uygulamasını ısrarla tavsiye etti. İsrail, Sözleşmeye saygı göstermekle birlikte, işgal altındaki topraklar için geçerli olmadığını savundu.

CHR Özel Sözcüsü Atandı, 1993

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu (CHR) Şubat 1993’te ilk kez, bir “Filistin bölgesinin de içinde bulunduğu işgal edilen Arap topraklarında insan hakları ihlalleri özel temsilcisi”  atamaya karar verdi. İsviçre’nin eski başkanı, René Felber ilk Özel Temsilci olarak atandı ve 1993’ten 1995’e kadar görev yaptı.

Aralık 1993’te, Felber’e işgal altındaki Filistin topraklarına girme izni verildi. Böylece Felber İnsan Hakları Komitesini temsilen bölgeyi ziyaret eden ilk resmi yetkili oldu. Felber Ocak 1994’te gerçekleştirdiği ziyaret esnasında istediği kişiler ile özgürce konuşma fırsatı buldu. Ziyaret hakkındaki raporunda Özel Temsilci hem İsrail hem de Filistin Yönetimlerine öncelikli olarak “barış sürecinde en ciddi tehlikeyi oluşturan şiddeti kontrol altına almak için önlemler almaları” çağrısında bulundu.

25 Şubat 1994’te El-Halil (Hebron)’deki İbrahim Camiisinde namaz kılan 30 Filistinlinin bir göçmen İsrailli tarafından öldürülmesi ve buna takiben göçmenlere karşı Filistinlilerin saldırıları dünya çapında kınandı ve Filistinlilere uluslararası koruma sağlanması çağrıları yenilendi. Saldırılar barış sürecinin geleceği için büyük endişe yarattı. Katliama karşı harekete geçen Güvenlik Konseyi 18 Mart 1994’te işgal altındaki bölgeler genelinde, Filistinli sivillerin güvenliği ve korunmasını garanti edecek, geçici olarak uluslararası ya da yabancı unsurların da içinde barındıracak önlemler alınması çağrısında bulundu. Katliamı şiddetle kınayan Konsey İsrail’i İsrailli göçmenlerin şiddet eylemleri gerçekleştirmelerini önlemek için silahların toplanması gibi önlemler almaya davet etti.

Bölgede artan şiddet sonucu üçüncü Özel Temsilci Giorgio Giacomelli (İtalya) işgal altındaki Filistin topraklarını 1999’da ziyaret etti. İnsan Hakları Komisyonuna Mart 2000’de sunduğu raporunda, İsrail işgal kuvvetlerinin sık sık Filistinlilerin evlerini yıkma cezası uyguladıkları, işgal altındaki topraklarda yaşayan Filistinlilerin temel insan hak ve özgürlüklerden faydalanmasının ciddi şekilde engellendiği, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki bölgelere ve İsrail topraklarına giriş çıkışların 1993’ten beri sistemli olarak kısıtlandığı vurgulandı.

İnsan Hakları Temsilcisi’nin işgal altındaki bölgeye ziyareti, 2000

Ekim ayında İnsan Hakları Komisyonu, İnsan Hakları Yüksek Komiseri Mary Robinson’dan işgal atındaki topraklardaki insan hakları ihlalleri hakkında bir rapor hazırlamasını istedi. Kasım 2000’de Mary Robinson, işgal altındaki bölgeleri ziyaret eden ilk Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri oldu.

Robinson 29 Kasım 2000’de sunduğu raporunda, Filistin bölgesindeki insan hakları durumunun nahoş olduğunu belirtti. Filistinliler Yüksek Komiser’e en çok, İsrail güvenlik güçlerinin karşılaştıkları olaylara orantısız ve aşırı güç ile karşılık verdikleri iddiasında bulundular. Raporda, gösterileri dağıtmak için İsrail güvenlik güçlerinin gerçek mühimmat, plastik kaplı çelik kurşunlar ve gözyaşartıcı gaz kullandıklarını ve bunların Filistinlilerin ölümüne ve yaralanmasına sebep olduğu belirtildi. Söz konusu olaylarda roket atar  gibi daha ağır silahların da kullanıldığı ifade edildi. Zırhlı araçlar ve ağır makineli tüfekler de Gazze Şeridi ve Batı Şeria’ya konuşlandırılmıştı.

Nisan 2001’de elli yedinci oturumunu açan Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu “işgal altındaki Filistin bölgesindeki insan hakları ve insani durumun kötüye gitmesinden” büyük endişe duyduğunu belirtti. Komisyon “Aşırı ve gelişigüzel şiddete başvurmanın durumu kötüleştirmek ve zaten yüksek olan ölümlerin bedelini daha da yükseltmekten başka bir şey yapmayacaktır” diyerek durumu kınadı. Komisyon aynı zamanda İsrail’i insan haklarının her türlü ihlalinden vazgeçmeye ve uluslararası hukukun temellerine, uluslararası insani hukukun ilkelerine, uluslararası kurallara ve FKÖ ile imzalanan anlaşmalara saygı göstermeye” davet etti.

Filistin Yönetimi altında İnsan Hakları

Filistin Yönetimi kendi denetiminde olan bölge genelinde insan haklarını korumaya kararlı olduğunu yaptığı resmi açıklamayla kamuoyuna duyurdu. Ancak, zamanın Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu Özel Temsilcisi, hem 1997 hem de 1999 raporlarında, Gazze Şeridi ve Batı Şeria’daki belli başlı ceza ve tutuk evlerinde  sistemli olarak işkence ve kötü muamelenin yapıldığına dikkat çekiyordu. Filistin Koruyucu Güvenlik Servisi ve bazı emniyet ve istihbarat mensuplarının da yargısız infaz olaylarına karıştıkları raporlarda belirtiyordu. Buna ilaveten, Özel Temsilci bazı vakalarda, sorumlular yargılanırken bile mağdurların ölüm nedenlerinin detaylarının açıklanmadığını ifade ediyordu. Daha da ileri giderek, Filistin Yönetimi’nin davalıların uluslararası standartta bir yargılanma sürecinden geçmeden idam cezasına mahkum edilebildiklerini de aktarıyordu.


Batı Şeria’daki Kalandiya kontrol noktasındaki duvar. Fotoğraf: John Torday, UNRWA adına. 

Diğer yandan, Birleşmiş Milletler İşgal Altındaki Bölgeler Özel Kordinatörü Chinmaya Gharekhan Filistin Yönetimi altındaki bölgelerde hukukun üstünlüğünün sağlanması konusunda yaptığı 1999 tarihli araştırmada beş yıl boyunca Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nin gelişimi için sağlanan uluslararası desteğin Filistin Adalet sisteminin güçlendirilmesi üzerine odaklandığını vurguladı. Adalet sisteminin güçlü olmasının kalkınma ile ilgili tüm alanlar için büyük önem taşıdığı hem Filistin hem de uluslararası topluluk tarafından daha iyi anlaşılmaya başlanmıştı.

Adalet sisteminin güçlendirilmesine yönelik uluslararası çabalar bağlamında, 1996’da İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR), Filistin Yönetimi Planlama ve Uluslararası İşbirliği Bakanlığı’nca uygulanacak iki yıllık teknik bir işbirliği planını hayata geçirdi. OHCHR’nin ilk çalışması uluslararası insan hakları standartlarının günlük hayata yansımasına ve emniyet mensuplarının eğitimine odaklandı. OHCHR o zamandan beri, çalışmalarının Filistinlilerin ihtiyaç ve önceliklerine hizmet etmesini sağlamak için çaba harcadı. OHCHR Filistin adalet sistemini  Filistin Yönetimi’nin kendi reform programı ile aynı çizgide desteklemeye öncelik verdi. Ayrıca, Ulusal İnsan Hakları Enstitüsü’nün çalışmalarını da destekledi (Filistin Vatandaşlık Hakları Bağımsız Komisyonu – PICCR). Hem resmi hem de diğer sektörlerde insan hakları eğitimi ise öncelikli olmaya devam ediyordu. OHCHR, Birleşmiş Milletler kuruluşları ile işbirliği halinde Filistin halkına, özellikle de insan hakları ve kadın dernekleri aracılığıyla insan haklarının geliştirilmesi için çalışıyor.

“Bariyer/Duvar”ın etkisi

İkinci intifada ve terörist saldırı dalgalarını takip eden Haziran 2002’de, İsrail, İsrailli sivilleri korumak için geçici bir önlem olduğunu söylediği bir “bariyer” inşa etmeye başladı. Söz konusu bariyer, bazı bölgelerde yüksek beton bir duvardan, diğerlerinde ise hendek sistemi, askeri devriye yolları, kapılar ve kontrol noktaları (Gazze Şeridi zaten çoktandır tel örgü sistemi, kontrol noktaları ve sınır geçişleri ile kapatılmıştı) ile desteklenen bir yapıdan oluşuyordu. Tahmini olarak 700 kilometreden fazla bir uzunluk ile işgal altındaki Filistin topraklarına taşan ve Batı Şeria’daki köy ve kasabaları birbirinden ve dış dünyadan koparan “bariyer”in Filistin ekonomisi üzerinde korkunç bir etkisi olacağından korkuluyordu.

Aralık 2003’te, onuncu özel oturumunu gerçekleştiren Genel Kurul, Birleşmiş Milletler’in asli yargı organı olan Uluslararası Adalet Divanın’dan (ICJ) İsrail tarafından işgal altındaki Filistin bölgesinde inşa edilmekte olan “duvar”ın yasaya uygunluğu konusunda karar vermesini talep eden bir karar çıkardı. Temmuz 2004’te ICJ, işgal altındaki Filistin topraklarına taşan “duvar”ın inşasını “İsrail’in, yürürlükte bulunan uluslararası insani hukuka ve insan hakları belgelerine bağlı olacağı yönünde verdiği taahhütlerinin ihlali” olarak değerlendiren bir görüş yayınladı. ICJ’nin istişari görüşüne rağmen, “bariyer”in inşası İsrail tarafından devam ettirildi (bkz BM Gerçekleri, sf. 69).

Temmuz 2004’te Genel Kurul, Genel Sekreter’e “işgal altındaki Filistin topraklarında Duvar’ın İnşasının Sebep Olduğu Hasarın Kaydını” tutmasını ve Hasar Kaydı için bir birim oluşturmasını öneren bir karar aldı. Mayıs 2007’de Genel Sekreter kararda talep edildiği üzere, kayıt işini kurmak ve yürütmek üzere üç uluslararası uzmanı, birimin idare heyetinin bağımsız üyeleri olarak atadı.

Özel Raportör John Dugard, İnsan Hakları Konseyi’ne Ocak 2007’de verdiği raporunda “bariyer”in planlandığı gibi tamamlandığı takdirde, 42 köy ve kasabada yaşayan 60,500 Filistinlinin “kapalı alan”larda ikamet etmeye başlayacağı, ikametgahlarına girebilmek için izne ihtiyaç duyacakları, “bariyer”in doğusundaki bir kilometre genişliğindeki şerit içinde yaşayan 500,000’den fazla Filistinlinin tarla ve işlerine geçebilmek ve aile bağlarını devam ettirebilmek için özel izinler alması gerekeceği tahmininde bulundu. Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Ofisi (OCHA) Kasım 2006’da Filistinli çiftçi ailelerin yüzde 60’ının duvarın diğer tarafında kalan tarlalarına geçemeyeceklerini hesapladı.

Özel Raportör’ün  bölgeyi ziyareti

Konu ile ilgili dört ayrı özel raportör  İsrail’i ve/veya işgal altındaki Filistin bölgesini 2002 ve 2006 yılları arasında ziyaret etti. Yeterli barınma imkanını araştıran özel temsilci Miloon Kothari bölgeyi Ocak 2002’de ziyaret etti ve Ekonomik ve Sosyal Konsey’e “İsrail işgalinin Filistinlilerin barınma ve yaşam koşulları üzerinde yıkıcı etkileri olduğunu ve İsrail’in resmi sorumluluk taşıdığını” bildirdi. Topraklara el koyma, cezalandırma amaçlı ev yıkımları ve yerleşim bölgeleri ve sakinlerin yerleştirilmesi gibi “toplu cezalandırma ilkelerini” eleştirdi. Kadına şiddetin önlenmesi alanında çalışmalar yürüten özel raportör Yakın Ertürk, Haziran 2004’te bölgeyi ziyaretinin ardından, İsrail işgali, Filistin bölgesindeki baskıcı erkek egemen yapı ve kadına karşı şiddetin önlemlenmesi amacıyla kadınların ortaya koyduğu çabalarının küçümsenmesi arasında bir bağ olduğunu tespit etti. İsrail Hükümeti’ni Filistinli sivillerin hak ve güvenliklerini koruma altına almaya davet etti. Ayrıca Filistin Yönetimi’ne kadın haklarını teşvik etmesini önerdi.

Gıdaya erişim hakkı konusundaki Özel Raportör Jean Ziegler 2003 Temmuz ayında işgal altındaki topraklarda yaptığı araştırma sonucu Filistinlilerin yüzde 50’sinin yiyecek yardımlarının eline baktığını ve insani yardım malzemesinin bölgeye ulaşmasının İsrail tarafından uygulanan güvenlik önlemleri sebebiyle sık sık kısıtlandığını tespit etti. İnsan hakları savunucuları alanında faaliyette bulunan Genel Sekreter Özel Temsilcisi Hina Jilana İsrail’i Ekim 2006’da bölgeyi ziyaret etti. İsrail Hükümeti’nin İsrailli insan hakları savunucularının haklarına saygı gösterirken, İsrail’de Filistinli ve Araplar dahil azınlıkların insan haklarını geliştirmeyi amaçlayan kuruluşların zorluklarla karşılaştıklarını tespit etti. Raportör, işgalin  Filistinli insan hakları savunucuları için büyük risk yarattığını, Filistin Yönetimi’nin kendi kontrolü altındaki bölgelerde insan haklarına ve hukukun üstünlüğü ilkesine saygı göstermemesi insan hakları savunucularını karşı karşıya olduğu riskin daha da büyümesine yol açtığı kararına vardı.  

İnsan Hakları Konseyi’nin ve İnsan Hakları Yüksek Komiserinin Çalışmaları

Haziran 2006’da İnsan Hakları Komisyonu’nun yerine oluşturulan İnsan Hakları Konseyi 5-6 Temmuz’da özel bir oturumla toplandı. Oturum, Filistinli militanların İsrailli asker Gilad Shalit’i 25 Haziran’da esir alması ve İsrail’e Kassam roketlerinin atılması sonrasında Gazze Şeridi’nde İsrail’in yaptığı bir askeri operasyonu takiben gerçekleştirildi. İsrail’in bu operasyonu, pek çok ölüm ve yaralanmaya, evlerin, tarım alanların ve altyapının hasar görmesine sebep oldu. Konsey, Özel Raportör’ü bölgedeki insan hakları durumunu araştırma görevi ile işgal altındaki Filistin bölgesine göndermeye karar verdi. İnsan Hakları Konseyi’nin 26 Eylül’de gerçekleşen ikinci oturumunda sunduğu raporunda Özel Raportör John Dugard, İsrail askeri operasyonunu “insan hakları ve uluslararası insani hukukun büyük ölçüde ihlali” olarak tanımladı. Ayrıca  askeri gücün sivillere karşı gelişigüzel kullanmasını yasaklayan ilkelerin İsrail tarafından ihlal edildiğini ve Batı Şeria’da da durumun kötüye gittiğini belirledi.

İnsan Hakları Konseyi 15 Kasım 2006’daki üçüncü özel oturumunu Gazze Şeridi’ndeki Beit Hanoun’da 8 Kasım’da gerçekleşen İsrail bombardımanında 19 Filistinlinin ölmesinin ardından topladı ve bölgeye yüksek düzeyde bir araştırma heyeti göndermeye karar verdi. Ancak, İsrail heyetlerin bölgeyi ziyaretini kabul etmedi. Genel Kurul da Beit Hanoun araştırma heyetini görevlendirdi, ancak İsrail bir kez daha heyetin ziyaretini engelledi.  

Öte yandan, İnsan Hakları Yüksek Komiseri Louise Arbour İsrail’i ve işgal edilen Filistin bölgesini 19-23 Kasım 2006 tarihlerinde ziyaret etmek üzere davet edildi. Yüksek Komiser ziyareti boyunca uluslararası hukuku temel alan haklar ve yükümlülüklerin, özellikle de hesap verebilirlik ve sivillerin korunması konusunun altını çizdi. Arbour, şiddetten etkilenen Filistinliler ve İsrailliler ile yaptığı konuşmalardan bölge halkının derin  hüsran ve terk edilmişlik hisleri içinde olduğunu, ancak bu durumun, insanların tüm haklarının hem kişisel hem topluca ellerinden alınmış olduğu Filistin bölgesinde çok daha yoğun yaşandığının anlaşıldığını söyledi. Arbour, bariyerin ve denetim noktalarının, yol kapamaların, hendeklerin ve toprakla yapılan tümseklerin Batı Şeria’daki  aile yaşamı, ekonomik hayat, yaşam kalitesi ve insan onuru üzerinde bıraktığı derin etkiyi de belirtti.

Yüksek Komiser ziyareti boyunca Filistin Başkanı Mahmud Abbas’a da, Filistin yönetiminin Kassam füzelerinin atılmasına son vermek üzere tüm meşru yolların ortaya konması konusunda baskı yaptı. Kalıcı bir çözümün, Filistinlilerin özerklik haklarının tanınmasında ve hem İsrailli hem de Filistinlilerin uluslararası seviyede tanınmış güvenli sınırlar içinde huzur içinde yaşama haklarında saklı olduğunu söyledi.

Kapatmalar, Erişim Sorunları ve Ayırma Bariyeri/Duvarı

Filistinlilerin seyahat özgürlüğüne getirilen kısıtlamalar 2006’da da ciddi şekilde devam etti. Filistinli işçi ve tüccarlar tarafından kullanılan Gazze Şeridi ile İsrail arasındaki ana Erez geçiti yalnızca yılın ilk yarısınında iki buçuk ay süresince açık kaldı; Rafah’taki, Gazze Şeridi ve Mısır arasındaki güney geçidi ise sadece yılın ilk yarısı boyunca ve ikinci yarısında da toplam bir ay açık kaldı. Gazze Şeridi’ndeki seyahat özgürlüğü İsrail askeri harekatları ve 2007’nin başlarında gerçekleşen Filistinli gruplar arasındaki çatışmalar ile daha da kısıtlandı.

Haziran 2007’de Hamas’ın Gazze Şeridi’ni ele geçirmesini takiben, hem kuzey hem de güney geçitleri kapatıldı. Bu kapatmalar ve kısıtlamalar sıradan Gazzeli vatandaşların okullara, hastanelere ve iş yerlerine erişimini aksattı. Batı Şeria bariyerler ile üçe bölündü; kuzey, merkez ve güney bölgeler ve bunlar içindeki bariyerlerle kapatılmış pek çok bölge arasındaki sehayat izne tabiydi.

Aylar süren şiddetin ardından Aralık 2006’da, Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilerin büyük bir insani kriz ile karşı karşıya kaldığı bir dönemde, İnsan Hakları Özel Raportörü işgal altındaki Filistin bölgesini ziyaret etti. İnsan Hakları Konseyi’ne Ocak 2007’de verdiği raporunda, Özel Raportör John Rugart  “Gazze’nin kuşatılmasının Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’ni ihlal eden bir toplu cezalandırma olduğunu” ve “sivillere ve sivil hedeflere karşı askeri gücün gelişigüzel kullanılmasının ciddi savaş suçları ile sonuçlandığını” söyledi. Ayrıca Gazze Şeridi’nden İsrail’e atılan Kassam roketlerinin de “kesinlikle bağışlanamayacağını ve açıkça bir savaş suçu teşkil ettiğini”, fakat “İsrail’in tepkisinin aşırı ve gelişigüzel olduğunu ve birden fazla savaş suçuyla sonuçlandığını” yazdı. Dugard’ın raporu Cenevre’de Mart 2007’de İnsan Hakları Konseyi’ne sunulduktan sonra, İsrail Daimi Temsilcisi raporu “tek taraflı” ve haksız olduğu iddiasıyla eleştirdi.

Mayıs 2007’de Dünya Bankası, Batı Şeria’da seyahat özgürlüğünün kısıtlanmasının Filistin ekonomisini olumsuz etkilediğini bildirdi. “Filistinlilerin gündelik ekonomik ve sosyal yaşamının kısıtlamalarla engellenemeyeceğini” söyleyen Yol Haritası’nın ve İsrail Hükümeti ve Filistin Yönetimi arasındaki diğer anlaşmaların aksine, Batı Şeria’da seyahat özgürlüğüne sahip olmanın Filistinliler için istisnai bir durum haline geldiği belirtildi. Rapor, Batı Şeria’nın yarısından büyük bir alanın seyahat özgürlüğüne getirilen kısıtlamalardan etkilendiğinin görüldüğü ifade edildi. Kısıtlanan alan, Ürdün Vadisinin çoğunu kapsıyordu ve bölgede toprağı ya da işi olan Filistinlilerin bölgeye girebilmek için İsrail’den özel izin almaları gerekiyordu.

Kızıl Haç Uluslararası Komitesi Mayıs 2007’de, bariyer inşasının, Kudüs belediye sınırlarını taşacak şekilde yeni yerleşim yerlerinin oluşturulmasının ve yeni yol ağının Filistinliler için insani açıdan ilave sorunlar doğuracağı uyarısında bulundu.

İnsan Hakları ve Terörle mücadele Özel Raportörü Martin Scheinin, Temmuz 2007’de İsrail ve işgal edilen Filistin bölgesindeki çalışmalarının ardından, bariyer güzergahı üzerindeki uygulamaların ve diğer önlemlerin yaratacağı olumsuz ekonomik etkilerin  terörün yayılmasına ve güçlenmesine sebep olabileceği yönündeki ciddi endişelerini  dile getirdi. Ayrıca İsrail’in, terörist olduğundan şüphelenilen kişileri hedef alarak öldürme uygulamasının, yargısız infaz ve silahlı çatışmalar  ile güvenliğin sağlanması arasındaki ince çizginin ihlali olarak tanımladı.

BM Gerçekleri   

ICJ’nin Duvar’ın İnşası üzerine İstişari Görüşü

Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı (ICJ)’nın, İsrail tarafından işgal altındaki Filistin topraklarında inşa edilen duvarın uluslararası hukuka aykırı olduğunu ifade eden İstişari Görüşünün resmi özetinden alıntılar aşağıda sunulmaktadır. Söz konusu basın bildirisine ve İstişari Görüşün tam metnine Divan’ın web sitesinden ulaşılabilinir: www.ijc-cij.org.

Birleşmiş Milletler’in asli yargı organı olan Uluslararası Adalet Divanı (ICJ), İşgal Altındaki Filistin Topraklarında Duvar İnşasının Yasal Sonuçları konusundaki görüşünü bugün (9 Temmuz 2004) açıkladı. Divan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından talep edilen istişari görüşü verme yetkisine sahip olduğunu oy birliği ile kabul etmiş ve bu talep doğrultusunda  görüş bildirmeyi ise bire karşı ondört oy ile uygun bulmuştur.

Divan’ın görüşü şöyledir:  
“A. Bire karşı ondört oy ile: İşgalci kuvvet İsrail tarafından, duvarın, Doğu Kudüs ve çevresinin de dahil olduğu işgal altındaki Filistin topraklarında inşa edilmesi ve ilgili düzenlemeler uluslararası hukuka aykırıdır”;

“B. Bire karşı ondört oy ile: İsrail uluslararası hukukun ihlaline bir son verme yükümlülüğü altındadır; bu Görüşün 151’inci paragrafı ile uyumlu olarak, işgal altındaki Filistin bölgesindeki duvarın inşa işlerini durdurmak, orada kurulan yapıyı kaldırmak ve orayla alakalı tüm yasama ve düzenleyici girişimleri feshetme ya da geçersiz kılmak yükümlülüğü altındadır”;

“C. Bire karşı ondört oy ile: İsrail, Doğu Kudüs ve çevresi de dahil olmak üzere, işgal altındaki Filistin topraklarında duvarın inşasından kaynaklanan tüm hasarları onarma yükümlülüğü altındadır”;

“D. İkiye karşı onüç oy ile: Tüm Devletler duvarın inşasından kaynaklanan gayrıresmi durumu kabul ve tasdik etmeme ve böyle bir yapı yüzünden ortaya çıkan durumun sürmesi için yardım ve destek vermeme yükümlülüğü altındadır; 12 Ağustos 1949 Savaş Dönemi Sivil İnsanların Korunması ile ilgili Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’ne taraf tüm Devletler, Birleşmiş Milletler Anlaşması ve uluslararası hukuk çerçevesinde, Cenevre Sözleşmesinde belirtildiği üzere, İsrail’in uluslararası insani hukuk kurallarına uymasını sağlama yükümlülüğü altındadır.  

“E. Bire karşı ondört oy ile: Birleşmiş Milletler ve özellikle Genel Kurul ve Güvenlik Konseyi, mevcut İstişari Görüşü dikkate alarak, duvarın inşasından ve ilgili uygulamalardan kaynaklanan yasa dışı duruma bir son verebilecek faaliyetlerin ne olduğunu araştırmalıdır”.

 

YEDİNCİ BÖLÜM