Sekizinci Bölüm

Filistinli halkın sosyal ve ekonomik durumu

 17 Ekim 2007’de, Gazze Şehrindeki bir mülteci kampındaki okulda, yüzlerce çocuk birlikte ayağa kalkıp tek bir ses ile bağırıyor: “Yoksulluğa Hayır.” Fotoğraf: UNRWA

Filistin Yönetimi altında bir kamu idaresi kurmak

Filistin Yönetimi (FY)’nin 1994’te kurulması, Gazze Şeridi ve Batı Şeria’daki Filistin halkına, ilk kez kendi idari kuruluşlarını oluşturma fırsatını verdi. 1996’da, Filistin yasama meclisi (PLC) seçimleri ile birlikte, Başkanlık ve Filistin Yönetimi için de seçimler yapıldı. PLC’ye, Anayasa da dahil olmak üzere, serbest piyasa ekonomisine dayanacak bir sistem, özel mülkiyet hakkı, uyuşmazlıkların çözümü ve hukukun üstünlüğü kurallarını teşkil edecek yasal mevzuatı oluşturma yetkisi verildi.

Birleşmiş Milletler’in, uluslararası çok taraflı ve iki taraflı bağışçılar ve sivil toplum örgütlerinin yardımları ile Filistin Yönetimi sağlık, eğitim, ekonomi, ticaret, kültür, turizm, çevre, maliye ve halkla ilişkiler gibi alanlarda bakanlıklar kurdu. Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nin fiziksel ayrılığı ve İsrail’in bunlar arasındaki geçişleri bazı durumlarda kısıtlamaya devam etmesi, işgal altındaki iki bölgede çift, eşit kuruluşların oluşturulmasını gerektirdi.

Karmaşık siyasi ortama rağmen, işgal altındaki Filistin bölgesinin ekonomik ve sosyal kalkınması için önemli çaba ve kaynaklar harcandı, örneğin:

  • Temel altyapının yayılıp gelişmesi;
  • Kurumsal ve bireysel kabiliyet geliştirme;
  • Özel, serbest piyasa ekonomisinin büyüme ve gelişmesi için imkan sağlayan bir ortam yaratma;
  • Kırsal ekonomi ve belediyelerin gelişimi;
  • Ticaret anlaşmalarının imzalanması ve uluslararası ticaretin gelişimi; ve
  • Vasıflı işgücü oluşturulması için mesleki eğitim.

Filistin Yönetimi döneminde sosyal kalkınma

Filistin Yönetimi’nin kurulması, Filistin sosyal kurumlarının hızla gelişmesine imkan sağladı. Bu, büyük ölçüde, işgal altındaki yıllar süresince ortaya çıkmış olan pek çok gönüllü ve sivil toplum örgütünün sayesinde oldu. Çoğunluğu uluslararası yardım kuruluşları tarafından desteklenen söz konusu kuruluşlar sayesinde güçlü STK’ların ortaya çıkması sağlandı. Söz konusu kuruluşların öncelikli çalışma alanlarının başında eğitim, sağlık, kadınlar ve çocuklarınki ağırlıklı olmak üzere insan hakları geliyordu.

Kadınlar: İlk intifadada aktif bir rol oynayan Filistinli kadınlar, Filistin Yönetimi kurulduktan sonra da bu aktifliklerini devam ettirdiler. Kadın organizasyonları ve insan hakları grupları Filistin Anayasası hazırlanır hazırlanmaz kadın hakları üzerine bir yasa önergesi oluşturdular ve bunun uygulanması için önemli olan idari yapı ve yasalar üzerinde odaklandılar. Filistin Yönetimi tarafından kurulan Kadın İşleri Teknik Komitesi, kadınların sivil toplum örgütlerince dile getirilen endişelerinin yankılandığı bir forum halini aldı. Bu yapı sayesinde gelişim politikalarında toplumsal cinsiyet konularına ağırlık verildi. Planlama Bakanlığı kapsamında bir Toplumsal Cinsiyet Dairesi kuruldu. 20 Ocak 1996’da yapılan ilk Filistin seçimlerinde kadın organizasyonları kendi hazırlıklarını kendileri üstlendiler. Merkez Seçim Komisyonu’na göre oy verenlerin yüzde 49’u kadındı. Üyeliğin yüzde 5,6’sını temsil eden beş kadın, 1996 seçimlerinde Filistin Yasama Meclisi’ne seçildi. Ocak 2006 PLC seçimlerinde, oy verenlerin yüzde 47’si kadındı ve PLC’ye, üyeliğin yüzde 12,8’ini oluşturan 17 kadın seçildi. Eğitimin her safhasına yüksek oranda kadınının katılımasıına rağmen, kadınların Filistin iş gücüne katılımı düşük seviyededir (Filistin Merkez İstatistik Bürosu’na kadınlar işgücünün yüzde 15’inden azını oluşturuyor).

Eğitim: Filistin Merkez İstatistik Bürosunun (PCBS) yaptığı tüm araştırmalar, öğrenci, öğretmen ve okulların sayılarında Filistin Yönetiminin oluşmasından sonra sürekli bir artış olduğunu işaret ediyor. Ancak, süregelen politik kriz ile bu gelişme ciddi hasara uğradı. Filistin Yönetimi’nin fonlarda kısıntıya gitmesi dolayısı ile - ki bu fonlar tüm devlet okulu öğretmenlerini ve yöneticileri finanse eder - eğitim sektörü çalışanları, tıpkı diğer sektörlerdeki gibi, uzunca bir süre maaş alamadılar. Ayrıca, pek çok Filistinli çocuk ve gencin eğitimi sistematik kısıtlamalar sonucu sekteye uğradı ve bir çoğu okullarına düzenli devam imkanı bulamadı. Filistin Yönetimi Eğitim Bakanlığı, 1967’den beri kullanılagelen Ürdün ve Mısır müfredatlarını kaldırarak yerine 2000 yılında yeni bir Filistin müfredat programı hazırladı. 2005/2006 eğitim yılında, yarısından fazlası kadın olan bir milyonun üzerinde genç Filistinli, Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nde, devlet ya da Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Kuruluşu (UNRWA) okullarına kaydoldu.

Filistin Yönetimi altında ekonomik gelişmeler

İsrail hükümeti ve Filistinliler Filistin bölgesi ve İsrail arasında malların dolaşımının da dahil olduğu ekonomik ilişkileri düzenleyen, “Paris Protokolü”nü Nisan 1994’te imzaladılar. Ancak, İsrail’in uyguladığı yeni güvenlik tedbirleri kapsamında seyahat özgürlüğünün büyük ölçüde kısıtlanması ekonomik faaliyetlerin önüne bir engel olarak çıktı.

Filistin Yönetimi’nin 1998’de, ilk üç yıllık Filistin Kalkınma Planı’nı sunması bir dönüm noktasıydı. Ancak, küçük ve açık bir ekonomi ve sınırlı doğal kaynaklara sahip Filistin bölgesi, uzun vadeli kalkınma için ithalat faaliyetine ve insan gücüne dayanmaktaydı. Dolayısıyla, Batı Şeria ve Gazze Şeridi, Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri ve komşu ülkeler ile yapılan serbest ticaret anlaşmalarından yararlanabilmek ve istihdam beklentilerini geliştirmek için, ticaret altyapısının gelişmesine ve İsrail’in kontrolü altındaki sınır geçişlerinden bölgesel pazarlara daha serbest erişime ihtiyaç duyuyordu. Daha fazla ihracat inşaat ve pek çok hizmet sektörü gibi ihracat ile doğrudan ilgisi olmayan ekonomik etkinlikleri de büyüteceğini düşünülüyordu. Siyasi istikrar ve daha özgür hareket olanağı sayesinde turizm alanında kültürel varlıklardan  daha fazla yararlanılacağı öngörülüyordu.

İkinci intifada (El-Aksa), Eylül 2000’de başlayana kadar, Filistin ekonomisi, kriz sebebi ile girdiği darboğaza üç yıllık bir çabanın ardından nihayet atlatmıştı. Filistin Merkez İstatistik Bürosu’nun çalışmaları barış sürecinin başlangıcından beri, iş gücü katılımında devamlı bir artış ve toplam işsizlik oranında da, en azından 2000’in son çeyreğinden beri bir düşüş olduğunu gösteriyordu. Daha sonra, yükselen siyasi kriz ve artan sınır kapatmaları nedeniyle bu iki gidişat da tersine döndü. Kriz, topluluğun ilgisini kalkınma projelerinden uzaklaştırdı.

İşgal altındaki Filistin topraklarında devam eden çatışmalar ve sınırları kapatma politikasının sosyal ve ekonomik etkisi üzerine Birleşmiş Milletler Özel Koordinatörü’nün 2001 raporunda, sınır kapatmaların, bölge içi hareket kısıtlamalarının ve uluslararası kısıtlamaların, işgalin 1967’de başlamasından bu yana uygulanan en katı önlem olduğu belirtildi. Özel Koordinatör, Filistin Merkez İstatistik Bürosu tarafından yürütülen bir alan çalışmasından alıntı yaparak “Ortalama doğrudan ekonomik kayıpların Ekim-Kasım 2000 üretiminin yüzde 50,7’si kadar olduğunu” belirtti.

Dünya Bankası’nın desteği ile seferber olan yabancı bağışçılar, Filistin Yönetimi’ne bütçe desteği vermek için harekete geçti ve Filistin ekonomisi 2002’de dibe vurma noktasına geldikten sonra, 2003’te toparlanmaya başladı. GSMH’nin 1999 seviyesini geçerek, 2005’te yüzde 5 oranında büyüdüğü hesaplandı. Ancak, Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD)’nın Temmuz 2006 raporuna göre, 2002-2005 büyümesinin çoğu, temel olarak bağış fonları olan yaklaşık 1,3 milyar ABD dolarlık ya da yıllık GDP’nin üçte birine denk gelen net cari transferler sayesinde yaşandı.

2006 yılı başında yapılan Filistin meclis seçimleri Filistin ekonomisi ve siyasi yaşamı adına bir dönüm noktası oldu. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği gibi belli başlı dış bağışçılar Hamas tarafından yönetilecek bir hükümetle anlaşmaya varmayacaklarını ve Filistin Yönetimi Hükümeti İsrail’i tanıyana, şiddeti durdurana ve zaten imzalanmış olan anlaşmalara uyana kadar Filistin Yönetimi’ne verdikleri finansal ve ekonomik desteği geri çekeceklerini bildirdiler. Aynı zamanda, İsrail, Filistin’e dış ticaret ve İsrail’de çalışan işçilerin maaşlarından alınan gümrük ve gelir vergisi gelirlerini Filistin yönetimine ödemeyi durdurdu.

Filistin halkı için şiddetli ekonomik sonuçlar doğuran bir siyasi çıkmaza girildi. Yoksulluk oranı artışta ve gıda arzı ise düşüşteydi. Filistin mallarının, işçilerin, iş adamlarının ve resmi görevlilerin hareketlerindeki kısıtlamalar artırıldı. Eylül 2006’da, nakit sıkıntısı çeken Filistin Yönetimi tarafından maaşlarının ödenmemesini protesto eden kamu sektörü çalışanları grevler başlattı. Birleşmiş Milletler durumdan duyduğu endişeyi ve yaklaşan insani krize karşı uluslararası topluluğa uyarıda bulundu (bkz. Bölüm 9). Orta Doğu Dörtlüsü, istikrarsızlığın daha da kötüye gitmesini önlemek için Haziran 2006’da fonların, Filistin Yönetimi’nden geçmeden, doğrudan Filistinlilere ve Filistin kuruluşlarına aktarılmasına izin veren “Geçici Uluslararası Mekanizma” konusunda bir anlaşmayı hayata geçirdi.

Filistin halkına destek konusunda UNCTAD tarafından açıklanan Temmuz 2006 raporunda, “işgal altındaki Filistin bölgesinin ekonomisinin gelişme umutları, bugün görülmemiş sorunlarla karşılaşıyor” denildi ve şöyle devam edildi:

“İşgal sonrası dönemde, İsrail ile barış içinde var olacak bir Filistin Devleti’nin varlığını sürdürebilmesi için olmazsa olmaz şartlardan birini teşkil eden canlı bir Filistin ekonomisinin oluşumu zorluklarla karşı karşıya kalıyor. Yeni Filistin Yönetimi Yasama Meclisi seçimlerini takiben uluslararası yardımlara getirilen kısıtlamalar ve hayati öneme sahip sosyal hizmetler dahil merkezi hükümet tarafindan verilen hizmetlerin neredeyse çökme noktasına gelmesi 1993’ten bu yana İsrail-Filistin barışı konusunda elde edilen ilerlemelerin sürekli kılınmasını  gittikçe zorlaştırıyor.”

UNCTAD raporunda şu sonuca varılıyordu: “İsrail işgali altında ortaya çıkan bu elverişsiz bağımlılık hali Filistin ekonomisinin sürdürülebilir gelişim ihtimalini tehlikeye atmaktan başka bir sonuç yaratmıyor.”

Dünya Bankası, 2006 yılı sonunda GSMH’nın kişi başına yüzde 5 ila 10 arasında düştüğünü belirledi. Böylece İkinci İntifada’nın sona ermesinin takip eden üç yıl içinde elde edilen ekonomik kazançların da kaybedilmiş olduğu görüldü. Ancak, Dünya Bankası, Geçici Uluslararası Mekanizma aracılığı ile yapılan doğrudan destek ve diğer bağış miktarlarındaki artışın ekonomiyi ayakta tuttuğunu söyledi. Acil ve insani yardım da 2006’da artarken, kalkınma yardımında düşüş yaşadı. Banka, bağışçı yardımlarındaki artışın, İsrail’in dondurmaya devam ettiği yaklaşık 360 milyar dolarlık Filistin Yönetimi’ne ait gümrük ve vergi gelirlerinin etkisini dengeleyemediğini söyledi. 2007’nin başına kadar Filistin ekonomisi “yalnızca uluslararası yardımın muhtemel çöküşü önlediği bir bunalımın eşiğindeydi”.

BM Gerçekleri

Hareket ve Erişim kısıtlamaları Dünya Bankası raporu
 
Aşağıdakiler Dünya Bankası’nın teknik ekibince hazırlanan ve 9 Mayıs 2007’de yayınlanan “Batı Şaria’da Seyahat ve Erişim Kısıtlamaları” konulu raporun özetidir. Tüm rapora www.worldbank.org adresinden ulaşabilirsiniz.

Batı Şeria’da Seyahat ve Erişim Kısıtlamaları:

Filistin Ekonimisinde İstikrarsızlık ve Yetersizlik

Filistin’in ekonomik açıdan dirilişinin elzem olduğu ve bunun da bugünün kapatma rejiminin sona erdirilmesini gerektirdiği ve bu kapatmaların da aynı anda pek çok açıdan ele alınması gerektiği konusunda tüm tarafların (İsrail Hükümeti’nin ve Filistin Yönetimi’nin de dahil olduğu) anlaştığı Aralık 2004’ten beri, Dünya Bankası İsrail-Filistin konusunda gerçekçi ve dengeli değerlendirme ve teklifler sunmada önder rol oynadı. Bu belge, özellikle, katı ve giderek artan seyahat ve erişim kısıtlamalarına maruz kalan Batı Şeria, yüksek seviyelerde öngörülemezlik ve mücadele içinde bir ekonomi olarak değerlendiriliyor.

Son zamanlarda, Filistinlilerin Batı Şeria bölgesinde seyahat ve erişim özgürlüğü, İH ve FY arasında yapılan birçok anlaşma ile  verilen taahhütlerin aksine, bir kural olmaktan çok istisnadır. Özellikle, hem Oslo anlaşması hem de Yol Haritası normal Filistin ekonomik ve sosyal yaşamının kısıtlamalardan etkilenmemesi ilkesi üzerine yapılanmıştır. Ekonomik bağlamda, kapatmalardan kaynaklanan kısıtlamalar yalnızca işlem maliyetlerini artırmakla kalmadı, aynı zamanda da yüksek seviyelerde belirsizlik ve yetersizlik yarattı ki bu da normal iş kurallarının giderek zorlaşmasına ve ekonomik canlanmayı sağlayacak büyüme ve yatırımın engellenmesine yol açtı.

Oslo anlaşmaları Batı Şeria’daki halkın ve araçların hareketinin “özgür ve normal olmasını, ve kontrol noktaları ve yol kapatmaları tarafından etkilenmemesini” sağladı. Yol Haritasında, İsrail Hükümetinin, kişilerin ve malların hareketlerinin kısıtlamalarını gevşetmek gibi insani durumu düzeltecek önlemler alacağı belirtildi. Ancak, gerçek şu ki tüm hızıyla devam eden dolaşım kısıtlamaları ekonominin düzeltilebilmesi için tarafların üçüncü bir anlaşmaya varması gerekliğini ortaya çıkardı. Kasım 2005’te “Filistin topraklarında kişi ve malların dolaşımının sağlanmasını” hedefleyen Dolaşım ve Erişim Anlaşması (HEA) yapıldı. Anlaşmada, İsrail’in vatandaşlarını şiddete karşı korumak üzere adımlar atması için geçerli sebepleri olduğu kabul edilirken, önlemlerin Filistin ekonomisinin çökmeye sürüklemesine yol açmaması gerektiği de kabul edildi. HEA özellikle “İsrail’in güvenlik ihtiyaçları ile bağlantılı olarak Batı Şeria’da halkın ve malların dolaşımının kolaylaştırmasını ve Filistinlilerin yaşamlarındaki aksamaların en aza indirgenmesini” sağladı. Anlaşmanın temel dayanağı, kişi ve malların dolaşımına imkan tanınmadan Filistin ekonomisinin canlanmayacağının anlaşılmış olmasıydı. Anlaşmada ayrıca, Filistin’in ekonomik büyümesi ve istikrarı ile İsrail’in güvenliği arasında tartışmasız bir ilişki olduğu ve bu ilişkinin iki toplumun da refahı için hayati önem taşıdığı kabul edildi.

Batı Şeria’da kapatmalar, bölgeyi daha küçük ve birbirinden kopuk alanlara böldü. Kısıtlamalar sadece seyahat özgürlüğü üzerinde değildi. Filistinlilerin evlerine taşınmaları, iş sahibi olmaları, iş ya da inşaat yatırımı yapmaları ve belediye faaliyetleri ile ilgili bir dizi idari kısıtlama daha vardı. Kökü Batı Şeria ve Gazze’nin işgali ile ilgili askeri emirlere dayanan bu idari kısıtlamalar, Filistinlilerin, Batı Şeria’nın tüm belediye yerleşim sınırlarını kapsayan, “seam bölgesi”, Ürdün vadisi, Doğu Kudüs, kapatılan yollar ve diğer “kapalı” alanlar gibi daha geniş bölgelere erişimini engellemek için kullanılıyordu. Kapatılan toplam bölgeleri bulmak çok zor fakat Batı Şeria bölgesinin yüzde 50’den fazlası kapatılmış gibi görünüyor.

İsrail Hükümeti, iş adamları gibi Filistinliler arasından belli başlı kesimlerine birkaç yüz izin çıkarılması ya da bazı fiziksel engellerin kaldırılması gibi bazı kısıtlamaları gevşetme önerilerini dikkate almaya istekli görünürken, atılan adımlar herhangi bir teyidi mümkün gelişmeye yol açmışa benzemiyordu. Bu yüzden bu atılan adımlar devamlılık ve kararlılıktan yoksundu ve diğer kısıtlamalar ile kolaylıkla yeri değiştirilebilir ve geri çekilebilirdi. Ayrıca, Batı Şeria’nın geniş bölgelerine ekonomik amaçlı erişim sağlanamadıkça ve Filistinlilerin büyük bölümü ve göç eden Filistinli yatırımcıların dolaşım kısıtlamaları devam ettikçe sürdürülebilir ekonomik kalkınmaya ulaşılması zor olacaktır. Ancak kapatmaların temel olarak yeniden değerlendirilmesi, ve İsrail Hükümeti ile Filistin Yönetimi arasındaki çoğu anlaşmalarda yer aldığı gibi, kişi ve malların dolaşımının yeniden düzenlenmesi yoluyla Filistin özel sektörü ayağa kalkacak ve sürdürülebilir büyüme teşvik edilecektir.

 

SEKİZİNCİ BÖLÜM