ULUSLARARASI  BARIŞ ve GÜVENLİK

Birleşmiş Milletlerin ana kuruluş amaçlarından biri uluslararası barışın sağlanmasıdır. Son yıllarda edinilen deneyimler Birleşmiş Milletler'in daha önce olmadığı kadar yoğun bir şekilde barışın inşasına –yani barış ortamını güçlendirecek ve pekiştirecek altyapıyı oluşturma çabalarına odaklanmasına neden olmuştur. Edinilen tecrübe, kalıcı barışın ancak sosyal adaleti, insan haklarına saygıyı, iyi yönetim ve demokratik süreç ile ülkelerin ekonomik olarak kalkınmalarına yardımcı olarak elde edilebileceğini göstermektedir. Hiçbir kurum söz konusu amaca ulaşılması için gerekli olan uluslararası deneyim, ehliyet, eşgüdüm sağlama yeteneği ve tarafsız tutuma Birleşmiş Milletlerden daha fazla sahip değildir.  Birleşmiş Milletler, Doğu Timor ve Kosova’da yaptığı gibi barışı inşa etme görevlerinin yanında; Orta Afrika Cumhuriyeti, Gine Bissau, Liberya ve Tacikistan’da barışın insana destek ofisleri kurmuştur. 

Güvenlik Konseyi, Genel Kurul ve Genel Sekreterlik barış ve güvenliğin sağlanmasında tamamlayıcı rol oynar. Birleşmiş Milletler faaliyetleri çatışmaları önleme, arabuluculuk yapma, barışı koruma, uygulama ve barışın inşası gibi başlıca alanları kapsar. Bu tür taahhütlerin etkili olabilmesi için çalışmaların eşzamanlı yapılması ve birbiriyle örtüşmesi gerekir.

Güvenlik Konseyi

Uluslararası bir anlaşma niteliği taşıyan Birleşmiş Milletler  Antlaşması, üye devletleri sorunlarını uluslararası barış ve güvenliği tehlikeye sokmayacak şekilde barışçıl bir yolla çözmekle yükümlü kılar. Bu devletler başka devletlere karşı tehdit oluşturmaktan ve güç kullanmaktan kaçınmalıdır. Devletlerin sorunları Güvenlik Konseyine getirme hakları vardır.

Güvenlik Konseyi, Birleşmiş Milletlerin barış ve güvenliğin sağlanmasından sorumlu en yetkili organıdır. Antlaşma uyarınca, üye devletler, Konsey’in kararlarını kabul etmek ve uygulamak zorundadır. Diğer Birleşmiş Milletler organlarının verdiği tavsiyelerin, Konseyin kararları gibi bağlayıcı bir niteliği yoktur; fakat uluslararası toplumun görüşünü dile getirerek durumu etkileyebilirler.

Anlaşmazlıklar Konseyin önüne getirildiğinde, Konsey, genelde tarafları bu anlaşmazlıkları barışçıl yollarla çözmeleri konusunda uyarır. Konsey, barışçıl bir çözüme varılması için tavsiyelerde bulunabilir; özel temsilciler atayabilir; Genel Sekreter’den iyi niyet görevini üstlenmesini talep edebilir; inceleme başlatabilir ve arabuluculuk yapabilir.

Anlaşmazlık çatışma boyutuna gelirse Konsey en kısa zamanda buna bir son vermeye çalışır. Konsey çoğu kez daha büyük düşmanlıkların oluşmasını önlemek için ateşkes talimatı verir. Konsey, barış sürecini desteklemek amacıyla ihtilaf bölgesine gözlemci ya da barış gücü gönderebilir. 

Antlaşmanın VII. Bölümü Konsey’e, kararlarını yürürlüğe sokmak için gerekli önlemleri alma yetkisi verir. Emirlerinin yerine getirildiğinden emin olmak için ambargo ve yaptırım uygulayabilir ya da barış gücünü devreye sokabilir.
VII. Bölüm uyarınca Konsey, tüm yolların tıkanması, barışa karşı bir tehdit olduğu kanısına varılması, barışın ihlal edilmesi ya da saldırgan tutumun devam etmesi hallerinde, üye devletlerin, bölgesel örgütlerin ya da yapılanmaların ortak askeri güç kullanmasına izin verebilir.

Yine VII. Bölüm uyarınca, Konsey soykırım da dahil olmak üzere uluslararası insan haklarını ciddi şekilde ihlal etmekle suçlanan insanları yargılamak üzere uluslararası mahkemeler kurabilir.

Genel Kurul

Birleşmiş Milletler  Antlaşması (Madde 11) Genel Kurul’a “uluslararası barış ve güvenliğin korunması için yapılacak işbirliğinin genel ilkelerini inceleme” ve bu ilkeler doğrultusunda hem üye devletlere  hem de Güvenlik Konseyine tavsiyede bulunma” yetkisi verir. Kurul, çetin konularda görüş birliğine varılmasını sağlayan, sorunların çözümü için tarafları bir araya getiren bir forum özelliği taşır. Bu bağlamda, barışın muhafaza edilmesini desteklemek için silahsızlanma, Filistin ve Afganistan gibi konularda özel ve olağanüstü oturumlar yapmıştır.

Genel Kurul barış ve güvenlik konularını Birinci (Silahsızlanma ve Uluslararası Güvenlik) Komitesinde ve Dördüncü (Siyasi ve Sömürgeciliğe Son Verilmesi) Komitesinde görüşür. Kurul yıllar içinde barış deklarasyonları yayınlayarak milletler arasındaki barışçıl ilişkileri korumaya, anlaşmazlıkların barışçıl bir şekilde çözülmesine ve uluslararası işbirliği yapılmasına yardım etmiştir.

Kurul, 1980 yılında San José’de (Kosta Rika), barışla ilgili konularda çalışmalar ve araştırmalar yapmak, bilgi vermek üzere uluslararası bir kurum olan, Barış Üniversitesi’nin kurulmasını onaylamıştır.

Kurul, her yıl 21 Eylül’ü Dünya Barış Günü olarak ilan etmiştir.

Çatışmaların Önlenmesi
Anlaşmazlıkların çatışma boyutuna gelmesini ve çatışmaların yeniden alevlenmesini önlemedeki ana stratejiler, koruyucu diplomasi, koruyucu askeri konuşlanma ve koruyucu silahsızlandırmadır.

Koruyucu diplomasi, anlaşmazlıkların tırmanmasını engellemek için önlem almak, çatışmaya dönüşmeden çözmek ya da çatışma çıktığında yayılmasını engellemek demektir. Arabuluculuk, uzlaştırma ya da müzakere yoluyla olabilir. Erken uyarı, önlemenin önemli bir parçasıdır ve Birleşmiş Milletler uluslararası barış ve güvenliğe karşı tehdit oluşturan unsurları tespit etmek için dünyadaki siyasi ve diğer gelişmeleri yakından izlemektedir ve bu surette Güvenlik Konseyi ve Genel Sekreterin koruyucu eylemler yürütmesine olanak sağlanmaktadır.

Delegeler ve Genel Sekreterin özel temsilcileri tüm dünyada arabuluculuk ve koruyucu diplomasi çalışmaları yürütmektedir. Bazı sıkıntılı bölgelerde işinin ehli bir özel temsilcinin varlığı gerilimin tırmanmasını önleyebilir. Bu görev çoğunlukla bölgesel örgütlerle işbirliği içinde yürütülür.

Koruyucu diplomasiyi tamamlayan unsurlar koruyucu askeri güç konuşlandırması  ve koruyucu silahsızlandırmadır. Koruyucu askeri güç konuşlandırması  - barış güçlerinin olası çatışmaları önlemek için konuşlanması - gerilimli bölgelerde güven inşa ederek çatışmaları önleyecek ince bir hat oluşturmayı amaçlar. Bu konudaki örnekler Birleşmiş Milletlerin, EYC Makedonya ve Orta Afrika’daki misyonlarıdır. Koruyucu askeri güç konuşlandırması diğer çatışmalarda da dikkate alınmıştır ve önemli bir seçenektir.

Koruyucu silahsızlandırma, çatışmaya elverişli bölgelerde hafif silahların sayısını azaltmaya yararyöneliktir. Bu doğrultuda El Salvador ve Mozambik’te genel bir barış anlaşmasının parçası olarak muharip güçler terhis edilmiş, silahları toplanarak imha edilmiştir. Geçmişin silahlarının imha edilmesi bunların gelecekteki savaşlarda kullanılmasını önler.

Barışın Sağlanması  

Barışın Sağlanması, ihtilaflı tarafların aralarındaki husumete son vermelerinin sağlanması ve anlaşmazlığa barışçıl bir çözüm bulunması için diplomatik yolların kullanılması anlamına gelir. Birleşmiş Milletler ihtilafları kontrol altına alabilecek, çözebilecek ve köklerini irdeleyebilecek çeşitli yöntemler geliştirmiştir. Güvenlik Konseyi anlaşmazlığı çözmek için birkaç yol tavsiye edebilir ya da Genel Sekreterden arabuluculuk yapmasını isteyebilir. Genel Sekreter, müzakere sürecini desteklemek ve hızla devam etmesini sağlamak için bazı diplomatik girişimlerde bulunabilir.

Genel Sekreter hem kişisel olarak hem temsilcileri ve araştırma komisyonları sayesinde önemli bir role sahiptir. Antlaşma uyarınca, Genel Sekreter uluslararası barış ve güvenliğin muhafaza edilmesini tehdit edebilecek her konuyu Güvenlik Konseyi’nin dikkatine sunabilir.

Genel Sekreter, anlaşmazlıkların çözümüne yardım etmek için arabuluculuk yaparak iyi niyet misyonunu hayata geçirebilir ya da koruyucu diplomasi yolunu izleyebilir. Genel Sekreter’in tarafsızlığı Birleşmiş Milletlerin en büyük değerlerinden biridir. Genel Sekreter birçok örnekte tehditleri barışa çevirmede ve barış anlaşmasının temininde etkili olmuştur.

Genel Sekreterin 1988 yılında; İran ve Irak arasında 1980 yılında patlak veren savaşın sonunda, önderlik ettiği eylem buna bir örnektir.  Genel Sekreterin ve temsilcisinin Afganistan’da yaptığı arabuluculuk Sovyet birliklerinin ülkeden geri çekilmesiyle sonuçlanan 1988 yılı anlaşmalarına zemin hazırlamıştır. Kamboçya, Orta Amerika, Ortadoğu, Mozambik ve Nambiya Genel Sekreterin çeşitli yollarla nasıl arabulucu rol üstlendiğini gözler önüne sermektedir. 
    
Barışın Korunması

Altmış yıl önce 29 Mayıs’ta, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ilk barışgücü harekatını başlattı. Aradan geçen 60 yıl içerisinde Mavi Bereliler diye de anılan barışgücü, BM’nin en çok tanınan faaliyetlerinden biri haline geldi. Günümüzde, yaklaşık 120 ülkeden 110 bin erkek ve kadın personel dünyanın çatışma yaşanan çeşitli bölgelerinde görev yapıyor. Bu sayılar bize BM’ye olan inancın ve talebin ulaştığı noktayı gösteriyor. Barışgücünde görev yapan personel büyük-küçük, zengin-yoksul, hatta çatışma ortamından daha yeni kurtulmuş birçok ülkeden geliyor. Barışı korumak için biraraya gelen bu kişiler beraberlerinde farklı kültürleri ve tecrübeleri de taşıyorlar. Barışgücünün bir kısmını askeri personel oluşturuyor, bir kısmını ise siviller. Görevleri gitgide gözlemciliğin ötesine geçiyor, insanlar için umut ışığı oluyorlar.

Türkiye’nin rolü

Türkiye, BM’nin barışgücü harekatlarına, hem askeri hem de sivil personel açısından önemli oranda destek veren ülkelerden biri. Hali hazırda 10’un üzerinde BM barışgücü ve barışın inşası harekatına destek veren Türkiye daha önce de birçok barış harekatında yer aldı. Türkiye’nin katkısı sadece bölgesi ile de sınırlı kalmıyor, Liberya’dan Haiti’ye kadar bir çok bölgede barışgücüne katkıda bulundu, bulunmaya devam ediyor. Türkiye, ayrıca, barışgücü ve barışın inşası harekatlarına en fazla polis gücü veren ilk 15 ülke arasında yer alıyor

Barışgücü işbaşında

Barışgücü polisleri eğitiyor; çatışan tarafları silahsızlandırıyor; seçimlere destek veriyor; kamu kurumlarının oluşturulmasına katkıda bulunuyor. Ayrıca, köprüler inşa ediyor; okulları onarıyor; afetzedelere yardım ediyor; kadınların cinsel şiddete  maruz kalmasını önlüyor; insan haklarını koruyor; kadın-erkek eşitliğini teşvik ediyor. Onlar sayesinde insani yardımlar ihtiyaç sahiplerine ulaştırılabiliyor, ekonomik kalkınma için ilk adımlar atılabiliyor.

Birçok barışgücü harekatı 2007 yılını başarıyla tamamlayarak insanlar için umut olmaya devam etti:  Liberya’da UNMIL güvenlik ve istikrarın sağlanmasına katkıda bulundu; Haiti’de BM barışgücü Haiti Ulusal Polisi ile birlikte çalışarak bir zamanlar çetelerin kontrolünde olan şehirlerde güvenliğin sağlanmasına yardımcı oldu; Timor-Leste’de (Doğu Timor) UNMIT başkanlık ve parlamento seçimlerinin başarıyla icra edilmesini sağladı; UNIFIL’in yeniden yapılandırılması sayesinde Güney Lübnan nispeten daha sakin bir yıl geçirdi; Kosova’da geçici BM yönetimi dokuzuncu yılını doldurdu. Ayrıca, bunlara ilave olarak bir çok olumlu gelişmeye daha imza atıldı.

Genel Sekreter Ban Ki-moon da küresel barış için çabalarını aralıksız sürdürüyor. Son olarak Darfur’daki insanlık trajedisine çözüm için ağırlığını koydu. Güney Sudan’ı ziyaret ederek ülke genelinde barışın hakim kılınabilmesi için tüm uluslararası topluluğun tam olarak destek vermesi gerektiğini vurguladı. Tüm bu çabalar sonucu Afrika Birliği ile BM ilk karma barışgücünü Darfur’a konuşlandırmaya başladı. Bu gelişmeler narin barışın yaşama tutunabilmesi için BM ile bölgesel örgütler arasındaki işbirliğinin önemini bir kez daha ortaya koydu.

Ne varki bütün bu gelişmeler için önemli bir bedel de ödeniyor. 60 yıl içerisinde 2 bin 400’den fazla erkek ve kadın barışı koruma adına yaşamlarını feda etti. Sadece geçtiğimiz yıl yaşamını yitiren barışgücü personeli sayısı 87’yi buldu. Barışgücünün 60. yıldönümünü kutlarken, hayatları pahasına barışı koruyan BM personelini de saygıyla anıyoruz.

Üye ülkelerin desteği şart

Son yıllarda Barışgücüne duyulan ihtiyaç, Barışgücü harekatlarının çehresini, yapısını ve politikalarını kökten değiştirecek bir nitelik kazandı.

Genel Sekreter Ban Ki-moon’un himayelerinde başlatılan yeniden yapılanma çalışmaları çerçevesinde hem Genel Merkez'deki ilgili birimler hem de barışgücü harekatlarının yürütüldüğü bölgelerdeki faaliyetler ihtilaflara zamanında ve etkin müdaheleye imkan tanıyacak şekilde yeniden yapılandırılıyor. BM faaliyetleri artık ihtilafların bir insanlık trajedisine dönüşmeden bertaraf edilebilmesi üzerinde yoğunlaşıyor.

Bu hedefe ulaşabilmemiz için, BM’nin önleyici diplomasi, barışın sağlanması, barışın korunması ve barışın inşası alanlarındaki rolünü eksiksiz oynayabilmesini sağlamalıyız. BM’nin önleyici diplomasi ve sürdürülebilir barışın inşasına yönelik kapasitesinin artırılması sayesinde uluslararası topluluk ihtilaflara daha etkin bir şekilde müdahale etme ve uzun vadeli çözümler bulma imkanına kavuşacaktır.

Bu nedenle BM’ye üye ülkelerin desteği şarttır. Uluslararası topluluk BM Barışgücünün 60. yıldönümünde canları pahasına barışı koruyan bu cesur insanlara olan vefa borcunu ödemeye devam etmeli, BM’nin barış çabalarına verdiği desteği kesintisiz sürdürmelidir. Ancak, bu sayede  BM anlaşmasında öngörülen güvenli, kalkınmış ve insan haklarına saygılı bir dünyaya doğru adım atabiliriz.
Günümüzdeki ihtilaflar oldukça karmaşık bir yapı göstermektedir. Kökleri esas olarak iç sebeplere dayanabilir. Ancak, çeşitli nedenlerle başka devletlerin sınır ötesi müdahaleleri ile sonuçlanabilir. Afrika’da silah satın almak için elmas gibi doğal kaynakların yasadışı ticaretinin ne kadar korkunç sonuçlar ortaya çıkardığı gözler önüne serilmiştir. Ayrıca çatışmalar, yasa dışı silah ticareti, terörizm, uyuşturucu kaçakçılığı, mülteci akımı ve çevrenin bozulması gibi nedenlerle hızla uluslararası bir boyut kazanabilmektedir.

Birleşmiş Milletler harekatları sahip oldukları evrensel nitelikleri sayesinde ihtilafların çözümünde benzersiz avantajlar sunmaktadır. Bu evrensel nitelikler meşruiyetlerine katkıda bulunur ve ev sahibi ülkenin egemenliği açısından olumsuz sonuçların doğmasını engeller. Çatışmanın dışında yer alan barış gücü birlikleri, ortak barış çabaları için aksi takdirde kapalı kalacak kapıları açarak küresel dikkati yerel meselelere çekerken savaşan tarafların arasındaki müzakereleri de teşvik eder.

Harekatın başarıya ulaşması için tarafların farklılıklarını barışçıl bir şekilde çözmeyi samimiyetle istemesi, barışgücünün görev ve yetkilerinin net olarak belirlenmesi, uluslararası toplumun güçlü siyasi desteği ve harekatın hedefine ulaşması için gerekli olan mali ve insan kaynağının temin edilmesi gerekmektedir.  

Bu destek, devlet harici unsurların taahhütlerini de gerektirebilir. Son zamanlarda Afrika’da yaşanmakta olan çatışmalar iç kargaşanın maddi kazanç uğruna nasıl sömürüldüğünü göstermiştir. Yine aynı zamanda, özel sermaye enjeksiyonu barışı sağlamak amacıyla uluslararası çabalarla koordine edilirse çatışma sonrası ekonominin iyileşmesine önemli katkı sağlayabilir.

Uluslararası toplum geçmiş harekatlardan dersler çıkarmıştır ve birçok alanda Birleşmiş Milletlerin barışı koruma kapasitesini güçlendirmeye çalışmaktadır. 2000 yılında rapor olarak basılan detaylı bir reform tasarısı Büyükelçi Lakhdar Brahimi’nin başkanlık ettiği Genel Sekreterlik Barış Harekatı Panelinde sunulmuştur.

Güvenlik Konseyi ve diğer kuruluşlar, acil yardım imkanlarının güçlendirilmesi, asker konuşlandırma hızının arttırılması, barışgücünün caydırıcılık gücünün kuvvetlendirilmesi ve üye devletlerden tam siyasi ve mali destek sağlanması gibi acil konulara öncelik verir.

Harekatlar farklı şekillerde yürütülebiliyor. Gelişen şartlar ışığında sürekli olarak yenilikler uygulamaya sokuluyor. Barış harekatlarının yıllar içinde yerine getirdiği görevlerin arasında şunlar vardır:

  • Ateşkes ve çatışan güçlerin birbirlerinden ayrılması: Dar kapsamlı bir harekat dahi taraflara nefes alma zamanı tanıyacağından görüşmelerin başlatılması için bir fırsat yaratabilir.
  • Önleyici askeri güç konuşlandırma: Çatışma patlak vermeden konuşlanan barışgücü güven tazeler ve siyasi ilerlemeye katkıda bulunan şeffaflığı sağlar.
  • İnsani yardım harekatlarına koruma sağlanması: Birçok çatışmada, sivil nüfus siyasi sonuç elde etmek için bilinçli olarak hedef seçilmiştir. Bu tür durumlarda, barış gücünden insanı yardım harekatlarını korumaları  ve destelemeleri  talep edilmiştir; fakat bu tür görevler barışgücünü siyaseten zor bir  pozisyona sokabilir ve güvenliklerine karşı tehdit oluşturabilir.
  • Kapsamlı barış anlaşmalarının uygulanması: Kapsamlı barış anlaşmalarının uygulamaya geçirilmesi amacıyla insani yardım harekatı, insan hakları izleme birimi oluşturulması,  seçimlerde gözetmenlik yapılması ve ekonomik yeniden yapılanma alanlarında BM ilgili ülkelere destek verir.

Bu konularda karşılaşılan sorunlar her zaman değiştiği ve yeni bir kimlik kazandığından, önemli olan uluslararası topluluğun inancını koruması ve kaynaklarını en iyi şekilde kullanarak barış için yaratıcı çözümler bulabilmesindir.

Bölgesel Örgütlerle İşbirliği

Birleşmiş Milletler, Antlaşmanın 7. Bölümünün verdiği yetkiyle Birleşmiş Milletler barış arayışı süresinde bölgesel örgütler ve diğer unsur ve mekanizmalarla artan oranda işbirliği yapmaktadır. Eski Yugoslavya’da Avrupa Birliği ile, Libya ve Sierra Leone’da Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğuyla ve Batı Sahara’da, Büyük Göller Bölgesi’nde, Sierra Leone’da, Etiyopya-Eritre’de ve Darfur Sudan’da Afrika Birliğiyle (AU) birlikte çalışmıştır .

Birleşmiş Milletler askeri gözlemcileri Libya, Sierra Leone, Gürcistan ve Tacikistan’daki bölgesel örgütlerin barış güçleriyle işbirliği yapmışlardır.

Birleşmiş Milletler, eski Yugoslavya’da insan hakları, genel seçim desteği, barış için arabuluculuk ve ekonomik kalkınma alanlarında Avrupa Konseyi ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatıyla (OSCE) birlikte çalıştı. Kosova’daki karma misyon Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve OSCE’yi bir araya getirdi.

İcra Önlemleri

Antlaşmanın 7. Bölümü uyarınca Güvenlik Konseyi, uluslararası barışı ve güvenliği korumak ve iyileştirmek için icra önlemleri alabilir. Bu önlemler ekonomik yaptırımlardan uluslararası askeri harekatlara kadar geniş bir yelpazeyi kapsar.

Yaptırımlar

Konsey, barışın tehdit altında olduğu ve diplomatik çabaların başarısız olduğu durumlarda icra aracı olarak zorunlu yaptırımlara başvurmaktadır. Son on yılda, Irak, eski Yugoslavya, Libya, Haiti, Liberya, Ruanda, Somali, Angola’daki UNITA kuvvetleri, Sudan, Sierra Leone, Eski Yugoslavya Federal Cumhuriyeti (Kosova da dahil olmak üzere), Afganistan, Etiyopya ve Eritre’ye yaptırım uygulanmıştır. Yaptırımlar, kapsamlı ekonomik ve ticari yaptırımlar ya da silah ambargosu, seyahat yasağı, mali veya diplomatik kısıtlamalar gibi belli alanlarda uygulanmıştır.

Yaptırımların amacı bir devlet ya da bir oluşum üzerinde baskı oluşturularak güç kullanmaya gerek kalmaksızın Güvenlik Konseyince belirlenen barış hedefine ulaşılmasını sağlamaktır. Bu yüzden yaptırımlar Konsey için kararlarını icra etmede önemli bir araçtır. Birleşmiş Milletlerin evrensel yapısı, onu yaptırım koyması ve uygulaması için özellikle uygun bir organ haline getirmektedir.

Bu arada birçok devlet ve insani yardım örgütü, yaptırımların sivil toplum, yaşlılar, engelliler, mülteciler ve çocuklu anneler gibi toplumun en savunmasız kesimlerinde yaratacağı muhtemel olumsuz yan etkilerinden duydukları endişeleri dile getirmektedir.  Ekonomik, sosyal hatta siyasi etki yaratan yaptırımlar, yaptırım uygulanan devletle ticari ve ekonomik ilişkileri kesilen diğer devletleri de ekonomik açıdan olumsuz etkileyeceği belirtiliyor.

Bu bağlamda, giderek yaygınlaşan kanıya göre yaptırım planları ve uygulamalarında yeni yöntemler geliştirilmelidir. Yaptırımların olumsuz etkileri ya insani konulardaki istisnaların doğrudan Güvenlik Konseyi kararlarında belirtilmesi ya da yaptırımların hedeflerinin daha iyi belirlenmesiyle azaltılabilir. Halk yerine iktidardaki güçlere baskı yapmayı amaçlayan ve böylelikle insani bedeli azaltan “akıllı yaptırımlar” artık daha fazla destek görmeye başlamıştır. Akıllı yaptırımlar, örneğin, mali varlığın dondurulması ve seçkinlerin veya kanun dışı davranışları nedeniyle yaptırımları tetikleyen şahısların mali işlem yapmalarının engellenmesi şeklinde olabilmektedir.

Askeri Harekat Yetkisi Verme

Anlaşmanın VII. Bölümü uyarınca, arabuluculuk çalışmalarının başarısızlıkla sonuçlanması durumunda üye devletlere daha güçlü eylem yapma yetkisi verilmiştir.  Güvenlik Konseyi, Irak’ın Kuveyt’i işgalinden Kuveyt’in egemenliğini korumak (1991); Somali’de insani yardım çalışmaları için daha güvenli bir ortam hazırlamak (1992); Ruanda’daki sivillerin korunmasına katkıda bulunmak (1994); Haiti’de demokratik bir seçimle başa gelen hükümeti korumak (1994); Arnavutluk’taki insani yardım çalışmalarını korumak (1997); ve Doğu Timor’da barış ve güvenliği korumak için yaptığı gibi üye devletlerden oluşan koalisyon güçlerine çatışmalara son vermek üzere, askeri eylemler de dahil olmak üzere, ‘gerekli tüm yolları’ kullanma yetkisini verebilmektedir.

Bu harekatlar, Güvenlik Konseyi tarafından kabul edilse de tamamıyla katılımcı devletlerin kontrolü altındaydı. Güvenlik Konseyi’nin onayıyla Genel Sekreter tarafından yönettilen Birleşmiş Milletler barış harekatları değildi.

Barışın İnşası

Birleşmiş Milletler için barışın inşası, ülkelerin ve bölgelerin savaş halinden barış haline geçişlerini destekleyecek ve güçlendirecek eylemler ve programları kapsayan çabaları ifade eder. Barışın inşası süreci normalde daha önce savaş halinde olan tarafların barış anlaşması imzalamasıyla ve Birleşmiş Milletler’in uygulamayı kolaylaştırmak için üstlendiği rolle başlar.  Bu, zorlukların üstesinden gelmek için silahlara sarılmak yerine karşılıklı müzakerelere başvurulmasını temin etmek için BM’nin sürekli bir diplomatik rol üstlenmesini de içerir.

Aynı zamanda askeri güçlerin barış gücü olarak tayin edilmesi, mültecilerin ülkelerine geri gönderilmeleri ve toplumla yeniden bütünleştirilmesi, seçimlere gidilmesi, silahsızlandırma, askerlerin terhis edilmesi ya da yeniden topluma kazandırılması gibi çok farklı türde konuda verilen desteği ifade eder. Barışın inşası anlayışının temelinde anlaşmazlıkları barışçıl bir şekilde çözme kapasitesi olan, sivilleri koruyan ve temel insan haklarına saygı gösteren yeni ve yasal bir devlet kurma çabası vardır.

Barışın inşası, Dünya Bankası, bölgesel ekonomik ve diğer teşkilatlar, sivil toplum kuruluşları (STK) ve yerel vatandaş grupları olmak üzere Birleşmiş Milletler sisteminin birçok teşkilatının eylemidir. Barışın inşası Birleşmiş Milletler’in Kosova, Timor-Leste’de (eski adıyla Doğu Timor), Kamboçya, El Salvador, Guatemala, Mozambik, Liberya, Bosna-Hersek ve Sierra Leone’daki harekatlarında öne çıkmıştır. Birleşmiş Milletlerin devletler arası barışın inşası çalışmalarına en son örnek BM Etiyopya ve Eritre Misyonu’dur.

Seçim Desteği

Birleşmiş Milletler 1989 yılında Namibiya’nın bağımsızlığına kavuşmasıyla sonuçlanan seçim sürecini denetleyerek bir ilke imza attı.  O günden sonra Birleşmiş Milletler, hükümetlerin talebi üzerine, Nikaragua ve Haiti’deki (1990), Angola’daki (1992), Kamboçya’daki (1993), El Salvador, Güney Afrika ve Mozambik’teki (1994), Doğu Slovenya (Hırvatistan) ve Liberya’daki (1997) ve Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki (1998 ve 1999) seçimlere destek verdi.  Ayrıca 1993 yılında Eritre’de yapılan referandumda gözetmenlik yaptı, 1999 yılında Doğu Timor’da yapılan halk oylamasını ve Doğu Timor’un Timor Leste olarak bağımsızlığını ilan etmesiyle sonuçlanan 2001 ve 2002 seçimlerini organize etti ve yürüttü.

Birleşmiş Milletlerin müdahale derecesi ve türü hükümetlerin talebine, barış anlaşmalarının gereklerine, ya da Genel Kurul ve Güvenlik Konseyi emirlerine göre değişiklik gösterir. Birleşmiş Milletler, teknik destekten seçim sürecinin fiili idaresine kadar çeşitli roller üstlenmiştir. Birleşmiş Milletler birçok örnekte olduğu gibi genelde uluslararası gözlemcilerin çalışmalarını koordine eder. Bu gözlemciler seçmen kütüklerini, seçim kampanyasını ve sandık düzenlemelerini takip eder. 

Siyasi İşler Bölümünün Seçim Destek Dairesi 1992 yılından bu yana, BM sistemi içerisindeki seçim destek koordinatörlüğü rolünü üstlenerek 85’i aşkın ülkeye danışmanlık hizmeti, lojistik, eğitim, yurttaşlık bilgisi, bilgisayar kullanımı ve kısa dönem gözlemcilik gibi çeşitli türlerde seçim desteği vermiştir. Son yıllarda, Seçim Destek Dairesi’ne BM aracılığıyla yapılan barış görüşmelerinin bir parçası olarak seçim sürecine rehberlik etmesi çağrısı yapılmaktadır. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) seçim sürecine teknik destek verir, ülkelerin seçim konusunda kurumsallaşmasına yardım eder, ve çoğunlukla BM seçim destek çalışmalarını koordine eder. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Bürosu seçim görevlilerinin eğitimine yardım eder, seçim yasalarının taslağının hazırlanmasına rehberlik eder, ve insan hakları ve seçimler hakkında bilgilendirici faaliyetler yürütür.


Birleşmiş Milletlerin EYC Makedonya’daki çalışması başarılı bir koruyucu asker  konuşlandırma örneğini teşkil eder. Yugoslavya’daki ihtilafın içine çekilmekten endişe duyan söz konusu ülke BM’den gözlemci atamasını talep etmiştir. Güvenlik Konseyi talebi kabul etmiş ve ülkenin Arnavutluk sınırına barış gücü sevk  etmiştir. Birleşmiş Milletler’in çatışmaların önlenmesi için oluşturduğu 1,100 kişilik barış gücü (UNPREDEP) gücü ülkenin güvenliğini tehdit edebilecek veya istikrarını bozacak gelişmeleri izlemek üzere sınır bölgelerinde konuşlanmıştı. Ülke tekrar tekrar misyonun uzatılmasını talep etmiştir. 1999 yılına kadar devam eden misyon koruyucu askeri konuşlandırmaya örnek teşkil etmektedir

Afrika Birliği Teşkilatı (OAU), 1963 yılında ilk olarak  yeni bağımsız Afrika Devletleri arasında birlik,  dayanışma ve uluslararası işbirliğini sağlamak amacıyla kuruldu; 10 Temmuz 2002 yılında Afrika Birliği(AU) adını alarak yeniden yapılandı. Merkezi Etiyopya’da bulunan Birliğin 53 üyesi vardır ve kuruluşunda Avrupa Birliği(AB) modeli esas alınmıştır.

Kalkınma Yoluyla Barışın İnşası

Birleşmiş Milletlerin barışı pekiştirmek için başvurduğu en önemli yöntem kalkınmayı desteklemektir. UNDP, Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Dünya Gıda Programı (WFP) ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR)’nin de aralarında bulunduğu birçok örgüt, yerlerinden edilmiş insanlara yardım ve ulusal ve yerel kurumlara karşı yeniden güven oluşmasını sağlamak amacıyla önemli roller üstlenir.

Birleşmiş Milletler, mültecilerin yurtlarına geri dönmesine, kara mayınlarının temizlenmesine, alt-yapının onarılmasına, kaynakların seferber edilmesine ve ekonomik canlanmanın tetiklenmesine yardım eder. Kalkınmanın en büyük düşmanı savaşken, çatışmaları önlemenin en iyi biçimi sağlıklı ve dengeli bir kalkınmadır.

Birleşmiş Milletler Barış Girişimleri

Afrika

Güney Afrika

Birleşmiş Milletler 1980’lerin sonunda soğuk savaşın bitmesiyle, Güney Afrika’nın başına bela olan savaşlara bir son vermek için gösterdiği çabaların meyvelerini toplamaya başladı.  Komşu devletleri etkileyen ve Angola’daki ve Mozambik’teki muhalif güçleri destekleyen Güney Afrika’daki apertheid rejimin sona erdirilmesi bu çabaları tetikleyen en önemli gelişmeydi.

1988 yılında Güney Afrika, Namibya’nın bağımsızlığını güvence altına almak için Genel Sekreter’le işbirliği yapmayı kabul etti. 1992 yılında Mozambik Hükümeti ve Mozambik Ulusal Direniş Örgütü (RENAMO) uzun ve yıpratıcı iç savaşa son vermek için barış anlaşması imzaladı. Anlaşmanın bir parçası olarak, Mozambik’te konuşlanan Birleşmiş Milletler barışgücü, 1993 yılında ateşkesi ve direnişçilerin dağıtılmasını sağladı; 1994 yılında ülkenin ilk çok partili seçimlerinin başarıyla düzenlenmesine imkan tanıdı.

Angola:  Angola’da, hükümet ve Angola’nın Tam Bağımsızlığı için Ulusal Birlik (UNITA) isimli örgüt arasında aralıklarla devam eden ve büyük yıkıma yol açan iç savaş Portekiz’den ayrılarak bağımsızlığını ilan ettiği 1975 yılından itibaren ülkenin en büyük sorunu oldu.   Genel Sekreter ve temsilcilerinin arabuluculuk yapması, barış görüşmelerinin organize edilmesi, Güvenlik Konseyi’nin UNITA aleyhine silah ve petrol ambargosu koyması ve seyahat kısıtlamaları getirmesi ve ulusal seçimlere gözlemcilik yapması gibi çabalarla çatışmaların sona ermesinde BM önemli rol oynadı.

Güvenlik Konseyi, Angola’da birbiri ardına barışı koruma misyonları ve siyasi amaçlı misyonlar üstlendi. İlk olarak 1989 yılında hükümet taraftarı Küba birliklerinin ülkeden geri çekilişini gözlemledi. Sonra 1991’den başlayarak ateşkesi gözlemledi, savaşçıların terhis edilişini tetkik etti ve 1992 yılındaki seçimleri gözlemledi, fakat UNITA’nın seçim sonuçlarını reddetmesiyle ülke yeniden savaşa sürüklendi.

Genel Sekreterin özel temsilcisinin arabuluculuğu sonucunda 1994 yılında Lusaka Protokolü imzalandı ve zayıf da olsa bir barış ortamı yaratıldı. Bu anlaşma ile ateşkesin ilan edilmesi ve UNITA’nın hükümet ve silahlı güçlerle birleşmesi teminatı veriliyordu. Üçüncü misyon, anlaşmayı desteklemek ve tarafların barış ve uzlaşmaya varmasına yardım etmek için uygulandı. (Yıllar sonra, 1998 yılı Haziran ayında özel temsilci barış görevindeyken uçak kazası sonucunda hayatını kaybetti).

Dönemin Genel Sekreteri, 1997 Nisan ayında resmen göreve başlayan ulusal birlik ve barış hükümetinin kuruluşunu ve sağlanan barışı desteklemek için Angola’yı ziyaret etti. Ayrıca 1997 yılında, barışın korunmasına ve ülkede yaşanan geçiş dönemine yardım etmek için Birleşmiş Milletler Angola Gözlem Misyonu (MONUA) kuruldu. Fakat dört yıllık nispi barıştan sonra 1998 yılı Aralık ayında sivil nüfusa büyük bir darbe indiren çatışmalar yeniden alevlendi.  Güvenlik Konseyi,  Lusaka Barış Anlaşmasında belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmediği için UNITA’ya karşı uyguladığı yaptırımları ağırlaştırdı.

Bir BM uçağının 1998 yılı Aralık ayında askeri harekat bölgesine düştüğü kazada 14 kişi öldü.  Bir ay sonra, başka bir BM uçağı aynı bölgede ateş hattına düştü ve uçakta bulunan 9 kişi öldü.  Güvenlik Konseyi barış sürecinin bozulmasındaki tüm sorumluluğun UNITA’ya ait olduğunu tekrar etti. 1999 yılı Şubat ayında, Güvenlik Konseyi MONUA’nin görevini sona erdirdi. Bununla birlikte Ekim ayında Birleşmiş Milletler Angola Bürosunu (UNOA) kurdu ve barışı muhafaza etmek için gereken önlemleri belirlemek ve kalkınmaya, insani yardımlara ve insan haklarının teşvik edilmesine yardım etmek üzere bir Genel Sekreter temsilcisi atadı.
 
Angola’da uzayan savaş; UNITA kurucusu ve lideri Jonas Savimbi’nin 22 Şubat 2002 yılında hükümet güçleriyle girdiği çatışmada öldürülmesiyle hızlı bir şekilde son buldu. UNITA ve hükümet güçleri Mart ve Nisan ayları için ateşkes yapmaya karar verdi ve Lusaka Protokolünün geri kalan şartlarını tamamlamayı amaçlayan Anlaşmayı imzaladılar.

Bunun sonucu olarak ülkede barış ve istikararın kalıcı olarak yeşermesi için BM Angola’daki varlığını artırdı.

Güvenlik Konseyi 2002 yılı Aralık ayına gelindiğinde, 9 yıldır UNITA’ya uyguladığı yaptırımları kaldırdı. 2003 yılı başlarında Lusaka Anlaşması’nın geriye kalan maddeleri uygulamaya kondu.

Orta Afrika
Ruanda: Ruanda ve Uganda’nın Ruanda Vatansever Cephesi’nin (RPF) bölgeyi askeri amaçlı kullanmasını önlemek için ortak sınırlar boyunca askeri gözlemcilerin konuşlanmasını talep etmesi üzerine Birleşmiş Milletler 1993 yılında Ruanda’da göreve başladı. Güvenlik Konseyi talebe karşılık Birleşmiş Milletler Uganda-Ruanda Gözlemci Misyonunu kurdu (UNOMUR).

Hutu Hükümeti ve Uganda’da faaliyet gösteren Tutsi öncülüğündeki RPF arasında 1990 yılında Ruanda’da çatışma patlak verdi. 1993 yılındaki barış anlaşması geçiş hükümeti ve seçimlere vesile oldu. Tarafların talebi üzerine Güvenlik Konseyi,  anlaşmanın uygulanmasına yardım etmek için Birleşmiş Milletler Ruanda Destek Misyonu’nu (UNAMIR) kurdu. Fakat daha sonra açığa çıktığı üzere Hutu çoğunluğu arasındaki aşırı unsurlar Tutsiler ve ılımlı Hutuları kışkırtma kampanyası planlamaktaydı. 1994 Nisan ayında, Ruanda ve Burundi Başkanlarının,  roket saldırısı sonucu uçaklarının düşmesi ile hayatlarını kaybetmeleri üzerine haftalar boyu süren yoğun ve sistemli katliam dalgası başladı.  Tutsiler ve ılımlı Hutular hedef alan katliamlar, Hutulardan oluşan askerler ve militanlar tarafından yürütüldü.

UNAMIR, ateşkes imzalanması için nafile çaba harcadı ve personeli saldırıya uğradı.  Bazı ülkelerin destek güçlerini tek taraflı çekmeleri sonucunda Güvenlik Konseyi, Nisan ayında UNAMIR güçlerini 2,548’den 270’e indirdi. Yine de UNAMIR binlerce Ruandalıyı korumayı başardı. Mayıs ayında Konsey, Ruanda’ya silah ambargosu uyguladı ve UNAMIR güçlerinin sayısını 5,500’e yükselti; fakat üye devletlerin asker sevkiyatı yaklaşık 6 ay aldı. Temmuz ayında RPF güçleri Ruanda’nın kontrolünü ele geçirdi; böylece iç savaş bitti ve geniş tabanlı bir hükümet kuruldu.

Yaklaşık 7.9 milyon nüfusun 800.000’i hayatını kaybetti, yaklaşık 2 milyon insan başka ülkelere göç etti ve 2 milyon kadarı da ülke içinde evlerinden oldu. Birleşmiş Milletler bu büyük insani sorunla mücadele etmek için 762 milyon ABD dolarlık bir insani yardım paketi oluşturdu ve Güvenlik Konseyi’nin talebiyle kurulan Uzmanlar Komisyonu, Hutu unsurlarının Tutsi gruplarına karşı soykırım işlediğini kanıtlarıyla tespit etti.

Konsey 1994 yılı Kasım ayında, soykırım ve savaş suçlarından sorumlu olanları yargılamak için Uluslararası Ruanda Suç Mahkeme’sini (ICTR) kurdu.  Ruandalı mülteciler kitleler halinde ülkeye dönerken,  soykırıma karışmış olan çok sayıda Ruandalı Hutu, doğu Zaire’de mülteci olarak kaldı. Soykırımcılar buradan batı Ruanda’ya saldırı düzenlemeye başladılar.

Konsey, Ruanda’nın üzerine talebi 1996 yılında UNAMIR’in görevine son verdi. BM teşkilatları insani yardım yapmaya ve mültecilerin geri dönmesine yardım etmeye devam etti. Genel Sekreter tarafından yürütülen bağımsız soruşturma sonucunda 1999 yılında soykırımı durdurmada yaşanılan başarısızlığın sorumluluğunun BM Sekreterliği, Güvenlik Konseyi ve üye devletlere ait olduğu kararına varıldı. Genel Sekreter, BM’nin soykırımı durdurmada gösterdiği başarısızlıktan derin üzüntü duyduğunu açıkladı ve örgütün toplu bir katliamı durdurma konusunda bir daha asla böyle bir başarısızlık sergilemeyeceğini taahhüt etti. 

Soykırım ardından kurulan geçici hükümet atılan önemli adımları tamamlayabilmek için 1999 yılında geçiş sürecini dört yıl daha uzatma kararı aldı. Atılacak adımlar arasında yetkinin yerel yönetimlere devri, demokrasiye geçiş, yeni bir Anayasa, uzlaşmanın teşvik edilmesi ve yargı sisteminde yeniden yapılanmayı içeriyordu. Yargı sistemindeki yeniden yapılanma kapsamında, soykırımla suçlananların bir nevi köy mahkemelerinde yerel halk tarafından yargılanası anlamına gelen “Gacaca” (çimenlik) mahkemeleri de kuruldu. 2003 yılı Haziran ayı itibariyle soykırımla ilgili suçlardan göz altında tutulanların sayısı 110.000’di ve  oldukça kötü koşullarda hapiste tutuluyorlardı.

Ruanda’nın eski Başbakanı Jean Kambanda’nın ve diğer bir çok sanığın ICTR tarafından  ömür boyu hapis cezasına mahkum edilmesine rağmen yeterli görgü tanığı bulunamaması ve hükümetin beklenen seviyede işbirliği yapmaması sonucu  ICTR’nin çalışmaları baltalandı. Bunun üzerine Güvenlik Konseyi 18 geçici (kısa dönem) yargıçtan oluşan bir havuz kurmaya ve gerektiğinde bu havuzdan aynı anda en fazla dokuz yargıcın ICTR tarafından görevlendirilmesine karar verdi. ICTR çalışmaları bu düzenleme sonrasında hız kazandı.

BM, 2003 yılında yapılan seçimler için, Ruanda’nın  kendi ulusal seçim komisyonunun talebi üzerine ihtiyaçların tedarik edilmesi  için çalışma başlattı. 2003 Mayıs ayında yapılan referandumla yeni Anayasa kabul edildi. Ağustos ayında Paul Kagame başkanlık seçimlerinde ezici bir zafer elde etti. Bir ay sonra RPF partisi bağımsızlığını ilan ettiği ve 1962 yılından sonraki ilk çok partili parlamento seçimlerinde büyük çoğunluğu kazandı. Ruanda soykırımının 10. yıldönümü anısına, Genel Kurul 7 Nisan 2004 tarihini 1994 Ruanda Soykırımı Anma Günü ilan etti.

Bölgesel düzeyde, Uganda ve Ruanda, 1994’teki soykırımdan sorumlu olan Hutu militanlarından (“Interhamwe”) ve Ruanda Silahlı Kuvvetlerinden (eski FAR) arda kalanlara verilen sığınma hakkından duydukları güvenlik endişesi nedeniyle yeni adıyla Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ne (DKC) müdahale ettiler. 1999 yılı Temmuz ayında, BM’nin, UAO’nun ve bölgedeki örgütlerin sarf ettiği yoğun diplomatik çabalardan sonra, DKC ile Lusaka Ateşkes anlaşması imzalandı.  Bunun akabinde Güvenlik Konseyi, Birleşmiş Milletler Demokratik Kongo Cumhuriyeti Misyonu’nu (MONUC) kurdu.

Başkan Kagame ve Kabila 2002 yılı Ağustos ayında, , Büyük Göller Bölgesinde barış ve istikrar açısından büyük bir dönüm noktası olan Ruanda birliklerinin DKC’den geri çekilmesi ve eski FAR ile Interhamwe’ın tasfiye edilmesine karar verdiler. Raunda birliklerini geri çekme süreci 7 Ekimde tamamlandı. MONUC gönüllü olarak yaklaşık 900 savaşçının ve emrindekilerin 2003 yılı sonuna kadar ülkeye dönmelerini sağladı.

Burundi:  Birleşmiş Milletler Burundi Bürosu, ilk kez demokratik seçimle başa gelen Hutu kökenli başkanın ve altı bakanın ölümüyle sonuçlanan çatışmalar sonucu 1993 yılında yaşanan darbe nedeniyle ülkede patlak veren krizi çözmeye yardım etmek için uluslararası çalışmalara katıldı.  Bu darbe sonrasındaki 3 yıl içinde yaşanan çatışmalarda en az 150.000 insan yaşamını yitirdi.

Hutu çoğunluğu ve Tutsi azınlığı arasında yapılan 1994 barış anlaşmasına göre göreve başlayan hükümet, Tutsi öncülüğündeki askeri darbe ile 1996 yılında alaşağı edildi. Güvenlik Konseyi, darbeyi kınadı ve askeri liderleri anayasal düzeni korumaları konusunda uyardı. Komşu ülkeler ambargo uygulamaya başladı.  Büyük Tutsi ordusu ve Hutu asileri arasındaki çatışmanın şiddetlenmesiyle yaklaşık 500,000 insan zorla “toplama kamplarına” gönderildi ve 300,000 kişi de Tanzanya’ya kaçtı.

Eski Tanzanya Başkanı Julius Nyerere daha sonra 1998 yılında Hutular ve Tutsiler arasında siyasi işbirliğine dayanan yeni geçiş dönemi anayasasının kabul edilmesini, ulusal geçiş meclisinin resmen açılmasını ve çatışmadaki tarafların arasında ateşkes anlaşması imzalanmasını sağlayan arabuluculuk çalışmaları yapmaya başladı. 1999 yılında komşu devletler yaptırımları askıya aldı. 2000 yılında Nyerere’nin ölümünün ardından eski Güney Afrika Başkanı Nelson Mandela, barış sürecinin kolaylaştırıcısı görevini üstlendi. Çabalar sonucunda Ağustos ayında Tanzanya’nın Aruşa şehrinde, Barış ve Uzlaşma Anlaşması imzalandı.

Anlaşmayı memnuniyetle karşılayan Güvenlik Konseyi, barış süreci dışında kalan tarafları anlaşmaya tam olarak katılmaları konusunda uyardı. 2001 yılı Kasım ayında geçici meclisi ve senatoyu takiben geçici hükümet kuruldu. Güney Afrika, Gabon ve Tanzanya’nın yardımı ve Birleşmiş Milletler ile Afrika Birliği’nin desteğini alan hükümet tam ateşkes yapılması yönündeki çabalarını yoğunlaştırdı. 2003 yılı başlarına gelindiğinde üç büyük bölücü grupla ateşkes anlaşması imzalanmıştı.

2003 yılı Nisan ayında Afrika Birliği, 120’si askeri gözlemci toplam 3,500 kişilik bir askeri gücü Afrika Burundi Misyonu çerçevesinde görevlendirdi.  30 Nisan'da, birinci aşama sonunda, Hutu Başkanı ve Tutsi Başkan Yardımcısı, yürütme yetkisinin Tutsi azınlığından Hutu çoğunluğuna devredilmesi üzerinde anlaştı.

Fakat Haziran ayı sonunda, Burundi’nin başkenti Bujumbura’ya düzenlenen öldürücü saldırıların ardından dört parlamento üyesi Demokrasinin Korunması için Demokratik Güçleri Koruma Ulusal Konseyi’nin (CNDD/FDD) asi kesimi tarafından kaçırıldı. Hükümet güçleri ve Palipehutu Özgürlük Güçleri (Palipehutu-FNL) arasında da çatışmalar yaşandı. Burundi’nin 17 ilinin 16’sında münferit çatışmalar, yağmalar ve silahlı yağmalama devam etti. BM, sayısız insanın öldürüldüğü ve binlercesinin evlerinden edildiği Bujumbura’dan ikincil derecedeki personelini geri çekti.

Güney Afrika Başkanı Thabo Mbeki’nin ve bölgedeki liderlerin sürekli çabaları sonucunda geçiş hükümeti ve CNDD/FDD arasında siyasi, savunma ve güvenlik güçlerinin paylaşılması konularına (Pretorya Protokolü) dikkat çeken ve 16 Kasım 2003 Küresel Ateşkes Anlaşmasına öncülük eden protokolün imzalandı. Sonuç olarak, CNDD/FDD geçiş kurumlarına katıldı.

Uzun süren bekleyişten sonra 250.000-300.000 insanın hayatını kaybettiği iç savaşın sona ermesiyle birlikte demokratik Burundi’nin tekrar doğması yönünde gerçekten umut vardı. AMIB’in varlığı, güven ortamının yaratılmasında ve silahsızlanma sürecinin başarıyla sonuçlanmasında büyük rol oynadı.  Fakat,  mali destek sağlayan devletlerin gönüllülük esasına dayalı olarak oluşturduğu fon ve verdiği lojistik desteğin ciddi ölçüde azalması Misyon’un görevini yerine tam olarak getirememesine neden oldu.  Bu durum 31 Ekim 2004 tarihinden önce yapılması planlanan ulusal parlamento seçimleri için kaygı verici bir durumdu. Afrika Birliği, AMIB’in Birleşmiş Milletler’e devredilmesini talep etti.

Güvenlik Konseyi Birleşmiş Milletler  Anlaşması hükümleri uyarınca 21 Mayıs 2004 tarihinde aldığı karar ile 1 Haziran 2004 tarihi itibarıyla, başlangıçta AMIB güçlerinden oluşan Birleşmiş Milletler Burundi Misyonunu (ONUB) kurdu. Güvenlik Konseyi, ONUB’u ateşkes anlaşmalarına saygı gösterilmesini temin etmek, silahsızlanma sürecini ve çalışmaların hızlandırılmasını  devam ettirmek ve ulusal sınırlardan yasadışı silah akışını engellemek için gerekli tüm yollara başvurması konusunda yetkilendirdi. ONUB ayrıca, insani yardımın sağlanması için gerekli olan güvenlik şartlarını sağlamak, mültecilerin ve yurtlarından edilen insanların gönüllü olarak ülkelerine dönüşünü kolaylaştırmak ve özgür, şeffaf ve barışçıl bir seçim yapılması için gerekli olan güven ortamını yaratarak seçim sürecinin barışçıl bir şekilde tamamlanmasına destek vermekle yükümlüydü.

1 Haziranda 2004 tarihinde, 2000’in üzerindeki AMIB askeri Birleşmiş Milletler gücü üniformasını giydi.

Demokratik Kongo Cumhuriyeti:  1994 Ruanda soykırımının ve orada yeni bir hükümetin kurulmasının ardından soykırımda yer alan unsurların da dahil olduğu yaklaşık 1.2 milyon Ruandalı Hutu, Tutsiler ve diğer etnik grupların yaşadığı bir bölge olan Zaire’nin doğusundaki Kivu eyaletlerine kaçtı. 1996 yılında Laurent Désiré Kabila önderliğindeki asi güçler Başkan Mobutu Sese Seko ordusuna karşı söz konusu bölgede bir ayaklanma başlattı.  Ruanda ve Uganda’nın desteklediği Kabila güçleri, 1997 yılında başkent Kinşasa’yı ele geçirdi ve ülkenin adını Demokratik Kongo Cumhuriyeti (DRC) olarak değiştirdi. İç savaş, 450.000’den fazla kişinin mülteci konumuna düşmesine  ve insanların evlerinden edilmesine sebep oldu.

1998 yılında, Kabila hükümetine karşı Kivus’ta ayaklanma başladı ve birkaç hafta içinde isyan ülkenin büyük bir bölümüne yayıldı. Angola, Çad, Namibya ve Zimbabwe; Başkan Kaliba’ya askeri destek vermeye söz verdi ama asiler doğu bölgelerindeki hakimiyetlerini korudu. Ruanda ve Uganda asi hareketi olan Demokrasi için Kongo Rallisi’ni (RCD) destekledi. Güvenlik Konseyi, ateşkes ve yabancı güçlerin geri çekilmesi çağrısında bulundu ve devletleri ülkenin iç işlerine karışmamaları konusunda uyardı. 1999 yılı Mayıs ayında RCD iki gruba ayrıldı.

BM Genel Sekreteri, OAU ve Güney Afrika Kalkınma Topluluğu’nun (SADC)  diplomatik çabaları sonucunda 1999 yılı Temmuz ayında Lusaka Ateşkes Anlaşması imzalandı. DKC, Angola, Namibya, Ruanda, Uganda ve Zimbabwe’nin imzaladığı anlaşma husumetlerin son bulmasına ve Kongolu hasım gruplar arasında diyalogun sağlanmasına vesile oldu.  RCD ve Kongo Özgürlük Hareketi anlaşmayı Ağustos ayında imzaladı. Anlaşma hükümlerinin yerine getirilmesine destek olmak amacıyla Güvenlik Konseyi, 90 Birleşmiş Milletler askeri irtibat subayını ülkedeki stratejik bölgelere ve anlaşmayı imzalayan devletlerin başkentlerine atadı.  Kasım ayında, taraflar arasında irtibat sağlamak, anlaşma hükümlerinin hayata geçirilmesine yardım etmek ve güvenlik şartlarını izlemek için Birleşmiş Milletler Demokratik Kongo Cumhuriyeti Misyonu (MONUC)’nu kurdu.

Başkan Kabila 16 Ocak 2001 tarihinde Kinşasa’daki sarayında öldürüldü ve ardından yerine oğlu Joseph Kabila geçti.

Güvenlik Konseyi tarafından 2001 yılı Nisan ayında kurulan uzman paneli, DKC’de meydana gelen çatışmaların asıl nedeninin yabancı orduların ülkenin zengin maden kaynaklarına girmesi olduğunu rapor etti. Söz konusu rapora göre özellikle yabancı ülke orduları silah alabilmek için Kongo’daki beş ana madeni - elmas, bakır, kobalt, altın ve kotlan (cep telefonları ve dizüstü bilgisayarlardaki elektronik çiplerde kullanılan bir tür maden) – ele geçirmeye çalışıyor, yabancı şirketler bu madenlere ulaşabilmek için söz konusu ordulara silah sağlıyor ya da silah almalarına yardımcı oluyordu. DRC’nin ayrıca kıymetli taş, kereste ve uranyum rezervleri bulunuyor.

Mayıs ayında Başkan Joseph Kabila, DRC’deki siyasi partiler üzerindeki yasakları kaldırdığını açıkladı. Fakat, Ruanda ve Burundi’den silahlı grupların ve askerlerin, Mayi-Mayi olarak bilinen Kongolu yerel militanların ve RCD’nin katılımıyla, doğudaki çatışmalar şiddetlenmeye devam etti. Ekim ayında Güvenlik Konseyi, BM askerlerini ve askeri gözlemcileri bu bölgeye atadı ve Kongolu etnik gruplar arasında uzun süredir beklenen diyalog süreci Addis Abbaba’da başladı.

DKC ve Ruanda hükümetleri arasında 2002 yılı Temmuz ayında,Ruanda askerlerinin ülkeden geri çekilmesi eski FAR ve Interhamwe güçlerinin tasfiye edilmesi konusunda anlaşma imzalandı. Eylül ayında buna benzer bir anlaşma DKC ve Uganda arasında da imzalandı. Fakat Ekim ayında, ülkenin doğusunda, tüm ülkeyi istikrarsız bir ortama sürüklenme tehlikesiyle karşı karşıya bırakan çatışmalar yeniden başladı.

Kongolu etnik gruplar arasındaki diyalogları desteklemek için diplomatik çabalar devam etti ve 2002 yılı Aralık ayında ihtilaf halindeki taraflar, BM ve Güney Afrika’nın arabuluculuğunda ve iki yıllık geçiş dönemi sonunda şeffaf ve demokratik seçimlere gitme umuduyla bir geçiş dönemi hükümeti kurma konusunda anlaştılar. Güvenlik Konseyi, silahsızlandırma ile milis güçlerin dağıtılması aşamasında güvenliği sağlamak, silah ve cephanenin yok edilmesine yardım etmek için MONUC’un askeri personel sayısını 8.700’e çıkardı ve varlığını doğuya doğru genişletti.

Maalesef,  Güney Kivu’da, kısa süre sonra 8.500’den fazla Kongolu mültecinin komşu Burundi’ye gitmesine sebep olan yeni bir çatışma patlak verdi. 2003 yılı Ocak ayı sonunda WFP, Doğu eyaletinin kaynak yönünden zengin olan İturi bölgesinin başkenti olan Bunya’daki çatışmalar yüzünden evlerinden zorla çıkarılan yaklaşık 115.000 umutsuz ve aç insana 892 tonluk gıda yardımı yapmak için acil hava operasyonu başlattı. Mart ayında, BM aracılığıyla İturi’de yerel düzeyde ateşkes anlaşması imzalandı.  Fakat, Uganda ordusunun geri çekilmesine rağmen bölgenin kontrolü için savaşan Hema ve Lendu gruplarının yüzünden Bunya’daki şiddet devam etti.

Nihayet 2003 yılı Mayıs ayında taraflar İturi bölgesinde ateşkes anlaşması imzaladı. Bölgede nispeten devam eden ılıman ortam ile MONUC, etnik gerilimleri yumuşatmak ve bir hafta öncesinde Bunya’nın doğusunda katledilen iki BM askeri gözlemcisinin cesetlerinin bulunmasına rağmen, korkuya kapılmış yerel nüfusa güven vermek için Bunya’daki devriye görevine devam etti. Etnik güçler arasındaki şiddetli mücadele 400’den fazla kişinin hayatına kastetti ve psikolojik işkence biçimi olarak sistemli tecavüz, cinayet ve “yamyamlık” yapıldı.  Güvenlik Konseyi  30 Mayıs’da aldığı karar ile durumun dengelenmesine yardımcı olmak üzere Çokuluslu Geçici Acil Gücü (IEMF) 1 Eylül’e kadar görev yapması amacıyla Bunya’ya sevk etti. Avrupa Birliği tarafından, ilk defa Avrupa dışında böyle bir görev üstlenildi. Söz konusu güce Fransa komuta etti.

RCD ve Kongo Özgürlük Hareketi’nin (MLC) de dahil olduğu hükümet ve ülkenin ana karşıt tarafları 29 Haziranda askeri ve güvenlik düzenlemeleri konusunda bir anlaşma imzaladı.  Dört yardımcı başkanın, 17 Temmuz’da Kinşasa’da Başkan Kabila başkanlığındaki DRC’nin yeni güç paylaşımına dayanan geçiş hükümetinde görev yapmaya yemin etmesiyle  ulusal birlik ve geçiş dönemi hükümeti kuruldu. Güvenlik Konseyi, MONUC’un görev süresini uzattı ve askeri gücünü artırdı.

BM Antlaşmasının 7. Bölümü uyarınca, Konsey kurulduğundan bu yana ilk defa İturi ve Güney Kuvi eyaletlerindeki görevlerini yerine getirmesi için kuvvet de dahil olmak üzere tüm gerekli yollara aynı anda başvurdu. Ayrıca ülkenin doğusundaki tüm yabancı ve Kongolu silahlı gruplara silah ambargosu uyguladı.  MONUC’a, şiddet tehdidi altındaki sivilleri ve insani yardım çalışanlarını, BM personelini ve tesislerini korumak, MONUC personelinin özgürce hareket etmesini temin etmek, ve insani yardım için gerekli olan güvenlik şartlarını yükseltmek için gereken tüm önlemleri alması konusunda tam yetki verildi.

Sorumluluğun 5 Eylül 2003 tarihinde IEMF’den MONUC’a devredilmesinden sonra, yaklaşık 2.500 BM barışgücü askeri Bunya’ya yerleşti.  Sonraki altı ayda, MONUC İturi Tugayı’nın sayısı 4.500’e çıkarıldı ve varlığı Bunya dışındaki yedi noktaya genişletildi. Bu istikrarlı varlığa rağmen, İturi’deki şiddet devam etti. 2004 yılı Şubat ayında MONUC konvoyunun milis güçler tarafından pusuya düşürülmesiyle bir BM askeri gözlemcisi hayatını kaybetti.  28 Ekimde, DRC’nin doğal kaynaklarına yapılan talanı soruşturan BM paneli, bu yasadışı talanın çatışmayı devam ettiren grupların ana finansman kaynağı olduğunu rapor etti. Güvenlik Konseyi, bu uygulamayı kınadı.

Orta Afrika Cumhuriyeti: Orta Afrika Cumhuriyetindeki çatışmalar, askerlerin 1990’ların ortalarında bir dizi ayaklanma girişimiyle başladı. Eski sömürge gücü olan Fransız askerlerinin ve daha sonra Afrika Çokuluslu Gücü’nün (MISAB) müdahalesini takiben 1998 yılında  BM, başkent Bangui’nin güvenliğinin arttırılmasına yardım etmek amacıyla Birleşmiş Milletler Orta Afrika Cumhuriyeti Misyonu (MINURCA) adı altında bir barışgücü oluşturdu. Birleşmiş Milletler daha ayrıca bir yıl sonra yapılan seçimler için destek verdi. 2000 yılı Şubat ayında MINURCA’nın geri çekilmesini takiben Birleşmiş Milletler Orta Afrika Cumhuriyeti Barışın İnşası Bürosu kuruldu.

Fakat kargaşa devam etti. 2001 yılı Mayıs ayındaki askeri darbe girişimi engellendi. İki yıl sonra, 2003 yılı Mayıs ayında, General François Bozizé askeri darbe yaparak Başkan Ange Félix Patassé’yi görevden indirdi ve iktidarı ele geçirdi. Güvenlik Konseyi, Bangui yetkililerinin mümkün olan en kısa zamanda seçime gitmeleri için takvim belirlemek de dahil olmak üzere ulusal bir diyalog oluşturmak için plan yapmaları gerektiğini vurgulayarak darbeyi kınadı.

Haziran ayı sonunda, BM Genel Sekreteri, ülkedeki yeni yönetimin ulusal diyalog sürecini başlattığını ve bunu anayasa referandumu ve daha sonra da 2005 yılı Ocak ayında anayasal düzene geçişle sonuçlanacak olan 2004 yılı genel seçimlerinin takip edeceğini rapor etti. Hükümet, tüm siyasi kesimleri ve sivil toplumu geçiş sürecine dahil etmeye karar verdi ve ulusal uzlaşma diyaloğu başlamış oldu.  2003 yılı Ekim ayında Genel Sekreter, görüşmelere hakim olan bu “açık, bağışlayıcı ve anlayışlı” ruhu memnuniyetle karşıladı.

Bu sırada BONUCA’nın görev süresi; hükümetin ulusal diyalog vasıtasıyla anayasal düzeni koruma çabalarına destek vermek ve genel seçimlere ortam hazırlayan geçiş döneminde hukukun üstünlüğünün sağlanması için ulusal kalkınmanın güçlendirilmesine yardım etmek için uzatıldı.

Batı Afrika
Genel Sekreter Batı Afrika Özel Temsilciliği:  Birleşmiş Milletler misyonu 2001 yılı Mart ayında Batı Afrika’da 11 ülkeyi ziyaret etti. Batı Afrika ülkelerinin karşı karşıya kaldığı ağır ve birbirine bağlı siyasi, ekonomik ve sosyal sorunların ancak Birleşmiş Milletler ve onun ortaklarının da yer aldığı bölgesel stratejisinin oluşturulması sayesinde çözülebileceği sonucuna varıldı.  2001 yılı Kasım ayında Genel Sekreter bu tür bir birleşme yaklaşımını desteklemek için Batı Afrika Özel Temsilciliğini kurmaya karar verdi. Merkezi Dakar’da bulunan büro 2002 yılı Eylül ayında faaliyet göstermeye başladı.

Temsilcilik, bölgesel örgütlerle irtibata geçmek suretiyle ve Birleşmiş Milletlere bölgenin kalkınmasında büyük öneme sahip olan unsurları rapor ederek Batı Afrika ülkelerinde iyi niyet misyonunu sürdürmektedir.

Özel temsilci aynı zamanda Nijerya ve Kamerun Başkanlarının talebi üzerine Genel Sekreter tarafından iki ülke arasındaki sınırlar hakkında Uluslararası Adalet Divanı’nın verdiği kararların tüm yönleriyle uygulanışını izlemek üzere kurulan Kameron-Nijerya Karma Komisyonu’nun başkanıdır.

Kameron ve Nijerya arasındaki ilişkiler, Çad Gölünden Bakassi yarımadasına kadar uzanan 1600 kilometrelik kara sınırı ve Gine Körfezinden geçen deniz sınırı ile ilgili ihtilaflardan dolayı bir süredir gergindi. Petrol bakımından zengin olan topraklar, deniz rezervleri üzerindeki haklar ve yerel nüfus ile ilgili konular gerginliğin bir parçasıydı. 1993 yılında Nijerya askerlerinin 1000 kilometre karelik Bakassi Yarımadasında konuşlanması üzerine gerilim askeri ihtilafa dönüştü.  1994 yılında Kameron, sınır anlaşmazlığını Uluslararası Adalet Divanına taşıdı. 

Mahkeme kararını 10 Ekim 2002 tarihinde verdi ve Karma Komisyon ilk toplantısını Aralık ayında gerçekleştirdi. İstikrarlı bir ilerleme ortamı yaratan toplantılar Yaoundé (Kamerun) ve Abuja (Nijerya) arasında sırayla iki ayda bir yapıldı. 2004 yılı Nisan ayında Ortak Komisyon, kara sınırı üzerindeki hakimiyetin Kamerun’a devredilmesinin 15 Haziran ve 15 Temmuz tarihleri arasında gerçekleşmesine karar verdi. Bakassi Yarımadasından geri çekilme ve yetkinin Kameron’a devredilmesi ise 15 Temmuz – 15 Eylül arasında gerçekleşti.

Fildişi Sahilleri. 1999 yılı Aralık ayında, General Robert Guei önderliğindeki bir grup subay ve asker 1993 yılı Aralık ayında iktidara gelen Başkan Konan Bedié’nin yönettiği Fildişi Sahilleri’nin anayasal hükümetini devirdi. Yeni başkanlık seçimleri 2000 yılı Ekim ayında yapıldı. Seçimlerde, Fildişi Halk Cephesi lideri Laurent Gbagbo karşısında yenildiğini fark eden Guei, seçim sonuçlarının aksi yönde olmasına rağmen 23 Ekim’de zafer ilan etti. Cumhuriyetçi Demokrat Parti lideri Alassane Ouattara’nın, altı ay önce kabul edilen yeni ve tartışmalı Anayasa maddeleri gereğince seçimlere katılması engellendi.

Binlerce insanın Guie’ya karşı protesto gösterisi yapması üzerine, Gbagbo kendini başkan ilan etti ve Guei ülkeden kaçtı. Başkent sokaklarında Gbagbo ve Ouattara destekçileri ve güvenlik güçleri arasındaki şiddetli çatışmalar birbirini izledi. Yüzlerce insan öldü.  Genel Sekreter tarafından kurulan bağımsız soruşturma komisyonu daha sonra güvenlik güçlerinin protestoları zor kullanarak bastırdığı ve ölüme yol açtığı kararına vardı.

Başkan Gbagbo 2002 yılı Ağustos ayında yeni ve geniş tabanlı bir hükümet kurdu.  Eski Başbakan Seydou Diarra başkanlığında 2001 yılı Ekim ayında başlatılan uzlaşma sürecine rağmen gerginlikler devam etti. 19 Eylül 2002 tarihinde bir grup küskün asker darbe girişiminde bulundu ve ülkenin kuzey bölümünü işgal etti. 29 Eylül’de Akra’da toplanan Batı Afrika Devletleri Ekonomik topluluğu Zirvesi (ECOWAS), Fildişi sahillerindeki krize dikkat çekmek için barış gücü ve altı üyeli irtibat grubu kurmaya karar verdi. Asi Fildişi Sahilleri Vatansever Hareketi ve hükümet 17 Ekimde ateşkes anlaşması imzaladı ve ECOWAS güçleri gözlem yapmak üzere bölgeye sevk edildi.

Darbe girişimi sonucu hükümetin ülkenin güneyini; MPCI’ın kuzey ve kuzey doğusunu; 2002 yılı Kasım ayında ortaya çıkan Büyük Batı Halk Hareketi ve Barış ve Adalet Hareketi adındaki diğer iki asi grubun batı bölgelerini kontrol altına almasıyla, ülke fiilen bölünmüş oldu. Çatışmalar insanların kitleler halinde ülke içinde yerlerinden olmalarına ve komşu ülkelere kaçmalarına yol açtı.

ECOWAS’ın önderliğinde 2002 yılı sonlarında başlayan görüşmelerin çıkmaza girmesi ardından, hükümet ve asi güçler 15-23 Aralık 2003 tarihleri arasında Fransa’nın Linas - Markosis şehrinde bir araya geldi.  Çatışma yaratan konuları işaret eden ve ulusal uzlaşma neticesinde bir hükümetin kurulmasına vesile olan bir barış anlaşması imzalandı. 11 Ocak’ta MPIGO ve MJP, hükümet ile ateşkes anlaşması imzaladı.

Güvenlik Konseyi, 4 Şubat’ta, Fildişi Güçlerini bir an önce Linas-Markosis Anlaşmasını uygulamaya çağıran 1464 (2003) sayılı kararı aldı. Ayrıca, ECOWAS güçlerine ve onları destekleyen Fransız güçlerine, güvenliklerini ve hareket özgürlüklerini temin etmeleri ve harekat bölgelerindeki sivilleri korumaları için BM Anlaşmasının VII. Bölümü uyarınca yetki verdi. Genel Sekreter, 7 Şubat’ta Albert Tevoedjre’yi Fildişi Sahili özel temsilcisi olarak atadı.

Başkan Gbagbo, Linas-Markosus anlaşmasının dışına çıkmadan 13 Mart’ta Seydou Diarra’nın Başbakanlığında genişletilmiş yetkileri olan ulusal bir uzlaşı hükümeti kurdu.  Savunma ve Ulusal Güvenlik Bakanlığına atanacak kişiler oldukça hassas bir konuydu ve  ulusal güvenlik konseyi tarafından belirlendiler. Fildişi sahilleri Ulusal Silahlı Güçleri (FANCI) ve MPCI, MJP ve MPIGO’dan oluşan Genç Güçler tüm ülkeyi kapsayan ve Fransız ve ECOWAS güçlerinin bölgede güvenliği sağlamak için batıya sevk edilmesine izin veren ateşkes anlaşmasını imzaladılar.

Güvenlik Konseyi, 13 Mayıs 2003 tarihinde aldığı 1479 sayılı karar ile Linas- Markosus Anlaşmasının hayata geçirilmesini kolaylaştırma görevini üstlenen 76 askeri irtibat bürosu, bir sivil unsurdan oluşan Birleşmiş Milletler Fildişi Sahilleri Misyonu’nu (MINUCI) kurdu; fakat Kasım ayına gelindiğinde barış sürecinin ciddi zorluklarla karşı karşıya olduğu görüldü.

Geçici hükümeti, göreve gelmesinin hemen ardından Linas- Markosus anlaşması kapsamında başlattığı savunma ve güvenlik birimlerinin yeniden yapılandırılması çalışmalarında başarısız oldu. Eylül ayında, kuzey eyaletlerinde kontrolü ele geçiren Genç Kuvvetler, Başkan Gbagbo’nun güvenlik ve savunma bakanlarını tanımadıklarını açıkladılar. Genç Güçler ateşkes anlaşmasına imza atan diğer 6 tarafla birlikte, Başkan Gbagbo’yu ulusal uzlaşı hükümetine yeterli yetkiyi vermemekle suçladılar.

Mevcut bunalım öncesinde Fildişi Sahilleri, Batı Afrika’nın önde gelen ekonomisi ve hoşgörü ışığı olarak anılmaktaydı. Fakat 2003 yılı Kasım ayında Güvenlik Konseyi, barış sürecinin askıya alınmasından duyduğu ciddi rahatsızlığı dile getirdi. Ayrıca, Ekim ayında muhaliflerin kontrolündeki bölgede BM personeline düzenlenen saldırıları, Fransız bir gazetecinin hükümetin kontrolündeki Abidjan’da öldürülmesini kınadı. O yılın sonunda, Birleşmiş Milletler Acil Yardım Koordinatörü, ülkedeki yükselen tansiyon ve yeni olası bir çatışmanın siviller üzerinde yaratacağı etki hakkındaki endişelerini dile getirdi.

Bu duruma cevaben Güvenlik Konseyi, Genel Sekreter’e 4 Nisan’dan itibaren geçerli olmak üzere Birleşmiş Milletler Fildişi Sahilleri Harekatı’nın (UNOCI) kurulması ve MINUCI ve ECOWAS’ın yetkilerinin UNOCI’ye devredilmesi talimatını verdi. Ayrıca Fransız güçlerine, 6,240 askeri personel kapasitesi bulunan UNOCI’ye destek vermek için gerekli tüm yolları kullanma yetkisi verdi.

UNOCI, Fransız güçleriyle eşgüdüm içinde çalışarak 2003 Mayıs ayında sağlanan ateşkesinin anlaşmasının uygulanışını ve silahlı grupların hareketlerini gözlemlemek ve izlemek, silahsızlandırma, çatışan grupların dağıtılması, topluma kazandırılması, mültecilerin ülkelerine geri dönmesinin sağlanması ve yerleştirilmesine yardım etmek, BM personelini, kurumları ve sivilleri korumak, insani yardım çalışmalarına ve barış sürecine destek sağlamak ve insan hakları, kamuoyunun bilgilendirilmesi, hukuk ve yasalara destek vermekle görevlendirildi.

Liberya:  Sekiz yıllık iç savaşın ardından 1997 yılında Liberya’da demokratik yolla seçilmiş bir hükümet ve Birleşmiş Milletler Liberya Barışın İnşası Destek Bürosu (UNOL) kuruldu.  Fakat siyasi istikrarsızlık ve güvensizlik devam etti ve 1999 yılında hükümet güçleri ve asi Uzlaşma ve Demokrasi için Birleşmiş Liberyalılar (LURD) grubu arasında çatışma başladı. Çatışma 2003 yılı başlarında, batı bölgesinde Liberya’da Demokratik Hareket (MODEL) adlı yeni silahlı bir grubun ortaya çıkmasıyla yayıldı ve şiddetlendi.  2003 yılı Mayıs ayında, asi güçler ülkenin yüzde 60’ını kontrol altına aldı. Binlerce insanın evlerinden olmasıyla insani durum çok vahim bir hal aldı.

Liberya başkanı Charles Taylor 2003 yılı Nisan ayında Liberya Uluslararası İrtibat Grubunun iki yardımcı başkanını, hükümetin asi güçlerle şartsız olarak ateşkes masasına oturacağı konusunda bilgilendirdi. 4 Haziran’da tarafların Gana’nın başkenti Akra’da ECOWAS sponsorluğundaki barış görüşmeleri için toplanmasıyla, BM destekli Sierra Leone Özel Mahkemesi, Başkan Taylor’ı Sierra Leone’de on yıl süren iç savaşta savaş suçundan suçlu bulduğunu açıkladı ve tutuklanması için uluslararası emir çıkardı. Başkan Taylor, konferansı işaret ederek, eğer barış sürecini kolaylaştıracaksa konferanstan ayrılabileceğini söyledi.

Ancak iki hafta sonra, görüşmelere katılan Liberya hükümeti temsilcileri, LURD ve MODEL; 30 gün içinde kapsamlı bir barış anlaşmasına varmak için görüşmelerin bir an önce başlamasına vesile olan ve Başkan Taylor’ın olmadığı bir geçiş hükümeti kurma çağrısı yapan ateşkes anlaşmasını imzaladı. Liberya’nın başkenti Monroviya’nın sokakları haberlerin duyulması ardından vatandaşların sevinç gösterilerine sahne oldu. Birkaç gün sonra İsviçre, Özel Mahkeme’nin talebi üzerine Başkan’ın birçok kişisel ve şirket hesaplarını dondurduğunu açıkladı.

Anlaşmalara rağmen Monroviya’daki çatışmalar devam etti ve yüzlerce masum sivil hayatını kaybetti. Genel Sekreter 28 Haziran Güvenlik Konseyi'ni olası toplu felaketin yaşanabileceği konusunda uyardı ve  bölgeye çok uluslu güç sevk edilmesini istedi.  7 Temmuz’da, Akra’da devam eden görüşmelerde Başkan Taylor, görevinden istifa etme ve Liberya’yı terk etme niyetini açıkladı. Birkaç gün içinde Genel Sekreter, BM Bosna Herksek Misyonu’nun eski başkanı Jacques Paul Klein’ı Liberya özel temsilcisi olarak atadı.

Diplomatik ve siyasi çalışmalar yoğunlaştı. 23 Temmuz’da, Monroviya’yı ateş altında bırakan havan atışlarıyla yüzlerce aç ve korkmuş mülteci, güvende olmak için BM binalarına sığınmaya çalıştı. ECOWAS, 1000 askerlik öncü kuvvetini 1,500’e çıkararak bölgeye sevk etmeye karar verdi.  Varışlarıyla birlikte, Başkan Taylor ülkeyi terk edecek ve ABD ve diğer ülkelerden BM misyonu için takviye birlik gelecekti.

Başkan Taylor 11 Ağustos’ta görevinden istifa etti ve Nijerya’ya sürgüne gönderildi. Yerine geçici hükümetin başkanı olarak, Başkan yardımcısı Moses Blah geçti. Birkaç gün sonra, Genel Sekreter özel temsilcisi Akra görüşmelerinde, taraflar arasında, kontrolleri altındaki bütün bölgelere insani yardımın özgürce ve sorunsuz geçişini ve uluslararası yardım çalışanlarının güvenliğini temin eden barış anlaşmasının imzalanmasını garanti altına aldı. Hükümet, LURD ve MODEL ayrıca ECOWAS, Afrika Birliği ve Birleşmiş Milletler’den Jacques Paul Klein’in tanıklık ettiği kapsamlı bir barış anlaşması imzaladı.

19 Eylülde Güvenlik Konseyi, 1 Ekimde ECOWAS’dan görevi devralacak 15.000 askeri personel ve 1.000’in üzerinde sivilin çalıştığı Birleşmiş Milletler Liberya Misyonu’nu (UNMIL) kurdu. Ateşkesin gözlemlenmesi, tüm silahlı tarafların silahlarını bırakmalarına, terhis edilmelerine, yerlerinden edilenlerin yeniden birleşme ve yurda geri dönmesine yardım edilmesi, kilit hükümet kurumları ve hayati öneme sahip alt-yapı alanlarında güvenliğin tesis edilmesi; BM personelinin, tesislerinin ve sivilleri korunması ve mülteciler ve yerlerinden edilen insanlara yardım edilmesi gibi hassas konular UNMIL’in görev alanına giriyordu.  UMNIL 2005 yılı Ekim ayında özgür ve adil seçim yapma fikriyle kurumlarını güçlendirmek için geçiş hükümetinin strateji geliştirmesine yardım etmekle görevlendirildi.

3,500 ECOWAS askeri mavi kask takarak BM komutası altına girdi. 15.000 askerin ilk bölümü UNMIL tarafından sevk edildi. İki haftadan kısa bir süre içinde, hükümet ve asi liderler, Monroviya’yı “silahtan arındırılmış bölge” ilan etti. 14 Ekim'de, Liberya ulusal geçiş hükümeti kuruldu ve Başkan Gyude Bryant tarafından yönetilmeye başlandı. 17 Ekim’de eski Başkan Blah, çok sayıdaki silahı “daha fazla silah istemiyoruz” diyerek BM barış gücüne devretti. Genel Sekreter özel temsilcisi 7 Kasım’da, UNMIL altyapı projesinin bir parçası olarak Monroviya için 220.000 ABD dolarlık yol yapım projesini başlattı.

13 Kasımda UNMIL, Gine ve Fildişi Sahillerindeki sınır bölgelerinde yaşanan ateşkes ihlallerine hava ve kara devriyesini arttırarak karşılık verdi.  17 Kasım’da UNMIL, resmen 1 Aralık’ta başlayan DDRR hakkında yoğun bir bilgilendirme kampanyasına başladı. 8.000’den fazla eski savaşçı, bazı ayarlamalar için sürecin geçici olarak askıya alındığı 14 Aralık’a kadar silahlarını bıraktı. UNHCR’ye göre 40.000 dolayında eski savaşçı terhis edilmek ve 14 yıllık savaştan sonra yeniden sivil hayata entegre edilmek için bekliyordu.

UNMIL, ülkede büyük ölçüde istikrarın sağlandığını ve tahmini olarak 53.000 eski savaşçının yüzde 70’inin çoktan silahlarını bıraktığını belirterek barış sürecinin “tamamen yolunda” gittiğini rapor etti.

Gine-Bissau: Ulusal birlik hükümeti Gine Bissau’daki çatışmaları takiben Şubat 1999’da resmen kuruldu. Mart ayında Birleşmiş Milletler, barışı, demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü korumak ve pekiştirmek için uygun ortam hazırlamaya yardım etmek, seçimlerin özgür ve şeffaf bir şekilde yapılmasını kolaylaştırmak için Birleşmiş Milletler Gine-Bissau Barış Destek Bürosunu (UNOGBIS) kurdu. Büro, ulusal uzlaşmanın sağlanmasına ve demokratik kurumların güçlenmesine yardım etti. Fakat Mayıs ayında barış anlaşması bozuldu; çatışmalar kaldığı yerden devam etti ve asi birlikler Başkan Joao Bernardo Vieira’yı devirdi. Kasım 1999’daki ve Ocak 2000’deki parlamento ve başkanlık seçimlerini takiben geçiş hükümeti yönetimi yeni Başkan Koumba Yala başkanlığındaki sivil hükümete devretti.

Birleşmiş Milletler Destek Bürosu’nun geçiş döneminde yeni hükümete yardım etmeye devam etmesine rağmen barışın ve ekonomik canlılığın sağlamlaştırılması ülke içindeki siyasi istikrarsızlık nedeniyle baltalandı; bu da mali katkı sağlayan ülkelerin verdikleri desteği sınırlamalarına neden oldu.

Kötü ekonomik durum toplumsal gerginliğin artmasına neden oldu. 2002 yılı Kasım ayı sonlarında Başkan Yala,  yeni bir “muhafız hükümeti” atayarak Ulusal Meclis'i feshetti. 2003 yılı Mayıs ayı olarak planlanan parlamento seçimleri art arda ertelendi. Nihayet, 14 Eylül 2003 tarihinde kansız bir darbe ile devrildi.

Yeni Başkan 18 Kasım’da hükümetinin memurlara borçlandığı maaşların ödenmesine yardım etmesi için Güvenlik Konseyi’ne başvurdu. Önceki hükümet maaşları ödeyememiş; öğretmenlerin, sağlık çalışanlarının ve diğer hükümet görevlerinin dalga dalga greve gitmesine ve 14 Eylül darbesine neden olmuştu. Konsey 19 Aralık’ta Guinea Bissau’ya acil yardım yapılmasını kabul etti. Hükümete sosyal hizmetlerine kaldığı yerden devam etmesi için UNDP idaresinde acil fon verildi.
 
Sierra Leone. Birleşmiş Milletler, Sierra Leone ile ilgilenmeye 1995 yılında Genel Sekreter’in buraya iç savaşta arabuluculuk yapmak üzere özel bir temsilci atamasıyla başladı. Birleşmiş Devrim Cephesi (RUF) 1991 yılında hükümeti devirmek için ülkenin doğusunda çatışma başlattı. Nijerya ve Gine birliklerinin desteğiyle Sierra Leone ordusu hükümeti bölgeyi korumaya çalıştı, fakat 1992 yılında ordunun kendisi darbe yaparak hükümeti devirdi. İktidarın değişmesine rağmen RUF saldırılarına devam etti.

OAU ve Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) ile işbirliği içinde çalışan özel temsilci, uzlaşmaya varılması ve yeniden sivil yönetime dönülmesi konusunda anlaşmayı tesis etti. Seçimler 1996 yılında yapıldı ve ordu, yönetimi seçimleri kazanan Ahmad Tejan Kabbah’a verdi. Fakat RUF seçimlere katılmadı ve saldırılara devam etti. Özel temsilci, hükümet ve RUF arasında 1996 Abidjan Barış Anlaşması yapılmasına yardım etti; fakat bu girişim askelerin RUF ile birlikte darbe yaparak cunta hükümeti kurmasıyla son buldu. Başkan Kabbah ve hükümeti, Gine’ye sürgüne gönderildi. Güvenlik Konseyi, petrol ve silah ambargosu uyguladı ve ECOWAS’ı, ECOMOG izleme birliklerini kullanarak ambargonun uygulanmasını temin etmekle yetkilendirdi.

EOMOG, 1998 yılında cunta taraftarlarının saldırılarına karşılık cunta yönetiminin yıkılmasıyla sonuçlanan askeri bir saldırı başlattı. Başkan Kabbah göreve döndü ve Güvenlik Konseyi ambargoyu kaldırdı. Konsey Haziran ayında güvenlik durumunu ve savaşçıların silahsızlandırılması ile güvenlik güçlerinin yeniden yapılandırılması çabalarını izleyen Birleşmiş Milletler Sierra Leone Gözlemci Misyonu’nu kurdu. ECOMOG korumasındaki silahsız UNOMSIL ekibi sivillere yapılan gaddarlıkları ve insan hakları suçlarını belgeledi.

Asi ittifakın ülkenin yarısından çoğunu kontrol altına almasıyla çatışma devam etti. İttifak, 1999 yılı Ocak ayında Başkent Freetown’u geri almak için yaptığı saldırıda şehrin büyük bir bölümünü istila etti.  Tüm UNOMSIL personeli tahliye edildi; fakat özel temsilci ve baş askeri gözlemci taraflarla irtibat halinde kalarak ve gelişmeleri izleyerek görevlerine devam etti. O ayın sonunda ECOMOG birlikleri Freetown’u geri aldı ve sivil hükümeti yeniden kurdu. Savaş yaklaşık 700.000 insanın ülke içinde evlerinden ayrılmalarına ve 450.000 kişinin mülteci olarak komşu ülkelere göç etmesine neden oldu.

Özel temsilci Batı Devletlerine danışarak asilerle görüşme kapılarını açmak için diplomatik çabalara başladı.  Hükümet ve asiler arasındaki görüşmelerden sonra savaşa son vermek ve ulusal birlik hükümeti kurmak için Temmuz ayında Lomé Barış Anlaşması imzalandı.

Güvenlik Konseyi ocak ayında UNOMSIL’i, tarafların anlaşmayı yürürlüğe koymasına, silahsızlandırmaya, yaklaşık 45.000 savaşçının terhis edilmesine ve topluma yeniden entegrasyonuna yardım etmek için Birleşmiş Milletler Sierra Leone Misyonu’nu (UNAMSIL) kurdu.  Şubat 2000’de ECOMOG birliklerinin geri çekilebileceğinin açıklanmasından sonra UNAMSIL’in gücü 11.000 askere çıkarıldı.

Fakat Nisan ayında, eski savaşçıların silahlarını bırakmaya razı olmasından sonra RUF üyeleri BM güçlerine saldırdı. 4 barış gücü askeri öldürüldü ve yeniden başlayan çatışma ortasında yaklaşık 500 BM personeli RUF güçlerince rehin alındı. Sierra Leone hükümeti ile ikili anlaşma çerçevesinde hizmet veren İngiliz Birlikleri Mayıs ayında başkent ve hava alanında güvenliği sağladı. Ayrıca polise RUF lideri Foday Sankoh’un yakalanmasında yardım etti. O ayın sonunda, BM rehinelerinin yarısına yakını serbest bırakıldı. Güvenlik Konseyi, barışı koruması için UNAMSIL’in gücünü 13.000 askere çıkardı. Temmuz ayında UNAMSIL, geri kalan rehineleri kurtarmak için harekat düzenledi. Güvenlik Konseyi Ağustos ayında savaş suçlarından sorumlu olanları yargılamak için özel bir mahkeme kurma hazırlığına başladı.

Birleşmiş Milletler, 2001 yılından beri Sierra Leone’daki barışı koruma görevinde istikrarlı bir şekilde ilerleme kaydetti. UNAMSIL, Kasım ayında tüm ülkede konuşlanmayı tamamladı ve Ocak 2002’de silahsızlanma süreci tamamlandı. Tüm taraflardan toplam 57.000 savaşçı başkanlık ve parlamento seçimlerinin önünü açarak silahlarını bıraktı ve terhis edildi.

UNAMSIL 2002 yılı Mayıs ayındaki seçimlerin ardından ülke içindeki devlet hakimiyetinin artmasını kolaylaştırarak barışı pekiştirmesine, eski savaşçıların topluma yeniden entegrasyonunun sağlanmasına  - 2003 yılı Haziran ayı itibariyle 46.900 eski savaşçı kısa dönem entegrasyon projelerinden yararlandı -  ve ülke içinde evlerinden ayrılmaya zorlananların ve geri dönenlerin yeniden iskanına yardım etmeye başladı.  Ülke içinde yerlerinden olan insanların  ikamet işlemi 2002 yılı Aralık ayında tamamlandı. Sierra Leone mültecilerinin geri dönüşü daha uzun zaman aldı. Güven ve Uzlaşma Komisyonu ve Sierra Leone Özel Mahkemesi 2002 ortalarında göreve başladı.

Etiyopya-Eritre

Etiyopya’da 1991 yılında askeri hükümetin yıkılmasıyla birlikte Eritre Halk Kurtuluş Cephesi (EPLF), geçici bir hükümet kurulması ve Eritre halkının Etiyopya’daki statüsünü göz önünde bulundurarak kendi kaderini tayin için bir referandum yapılmasını istedi. 1992 yılında referandum komisyonu başkanı, Birleşmiş Milletleri referandum sürecini izlemeye davet etti.

Genel Kurul, 1993 referandumunun organize edilmesi ve yapılmasını gözlemleyen Birleşmiş Milletler Eritre Referandum Kontrolü Gözlem Misyonunu (UNOVER) kurdu.  Seçmenlerin yüzde 90’ının bağımsızlık lehine oy vermesinden kısa süre sonra Eritre bağımsızlığını ilan etti ve Birleşmiş Milletler’e katıldı.

Etiyopya ve Eritre arasında 1998 yılı Mayıs ayında sınır anlaşmazlığı çıktı.  Güvenlik Konseyi, düşmanlığa bir son verilmesini istedi ve sınırın çizilmesinde teknik destek vermeyi teklif etti. Genel Sekreter, ABD ve Ruanda’nın arabuluculuk çabalarına bir şans vermek için çatışmaya son verilmesi çağrısında bulundu. Sonunda OUA arabuluculuğun önderliğini yaptı. 2000 yılı Mayıs ayında Güvenlik Konseyi iki ülkeye ambargo uygulamaya başladı.

OAU nezaretindeki dolaylı görüşmelerden sonra Haziran ayında, Cezayir’de çatışmaları sona erdiren bir anlaşma yapıldı. Güvenlik Konseyi söz konusu anlaşmanın uygulama konmasına  yardım etmek için, Temmuz ayında her iki başkente irtibat subayları ve sınıra askeri gözlemci göndererek Birleşmiş Milletler Etiyopya-Eritre Misyonu’nu (UNMEE) kurdu. Güvenlik Konseyi, Eylül ayında düşmanlığın kesilmesini izlemek ve iki tarafın üzerinde anlaştığı güvenlik taahhütlerini gözlemlemek üzere 4.200 askeri personel gönderilmesine karar verdi.

Barış güçlerinin gelişiyle Etiyopya ve Eritre güçleri yeniden konuşlandı ve geçici güvenlik bölgesi (TSZ) oluşturuldu. UNMEE, bu bölgede devriye gezmek ve izlemekle görevlendirildi. UNMEE ayrıca, Askeri Eşgüdüm Komisyonu’na başkanlık etme, TSZ ve çevredeki mayın temizleme çalışmalarına teknik destek verme ve bunları koordine etme ve BM ve diğer örgütlerin insani yardım ve insan hakları çabalarını koordine etmekle yetkilendirildi.
Taraflar, Cezayir’in yardımıyla farklılıklarını müzakere etmeye devam etti ve 2000 yılı Aralık ayında askeri düşmanlığa kalıcı çözüm getiren ve savaş mahkumlarının serbest bırakılmasını sağlayan bir barış anlaşması imzalandı. 2002 yılı Nisan ayında, beş üyeli Tarafsız Sınır Komisyonu, sınırın çizilmesi konusunda nihai ve bağlayıcı bir karar verdi. Güvenlik Konseyi, bu kararın uygulanışına yardım etmek için UNMEE’nin görevini yeniden düzenledi.

Askeri durum 2003 yılında genelde istikrarlıydı; fakat Etiyopya’nın Sınır Komisyonu’nun tavsiyelerini reddetmesi yüzünden barış süreci kritik bir döneme girdi.   Taraflar genel olarak geçici güvenlik bölgesinin bütünlüğüne saygı gösterdi; ilk basamak sınır çizme sürecini başlattı; fakat bazı saldırılar rapor edildi. Olaylar Eritreli bir milisin ölümüyle sonuçlanan çatışmaya kadar uzandı. Yıl boyunca iki ülke arasındaki doğrudan diplomatik irtibatın bulunmaması her barış süreci için hayati öneme sahip olan normal ikili ilişkilerin kurulmasını engelledi. Genel Sekreter ve özel temsilcisi iki ülkeyi diplomatik diyalog başlatmaları konusunda uyardı. Eylül ayında Güvenlik Konseyi taraflara sınırın belirlenmesi hususunda ilerleme kaydedilebilmesi için gerekli şartları oluşturma çağrısı yaptı.
Sınır anlaşmazlığı çözümünde bir ilerleme kaydedilmemesinden endişe duyan Genel Sekreter 30 Ocak 2004 tarihinde her iki tarafa iyi niyetini sundu ve Kanada eski Dışişleri Bakanı Lloyd Axworthy’i Etiyopya-Eritre özel elçisi olarak atadı.

Amerika

Birleşmiş Milletler, en zor ve başarılı barış çabalarını verdiği Orta Amerika bölgesine barış getirmede etkili olmuştur.

Kosta Rika, El Salvador, Honduras ve Nikaragua’nın bölgenin başına bela olan sorunları çözmek, demokratik seçimleri yapabilmek, demokratikleşme ve diyalogu başlatabilmek için yaptığı çağrı üzerine BM 1989 yılında bölgede çalışmalara başlamıştır. Güvenlik Konseyi, milis ve asi güçlere yardımın kesilmesi ile ilgili taahhütlere uyulup uyulmadığını kontrol etmek ve hiçbir ülkenin bölgenin başka bir ülkeye saldırılar için kullanmasına izin vermemesi için Birleşmiş Milletler Orta Amerika Gözlem Grubu’nu (ONUCA) kurdu.

Nikaragua:  Söz konusu beş ülke Nikaragua’daki direniş hareketinin dağıtılması hususunda anlaştı ve ayrıca Nikaragua hükümeti, uluslararası ve Birleşmiş Milletler gözetiminde seçimlere gideceğini açıkladı. Birleşmiş Milletler Nikaragua Seçim Gözlem Grubu (ONUVEN), bağımsız bir ülkede BM adına ilk kez seçimlerde gözlemcilik yapmış oldu. ONUVEN’in başarısı “kontraların” gönüllü olarak 1990 yılında ONUCA’nın denetiminde silah bırakması için ortam yarattı.

El Salvador: El Salvador’da Genel Sekreter ve özel temsilcisinin yürüttüğü müzakereler sayesinde, 12 yıl içinde 75.000 kişinin hayatını mal olan çatışmaların bitmesini sağlayan barış anlaşması 1992 yılında imzalandı. Birleşmiş Milletler El Salvador Gözlem Misyonu (ONUSAL), eski savaşçıların terhis edilmesini, tarafların insan hakları konusunda verdikleri taahhütlere uyumunu ve barış anlaşmasını izledi. ONUSAL ayrıca, iç savaşa neden olan unsurlarla başa çıkmak için adli reformlar ve yeni sivil polis gücünün kurulması gibi gerekli olan reformların yapılmasına yardım etti.

Guatemala: Hükümet ve Guatemala Ulusal Devrim Birliği (URNG)’nin isteği üzerine Birleşmiş Milletler, 1991 yılından başlayarak 30 yıl süren ve yaklaşık 200.000 insanın ölümü ve kaybolmasıyla sonuçlanan iç savaşı bitirme amacıyla yapılan görüşmelere destek vermeye başladı. Taraflar,1994 yılında Birleşmiş Milletlere, varılan tüm anlaşmaları denetleme ve insan hakları misyonu kurma imkanı tanıyan barış anlaşmasını imzalama kararı aldı. Genel Kurul, Birleşmiş Milletler Guatemala İnsan Hakları Denetleme Misyonu’nu (MINUGUA) kurdu.

Ateşkes 1996 yılında yapıldı ve Orta Amerika’nın son ve en uzun çatışmasına son veren barış anlaşması imzalandı.  36 yıl sonra ilk kez bölgede barış sağlandı. Birleşmiş Milletler teşkilatları, bölgedeki çatışmanın sosyal ve ekonomik köklerine dikkat çekerken MINUGUA da anlaşmalara uyumu denetlemek için ülkede kaldı.

Haiti:  “Ömür Boyu Başkan” Jean-Claude Duvalier ve bir dizi kısa ömürlü hükümetin ayrılışını takiben 1990 yılında Haiti geçici hükümeti, Birleşmiş Milletler’den o yıl seçimlerinde gözlemcilik yapmasını istedi. Birleşmiş Milletler Haiti Seçimlerini Denetlenmesi için Gözlem Grubu (ONUVEH),  Jean-Bertrand Aristide’in başkan olarak seçildiği seçimlerin hazırlığını ve yapılışını gözlemledi. Fakat 1991 yılındaki askeri darbe demokratik düzene son verdi ve Başkan sürgüne gönderildi.

Genel Kurul’un isteği üzerine Genel Sekreter, aynı zamanda OAS tarafından özel bir elçiyi Haiti’ye atadı. Gittikçe kötüleşen duruma karşılık olarak ortak bir Birleşmiş Milletler/OAS misyonu olan Uluslararası Haiti Sivil Misyonu (MICIVIH) insan haklarının durumunu izlemek ve ihlalleri soruşturmak üzere 1993 yılında ülkeye sevk edildi.

Güvenlik Konseyi, anayasal düzenin yeniden getirilmesini teşvik etmek için 1993 yılında petrol ve silah; 1994 yılında da ticaret ambargosu uyguladı.  Daha sonra da, demokratik düzene geçişi kolaylaştırmak için çok uluslu güç kurulmasına karar verdi. Bu gücün müdahale etmesinden kısa bir süre önce ABD ve askeri yöneticiler, daha fazla şiddeti önleyen bir barış anlaşması imzaladı ve ABD öncülüğündeki çok uluslu güç ülkede barış içinde konuşlandı.  Başkan Aristide döndü ve ambargo kaldırıldı. BM barış gücü 1995 yılında hükümete güvenlik ve istikrarı korumasına ve ilk ulusal sivil polis gücünü kurmasına yardım etmek için çok uluslu güçten yetkiyi devraldı.

Geri planda devam eden siyasi krize karşı Genel Kurul, 2000 yılında önceki barış misyonlarını ve MICIVIH’in yetkilerini devralan Uluslararası Haiti Sivil Destek Misyonu (MICAH) adında yeni bir barış misyonu oluşturdu. Bu misyonun görevi, insan hakları, adalet ve kamusal güvenliği dikkate alarak demokratik kurumların oluşturulmasında hükümete yardım etmekti.  Birleşmiş Milletler’in, UNDP ve diğer teşkilatlar aracılığıyla Haiti’deki eylemlerinin devam etmesine rağmen bu misyonun görevi 2001 yılı Şubat ayında bitti.

Haiti’nin 200. yıl dönümünü kutladığı 1 Ocak 2004 tarihinde çıkan ciddi siyasi kriz ülkenin istikrarını tehdit etmeye başladı. Genel Sekreter, 1 Ocak 1804 yılında Haiti Cumhuriyeti’nin Amerika’daki esaretin sonunun gelmesini başlatan bağımsızlık ilanını işaret ederek, Haitililerin gündemdeki sorunu barışçıl bir şekilde çözebileceğini umduğunu ifade etti. Takip eden haftalarda, hükümet taraftarı ve aleyhtarı milis kuvvetleri arasındaki ölümcül çatışmalar ülkede şiddetin giderek artmasına yol açtı.

Başkan Aristede,  görevinden istifa ettiği yönünde çıkan söylentiler arasında 29 Şubat’ta ülkeyi terk etti. İstifa mektubu Güvenlik Konseyi’ne ulaştırıldı. Saatler sonra  yemin eden Başkan Boniface Alexandre’ın “Haiti’nin anayasal siyasi sürecini desteklemek için uluslararası yardım” çağrısını takiben Konsey, 1529 sayılı kararla, bir an önce Çok Uluslu Geçici Gücün (MIF) konuşlanması emrini verdi. ABD  önderliğindeki güç vakit kaybetmeden Haiti’de konuşlanmaya başladı.

Güvenlik Konseyi 30 Nisan’da 1542 sayılı kararla daha önce öngördüğü gibi siyasi anayasal sürecin barış içinde devam etmesine ve güvenli ve istikrarlı bir ortam sağlanmasına yardım etmek için Birleşmiş Miletler Haiti İstikrar Misyonu’nu (MINUSTAH) kurdu. MINUSTAH, 1 Haziran’da resmen göreve başladı ve 25 Haziran’da da MIF’ten sorumluluğu devraldı.

Kolombiya: Genel Sekreter, özel danışmanı aracılığıyla 1999 yılı Aralık ayından bu yana Kolombiya’da iyi niyet görevini yürütmektedir. Özel danışman; hükümet, gerilla grupları, sivil toplum ve uluslararası toplumla yürüttüğü düzenli irtibatlar aracılığıyla barış çabalarına destek vermeye devam etti.

Özel danışman 10 yardımcı ülke ve Katolik Kilisesiyle birlikte, 2002 yılı Ocak ayında hükümet ve Kolombiya Silahlı Devrim Birlikleri (FARC) arasındaki barış görüşmelerinin aksamasını engelledi. Buna benzer çabalar Şubat ayında görüşmelerin kesilmesini engelleyemedi. Bütün bu zorluklara rağmen Birleşmiş Milletler, Kolombiya’daki çatışmanın barışçıl bir şekilde çözülmesini sağlamak için destek vermeye devam etmektedir.

Asya ve Pasifik

Orta Doğu

Birleşmiş Milletler, Orta Doğu sorunuyla daha ilk baş gösterdiği günlerden bu yana ilgilenmektedir. BM, barışçıl bir çözüm için ilkeler belirlemiş; çok sayıda barışgücü harekatı düzenlemiş ve varlığını sürdüren siyasi sorunlara adil, kalıcı ve kapsamlı bir çözüm getirmek için verilen çabaları desteklemiştir.

Sorunun kökleri Filistin’in statü sorununa uzanmaktadır. Filistin, Milletler Cemiyetinden kalma bir karar doğrultusunda 1947 yılında İngiltere yönetiminde bulunuyordu. Nüfusunun üçte ikisi Araplardan, üçte biri Yahudilerden oluşan 2 milyonluk bir bölgeydi. 1947 yılında Genel Kurul, Birleşmiş Milletler Filistin Özel Komitesi’nin bölgenin bölünmesi yolunda hazırladığı planı onayladı. Kudüs’ün uluslararası bir statüye oturtulduğu Arap ve Yahudi devleti kurulmasını sağladı. Plan, Filistinli Araplar, Arap Devletleri ve diğer devletler tarafından reddedildi.

İngiltere’nin 14 Mayıs 1948 tarihinde bölge yönetimini bırakmasını takiben İsrail Devleti ilan edildi. Bir sonraki gün Arap devletlerinin desteklediği Filistinli Araplar yeni devlete karşı hoşnutsuzluklarını sergilemeye başladı.  Bunun sonucu ortaya çıkan çatışmalar, Güvenlik Konseyi’nin talep ettiği ve Genel Kurul tarafından atanan bir arabulucunun denetlediği ve Birleşmiş Milletlerin ilk gözlem misyonu olan Birleşmiş Milletler Mütareke Gözlem Örgütü’nden (UNTSO) bir grup askeri gözlemcinin desteklediği bir ateşkesle noktalandı.

Çatışmalar sonucunda 750.000 Filistinli Arap evlerini, yurtlarını kaybettiler ve mülteci durumuna düştüler. Genel Kurul, bu insanlara yardım etmek için 1949 yılında, hala bölgenin en büyük destekçisi ve istikrar gücü olan Birleşmiş Milletler Filistin Mültecilerine Yardım Kuruluşunu (UNRWA) oluşturdu.

Çatışmalara çözüm bulunamadı. 1956, 1967 ve 1973 yıllarında tekrar eden Arap-İsrail savaşlarına son vermesi için Birleşmiş Milletler’e arabuluculuk yapma ve barış misyonu üstlenme çağrısında bulunuldu. 1956 yılındaki çatışma sonrasında barış ve istikrara katkı sağlayan ilk tam kapasiteli barışgücü Birleşmiş Milletler Acil Durum Gücü 1 (UNEF I) adı altında görev aldı.

İsrail’in Doğu Kudüs ve Suriye’nin Golan Tepeleri’nin bir bölümü, Sina Yarımadasını, Gazza Şeridini, Ürdün Nehri kıyısındaki Batı Şeria’yı işgal ettiği 1967 savaşı, İsrail ile Mısır Ürdün, Suriye üçlüsü arasında oldu. Güvenlik Konseyi, ateşkes çağrısı yaptı ve akabinde Mısır-İsrail kesimindeki, ateşkesi denetlemek üzere gözlemci gönderdi.

Konsey, 242 (1967) sayılı kararla adil ve kalıcı barışın ilkelerini : “İsrail silahlı güçlerinin son çatışmada işgal ettikleri bölgelerden geri çekilmesi” ve “Taraflar arasında bütün iddiaların ve kavgacı tutumun sonra erdirilmesi, bölgedeki her devletin egemenlik, toprak bütünlüğü ve siyasal bağımsızlığıyla, güven ve barış içinde yaşama hakkının kabulü, bölgedeki her devletin tehdit ve kuvvet kullanımından korunarak, karşı tarafça tanınmış sınırlarına saygı duyulması ve bu durumun taraflarca onaylanması” olarak tanımladı.  Kararda ayrıca “ mülteci sorununa adil bir çözüm” gerektiği beyan edildi.

1973 yılında İsrail, Mısır ve Suriye arasındaki savaştan sonra Güvenlik Konseyi, 242 sayılı kararın ilkelerini onaylayan ve “adil ve sürekli barış” sağlanmasını amaçlayan müzakere çağrısı yapan 338 (1973) sayılı kararı kabul etti. Bu kararlar,  Orta Doğu barışı için temel oluşturdu.

Güvenlik Konseyi, 1973 ateşkesini izlemek üzere iki barış gücü kurdu. Bunlardan birincisi İsrail ve Suriye arasında imzalanan anlaşmayı denetlemek üzere oluşturulan Birleşmiş Milletler Gözlem Gücü (UNDOF)  hala Suriye Golan Tepelerinde görev yapmaktadır. Diğer güç ise Sina’da görev yapmış olan  UNEF II dir.
 
Sonraki yıllarda, Genel Kurul, Birleşmiş Milletler nezaretinde Orta Doğu Barış Konferansı düzenlenmesi çağrısında bulundu. Kurul, 1974 yılında Filistin Kurtuluş Örgütünü çalışmalarına gözlemci olarak katılması için davet etti. Genel Kurul, 1975 yılında,  Filistinlilerin haklarının savunulması ve Filistin sorununa barışçıl bir çözüm bulunması amacıyla  Filistin Halkının Devredilemez Hakları Komitesi’ni kurdu. Komite Filistin sorununa barışçı bir çözüm bulunması ve Filistin halkının haklarının korunması için çalışmalarını sürdürmeye devam etmektedir.

Amerika Birleşik Devletleri’nin arabuluculuk yaptığı Mısır-İsrail ikili görüşmeleri 1978 yılında imzalanan Camp David ve 1979 yılında imzalanan Mısır-İsrail barış anlaşmalarının yolunu açtı. İsrail, Mısır’a geri verilen Sina’dan çekildi. İsrail ve Ürdün 1994 yılında barış anlaşması imzaladı.

BM günümüzde de Orta Doğu dörtlüsü (ABD, Avrupa Birliği, Rusya ve BM’den oluşmaktadır) içinde soruna çözüm için aktif olarak çalışmalarını sürdürmektedir.

Lübnan:  İsrail ile Filistinliler arasında çatışmaların yaşandığı dönemde, güney Lübnan da, Filistinli gruplar ile İsrail'i destekleyen yerel unsurlar arasındaki çarpışmalara sahne oluyordu. İsrail güçlerinin 1978 yılında, İsrail’deki Filistinli komando baskınını takiben güney Lübnan’ı işgal etmesinden sonra Güvenlik Konseyi, İsrail’e geri çekilme çağrısında bulunan ve Birleşmiş Milletler Geçici Lübnan Gücü’nü (UNFIL) kuran 425 ve 426 sayılı kararları kabul etti. Güç, İsrail’in geri çekilmesini teyit etmek, uluslararası barış ve güvenliği sağlamak ve Lübnan’ın bölgedeki otoritesini yeniden kurmasına destek vermek üzere oluşturuldu.

Güney Lübnan ve İsrail-Lübnan sınırı boyunca 1982 yılında yaşanan yoğun silahlı çatışmalardan sonra, İsrail güçleri Lübnan’a girerek Beyrut’a kadar ilerledi ve Beyrut’u kuşattı.  İsrail, 1985 yılında ülkenin büyük bir bölümünden geri çekildi; fakat güney Lübnan’da İsrail güçlerinin ve onun yerel takviye Lübnan güçleri kaldı ve UNIFIL’in görev alanına giren dar bir arazinin kontrolünü elinde tuttu. Çatışmalar ise devam etti.

Genel Sekreter, İsrail’i güvenli bölgeyi terk etmesi için ikna etmeye çalışırken Güvenlik Konseyi Lübnan’ın bütünlüğü, egemenliği ve bağımsızlığı yönünde verdiği taahhütü tuttu. İsrail, bölgedeki varlığının güvenlik endişelerinden kaynaklandığını ve geçici bir süre için oluşturulduğunda israr etti. UNIFIL çatışmaları kontrol altına almaya ve halkı korumaya çalıştı.

İsrail, 2000 yılı Mayıs ayında, 1978 Güvenlik Konseyi kararlarına uygun olarak ve Birleşmiş Milletler'le işbirliği içinde geri çekildi. İsrail bölgeyi terk edince Güvenlik Konseyi, Genel Sekreter’in Lübnan’ın yeniden otoritesini sağlamasına yardım edecek planını onayladı. Konsey, tarafları, durumu dengeleme çabalarında Birleşmiş Milletler'le iş birliği yapmaya çağırdı.  

UNIFIL’in görev süresini 2003 yılındaki iki kararla uzatan Konsey, Lübnan’dan da aldığı önlemler nedeniyle övgüyle bahsetti.

UNIFIL’de Türk askerleri de görev yapıyor.

Orta Doğu Barış Süreci: 1987 yılında Batı Şeria ve Gazza Şeridi’ndeki bölgelerde Filistin’in bağımsızlığı ve Filistin devletinin kurulması çağrısıyla Filistinliler intifada hareketini başlattılar.  Filistin Ulusal Konseyi, 1988 yılında Filistin Devleti’ni ilan etti. Genel Kurul, bu kararı onayladı ve Filistin Kurtuluş Örgütüne Filistin adı altında gözlemci statüsü verildi.

Madrid’deki görüşmeler ve akabinde Norveç’in arabuluculuğunda yürütülen müzakereler sonucunda İsrail ve Filistin Kurtuluş Örgütü 10 Eylül 1993 tarihinde birbirlerini karşılıklı olarak tanımayı kabul etti. 3 gün sonra, İsrail ve Filistin Kurtuluş Örgütü, Washington’da Geçici Özerk İdare Düzenlemeleri İlkeleri Beyannamesini imzaladı. Anlaşma, geçici Özerk Filistin Devleti’nin kurulmasına ve İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarından aşamalı olarak geri çekilmesine kapıyı açtı.

Anlaşmayı memnuniyetle karşılayan Genel Sekreter, Birleşmiş Milletler teşkilatlarının ve programlarının destek vereceğini taahhüt etti.  BM, Gazze ve Eriha’nın sosyal ve ekonomik kalkınması için görev gücü oluşturdu ve BM yardımlarını koordine etmesi için özel bir koordinatör atadı. Özel koordinatörün görev süresi iyi niyet desteğini Orta Doğu barış sürecine dahil etmek için 1999 yılına kadar uzatıldı.

Gazze Şeridi ve Eriha’daki gücün İsrail’den Filistin Hükümetine geçişi 1994 yılında başladı. İsrail ve Filistin Kurtuluş Örgütü, 1995 yılında İsrail birliklerinin geri çekilmesini ve sivil otoritenin seçilmiş Filistin Konseyi’ne verilmesini sağlayan ve Filistin’in  Batı Şeria’da özerk yönetim kurmasını öngören bir anlaşma imzaladı. Konsey ve Filistin Hükümet seçimleri 1996 yılında yapıldı.  Filistin Kurtuluş Örgütü İcra Komitesi başkanı Yasser Arafat,  hükümet başkanı seçildi.

İsrail birliklerinin Batı Şeria’dan çekilmesini hızlandıran, tutuklular için anlaşma yapılmasına, Batı Şeria ve Gazze arasında güvenli bir geçit açılmasına ve daimi statü konularında yeniden müzakerelerin başlatılmasına yol açan 1999 geçici anlaşması ile Barış Süreci, yeniden canlandı.   Önemli sorunları masaya yatırmak için 2000 yılı Temmuz ayında Amerika Birleşik Devletleri’nin arabuluculuğuyla üst düzey barış görüşmeleri yapıldı; fakat görüşmeler sonuçsuz kaldı. Kudüs’ün statüsü,  Filistinli mülteciler sorunu, güvenlik ve sınırlar ve Yahudi yerleşim yerleri konularında ilerleme sağlanamadı.

İşgal altındaki Filistin bölgesinde 2000 yılı Eylül ayı sonunda yeni bir protesto ve şiddet dalgası başladı. Şiddet olayları, önemli ölçüde can kaybı ve yıkım, Filistinlilerin yaşadığı merkezlerin yeniden işgali ve Batı Şeria ve Gazze Şeridinde insani krizin artması söz konusu döneme damgasını vurdu. Güvenlik Konseyi, bölgede iki devletin, İsrail ve Filistin’in güvenli ve tanınmış sınırlar içinde yan yana yaşayabileceğini beyan ettiği 1397 (2002) sayılı kararı ile tekrar tekrar şiddetin sona erdirilmesi çağrısında bulundu.

Durumu yatıştırmak ve tarafları yeniden müzakere masasına oturtmak için verilen uluslararası çabalar “Ortadoğu Dörtlüsü” diye adlandırılan ve Amerika Birleşik Devletleri, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve Rusya Federasyonu’ndan oluşan mekanizması aracılığıyla yürütülmeye başlandı. Orta Doğu Dörtlüsü 30 Haziran 2003 tarihinde, taraflara iki daimi devletli çözümü öngören bir “Yol Haritası” sundu.  Farklı evrelerden ve hedeflerden oluşan performansa dayalı plan, iki tarafın siyasi, güvenlik, ekonomik, insani ve kurumsal alanlarda, Orta Doğu Dörtlüsü’nün nezaretinde, 2005 yılına kadar ihtilafın çözümünü sağlayacak paralel ve karşılıklı adımlar atmasını öngörüyordu. Güvenlik Konseyi,  Yol Haritasını 1515 (2003) sayılı kararıyla onayladı.

Her iki tarafın Yol Haritasını kabul etmesine rağmen, 2003 yılının son yarısında şiddetin hızla tırmanması yoğun bir misilleme ve intikam döngüsüne yol açtı. Eylül ayında, BM Orta Doğu Barış Süreci Özel Koordinatörü ve Genel Sekreter’in Filistin Kurtuluş Örgütü ve Filistin Hükümeti özel temsilcisi her iki tarafın da birbirlerinin endişelerine (İsrail için, güvenlik ve terörist saldırıların son bulması; Filistin için, 1967 savaşı öncesindeki sınırlar içinde yaşayabilir ve özgür bir devlet kurulması) etkin bir şekilde eğilmediklerini söyledi, fakat İsrail, Batı Şeria’da “ayırma duvarı” inşa edilmesi konusunda bastırırken Filistin intihar bombacıları da eylemlerine devam etti.

(Genel Kurul’un duvarın yasallığı hakkında hukuki kanaatini talep etmesi üzerine Uluslararası Adalet Divan’ı 2004 yılı Şubat ayında üç gün süren açık oturumlar sonrası kararını 9 Temmuz’da açıkladı. 14’e 1 oyla, duvarın yapımının uluslararası hukuka aykırı olduğuna, İsrail’in yapımı durdurmasına, yaptığı kadarını derhal sökmesine ve yapım sırasında neden olduğu tüm hasarı gidermesine karar verdi.  Divan’ın hukuki kanaatleri bağlayıcı değildir.)

Önde gelen İsrail ve Filistin grupları, 2003 yılı sonlarına doğru  bağımsız bir çabayla, İsrail-Filistin sorununun çözümüne detaylı bir ışık tutan “Genevre Anlaşması”nı hazırladı. Genel Sekreter, sorunu çözme girişimlerini memnuniyetle karşıladı. Bu tür özel girişimlerin resmi diplomatik müzakerelerin yerini almamasına rağmen, Yol Haritası’yla uyumluluk gösteren bu anlaşmanın olumlu bir tartışma yarattığını söyledi.

Yol Haritası, Güvenlik Konseyi’ nin 242 (1967), 338 (1973) ve 1397 (2002) kararlarına, 1991 Madrid Barış Konferansı’na, barış için toprak ilkesine, taraflar tarafından varılan bütün anlaşmalara ve 2002 yılı Mart ayında Arap Birliği Beyrut Zirvesi’nde onaylanan barış girişimine dayanan Orta Doğu Sorunu için Suriye-İsrail ve Lübnan-İsrail geçitlerini de içeren kapsamlı bir çözüm öngörmekte idi.

Birleşmiş Milletler 2007 Kasım ayında Annapolis konferansı ile başlayan sürece tam destek vermiş, ancak siyasi süreç 27 Aralık 2008 tarihinde roket saldırılarına karşı İsrail tarafından başlatılan Gazze harekatı nedeniyle sekteye uğramıştır.

BM başta Orta Doğu Dörtlüsü bağlamında olmak üzere, İsrail-Filistin sorununa çözüm bulmak için aktif olarak çalışmalarına devam etmektedir.

Afganistan

Birleşmiş Milletler’in, Afganistan sayfasının açılması Afganistan iç savaşında Taliban’ın ülkenin büyük bir bölümünü ele geçirdiği ve başkent Kabil’i aldığı 1995 yılı Eylül ayına uzanır. Başkan Burhannudin Rabbani kuzeydeki bölgeyi elinde tutan “Kuzey İttifakı”na katılarak ülkeden kaçar. Güvenlik Konseyi ve Genel Kurul, Afganistan’ın eski başkanı Nacibullah ve kardeşinin dört yıl önce sığındığı Kabil’deki BM binasından kaçırılmasını ve barbarca idam edilmelerini 1996 Ekim ayında kınar. 
 
Güvenlik Konseyi, tekrar tekrar Afgan ihtilafının terör ve uyuşturucu kaçakçılığı için verimli bir zemin hazırlamasından duyduğu endişeyi dile getirir. Çatışma devam edince, Genel Sekreter 1997 yılında Cezayir eski Dışişleri Bakanı Lakhdar Brahimi’yi Afganistan özel elçisi olarak atar. Ekim ayında Brahmi, Siyasi ilişkiler Genel Sekreter Yardımcısı ile birlikte Afganistan’a sınırı olan ülkeler (Çin, İran, Pakistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan) ve Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya’nın oluşturduğu  “Altı artı İki” grubunun katıldığı bir dizi gayri resmi toplantı düzenler.

Kenya’nın başkenti Nairobi ve Tanzanya’nın başkenti Dar-es Salaam’daki Amerika Birleşik Devletleri büyükelçiliklerine 7 Ağustos 1998 tarihinde düzenlenen bombalı terörist saldırılar yüzlerce insanın hayatına mal olur. Konsey, aldığı 1193 sayılı kararla Afganistan’da devam eden terörist varlığından duyduğu endişeyi tekrarlar. Konsey, 8 Aralık’ ta aldığı 1214 sayılı kararla,  Taliban’dan uluslararası teröristleri ve örgütlerini barındırmamasını ve onlara eğitim vermemesini ve tüm Afgan grupların suçlu teröristleri adalete teslim etmek için işbirliği yapmasını ister. Taliban’ın söz konusu çağrılara karşılık vermemesi sonucu Afganistan’a yaptırım uygulamaya başlanır.

Konsey 22 Ekim’de, aralarında 14 yaşın altında çocukların da bulunduğu Afgan olmayan binlerce insanın çatışmalarda Taliban safhalarında yer almasıyla ilgili raporlardan derin üzüntü duyduğunu açıklar.  Konsey, sivil nüfusun zorla yerinden edilmesi, toplu infazlar, kötü muameleler ve sivillerin keyfi olarak alıkoyulması, kadın ve kızlara karşı uygulanan şiddet, ve gelişigüzel bombalama eylemlerinden derin endişe duyduğunu bildirir.  Taliban’ın Mezar-ı Şerif’te İran Başkonsolosu’nu kaçırmasına ve İranlı diplomatları ve bir gazeteciyi öldürmesine de değinilir. BM, özellikle Taliban’ın kontrolü altındaki bölgelerde önemli ölçüde artan uyuşturucu madde üretilen bitkilerin ekimi, bu maddelerin üretimi ve kaçakçılığından son derece rahatsız olduğunu açıklar ve bu tür yasadışı eylemlere son verilmesini ister.

Taliban’ın dini hoşgörüsüzlüğü de büyük ölçüde kınanır. 2001 yılı Mart ayında Taliban, Bambiyan Vadisinde bulunan ve biri dünyanın en büyük Budha heykeli olan kumtaşından oyulmuş yaklaşık 1300 yaşındaki iki Budha heykelini havaya uçurur. İnsani yardım personeli aslı olmayan “ahlaksız davranış” suçlarından tacize ve kötü muameleye maruz kalır. Mayıs ayında, Hintli kadınların Müslüman hem cinsleri gibi peçe ile kapanmalarını isteyen bir ferman yayınlanır ve tüm gayrimüslimlere kimliklerini belirten etiketler takmaları söylenir. Ağustos ayında sekiz uluslararası yardım çalışanı tutuklanır ve sonrasında “Hristiyanlık Propagandası” yaptıkları iddiasıyla mahkemeye çıkarılır.

Aynı dönemde, yani 11 Eylül 2001 tarihinde Bin Ladin’in lideri olduğu El Kaide örgütü üyelerinin Amerika Birleşik Devletleri’nde kaçırdığı dört yolcu uçağından ikisi New York’taki Dünya Ticaret Merkezi’ne, biri başkenteki Pentagon’a ve dördüncüsü de yolcuların teröristleri durdurmaya çalışması üzerine Pensilvanya’da boş bir araziye düşer. Terörist saldırıda yaklaşık 3000 kişi yaşamını yitirir. Saldırıları takip eden günlerde, ABD yönetimi Taliban’a, Bin Ladin’i teslim etmesi ve Afganistan’daki terörist faaliyetlerini durdurmasını, aksi takdirde yoğun bir askeri harekat düzenleyeceğini belirten bir ultimatom verir. Taliban, ABD’nin taleplerini reddeder.

Askeri harekat: 7 Ekim’de ABD ve İngiltere, Taliban’ın askeri hedeflerine ve Bin Ladin’in Afganistan’daki eğitim kamplarına roket saldırısı düzenlemeye başladı. 2 hafta süren bombardımandan sonra ABD Kara Kuvvetleri bölgeye sevk edildi. Aralık ayında, Afgan Milis Askerleri, Amerikan’ın bombardıman desteğiyle Usame bin Ladin ve El Kaide güçlerinin Doğu Afganistan’da Pakistan sınırında bulunan Tora Bora’da saklandıklarından şüphelendikleri bölgede şiddetli saldırılar düzenlemeye başladılar.  

Güvenlik Konseyi 11 Eylül’ü takip eden haftalarda, ülkenin bir terör üssü gibi kullanılmasına izin verdiği ve Usame Bin Ladin’e güvenli bir liman sağladığı için yeniden kınadığı Taliban rejimini yıkma çabalarında Afgan Halkına destek verdiğini açıkladı.

Genel Sekreter, Genel Kurul’un Ekim ayında terörizm hakkında düzenlediği bir haftalık özel oturumu işaret ederek: “Herkesi terörizme karşı savaşı kazanmak için gerekli olan irade ve kaynakları seferber etmeye çağırırken terör kurbanlarını da göz ardı etmemeliyiz.” dedi ve uluslararası toplumdan, 7.5 milyon kadar Afganlı sivillin insani ihtiyaçlarını karşılamak üzere 584 milyon ABD doları temin etmesini istedi.

BM, ayrıca geniş tabanlı ve kapsamlı bir hükümet kurulması amacıyla Afganlı taraflar arasında diyalog kurma çalışmalarına devam etti. Üye devletler, BM’nin Afganistan’daki ve komşu devletlerde kurulan mülteci kamplarındaki insani yardım çalışmalarına destek vermeyi taahhüt etti. 27 Kasım’da, UNDP’nin, Dünya Bankası’nın ve Asya Kalkınma Bankası’nın desteğinde İslamabad’da Afganistan’ı yeniden inşa etme konferansı başladı.  Acil ve uzun vadeli ihtiyaçlara odaklanan sonraki bir konferans da Aralık ayı başlarında Berlin’de düzenlendi.

Geçici Düzenlemeler: Bu sırada, Kuzey İttifakı; Mezar-ı Şerif, Herat ve Kabil’e girerek Taliban’ın yenilgisini kesinleştirdi. BM, Kasım ayı sonlarında Bonn’da Afganlı siyasi liderlerin buluştuğu bir toplantı düzenledi.  Toplantının son günü olan 5 Aralık’ta, Kuzey İttifakının da içinde bulunduğu dört ayrı grup, hükümetin kurulmasına kadar geçecek süreyi kapsayacak geçici düzenlemeler konusunda anlaştılar. İlk adım olarak, Geçici Afgan Hükümeti kuruldu.

Güvenlik Konseyi 20 Aralık 2001 tarihinde 1386 sayılı kararla Hükümet’in Kabil ve çevresinde güvenliği sağlamasına yardım etmek üzere Uluslararası Güvenlik Yardım Gücü’nün (ISAF) kurulmasını onayladı. 22 Aralık’ta, uluslararası kamuoyunca tanınmış olan Başkan Rabbani Yönetimi iktidarı Bonn’da kurulan Başkan Hamid Karzai önderliğindeki yeni Geçici Afgan Hükümeti’ne devretti.  Brahmi, yeni Afgan hükümetini desteklemek için Kabil’e gitti ve ilk ISAF birlikleri ülkeye sevk edildi.

Çatışmaların yatışmasıyla birlikte WFP, Aralık ayında bölgeye iki ay boyunca 6 milyonu kişinin yiyecek ihtiyacını karşılayacak 114.000 tonluk rekor bir gıda yardımı yaptı.  Yine de 20 Aralık’a kadar BM yardım çalışmaları için talep edilen yaklaşık 662 milyon ABD dolarının ancak 358 milyon ABD dolarlık bölümü toplanabildi.  Ocak ayında Tokyo ‘da Afganistan’ın Yeniden İnşa Edilmesine Destek Uluslararası Konferansı düzenlendi.

Genel Sekreter, söz konusu konferansta 21 Aralık 2002 tarihinde yaptığı konuşamada, ilk için yeniden yapılanma amacıyla kullanılmak üzere acilen 1,3 milyar ABD dolarına ihtiyaç duyulduğunu,  “uygulamaya hazır” projelerin hayata geçirilmesi için ilave 376 milyon ABD dolarının temin edilmesi gerektiğini ve nihai olarak 10 yıl içerisinde tamamlanması öngörülen yeniden  yapılanma çabalarının eksiksiz tamamlanabilmesi için toplam 10 milyar ABD dolarının ilgili kurumlara aktarılmasının şart olduğunu açıkladı. Mali katkı bekleyen projeler arasında 1,5 milyon Afganlı çocuğun iki ay içinde okula dönmelerinin sağlanması bulunuyordu.  4,5 milyar ABD doları üstünde yardım taahhütünün verildiği Tokyo Konferansı oldukça başarı kaydetti. Ülkede yeniden inşa edilmeyi bekleyen çok fazla alan bulunuyordu.
Dünya Bankası, UNDP ve Asya Kalkınma Bankası ilk değerlendirmede yeniden yapılanma çalışmalarının; anne ve çocuk ölümünü azaltmak için temel sağlık hizmetleri, bir milyonun üzerinde kız ve erkek çocuğunun okula yazdırılmasına, gıda üretiminde hızlı bir artışı ve temiz su teminine, ulusal kentsel idare kapasitesinin yeniden kurulması ve gelişmesine, bir yandan var olan enerji sistemini muhafaza ederken acil enerji desteğinin sağlamasına, kentsel ve kırsal istihdam, yerel düzeyde yeniden yapılanmayı ve mültecilerin dönmesini sağlayacak sosyo-ekonomik ortam yaratılmasına karar verdi.

Bonn Anlaşmasının ilk kilometre taşı aynı gün aşiret liderlerinin meseleleri karara bağlamak için bir araya geldikleri geleneksel bir forum olan Olağanüstü Loya Jirga (Puştu dilinde “Büyük Konsey”)  toplanması için Özel Bağımsız Komisyon’un kurulması oldu.  Olağanüstü Loya Jirga, geçiş yönetiminin başını seçecek ve yönetimin yapısı ve kilit noktalardaki personeli için teklifleri onaylayacaktı. Bonn Anlaşması uyarınca, Loja Jirga’nın kurulmasından sonraki iki yıl içinde özgür ve adil seçimler yapılacaktı.

Aralık 2002’de Güvenlik Konseyi başkanlık bildirisi aracılığıyla Afganistan’da Taliban rejiminin yıkılmasından sonra meydana gelen olumlu değişikliklerden duyduğu memnuniyeti açıkladı. El Kaide ve destekçilerini hedef alan yaptırımları yeni gerçeklere göre yeniden düzenlemeye karar verdi.

Konsey, Genel Sekreter’in tavsiyesi üzerine 28 Mart’ta Bonn Anlaşması çerçevesinde insan hakları, hukukun üstünlüğü ve cinsiyet eşitliği gibi alanlarda BM’ye düşen sorumlulukları yerine getirmek için Birleşmiş Milletler Afganistan Destek Misyonunu (UNAMA) kurdu. Genel Sekreter özel temsilcisi tarafından yönetilen misyon, Afganistan’da Geçici Hükümet ve onun halefleri ile eş güdüm içinde tüm insani BM çalışmalarını düzenlerken ayrıca ulusal barışı da teşvik ediyordu.
 
Olağanüstü Loya Jirga üyeleri seçimi 2002 yılı Nisan ayında başladı.  Afgan halkı, Mayıs ayından itibaren 1500 üyenin seçileceği bir havuz oluşturmak için 300 bölgeden potansiyel üyeler seçecekti. Kadınların Loya Jirga’ya katılması konusunda özel bir hüküm kondu. Dokuz günlük konsey, ülkeyi yönetmesi için Hamid Karzai’yi aday gösteren Afganistan’ın eski kralı Zahir Şah tarafından 11 Haziran’da açıldı.  Hamid Karzai 13 Haziran’da, ülkeyi iki yıl boyunca yönetecek olan geçiş hükümetinin başkanı seçildi.

Bir yıl sonra 26 Nisan 2003 tarihinde, 35 üyeli anayasal teftiş komisyonu kuruldu. Afgan halkının görüşlerini tespit etmek için Afganistan’da ve yurt dışında halk istişareleri yaptı.   Sonuçta hazırlanan anayasa taslağı, bireysel hak ve özgürlükler, hükümet biçimi, merkezi hükümet ve yerel kurumların ayrı yetkileri, tüm Afgan vatandaşları arasında eşitliğin sağlanması, İslamın rolü, ve dil ve dini mezheplerin statüsü gibi konuları içeriyordu. Komisyon, Ekim ayında taslağı Loya Jirga’ya sundu. Kasım ayında basıldı ve dağıtıldı.  Loja Jirga, 5 hafta içinde toplanma kararı verdi.

2004 yılı parlamento ve başkanlık genel seçimleri öncesinde 2003 yılı aralık ayında Afganistan’daki sekiz şehirde seçmen kayıtları başladı.

29 Aralık 2003 tarihinde anayasa taslağı Loya Jirga genel kurulunda elden ele dolaştırıldı.  Loya Jirga uzlaşma komitesinin daha önce uygun bulduğu değişiklikleri içeren metin,  önemli yetkilere sahip başkanlığın ve asgari sayıda temin edilen kadın üyelerden oluşan iki yasama kuruluşundan oluşan meclisin kurulmasını sağladı. Ayrıca; temel insan haklarını tedvin etti ve ulusal kanunlarının İslami ilkelerle bağdaşması çağrısını yaptı.

Loja Jirga 4 Ocak 2004 tarihinde taslak üzerinde anlaşmaya vardı. 26 Ocak’ta, Dari Puştu dillerindeki versiyonunun tamamen örtüşmesinden sonra Başkan Hamid Karzai’nin imzasıyla Afganistan anayasası resmen kabul edildi.

Silahsızlandırma: Geçiş dönemi süresince, UNMAA’nın desteğiyle süreçte ortaya çıkan birçok engele ve sürecin zaman zaman askıya alınmasına rağmen silahsızlandırma çalışmaları devam etti. 18 Temmuz 2002 tarihinde Mezar-ı Şerif yakınındaki üç Afgan grubu BM gözetimi altında - Afganistan’da düzenlenen ilk bu tür gönüllü çalışmadır - silah bırakmaya başladı. 24 Ekim 2003 tarihinde UNMAA, Kunduz’un kuzey eyaletinde silahsızlandırma, milislerin dağıtılması ve yeniden topluma kazandırılması programını resmen başlattı.

Uyuşturucu Kontrolü: 1990’ların sonuna doğru Afganistan, dünya genelinde eroin yapımında kullanılan  afyonun yüzde 80’ine sahip olmakla ün yapmıştı. Toplam ekilebilir arazinin yaklaşık yüzde1’i, yani 640 kilometre karesi, haşhaş yetiştirmeye tahsis edilmişti. 2003 yılı Ekim ayında, BM Uyuşturucu ve Suçla Mücadele Ofisi (UNODC) yayınladığı raporda Afganistan’ın dünyadaki afyonun yaklaşık dörtte üçünü karşıladığını belirtti. Yaklaşık 1.7 milyon Afganlı -nüfusun yaklaşık yüzde 7’si - bu sektörde çalışıyordu ve haşhaş ekilen arazi bir önceki yıla göre yüzde 8 artmıştı. 2003 yılı Aralık ayında Afganistan Dışişleri Bakanı, UNODC ile uyuşturucu kontrolü çalışmaları konusunu görüşmek için Viyana’da bir araya geldi.

Uluslararası Narkotik Kontrol Kurulunun 2008 raporunda Afganistan’daki uyuşturucu sorununun daha da kötüye gittiği görülüyor.

Afganistan’da afyon ekim alanlarında yaşanan daralmaya rağmen, dünya geneline dağılan yaşadışı eroinin yüzde 90’ı söz konusu ülke menşeilidir. INCB raporunda, Afganistan’daki güvenlik sorunu nedeniyle uyuşturucu ile mücadelede ciddi sorunlar yaşandığı belirtiliyor. Raporda, uyuşturucu ile mücadele alanında faaliyet gösteren kesimlerin giderek daha fazla tehlikeye girdikleri belirtiliyor.  2007/2008 hasat döneminde, afyon imha ekiplerinde çalışırken yaşamını yitirenlerin sayısı eskiye oranla altı kat artarak 78’e ulaştı.

İmha edilmesi hedeflenen afyon tarlalarının sadece yüzde 10’u imha edilebildi. Sağlanan yavaş ilerlemeye rağmen afyon üretimi yüzde 19 azaldı. Toplam ekim alanının daralmasına rağmen, INCB uyuşturucu ticaretinin tüm ülkeyi ve nüfusun büyük bölümünü etkisi altına aldığını belirtiyor. Nufüsun yüzde 1,4’ünün afyon türevi uyuşturucuları istismar ettiği Afganistan’da uyuşturucu kullanımı ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkmaya başlıyor. Afyon kaçakçılığının hacminin büyüklüğü hem söz konusu ülkede hem de komşu ülkelerde organize suç gruplarının yaygınlaşmasından yolsuzluğa kadar bir çok toplumsal olumsuzluğa da yol açıyor. Bu sonuçlardan biri de İran’da son dönemde afyon türevi uyuşturucu müptelalarının sayısında görülen artış. Son bir kaç yıldır İran dünyada afyon türü uyuşturucuların en fazla kullanıldığı ülke.

Ancak, afyon üretimi tek sorun olmaktan uzak. Sağladığı kâr oranlarının artmasıyla birlikte hint keneviri ekimi ve üretiminde de artış görülüyor. INCB, Afganistan hükümetinden bu durumu sona erdirecek ve çiftçilerin geçimlerini yasal yollardan sağlayacakları yeni uygulamaları hayata geçirmeye çağırıyor.

Afganistan ve uluslararası topluluğun eroin yapımında kullanılan asit anhidrat maddesinin yasadışı amaçlarla kullanılmasını engellemede elde ettiği başarı INCB tarafından memnuniyetle karşılanırken, eroin üretiminde ve eroin üretimi için kullanılan yan maddelerin kaçakçılığında görülen artış endişe yaratıyor. INCB yürürlükteki kontrol mekanizmalarının etkisiz kaldığı inancına kapılıyor. INCB raporunda Afganistan hükümetinden, eroin yapımında kullanılan kimyasal maddelerin kaçakçılığı ile mücadelenin sıkılaştırılması isteniyor.
INCB, Güvenlik Konseyi tarafından 2008 Haziran ayında alınan 1817 sayılı kararın tam olarak uygulanmasını istiyor. Kararda, Afganistan ve uyuşturucu kaçakçılarının genellikle transit olarak kullandıkları ülkelerden, eroin yapımında kullanılan yan maddelerin kaçakçılığı ile mücadeleye hız vermeleri isteniyor.

INCB Afgan hükümetine uyuşturucu sorununa kalıcı bir çözüm bulması için çağrıda bulunuyor ve söz konusu hükümet ile 1961 tarihli Uyuşturucu Maddelere Dair Birleşmiş Milletler Tekli Sözleşmesinin 14. maddesi çerçevesinde görüşmelere devam ediyor. Söz konusu madde anılan sözleşmenin ciddi ve süreğen bir şekilde ihlal edilmesi durumunda uygulamaya konabiliyor. INCB, işbirliği yapmayan veya gerekli önlemleri almayan hükümete karşı 14. madde çerçevesinde, BM’den ekonomik yaptırımlar uygulamasını isteyebiliyor.

Islah, Yeniden İnşa ve İnsani Yardım:  2002 yılı Aralık ayında Genel Sekreter 815 milyon ABD dolarlık bir insani yardım, yeniden yapılanma ve kalkınma yardım kampanyası başlattı. UNESCO, ülkedeki büyük Buda heykellerinden geriye kalanlar da dahil olmak üzere Afganistan’ın kültürel mirasını korumaya çalıştı. Bir yıl sonra UNICEF’in Taliban’ın düşmesinden sonra 16 milyon çocuğun kızamık ve çocuk felcine karşı aşılandığını açıkladı. 700.000’den fazla kadın tetanoz aşısı oldu; yaklaşık 50,000 ilkokul öğretmeni yetiştirildi; ve 1,2 milyon kız da dahil olmak üzere 4 milyon çocuk okula döndü. UNHCR, 2,5 milyondan fazla Afganlı mültecinin İran ve Pakistan’dan evlerine dönmesine ve ülke içinde evlerinden olan yarım milyondan fazla insana yardım etti.

FAO, yeni tarım sezonundan önce yaklaşık 60.000 çiftçi Afgan ailesine - ki yarım milyondan fazla insan anlamına gelmektedir - yüksek kalitede tohum ve gübre dağıttı. 2003 yılı sonlarına doğru Dünya Bankası, yeniden inşa için 95 milyon ABD doları faizsiz kredi vermeyi onayladı. Ayrıca, sınır geçişlerindeki, gümrük noktalarındaki, transit denetim noktalarındaki ve Kabul havaalanındaki gümrük ve haberleşme alt yapılarını kurmak için 31 milyon ABD dolarlık faizsiz kredi vermenin yanında, ülkenin beş nehir havzasındaki sulama sistemini yeniden inşa etmek için 40 milyon ABD dolarlık faizsiz kredi vermeyi onayladı.

Güvenlik: Taliban sonrası dönemdeki başarı çizgisinin zayıf noktası politik ve fiziki alt yapının oluşmasını tehdit eden güvenlik koşullarıydı. 2002 yılının ilk yarısında birçok devlet memuru öldürüldü ve Başkan Karzai’ye suikast girişimi yapıldı.  Gittikçe BM ve diğer yardım çalışanları, özellikle de bu örgütlerde çalışan Afganlılar hedef olmaya başladı.

Genel Sekreter 2002 yılı Temmuz ayında Taliban’ın büyük ölçüde zayıflamasına rağmen tamamen pes etmediğini açıkladı. Diğer birçok silahlı grup da istikrarsızlığın kaynağıydı.  Ulusal polis güçleri ve ordu eğitilirken uluslararası toplumun güvenliği sağlaması son derece önem arz ediyordu. 

Taliban’ın düşüşünden önce Afganistan, BM Mayın Temizleme Programınca, 9,7 milyon kara mayınla dünyanın en çok mayın döşenmiş ülkesi olarak tanımlandı. 2003 yılı Mayıs ayı itibariyle 8000 mayın temizleyici ülkede çalışıyordu, BM Mayın Temizleme Eylemi Merkezi güvenlik sebebiyle Kabil ve Kandahar’ı bağlayan yollarda mayın temizleme çalışmalarını askıya aldı. Tam olarak mayın temizlenmesi çalışmaları elle yapılmasını azaltan yeni bir teknoloji sayesinde kaldığı yerden devam etti.

Güvenlik Konseyi 13 Ekimde Genel Sekreter’in ISAF’ı Kabil’in ilerisine sevk etme önerisini onayladı.

Bu sırada BM, 2004 yılında Mezar-ı Şerif, Kunduz, Bamiyan, Jalalbad ve Herat’da da açılması planlanan polis akademilerinden birinin Kasım ayında Gardez’de, açılacağını açıkladı.

Daha önce hiç eğitim almamış ya da çok az almış polisleri hedef alan kurslar; polisliğin demokratik ilkelerini, insan hakları ve temel hukuk kurallarını, tutuklama gibi bazı polis tekniklerini kapsıyordu. 80’den fazla Afganlı polis memuru, kalpazanlıkları nasıl tespit edeceklerini, DNA ve kan testlerini nasıl yapacaklarını öğrenecekleri  üç yıllık teknik programlarına başladılar.

Irak

Siyasi İlişkiler Dairesi, Genel Sekreter ve BM sisteminin çabalarını desteklemede ve Güvenlik Konseyi’nin 2 Ağustos 1990 tarihinde aldığı 660 sayılı karardan 16 Ekim 2003 tarihinde aldığı 1511 sayılı karara kadar Irak hakkında aldığı tüm kararların uygulanmasında kilit rol oynadı.

1990’larda BM ve Irak: Genel Sekreter, 1990’lar boyunca ve sonrasında Saddam Hüseyin Hükümeti ile Güvenlik Konseyi arasında ortaya çıkan kördüğümü çözmek için  Genel Sekreter ve temsilcileri, Irak liderleri ve bölgedeki diğer ülkelerin liderleriyle durumun daha da kötüye gitmesini engellemek ve sorunlu bölgedeki barış ve güvenliği sağlamak için birçok defa bir araya geldi.

Irak’ın 2 Ağustos 1990 tarihinde Kuveyt’i işgal etmesi üzerine Birleşmiş Milletler’in verdiği karşılık onun uluslararası barış ve güvenliği sağlama arayışlarında kullandığı farklı yöntemleri gösterir. 660 ve 661 sayılı kararlarda Güvenlik Konseyi, işgali derhal kınamış; Irak’ın geri çekilmesini istemiş; ticaret ve petrol ambargosu da olmak üzere Irak’a karşı kapsamlı yaptırımlar uygulamıştı. Bu yaptırımların kaldırılması Irak’ın 660 sayılı kararda yer alan Irak’ın derhal Kuveyt’ten geri çekilmesini talep eden yükümlülükleri yerine getirmesi şartına bağlanmıştı. Genel Kurul’un 1990 yılındaki oturumunda, üyelerin büyük bir kısmı Güvenlik Konseyi’nin Irak’ın eylemini kınaması konusunda birleşti.

Güvenlik Konseyi 29 Kasım 1990 tarihinde 678 sayılı kararla Irak’ın 660 sayılı karardaki hükümleri yerine getirmesi için 15 Ocak 1991’i son tarih olarak belirledi ve BM Antlaşması’nın VII. Bölümü uyarınca üye devletlere bölgedeki uluslararası barış ve güvenliği yeniden sağlamak için gereken tüm yolları kullanma yetkisi verildi. 16 Ocak 1991 tarihinde çok uluslu güçler Kuveyt’in egemenliğini yeniden sağlamak için birleşerek Irak’a müdahale etti. Bu güçler Güvenlik Konseyi’nin emirlerine uygun olarak, fakat BM yönetimi ya da kontrolü altına girmeden hareket ettiler. Çatışmalar 1991 yılı Şubat ayında Irak’ın Kuveyt’ten çıkmasını takiben askıya alındı.

Güvenlik Konseyi 8 Nisan 1991 tarihinde aldığı 687 sayılı kararla ateşkes şartlarını belirledi; Irak ve Kuveyt’ten sınırların dokunulmazlığına saygı göstermelerini istedi; BM gözlemcilerini bölgeye çağırdı; savaşın verdiği zararı telafi etmek için faaliyetlere başladı ve kimyasal ve biyolojik silahlar dahil Irak’ın tüm kitle imha silahlarının (WMD) yok edilmesine karar verdi. Konsey,Irak’ın silahsızlandırılmasını kontrol etmek için izinsiz soruşturma yapma yetkisiyle donatılan Birleşmiş Milletler Özel Komisyonu’nu (UNSCOM) kurdu. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’na da UNSCOM desteğiyle bölgede benzer şekilde nükleer silah kontrolü yapma yetkisi verildi.

Ayrıca 687 sayılı karar Irak-Kuveyt sınırında silahlardan arındırılmış bölge oluşturdu. O bölgeyi izlemek üzere de 689 sayılı kararla Birleşmiş Milletler Irak-Kuveyt Gözlem Misyonu’nu (UNIKOM) kurdu.
                                                    
Konsey daha sonra Irak’tan ve Kuveyt’ten birer temsilci ile Genel Sekreter’in atadığı üç uzmandan oluşan Irak-Kuveyt Sınır Çizme Komisyonu’nu kurdu. Irak, 1992 yılında komisyonun çalışmalarına katılmayı bıraktı. Irak 1994 yılında Genel Sekreter’e Kuveyt’in egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve 1931 ve 1963 yılları arasında iki ülke arasında yapılan anlaşmalara göre Komisyonca çizilen uluslararası sınırları tanıdığını bildirdi.

Konsey ayrıca 1991 yılında hasarı gidermek ve hükümetlerin, ulusların ve kurumların Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesi ile uğradıkları kayıp ve zararları Irak petrolünün satışından elde edilen gelirden alınan yüzdeyle telafi etmek için Birleşmiş Milletler Tazmin Komisyonu’nu kurdu.  2003 yılı sonuna kadar yaklaşık 48 milyar ABD doları tazminat ödemesine karar verdi.

UNSCOM ve IAEA yaptıkları soruşturma sırasında Irak’ın büyük miktarlarda nükleer, kimyasal ve biyolojik alanda yasaklanmış silah programını ve kapasitesi olduğunu ortaya çıkardı ve yok etti.  Tüm bu başarılarına rağmen UNSCOM ve IAEA, Irak’‘ın Güvenlik Konseyi’nin aldığı 661, 678 ve 687 sayılı kararlarda kabul ettiği yükümlülükleri yerine getirdiğine karar veremedi.

Genel Sekreter 1998 yılında, Irak’la petrol ambargosunun kaldırılması konusundaki anlaşmazlığın çözümünde arabuluculuk yaptı.  UNSCOM’un Irak’ın 687 sayılı karara tam olarak uyduğunu gösteren bir kanıt bulamadığını ileri sürmesine rağmen Irak, ülkede daha fazla yasaklanmış silah olmadığını açıkladı. Irak, Ekim ayında Güvenlik Konseyi’ne yine petrol ambargosunu kaldırma çağrısı yaparak UNSCOM’la yaptığı işbirliğini askıya aldı.

UNSCOM son görevini 1998 yılı Aralık ayında yaptı. Aynı ay, Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere, Irak’a hava saldırısı başlattı.

Güvenlik Konseyi, 17 Aralık 1999 tarihinde aldığı 1284 sayılı kararla UNSCOM’un yerine yeni bir silahsızlandırma izleme organı kurdu: Birleşmiş Milletler İzleme, Kontrol ve Soruşturma Komisyonu (UNMOVIC). Irak, Birleşmiş Milletler silah araştırma ekibiyle tam işbirliği yapmak ve onlara sınırsız giriş izni ve bilgi temin etmek zorundaydı. Güvenlik Konseyi, Irak’ın UNMOVIC ve IAEA ile işbirliği yapmasına bağlı olarak (her 120 günde bir gözden geçirilmek kaydıyla) ekonomik yaptırımları kaldırabileceğini açıkladı. Genel Sekreter 2000 yılı Şubat ayında Elçi Yuli Vorontsov’u kaybolan insanların ve arşivlerin Irak’tan Kuveyt’e iade edilmesinden sorumlu koordinatör olarak atadı.

Yaptırımlar ve petrole karşılık gıda programı: Güvenlik Konseyi 17 aralık 1995 yılında aldığı 986 sayılı kararla, ekonomik yaptırımların insanlar üzerinde yarattığı ağır etkiyi hedef alan ve Iraklılara bir derece yardım sağlayacak olan “petrole karşılık gıda” programını oluşturdu. Program, Irak’ın gıda ve insani erzak almak için yaptığı petrol satışını gözlemledi ve gıda maddelerinin ülke içindeki dağıtımını düzenledi. Söz konusu program, tahminen 27 milyonluk Irak halkının yüzde 60’ının için tek gıda kaynağıydı.

Silahsızlandırma araştırmaları ve askeri harekat:  Güvenlik Konseyi, 19 Mart 2003 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri liderliğindeki koalisyon güçlerince askeri harekat başlatılmasından önce Irak’ı 8 Kasım 2002 tarih ve 1441 sayılı kararın uygulanmasına ikna etmek amacıyla çok sayıda toplantı düzenledi.

1441 sayılı kararla Irak’dan UNMOVIC’e ve IAEA’ya silah programlarını soruşturmak için derhal, şartsız ve sınırsız izin vermesi talep edildi. 27 Kasım 2002 tarihinde BM müfettişleri Irak’a döndü.  UNMOVIC İcra Kurulu Başkanı Hans Blix ve IAEA Genel Müdürü Muhammed El Baradei, Güvenlik Konseyi’ne sık sık bu konuda bilgi verdi.  Fakat Konsey, Irak’ın uluslararası yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdiğinin nasıl tespit edileceği konusunda ikiye ayrıldı.

Müzakerelerin ortasında ABD, İngiltere ve İspanya; Irak’ın tamamen silahlarını bırakması için 17 Mart 2003 tarihine kadar zaman verdi.  Genel Sekreter, eli kulağında bir askeri harekat ihtimali ile karşı karşıya olunmasının üzerine 17 Mart’ta tüm uluslararası Birleşmiş Milletler personelinin Irak’tan çekilmesini, petrole karşılık gıda programı da dahil olmak üzere tüm faaliyetlerin askıya alınmasını emretti. Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere liderliğindeki koalisyon üç gün sonra askeri harekata başladı.

Güvenlik Konseyi, Saddam Hüseyin rejiminin yıkılmasını takiben 22 Mayıs 2003 tarihinde aldığı 1483 sayılı kararda Irak halkının kendi siyasi geleceğine özgürce kendi karar verme hakkı bulunduğunu vurguladı.  Ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere’nin otoritelerini, sorumlulukları ve yükümlülüklerini uluslararası tanınan bir hükümet yemin edene kadar işgal güçleri (“Hükümet”) olarak tanıdı.  Konsey, aynı kararla altı aylık geçiş döneminde gıda ve tıbbi yardım dağıtımı yapmasını emrederek petrole karşılık gıda programını yeniden düzenledi. Birleşmiş Milletler özel teşkilatları da acil yardım sağladı.

Birleşmiş Milletler Yardım Misyonu: Güvenlik Konseyi 1483 sayılı kararla ayrıca uluslararası yaptırımları kaldırdı ve BM’nin Irak’ta faaliyetlerine devam etmesi için kanuni dayanak oluşturdu. Konsey, BM’nin insani yardım, Irak’ın yeniden inşası, temsili hükümet kurumlarının restorasyonu ve kurulmasında önemli rol oynaması gerektiğine karar verdi. Genel Sekreter, 27 Mayıs’da Sergio Vieira de Mello’yu Irak özel temsilcisi olarak atadı.

Güvenlik Konseyi 14 Ağustos 2003 tarihinde aldığı 1500 sayılı kararla 12 aylık başlangıç süresi için Birleşmiş Milletler Irak Yardım Misyonunu (UNAMI) kurdu. UNAMI, insani yardım ve yeniden yapılanma yardımlarının eş güdümünü sağlamak, uluslararası düzeyde tanınan egemen Irak hükümetinin kurulmasına imkan verecek siyasi sürece destek olmak ile görevlendirildi. Konsey, ayrıca Iraklı temsilcilerden oluşan ve Temmuz ayında kurulan ve de egemen, temsili bir hükümetin kurulmasına yönelik önemli bir adım olarak değerlendirdiği Irak Yönetim Konseyi’nin kurulmasını memnuniyetle karşıladı.
 
Günler sonra 19 Ağustos 2003 tarihinde Bağdat’daki Birleşmiş Milletler Merkezi 22 kişinin ölümüyle ve 150 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan terörist saldırıların hedefi oldu.  Ölenlerden 15 kişi Birleşmiş Milletler personeliydi. Bunların arasında misyonun başkanı ve Genel Sekreter’in özel temsilcisi olan Sergio Vieira de Mello da vardı.

Saldırıların ardından Genel Sekreter, yalnızca gerekli insani yardım sağlayacak küçük bir ekibi bırakarak Bağdat’ta bulunan birçok Birleşmiş Milletler personelini geri çekti. Birleşmiş Milletler hem Irak’ın içinde hem de dışında gıda dağıtımı, ülkedeki su ve sağlık bakımı da dahil olmak üzere yardım çalışmalarına devam etti.

Genel Sekreter Fin Devlet eski Başkanı ve BM Genel Sekreter Eski yardımcısı Martti Ahtisaari başkanlığında  güvenlik önlemlerinin incelemesi ve Irak’taki Birleşmiş Milletler personeli için güvenliğin arttırması ve benzer yüksek risk taşıyan alanlar hakkında tavsiyelerde bulunması için bağımsız bir uzmanlar paneli tayin etti.  Panelin hazırladığı raporda BM güvenlik sisteminde reformlar yapılması gerektiği sonucuna varıldı.

Genel Sekreter 2003 yılı Aralık ayında Ross Mountain’ı Irak özel temsilcisi ve UNAMI başkanı olarak geçici bir süre Kıbrıs, Ürdün ve Kuveyt’te konuşlanan çekirdek ekiple çalışmak üzere atadı. Ekip, Birleşmiş Milletler yardımlarını, yeniden inşa eylemlerini koordine etmeye ve uygulamaya ve Irak’a yapılacak nihai sevkiyatın planlamasını yapmaya odaklandı.

Siyasi gelişmeler ve BM’nin rolü: Güvenlik Konseyi 16 Ekim 2003 tarihinde aldığı kararla ortak komuta altındaki çok uluslu gücü, UNAMI’nin, Irak Yönetim Konseyi’nin ve Geçici Irak Yönetiminin diğer kurumlarının güvenliğine destek vermenin yanı sıra Irak’ta güvenliği ve istikrarı sağlamak için gerekli tüm önlemleri almakla yetkilendirdi. 15 Kasım’da Irak Yönetim Konseyi ve Geçici Koalisyon Hükümeti, 30 Haziran 2004 tarihinde egemenliğin yeniden iade edilmesi ve anayasa taslağının hazırlanması ve seçimlerin yapılması konusunda anlaşmaya vardı.

Genel Sekreter, 15 Ocak 2004 tarihinde kıdemli Afganistan temsilcisi Lakhdar Brahimi’yi Irak özel temsilciliğine atadı. Irak Yönetim Konseyi ve Geçici Koalisyon Hükümeti başkanı L. Paul Bremer’in, egemenliğe geçiş ve gelecek ulusal seçimler için BM’nin yardımını talep etmesi üzerine Genel Sekreter, Carina Perelli idaresinde bir seçim destek ekibini 31 Aralık 2005 tarihinde Irak’a gönderdi. Ayrıca Lakhdar Brahmi ve yardımcılarından Irak’a dönmelerini ve siyasi geçiş döneminde Iraklılarla birlikte çalışmalarını istedi.

Özel Temsilci 4 Nisan’da Irak’a gitti ve Irak Yönetim Konseyi, Irak sivil toplum kuruluşları, insan hakları savunucuları, akademisyenler, sendika temsilcileri, öğretmen ve çiftçi gruplarının kıdemli temsilcileri, entelektüeller, öğrenciler ve Irak kadın hareketi liderlerini de içeren çok geniş bir kesimle istişareler yapmaya başladı. Ayrıca Geçici Koalisyon Hükümet üyeleriyle de istişarelerde bulundu.

Lakhdar Brahmi,  27 Nisan’da Güvenlik Konseyi’ne bilgi vermek için New York’a dönüşünde, Birleşmiş Milletler liderliğindeki Geçici Koalisyon Hükümeti’nin yerine geçmesi için Mayıs ayı sonuna kadar geçici bir hükümetin kurulmasını karara bağlamak üzere Iraklılarla müzakerelere devam etmek niyetinde olduğunu söyledi. Yönetim Konseyi Başkanı Ezz- El-Din Salim’in 17 Mayıs’ta öldürülmesine rağmen müzakereler devam etti ve 28 Mayıs’ta Konsey, Iyad Allawi’yi Irak Başbakanı olarak tayin etmeye karar verdi.

Özel temsilci 1 Haziran’da, Yönetim Konseyi’nin yeni başkanı Şeyh Ghazi Al Yawar’ın ay sonunda görevi devralması planlanan geçici hükümetin başkanı olabileceğini açıkladı. Güvenlik Konseyi 8 Haziran’da yeni geçici hükümetin kurulmasını onaylayan 1546 sayılı kararı oybirliği ile kabul etti. Konsey ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri liderliğindeki çok uluslu koalisyon gücünün (MNF) Irak hükümetinin talebi doğrultusunda ya da 1546 sayılı kararın kabulünden sonra 12 ay içinde yeniden incelenebileceğine ve görev süresinin mümkün olursa 31 Aralık’a, ulusal seçimlere kadar; fakat 31 Ocak 2005’i geçmemek kaydıyla uzatılabileceğine karar verdi.

28 Haziran 2004 tarihinde, açıklanan tarihten iki gün önce, egemenlik resmi olarak CPA’dan yeni Irak geçici hükümetine devredildi.

Irak’ta son genel seçimler Birleşmiş Milletlerin de katkısıyla 2009 Ocak ayında yapıldı.

Hindistan-Pakistan

Birleşmiş Milletler, Hindistan ve Pakistan arasında Keşmir konusunda yıllardır süre gelen anlaşmazlıkla yakından ilgilenmeye devam etmektedir. Sorun 1940’lı yıllara, Hindistan’ın 1947 bağımsızlık Akti ve bölünme planı çerçevesinde Jammu ve Keşmir eyaletlerinin Hindistan veya Pakistan’a katılmaya hak kazandığı döneme uzanmaktadır. Çoğunluğu Müslüman olan Jammu-Keşmir eyaleti Mihracesi, eyaletin 1947 yılında Hindistan’a iltihakını sağlayan belgeyi imzaladı.

Güvenlik Konseyi, sorunu ilk olarak Hindistan’ın aşiret üyeleri ve diğer grupların Pakistan desteğiyle ve katılımıyla Jammu-Keşmir eyaletine saldırdığını ve çatışma yaşandığını şikayet etmesi üzerine 1948 yılında masaya yatırdı. Pakistan suçlamaları reddetti ve Jammu-Keşmir’in Hindistan’a iltihakının yasadışı olduğunu ilan etti.

Konsey, çatışmaların durması için Birleşmiş Milletler askeri gözlemcilerinin sevkiyatını da içeren önlemler önerdi.  Ateşkes ilan edilmesi ve askerlerin geri çekilmesi için teklifler götüren ve sorunun halk oylaması ile karara bağlanmasını teklif eden Birleşmiş Milletler, Hindistan ve Pakistan Komisyonu’nu kurdu.  Her iki taraf da teklifi kabul etti; fakat halk oylamasının şekli üzerinde anlaşmaya varılamadı. Karaçi’de Hindistan ve Pakistan arasında imzalanan ateşkes anlaşması çerçevesinde Birleşmiş Milletler Hindistan ve Pakistan Askeri Gözlemci Grubu (UNMOGIP) 1949 yılından bu yana Jammu-Keşmir ateşkes hattında görev yapmaktadır.

1972 yılında taraflar aralarında imzaladıkları anlaşmadan sonra farklılıkları barışçıl yollarla çözmeyi taahhüt ettiler; fakat tansiyon yıllar içinde düşmedi. Hindistan Başbakanı ve Pakistan Devlet Başkanı'nın tansiyonu düşürmek ve ikili ilişkileri güçlendirmek amacıyla 2003 yılı Nisan ayında karşılıklı adım atmaları sonucu kördüğümün çözüleceği umudu belirdi. Süreç ilerledikçe Genel Sekreter, her iki tarafın güven arttırıcı önlemler almasının yanında diplomatik ilişkilerin normalleşmesi ve demiryolu, karayolu ve hava bağlantılarının onarımının sürekli diyaloğun kurulmasına imkan vereceğini ümit ettiğini açıkladı.

Kasım ayında Pakistan, Jammu Keşmir Kontrol Hattı'nda Şeker Bayramının başlangıcı olan 25 Kasım’dan itibaren yürürlüğe girecek ateşkes yapılmasını teklif etti. Hindistan’ın yanıtı olumlu oldu. Genel Sekreter her iki ülkeden sabır ve azimle çabalarını sürdürmelerini istedi.  Bu önlemler nihayetinde 4-5 Ocak’ta İslamabad’da Hindistan Başbakanı Atal Bihari Vajpayee ve Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref ile Başbakan Zaferullah Han Jamali arasında zirve toplantısı yapılmasıyla sonuçlandı.

Genel Sekreter, iki ülkenin arasında gelişen ilişkilerin tüm Güney Asya bölgesi için sadece siyasi tansiyonu düşürmesi açısından değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal açıdan da  çok şey ifade ettiğini ekleyerek her iki lideri de kutladı. Bu zirve toplantısının sürekli ve ciddi diyaloglara hız vereceğini umduğunu belirterek her iki ülkeye çabalarını sürdürmeleri konusunda ısrar etti.

Tacikistan

Tacikistan, Sovyetler Birliği’nin yıkılmasının ardından 1991 yılında bağımsızlığını kazandı. Kısa süre sonra, ülkeyi iç savaşa sürükleyen sosyal ve ekonomik krizlere, bölgesel ve siyasi gerilimlere ve laikler ve İslami gelenek yanlıları arasında fikir ayrılıklarıyla karşılaştı. 1994 yılında Genel Sekreter özel temsilcisi gözetiminde yürütülen müzakereler ateşkes anlaşmasının yapılmasını sağladı. Güvenlik Konseyi, ateşkesi gözlemlemek için Birleşmiş Milletler Tacikistan Gözlem Misyonu (UNMOT)’nu kurdu.

BM desteğiyle 1997 yılında yürütülen müzakereler barış anlaşmasının yolunu açtı. UNMOT, Bağımsız Devletler Topluluğu barış gücü ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) misyonu ile yakın iş birliği içinde bu anlaşmanın uygulanmasına destek verdi.  Ülkedeki ilk çok partili parlamento seçimleri 2000 yılı Şubat ayında yapıldı. UNMOT, Mayıs ayında geri çekildi ve Birleşmiş Milletler barışı pekiştirmek ve demokrasiyi kuvvetlendirmek için barış bürosu kurdu.

Kamboçya

Birleşmiş Milletler aracılığıyla yapılan 1991 Paris Barış Anlaşmalarının uygulanmasından önce Kamboçya derin bir iç çatışma içindeydi ve dünyadan bir o kadar izole olmuş durumdaydı. Ülke 1950’lerde Fransa’dan bağımsızlığını aldı ancak sorunları  henüz başlıyordu. 1960 ve 1970’lerde Vietnam Savaşı'ndan etkilendi. İç savaş ve Pol Pot yönetimi ülkeye büyük zarar verdi. 1975’ten 1979’a kadar süren “Kızıl Kmerler (Khemer Rouge)” rejimi sırasında yaklaşık 22 milyon insan cinayet, hastalık ve açlık yüzünden yaşamını yitirdi.

Birleşmiş Milletler Kamboçya Geçici Yönetimi (UNTAC)’nin katkılarıyla 1993 yılında Kamboçya’da ilk demokratik seçimler yapıldı.  Birleşmiş Milletler Kamboçya hükümetini uzlaşma ve kalkınma için çalışma konusunda destekledi. Aynı zamanda Genel Sekreter özel temsilcisi Kamboçya’daki insan hakları çalışmalarına da destek veren İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Bürosu, Kamboçya hükümetine ve halkına kalkınmanın temeli olan hukukun üstünlüğü ve insan haklarının geliştirilmesi ve korunması için yardım etmeye devam etmektedir.

Kamboçya Hükümeti ve Birleşmiş Milletler arasında 2003 yılında beş yıl süren  müzakereler sonucu, BM’ye Kızıl Kmerler rejimi döneminde işlenen suçları yargılamak için özel bir mahkeme kurulma imkanı tanıyan bir anlaşmaya varıldı. Anlaşma, Genel Kurul tarafından onaylanarak 6 Haziran 2003 tarihinde imzalandı.  Anlaşma, Kamboçya Millet Meclisi tarafından 2004 yılında onaylandı.  Mahkemede en son dava 2007 Kasım ayında görülmeye başlandı.
Buganvil/Papua Yeni Gine

Buganvil Adası’nda on yıl süren çatışmanın ardından 1998 yılı başında Papua Yeni Gine Hükümeti ve Buganvil Liderleri barış sürecini başlatmak amacıyla  Lincoln Anlaşması’nı imzaladılar.  Anlaşma uyarınca Avustralya, Yeni Zelanda, Fiji ve Vanuatu’dan gözlemcilerden oluşan bölgesel ateşkes gözlem ekibi Barış Gözlem Grubu’na dönüştürüldü.

Lincoln Anlaşması’na uygun olarak, Papua Yeni Gine Hükümeti, küçük bir BM gözlem misyonunun tayin edilmesinin yanı sıra Güvenlik Konseyi’nin Anlaşma hakkında onayını talep etti ve aldı. BM’nin Güney Pasifik’teki ilk siyasi misyonu olan Birleşmiş Milletler Buganvil Siyasi İlişkiler Bürosu (UNPOB), 1 Ağustos 1998 tarihinde faaliyete başladı.

UNPOB, anlaşmanın uygulanmasını takip etmek için Barış Gözlem Grubu ile birlikte çalışacak, ateşkesin tüm yönleri ile uygulaması konusunda Barış Süreci Danışma Komitesi’ne başkanlık edecekti. Komite, çatışmaya taraf olan grupların temsilcilerinden, UNPOB ve Barış Gözlem Grubu üyelerinden oluşuyordu.

UNPOB’ın yardımcı olduğu ve başkanlık ettiği iki yılı aşan müzakere süreci sonucu 30 Ağustos 2001 tarihinde taraflar silahların bırakılması, özerk yönetim kurulması ve referanduma olanak sağlayan Buganvil Barış anlaşmasını imzaladılar.  UNPOB,  silahların bırakılması planının denetimini üstlendi. UNPOB’un planın ikinci evresinin tamamlandığını tasdik etmesinin ardından, Özerk Buganvil Hükümeti seçimleri için kapı açıldı.

2003 yılının sonunda önce özerk yapıya doğru gidildikçe adadaki istikrar arttı. 1 Ocak 2004 tarihinde BM, adada artan istikrara karşılık olarak UNPOB’u daha küçük bir misyon olan Birleşmiş Milletler Buganvil Gözlemci Misyonu (UNOMB) ile değiştirdi.

Avrupa

Kıbrıs

Birleşmiş Milletler Kıbrıs Barış Gücü (UNFICYP), Kıbrıslı Rumlar ve Türkler arasındaki çatışmanın tekrarlanmasını önlemek, hukuk ve düzenin yeniden sağlanması ve korunmasına, normal şartlara dönülmesine katkıda bulunmak için 1964 yılında kuruldu.

Kıbrıslı Rumların ve Yunan unsurlarının ülkenin Yunanistan ile birleşmesi amacıyla 1974 yılında yaptığı askeri darbe Türkiye’nin askeri müdahalesi ve adanın fiilen bölünmesiyle sonuçlandı. 1974 yılından bu yana UNFICYP, 16 Ağustos 1974 yılında yürürlüğe giren ve Kıbrıs Ulusal Muhafızları ile Türk ve Kıbrıs Türk Güçlerinin arasında tarafsız bölge oluşturan fiili ateşkesi denetlemektedir.  Siyasi bir çözüme varılamadığı için UNFICYP’nin adadaki varlığı devam etmektedir.

Genel Sekreter, kapsamlı bir çözüm sağlamak için 1999 ve 2000 yıllarında iki lider arasında müzakerelere ev sahipliği yaparak iyi niyet çalışmaları yürüttü  ve 2002 yılında Ocak ayında görüşmelerin daha yoğun bir şekilde devamına vesile oldu. Kasım ayında taraflar arasındaki boşluğu doldurmak amacıyla kapsamlı bir teklif sundu. Fakat bu girişim Kıbrıs’ın birleşmiş olarak Avrupa Birliği’ne girmesini sağlayamadı. Kıbrıslı Rumlar 16 Nisan 2002’de AB’ye üyelik anlaşmasını imzaladılar.

Müzakereler, 2003 yılında askıya alındı. Nisan ayında, Kıbrıslı Türk yetkililer, yaklaşık 30 yıl sonra ilk kez Rumların kuzeye ve Kıbrıslı Türklerin güneye geçmesi için sınır noktaları açmaya başladı. BM istihkam birlikleri yol çalışmalarına katkıda bulundu. Güvenlik Konseyi insanların ve araçların güvenli ve düzenli bir şekilde geçişini temin etmek için UNFICYP’nin sivil polis unsurlarını arttırma emri verdi.  2 Kasım’a kadar, yaklaşık 2 milyon geçiş oldu.

Genel Sekreter yeni girişimi memnuniyetle karşıladı; ama bunun kapsamlı bir çözümün yerini alamayacağını vurguladı. 10 Şubat 2004 tarihinde Kıbrıs Rum Lideri ve Türk Lideri,  garantör devletlerle birlikte (Yunanistan, Türkiye ve İngiltere) New York’ta Genel Sekreter’in detaylı teklifleri esasına dayanarak müzakerelere kaldığı yerden başladılar.  Amaç, Kıbrıslı Rumların AB’ye gireceği 1 Mayıs öncesinde adayı birleştrecek bir referandumun yapılabilmesiydi.

Altı haftalık müzakereler sonucu Genel Sekreter, Amaç Kıbrıslı Rum ve Türk taraflarını federal bir yapı altında bir araya getirecek Birleşik Kıbrıs’ın oluşturulmasını amaçlayan planı açıkladı. Genel Sereterin adıyla anılan Annan Planı  24 Nisan’da yapılan referandumda, Kıbrıs Rum seçmenlerinin yüzde 76’sının “hayır”, Kıbrıs Türk seçmenlerinin yüzde 65’inin evet oyunu aldı.

Planın her iki toplum tarafından kabul edilmesi gerektiği için ada 1 Mayıs’ta bölünmüş bir ada olarak Avrupa Birliği’ne girdi. Buna rağmen müzakerelerde oldukça başarı sağlanmış oldu. Genel Sekreter Kıbrıs özel danışmanı Alvaro de Soto, 8 Haziran 2004 tarihinde Güvenlik Konseyi’ne Kıbrıs Rum kesiminin planı reddetme gerekçesinin iyi bir şekilde anlaşılması gerektiğini vurguladı: “Ve Kıbrıs Rum kesiminin geleceğe nasıl baktığını bilmeliyiz” dedi. Genel Sekreter’ in iyi niyet görevi ise askıya alındı.

Genel Sekreter Ban Ki-moon’un da desteğiyle Kıbrıs görüşmeleri 2008 yılında BM Gözetiminde yeniden başladı ve halen devam etmektedir.

Gürcistan

Abazalar ve Gürcüler arasındaki ilişkiler yıllarca gergin olmuştur.  Abaza bölgesinin yerel yetkililerinin (Gürcistan’ın kuzeybatı bölgesi) 1991 yılında bağımsızlık kazanan cumhuriyetten ayrılmak için önce 1990 sonra 1992 yılında yaptıkları girişimler şiddet olaylarına dönüştü. Yüzlerce kişi öldü ve yaklaşık 3000 kişi Rusya Federasyonu’na kaçtı. 1993 yılında atanan bir Genel Sekreter temsilcisi taraflar arasında arabuluculuk yapmaya başladı ve o yılın sonlarında ateşkes anlaşması imzalandı.

Güvenlik Konseyi, ateşkese uyulup uyulmadığını kontrol etmek için Birleşmiş Milletler Gürcistan Gözlemci Misyonu’nu (UNOMIG) kurdu; fakat çatışma devam etti ve iç savaşa dönüştü. Taraflar 1994 yılında Moskova’da buluşarak Bağımsız Devletler Topluluğu’na bağlı barış güçleri tarafından gözlemlenecek yeni bir ateşkes anlaşması yaptılar. UNOMIG, anlaşmanın uygulanmasını izleyecek ve kuvvet harekatını gözlemleyecekti.

Yıllar içinde, birbiri ardına gelen Genel Sekreter temsilcileri müzakereleri yürüttü, ve Güvenlik Konseyi kapsamlı bir çözüme ihtiyaç olduğunu vurguladı; fakat Abaza’nın Gürcistan içinde gelecekteki statüsü gibi esas siyasi konular çözüme kavuşturulamadı. BM ve ilgili devletler taraflar arasındaki müzakereleri ilerletmek için çalıştılar.

Bölgede nispeten elde edilen barış ortamı, 2008 Ağustos ayında Gürcistan’ın Güney Osetya’ya askeri müdahale başlatması ve Rusya Federasyonun buna sert şekilde karşılık vermesi üzerine bozuldu. Ortaya çıkan insani duruma BM hemen müdahale etti ve 115 bine yakın evlerinden edilen sivile yardım elini uzattı. BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon tarafları sorunları barışçıl yollardan çözmeye çağırdı ve Gürcistan’ın toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesini istedi.

Balkanlar

Eski Yugoslavya. Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti Birleşmiş Milletler’in kurucu üyesiydi. 1991 yılında federasyonun iki cumhuriyeti; Slovenya ve Hırvatistan bağımsızlıklarını ilan etti. Ulusal ordunun desteklediği Hırvat Sırpları harekete karşı çıktı ve Sırbistan ve Hırvatistan arasında savaş patlak verdi.  Buna karşılık Güvenlik Konseyi, Yugoslavya’ya silah ambargosu uyguladı ve Genel Sekreter, Avrupa Birliğinin barış çabalarına destek vermesi için kişisel bir elçi atadı.

Güvenlik Konseyi, çözüm için gerekli şartları oluşturmak amacıyla başlangıçta Hırvatistan’da 1992 yılında Birleşmiş Milletler Koruma Gücünü (UNPROFOR) kurdu. Fakat savaş bağımsızlığını ilan etmiş olan Bosna-Hersek’e sıçradı. Sırp ve Hırvat orduları savaşa müdahale etti; Konsey, o zaman Sırbistan ve Karadağ’dan oluşan Yugoslavya Federal Cumhuriyet’ine ekonomik yaptırım uygulamaya başladı.

Savaş, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’daki en büyük mülteci krizini yarattı. “Etnik temizlik” hakkında çok fazla raporla karşılaşan Güvenlik Konseyi 1993 yılında ilk kez savaş suçlarını yargılamak üzere uluslararası bir mahkeme kurdu. Ayrıca bazı yerleri savaştan izole etme girişimi ile “güvenli bölge” ilan etti.

UNPROFOR, diğer “güvenli bölgeler”in yanında Bosna’ya yapılan insani yardım dağıtımını ve başkenti Saraybosna’yı korumaya çalıştı. Barışgücü komuta kademesi 35.000 ilave asker talep etmesine karşılık Güvenlik Konseyi, sadece 7.600 asker gönderilmesine karar verdi. Saraybosna’ya karşı devam eden saldırıları durdurmak için NATO 1994 yılında Genel Sekreter’in talebi üzerine hava saldırıları yapılmasını emretti. Bosnalı Sırp kuvvetleri yaklaşık 400 UNPROFOR gözlemcisini tutuklayarak bir kısmını rehin aldı.

Çatışma 1995 yılında yoğunlaştı. Hırvatistan, Sırp nüfusun yoğun olduğu bölgeye büyük saldırılar başlattı. NATO, Bosnalı Sırplar’ın Saraybosna’yı kuşatmalarına yoğun hava saldırılarıyla karşılık verdi. Bosnalı Sırp kuvvetleri, Sırbistan ve Zepa’nın “güvenli bölgelerini” ele geçirdi. Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yaşanan en büyük katliamda Srebreniska kentinde yaklaşık 7000 silahsız erkek ve çocuk öldürüldü. 1999 yılındaki raporda Genel Sekreter, Srebreniska’da meydana gelen etnik temizlik kampanyasına karşılık vermede BM ve üye devletlerin hatalarını kabul etti. Trajedinin “sonsuza kadar hafızalardan silinmeyeceğini” söyledi.

ABD’nin Ohio eyaleti Dayton şehrinde 1995 yılında yapılan görüşmelerde Bosna-Hersek, Hırvatistan ve Yugoslavya arasında 230 BM personelinin öldüğü 42 aylık savaşa son veren anlaşma imzalandı. Anlaşmaya uyulduğundan emin olmak için Güvenlik Konseyi, NATO liderliğinde 60.000 kişilik çok uluslu Barış Uygulama Gücü’nün kurulmasını emretti.

Güvenlik Konseyi, daha sonra Birleşmiş Milletler Bosna- Hersek Misyonu’nun parçası olacak olan BM Uluslararası Polis Gücü’nü kurdu.  Görev, mültecilerin ve yerlerinden olan insanların dönüşlerine yardımcı oldu, barış ve güvenliği teşvik etti ve devlet kurumlarının inşa edilmesine yardım etti. Ayrıca 1996 yılında Konsey, Yugoslavya’nın almak için uğraştığı Hırvatistan’daki stratejik bir bölge olan Prevlaka yarımadasının askerden arındırılmasını gözlemlemek üzere Birleşmiş Milletler Prevlaka Gözlem Misyonu’nu (UNMOP) kurdu. UNMIBH ve UNMOP görevlerini 2002 yılı sonunda tamamladılar.

Kosova

Kosovalı Arnavutlar 1980’lerde bölgenin otonom yapıdan, Yugoslavya’dan ayrılma hakkına sahip olacak bir cumhuriyete dönüşmesi için çağrıda bulunmaya başladılar. Sırbistan’ın eski devlet başkanı Slobodan Milosevic 1989 yılında Kosova’nın otonom yapısına son verdi. 1997 yılında Kosova Kurtuluş Ordusu (KLA) Sırp polis ve sivillerine karşı silahlı saldırılar gerçekleştirmeye başladı. Aynı yılın Mart ayında Kosovalı Arnavutlar arasında silahlı bir ayaklanmaya olan destek giderek artmaya başladı. Sırp/Yugoslav güvenlik kuvvetleri de 1998 sonlarına doğru  bu gelişmelere ciddi şekilde karşılık vermeye başladılar. Uluslararası topluluğun ihtilafı çözme çabalarının bir parçası olarak 1999 Şubat ayında Rambouillet’de başlayan müzakerelerden bir sonuç alınamamasının ardından Sırbistan/Yugoslavya’ya yönelik olarak 1999 Mart ayında başlatılan  NATO hava harekatı aynı yılın Haziran ayına kadar devam etti.

Güvenlik Konseyi 10 Haziran 1999 tarihinde aldığı 1244 sayılı karar ile Kosova’da bir uluslararası güvenlik ve sivil varlık oluşturulmasını ve BM’den de bölgede geçici bir yönetim kurmasını istedi. Böylece bölgenin kendi kendini yönetebilmesi için gerekli kurumlar ve Kosova’nın nihai statüsünün belirlenmesini sağlayacak siyasi süreçte başlatılmış oldu. Bu şekilde Kosova halkı da nihai statü belirlenene kadar “kapsamlı bir otonomi” elde edecekti.

Bu gelişmeler sonucunda Kosova’da BM’ye o zamana kadarki en kapsamlı ve en kompleks yapıya sahip görev verilmiş oldu. Güvenlik Konseyi tarafından başlatılan söz konusu barış harekatı öncelikle diğer çok uluslu teşkilatları BM şemsiyesi altında biraraya getirmeyi öngörüyordu. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) ve Avrupa Birliği (AB) BM ile birlikte BM Genel Sekreterinin Özel Temsilcisinin koordinasyonunda dörtlü bir yapı oluşturdular. Aynı zamanda NATO da Kosova’da KFOR diye adlandırılan bir güvenlik varlığı oluşturdu. BM zaman içerisinde yönetimle ilgili sorumlulukları bölgesel kurumlara devretmekle birlikte, Kosova’nın yönetimindeki genel yetki ve sorumluluğu elinde tutmaya devam etti.

Güvenlik Konseyi tarafından görevlendirilen diğer barış harekatlarının aksine UNMIK’in yenilenebilen süreler için değil; Güvenlik Konseyinin aksine bir karar alıncaya kadar görevini sürdürmesi kararlaştırıldı.

Genel Sekretere, Güvenlik Konseyi'nin 10 Haziran 1999 tarihinde aldığı 1244 sayılı karar ile savaşın harabeye çevirdiği Kosova’da halkın kapsamlı bir otonomiye sahip olabilmesi için BM önderliğinde geçici bir sivil idare oluşturma görevi verildi. Bu sivil yapı, BM barışgücü, UNHCR, AGİT ve AB’yi dört temel hedef için aynı çatı altında topladı: insani yardım; sivil yönetim, insan hakları ve demokratikleşme, yeniden yapılanma ve ekonomik kalkınma. Söz konusu karar, KLA’nın silahsızlandırılması, çatışmaların yeniden başlamasının önlenmesi, mültecilerin güvenli bir şekilde evlerine geri dönmelerinin sağlanması, mayınların imhası ve sınırın kontrolü dahil güvenliğin NATO önderliğindeki Kosova Barış Gücü (KFOR) tarafından sağlanmasını öngörüyordu.

UNMIK, Kosova’daki liderlik ve halk ile yakın bir çalışma ortamı kurması sonucu sağlık ve eğitim, adalet, bankacılık ve finans, posta ve telekomünikasyon ve huzur ve güvenliğin sağlanmasına kadar geniş bir yelpazede temel idari görevleri yerine getirdi. Zaman içerisinde yetkilerinin bir kısmı Kosova kurumlarına devredilmiş olsa da UNMIK Kosova’yı yurtdışında temsil ederek ve güvenlik işlerini yürüterek, genel idari yetkiyi elinde bulundurdu.

UNMIK ve KFOR sayesinde 1999 yılındaki çatışmalar nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalan yüzbinlerce Kosovalı evlerine geri dönebildi. UNMIK konutların yeniden inşasının sağlanması, temel hizmetlerin verilmesi ve mayın temizleme konularında faaliyette bulundu. Geçici Yönetim en son 2007 Kasım-Aralık döneminde olmak üzere bir dizi yerel seçimin yapılmasını sağladı.

BM tarafından eğitilen ve bir çok etnik grubun temsilcilerini bünyesinde barındıran polis gücü, görevi BM polis gücünden devralıyor ve her geçen gün daha professonel bir yapıya kavuşuyor.
Yeniden yapılanma ve kalkınma projelerinin artmasına rağmen Kosova ekonomisi kırılganlığını sürdürüyor. İşsizlik hala yüksek. Yerlerinden edilen Kosovalı Sırplar evlerine geri dönmeye acele etmiyor. Kosova’da yaşayan Sırpların ise siyasi sürece ve merkezi kurumlara  katılımları çok düşük seviyede.

Ancak, BM Genel Sekreteri Güvenlik Konseyine sunduğu 28 Eylül 2007 tarihli raporunda UNMIK’in 1244 sayılı karar çerçevesinde kendisine verilen görevi büyük oranda yerine getirdiğini, Kosova’nın nihai statü sürecinin belirsizliğinin sürdürmesinin BM’nin 1999 yılından bu yana Kosova’da elde ettiği ilerlemeleri riske atacağını söyledi.

UNMIK’te hali hazırda  4,600 personel görev yapıyor. Bunların 2,000’i uluslararası polis gücünde yer alıyor, 475’ini uluslararası memurlar,  135’i BM gönüllüleri ve 2,000’ini de yerel personel oluşturuyor. Genel Sekreterin Kosova Özel Temsilciliği görevini ise Alman vatandaşı Joachim Rücker yürütüyor.

KFOR
NATO önderliğindeki KFOR Kosova’da genel güvenliği sağlıyor. Bir dönem 50 bin askeri bünyesinde barındıran KFOR’da hali hazırda 16,500 asker görev yapıyor. NATO dışişleri bakanlarının 7 Aralık’ta Brüksel’de yaptıkları toplantıda 1244 sayılı BM Güvelik Konseyi kararı çerçevesinde KFOR’un Kosova’daki görevini, Güvenlik Konseyi aksine bir karar almadıkça sürdüreceği belirtildi.

Nihai Statü görüşmeleri
UNMIK, 2004 yılında Kosova Özyönetim Kurumları (PISG) ile işbirliği yaparak “standartlar sürecini” oluşturdu. Buna göre, nihai statü sürecinin başlatılabilmesi için PISG’nin temel insan hakları ve demokratik standartları oluşturması öngörülüyordu.  2004 Mart ayında yaşanan şiddet olayları sonrasında Genel Sekreter Kai Eide’i durumu değerlendirmesi ve atılacak adımları belirlemesi için Özel Temsilcisi olarak atadı. Özel Temsilci Eide, 2005 yılında, Kosova’nın nihai statüsünü belirlemek üzere siyasi sürecin başlatılmasını önerdi.

Zamanın Genel Sekreteri Kofi Annan, Kosova’da BM yönetiminin kurulduğu tarihten altı yılı aşkın bir sure sonra Kosova’nın nihai statüsünü belirleyecek siyasi sürecin başında bulunmak üzere Norveç’in eski Cumhurbaşkanı ve daha önce de BM için zorlu görevleri üstlenmiş olan Martti Ahtisaari’yi Özel Temsilcisi olarak atadı. Ahtisaari  ve ekibi 2005-2006 döneminde Belgrad ve Priştina ile kapsamlı görüşmeler yaptı, uluslararası toplulukla istişaralerde bulundu.

Uzun süren kapsamlı görüşmelere rağmen taraflar yetkinin yerel yönetimlere aktarılması (Kosova’da yeni Sırp belediyelerinin oluşturulması), kültürel miras (koruma bölgeleri oluşturulmak suretiyle Sırp Ortodoks Kilisesine ait mekanların muhafaza edilmesi), azınlık hakları ve ekonomi gibi ana konularda ilerleme sağlayamadılar. Özel Temsilci Ahtisaari bu gelişmeler sonucu müzakerelerin devam ettirilmesinden bir sonuç alınamayacağı kararına vardı.

Ahtisaari 2007 Ocak ayında Kosova’nın nihai statüsü ile ilgili önerisini ABD, Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya ve Rusya’dan oluşan Temas Grubuna Viyana’da yapılan bir toplantıda sundu. Ahtisaari söz konusu raporu Şubat ayında da taraflara verdi. Ahtisaari  son tur görüşmeleri takiben Kosova’nın Nihai Statüsüne Çözüm Önerisini ve Raporunu Genel Sekretere de iletti. Söz konusu  öneri ve raporda uluslararası gözetim altında bağımsızlık tavsiye ediliyordu. Bu da AB önderliğinde oluşturulacak yapı sayesinde sağlanacaktı. Öneri çerçevesinde UNMIK yetkilerini AB önderliğinde oluşturulacak  uluslararası oluşuma devredecek ve daha sonrada bölgeden çekilecekti.

Genel Sekreter 26 Mart 2007 tarihinde raporu kabul etti ve Güvenlik Konseyi'ne sevk etti.

Ahtisaari’nin önerisi üzerinde görüş birliğine varamayan Güvenlik Konseyi, 4 Nisan 2007 tarihinde bir açıklama yaparak taraflarla yeni görüşmeler gerçekleştirmek üzere  Belgrad ve Priştina’ya bir heyet göndereceğini duyurdu.

Genel Sekreter 5 Temmuz 2007 tarihinde Güvenlik Konseyi'ne sunduğu raporda, ekonomik ve siyasi gelişmelerin olumlu yönde ilerlemesine rağmen, bölgenin nihai statüsünün belirlenememesi halinde bu kazanımların kaybedilebileceği uyarısında bulundu.

Güvenlik Konseyindeki görüşmelerin 1 Ağustos 2007 tarihinde çıkmaza girmesi sonucu Kosova Temas Grubu AB, ABD ve Rusya’dan oluşan bir troyka oluşturulması ve nihai statüye ilişkin görüşmelerin bu yapı içerisinde sürdürülmesine karar verdi.  Temas Grubu, 10 Aralık’a kadar Belgrad ve Priştina arasındaki görüşmelerin sonucu hakkında Genel Sekretere bilgi verilmesini istedi.

Troykanın raporu Genel Sekretere 7 Aralık 2007 tarihinde ulaştı. Raporda tarafların tam bağımsızlık, gözetim altında bağımsızlık, toprak paylaşımı, kapsamlı otonomi ve konfederal bir anlaşma dahil konuları derinlemesine tartıştıkları, ancak  tarafların Kosova’nın nihai statüsü konusunda bir karara varamadıkları bildirildi. Her iki tarafta Kosova’nın egemenliği konusundaki posizyonundan vazgeçmek istemedi: Sırbistan Kosova’nın bağımsızlığını reddetti, Kosova ise bağımsızlık istedi.  Genel Sekreter troyka raporunu 10 Aralık’ta Güvenlik Konseyine havale etti.

Kosova 2008 Şubat ayında bağımsızlığını ilan etti.

Silahsızlanma
(http://disarmament.un.org:8080)

Birleşmiş Milletler, kuruluşundan  bu yana çok taraflı silahsızlanma ve silahların kısıtlanması, uluslararası barış ve güvenliğin koruması çabalarının merkezinde yer almıştır.  Teşkilatın en büyük önceliği, insanoğluna en büyük tehditi teşkil eden nükleer silahları azaltmak ve nihayetinde yok etmek, kimyasal silahları imha etmek ve biyolojik silahlara karşı uygulanan yasaklamaları arttırmaktır. Bu hedeflerin yıllar içinde hiçbir değişikliğe uğramadan aynen kalmasına rağmen değişen siyasi gerçekler ve uluslararası duruma paralel olarak müzakerelerin kapsamı değişmektedir.

Uluslararası toplum artık küçük ve hafif silahların aşırı ve istikrarsız çoğalmasıyla yakından ilgileniyor ve toplumların ekonomik ve sosyal yapılarını tehdit eden ve çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere çok sayıda sivilin ölümüne ve sakat kalmasına neden olan kara mayınlarının toplu halde yayılmasına karşı savaşmak için harekete geçiyor.  Ayrıca balistik füze teknolojisinin yayılmasına, savaştan kalan patlamamış mühimmatın insanlara zarar vermesine engel olmaya çalışıyor.

Amerika Birleşik Devletleri’nde 11 Eylül 2001 tarihinde meydana gelen trajik olaylar teröristlerin eline geçen kitle imha silahlarının potansiyel bir tehlike arz ettiğinin altını çizmiştir. Teröristler kimyasal, biyolojik ya da nükleer silah edinip kullanabilseydi saldırının sonuçları daha da yıkıcı olabilirdi. Bu endişelerin ışığında Genel Kurul 2002 yılındaki 57. Oturumunda ilk defa teröristlerin kitle imha silahı edinmelerini ve bunların dağıtımını önlemeye yönelik karar aldı ve üye devletlere sonuna kadar uluslararası çabalara destek verme çağrısı yaptı.

Fiili silahsızlanmadaki rolüne ilaveten Birleşmiş Milletler, üye devletlere yeni normlar getirmeleri, var olan anlaşmaları güçlendirmeleri ve birleştirmelerine yardım ederek çok taraflı silahsızlanmanın sağlanmasında önemli rol oynamıştır. Genel Kurul kitle imha silahlarının teröristlerce kullanılmasını ve teröristlerin bu silahlara sahip olmalarının engellenmesini sağlamak üzere üye ülkelerden uluslararası işbirliğine gitmelerini istemiştir.

Silahsızlanma Mekanizması

Birleşmiş Milletler  Antlaşması, Genel Kurul’a uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması için silahsızlanma ve silahlarla ilgili ilkelerin belirlenmesi görevini vermektedir (Madde 11). Kurul’un silahsızlanma konuları ile ilgilenen iki yardımcı organı vardır: Birincisi; Kurul’un düzenli oturumlarında toplanan ve gündemindeki tüm silahsızlanma konularını görüşen Birinci Komite (Silahsızlanma ve Uluslararası Güvenlik) ve  yılda üç kere toplanan ve belirli konular üzerinde yoğunlaşan özel bir danışma kurulu olan Silahsızlanma Komisyonu.

Silahsızlanma Konferansı, uluslararası toplumun, silahsızlanma anlaşmalarını görüştükleri yegane çok taraflı forumdur. Konferans, Kimyasal Silah Konvansiyonu’nu ve Nükleer Denemelerin Kapsamlı Yasaklanması Anlaşması'nı başarıyla müzakere etmiştir. Devletlerin ulusal güvenlik çıkarlarına değinmesi nedeniyle çalışmaları kesinlikle görüş birliğine dayanarak yürütülür.   66 devletten oluşan sınırlı bir üyeliği ve Genel Kurul ile emsalsiz bir ilişkisi vardır.  Konferans, kendi kurallarını belirlerken ve kendi gündemini oluştururken Genel Kurul’un tavsiyelerini göz önünde bulundurur ve ona yıllık rapor verir.  Konferans 1997 yılından beri üyelerin arasında silahsızlanma öncelikleri konusunda görüş birliğinin sağlanamaması nedeniyle sürekli bir program üzerinde anlaşamamıştır.

BM Genel Sekreterliği bünyesindeki Silahsızlanma İşleri Dairesi, Genel Kurul’un silahsızlanma konularında aldığı kararları uygular. Birleşmiş Milletler Silahsızlanma Araştırmaları Kurumu (UNIDIR) silahsızlanma ve ilgili konularda özellikle de uluslararası güvenliği ilgilendiren konularda bağımsız araştırmalar yapar. Silahsızlanma Meseleleri Danışma Kurulu, Genel Sekreter’e silah kısıtlaması ve silahsızlanma konularında tavsiyede bulunur ve UNIDIR Vekil Kurulu olarak hizmet eder. Ayrıca Birleşmiş Milletler Silahsızlanma Bilgi Programı’nın uygulanması hususunda da tavsiye verir.

Kitle İmha Silahları (WMD)

Nükleer Silahlar

Sürekli çabalar sayesinde uluslararası toplum, nükleer silahların azaltılması, belli bölge ve çevrelerde mevzilenmesine izin verilmemesi (uzay ve okyanus tabanı gibi) kısıtlanması ve denenmesinin durdurulması amacını güden birçok çok taraflı anlaşmaya imza attı. Tüm bu başarılara rağmen, nükleer silahlar ve bunların çoğalması barış için büyük tehdit ve uluslararası toplum için büyük engel teşkil etmeye devam etmektedir.

Bu alandaki ele alınan konular özellikle nükleer silahların azaltılması gerekliliğini, nükleer silahların çoğalmasını sınırlayan rejimleri desteklemeyi ve balistik füze ve füze savunma sistemlerinin geliştirilmesi ve çoğalmasının önlenmesini içerir.

Nükleer Silahlar Konusunda İkili Anlaşmalar.  Nükleer silahları kontrol etmek için farklı forumlarda uluslararası çalışmalar devam ederken, nükleer silaha sahip güçlerin istikrarlı bir uluslararası güvenlik ortamı sağlamada özel bir sorumluluk taşıdıkları anlaşıldı.  Soğuk savaş sırasında ve sonrasında iki süper güç nükleer savaş tehdidini önemli ölçüde azaltan anlaşmalar yaptı.

Nükleer Silahlar ve yayılmalarının Yasaklanması Konusunda Çok Taraflı Anlaşmalar. Tüm çok taraflı silahsızlanma anlaşmaları arasında en evrensel niteliğe sahip olan Nükleer Silahların Yayılmasının Yasaklanması Anlaşması (NPT) ilk olarak 1968 yılında imzaya açıldı ve 1970 yılında yürürlüğe girdi. NPT, küresel nükleer silah yayılmasını sınırlayan rejimin temel taşıdır ve nükleer silahsızlanma çabaları için önemli bir zemin oluşturur. NPT’ye taraf olan ülkeler 2002 Gözden Geçirme Konferansında, nükleer silaha sahip ülkelerin “nükleer cephanenin tamamen yok edilmesini açıkça taahhüt eder…” beyanlarını içeren nihai bir belge kabul edilmiştir.

Konferansta nükleer silah kapasitelerinin şeffaflaştırılması ve savunma politikalarındaki rolünün azaltılması gerektiğine karar verilmiştir.

NPT uyarınca üstlenilen yükümlülükleri denetlemek için üye devletler Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEKA) nükleer muhafızlarını kabul etmek zorundadırlar. 2003 yılında 140 devletin  (ve Tayvan) yer aldığı NPT’ye uygun 136 kapsamlı koruma anlaşması da dahil olmak üzere 225 koruma anlaşması bulunuyordu. NPT’ye ilaveten Tltelolco, Rarotonga, Bankok ve Pelindaba anlaşmaları nükleer silaha sahip olmayan devletlerden IAEA korumalarına uyma zorunluluğu getirdi.

1996 yılında Genel Kurul üyelerinin ezici bir çoğunluğu herhangi bir yerde nükleer deneme yapılmasını yasaklamak için Kapsamlı Nükleer Silah Denemesinin Yasaklanması Anlaşması’nı (CTBT) kabul etti. İlk olarak 1954 yılında öne sürülen ve 1963 kısmi deneme anlaşmasını tüm çevreye yayan anlaşmanın kabul edilmesi kırk yıl aldı. 1996 yılında imzaya açılan CTBT hala yürürlüğe girmedi. Anlaşmanın yürürlüğe girmesi için onayı gerekli olan 44 devletten 12’si anlaşmayı imzalamadı ve kabul etmedi. Anlaşmanın emanetçisi olma sıfatı ile Genel Sekreter, 1991, 2001 ve 2003 yıllarında sırayla CTBT’nin yürürlüğe girmesini kolaylaştıracak üç Konferans düzenledi.

Nükleer Denemelerin Yasaklaması Anlaşması için Viyana’da düzenlenen Hazırlık Komisyonuna katılan yaklaşık 170 imzacı devlet ile anlaşma yürürlüğe girene kadar uluslararası gözlemleme sisteminin çalışabilir hale gelmesini temin etmek üzere 1997 yılında kurulan Geçici Teknik Sekreterlik çalışmalarına devam etmektedir.

Birleşmiş Milletler ve Nükleer Denemeleri Kapsamlı Yasaklama Anlaşması Hazırlık Komisyonu arasındaki İlişkileri Düzenleme Anlaşması 2000 yılında imzalandı.

2003 yılı Eylül ayında CTBT’nin Yürürlüğe Girmesini Kolaylaştırma Konferansı Viyana’da yapıldı ve nükleer silahsızlanma ve silahların çoğalmasının önlenmesi için büyük bir araç olan evrensel ve etkili bir anlaşmanın önemini vurgulayan bir bildiri yayınlandı.

Nükleer Silahdan arındırılmış bölgeler. Bölgesel silah kontrolünde yeni hareketlerin habercisi olan 1967 Nükleer Silahların Latin Amerika ve Karayipler’de Yasaklanması Anlaşması’nın imzalanmasıyla dünyada ilk kez insan nüfusu bulunan bir alanda nükleer silahtan arındırılmış bölge kuruldu. Küba’nın da 2002 yılında anlaşmayı onaylamasıyla Latin Amerika ve Karayipler’de kurulan nükleer silahtan arındırılmış bölge, bölgedeki tüm devletleri içine alacak şekilde genişletildi.

Bundan sonra, Güney Pasifik’te (1985 Rarotonga Anlaşması), Güneydoğu Asya’da (1995 Bankok Anlaşması) ve Afrika’da (1996 Pelindaba Anlaşması) olmak üzere üç arındırılmış bölge kuruldu. Bu anlaşmalar sayesinde tüm güney yarımküre nükleer silahtan arındırılmış bölge statüsü kazandı.  2002 yılı Eylül ayında beş Orta Asya Devleti (Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan)  Orta Asya nükleer silahtan arındırılmış bölge kurulması anlaşmasının taslak metninde geçici olarak anlaştılar.  Ortadoğu’da kitle imha silahlarından arındırılmış bir bölge kurma önerisine ek olarak Orta Avrupa ve Güney Asya’da nükleer silahlardan arındırılmış bölge kurmak için de öneriler yapıldı. Bir ülkenin başlı başına nükleer silahtan arındırılmış bölge olması kavramı, Genel Kurul’un Moğolistan’ın nükleer silahtan arındırılmış bölge statüsünü ilan etmesini kabul ettiği 1998 yılında uluslararası toplum tarafından onaylandı.

Nükleer Silahların Çoğalmasını Önleme.  Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) nükleer silahların çoğalmasının engellenmesi konusunda nükleer koruma uygulamaları ve sivil nükleer programları teftiş ederek önemli rol oynamaktadır.

Devletlerle varılan anlaşmalar kapsamında IAEA müfettişleri nükleer maddelerin bulunduğu yerler hakkındaki kayıtları kontrol etmek,  IAEA’nın kuruduğu araçları kontrol etmek ve denetlemek ve nükleer madde keşiflerini doğrulamak için nükleer tesislerde incelemelerde bulunmaktadır.  Bu ve diğer koruma önlemleri birlikte uygulandığında hükümetlerin nükleer enerjiyi barışçıl amaçlar için kullanma yönündeki taahhütlerinin bağımsız ve uluslararası kontrolün edilebilmesine imkan tanınmaktadır.

Şu anda 145 ülkede (ve Tayvan’da, Çin) yürürlükte olan 229 koruma anlaşmasının uygulanışını kontrol etmek için  250 IAEA müfettişi dünyanın dört bir yanında yıllık olarak toplam yaklaşık 240’ı bulan, günlük teftişler yapmaktadır. Amaçları 70 ülkede 900 tesiste bulunan nükleer maddelerin yasal, barışçıl amacın dışında  askeri amaçlı olarak kullanılmasını önlemektir. Böylelikle IAEA, uluslararası güvenliğe katkıda bulunmakta ve silahların yayılmasını durdurmak ve nükleer silahların olmadığı bir dünya yaratmak için verilen çabaları güçlendirmektedir.

IAEA ile ülkeler farklı tiplerde koruma anlaşmaları yapabilirler. Tlatelolco Anlaşması, Pelindaba ve Rarotonaga Anlaşmaları’nın yanında NPT ve var olan Koruma Anlaşmalarına Ek Model Protokol ile bağlantısı bulanan anlaşmalar nükleer silahları olmayan ülkelerin tüm nükleer yakıt döngüsü eylemlerini IAEA makamlarına sunma şartı koşar.

 

Kimyasal ve Biyolojik Silah Tehditinin Ortadan Kaldırılması

1997 yılında Kimyasal Silahlar Konvansiyonu’nun (CWC) yürürlüğe girmesi ile birlikte 1925 yılında Genevre Protokolü'nde zehirli gaz kullanımının yasaklanmasını takiben başlayan süreç tamamlanmış oldu. Konvansiyon, uluslararası silah kontrolü tarihinde ilk defa Konvansiyon'a taraf olan devletlerin anlaşmanın yükümlülüklerini yerine getirmelerini kontrol etmek için kimyasal tesisler ve alışılagelmiş küresel teftişlerden toplanan bilgileri de içeren sıkı bir uluslararası kontrol rejimi  geliştirdi.  Bu amaçla Hollanda’nın Lahey şehrinde  kurulan Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü (OPCW), 2003 yılı Ağustos ayına kadar 56 taraf devlette yaklaşık 1500 teftiş misyonu yürüttü. Taraf Devletlerin Kimyasal Silah Konvansiyonu ile ilgili Çalışmalarının Gözden Geçirilmesi Konferansının İlk Özel Oturumu 2003 yılında yapıldı. Birleşmiş Milletler ve OPCW ilişkileri ile ilgili Anlaşma 2000 yılında imzalandı.

1975 yılında yürürlüğe giren 1972 Biyolojik Silah Konvansiyonu, CWC’den farklı olarak kontrol mekanizması sağlamaz; fakat taraf devletler güven inşa etmenin bir parçası olarak her yıl yüksek riskli biyolojik araştırma tesisleri hakkında ayrıntılı bilgi değiş tokuşu yapmaktadır.  Biyolojik Silah Konvansiyonuna Taraf Devletlerin beşinci Gözden Geçirme Konvansiyonu, 2006 yılındaki bir sonraki gözden geçirme konferansına kadarki üç yıllık sürede yıllık taraf devletler toplantıları ve uzman toplantılarının yıllık olarak yapılmasına karar vererek 2002 yılında oturumunu kapattı.
 
Bu toplantıların amacı BWC’yi uygulamak, biyolojik silahların kullanıldığı iddialarına uluslararası cevap vermek ve bunları soruşturmak, bulaşıcı hastalıklara karşı teftişin ve bilim adamlarının uyguladığı yasaların teftişini geliştirmek için alınan ulusal önlemlerle ilgili konuların yaygın olarak anlaşılması ve bu konularda etkili eylemler yapılmasını teşvik etmek ve tartışmaktır. CWC gibi BWC’nin de evrenselleşmesi ve tam olarak uygulanması, biyolojik ve kimyasal silahların çoğalmasının önlenmesi, uluslararası toplumun en büyük görevidir.

Balistik füzelerin çoğalması ve füze savunma alanlarındaki gelişmeler birçok ülke için endişe kaynağı olmaya devam etmektedir. 2002 yılında Genel Sekreter tarafından oluşturulan hükümet uzmanları paneli bu konuyla ilk kez uluslararası düzeyde çalışmaya başladı.  Konu ile ilgili tüm yaklaşımların ulusal, ikili, bölgesel, ve çok taraflı düzeylerde daha çok araştırılması gerektiği sonucuna varıldı.

Konvansiyonel Silahlar, Güvenin İnşası ve Şeffaflık

Küçük ve hafif silahlar ve uygulanabilir silahsızlanma. Soğuk savaşın bitmesinden sonra uluslararası toplum dünyanın birçok yerinde patlak veren küçük ve hafif silahların tercih edildiği devletlerarası çatışmalarla karşı karşıya kaldı. Çatışmaların kaynağını oluşturmasa da bu silahlar şiddeti daha da arttırdı; çocuk savaşçıların kullanılmasını kolaylaştırdı; insani yardımı engelledi ve çatışma sonrası yapılanmayı ve kalkınmayı geciktirdi. Dünya hafif silah ticaretinin tahminen yüzde 40-60’ı ya yasadışıdır veya yasadışı hale gelmektedir. Yasadışı silahların çoğalmasının kontrol edilmesi bu yüzden hafif silahlar konusunda uluslararası, bölgesel ya da ulusal kontrol sağlanması açısına yönelik önemli bir adımdır.

Üye devletler bu silahların aşırı bir şekilde yığılmasını ve kontrolsüzce transferini önlemek için 1997 ve 1999 yıllarında konu üzerine yoğunlaşan uzman destekli çalışmalar başlattı. Bu çalışmaların sonucu olarak, ilk kez Tüm Yönleriyle Küçük ve Hafif Silahların Yasadışı Ticareti Konferansı 2001 yılında Birleşmiş Milletler’de yapıldı. BM Konferansı, ulusal, bölgesel ve küresel düzeyde eylemler hakkında tavsiyeler veren eylem programı hazırladı. Üye devletlerin programın nasıl uygulandığını değerlendirmek için yaptıkları toplantılar 2003 yılında eylem programının etkisini göstermeye başladığı sonucuna vardı. Ayrıca, müzakerelerin 2004 yılında devletlerin küçük ve hafif yasadışı silahları zamanında ve güvenilir bir biçimde belirlemesi ve takip etmesini sağlamak için uluslararası düzeyde çalışmaların  başlaması kararı alındı.

1996 yılında Genel Kurul ilgili devletleri çatışma sonrası problemlerle karşı karşıya kalan devletlere yardım etmek için bir grup kurmaya davet etti.  Akabinde özellikle etkilenen devletler tarafından hazırlanan ve başlatılan uygulanabilir silahsızlanma projelerini incelemek ve desteklemek üzere bir grup kuruldu. Genel Sekreter 1998 yılında sivil nüfusun toplumsal kalkınma teşvikleri karşılığında gönüllü olarak silahlarını bıraktıkları Arnavutluk’taki gibi projeleri destekleyen bir vakıf fonu kurdu.

Yasadışı küçük silahların kontrolsüzce yayılması çocuklardan, sağlığa, mültecilere ve kalkınmaya kadar tüm Birleşmiş Milletler çalışmalarını olumsuz yönde etkilediği için 1998 yılında BM sisteminin eşgüdüm çerçevesinde, küçük silah kontrolünü tüm yönleriyle ele alındığını garanti etmek üzere “Küçük Silahlara Karşı Çalışmaların Eşgüdüm”ü olarak adlandırılan bir mekanizma kuruldu. Araştırma, eşgüdümlü ulusal çalışmaların teşvik edilmesi ve silah ticareti üstünde uluslararası konvansiyon sağlamak için yapılan küresel lobi faaliyetleri aracılığıyla sivil toplum tarafından da küçük silah ticaretini hedef alan kapsamlı küresel çabalar başlatıldı ve sürdürüldü.

Antipersonal mayınlar. Dünyada kara mayınlarının çoğalması ve gelişigüzel kullanımı tüm dikkatlerin merkezi olmuştur. Bu konuda ilk uluslararası adım 1995 yılında atılmış, 1998 yılında ise ilk protokol vücuda getirilmiştir.

Söz konusu adımların ciddi insani krize yol açan mayınlara karşı yetersiz kaldığını düşünen bir grup devlet, antipersonal kara mayınlarının tamamen yasaklanması ile ilgili "Antipersonal Mayınlarının Kullanımının, Depolanmasının, Üretiminin ve Transferinin Yasaklanması Konvansiyonu" adında 1997’de imzaya açılan ve 1 Mart 1999’da yürürlüğe giren bir sözleşme yaptılar. 2003 yılı Aralık ayı itibariyle 134 devlet bu sözleşmeye taraf oldu. Türkiye’de bu ülkelerden biridir.

Her iki anlaşmanın başarılı bir şekilde uygulanması depoların yok edilmesini, etkilenen ülkelerdeki mayınların temizlenmesini ve daha az kurban verilmesini sağladı. Şu anda yaklaşık 93 ülkede mayın bulunmadığı resmen açıklanmıştır ve 55 üretici devletten 41’i bu silahların üretimini durdurmuştur.  Her iki anlaşmaya taraf olmayan ülkeler de kara mayınlarının kullanımı ve transferi konusunda tek taraflı moratoryum ilan ettiler. Türkiye’de güney sınırındaki mayınların temizlenmesi çalışmalarını 2008 yılı itibarıyla başlatmış bulunuyor.

Antipersonel Kara Mayınları Dışındaki Patlamamış Mühimmat ve Mayınlar (MOTAPM). Antipersonel kara mayınlarına dikkat çekmek için önemli adımlar atılmasına rağmen çok sayıda sivil diğer savaş mühimmatları yüzünden ölmekte ya da sakat kalmaktadır. Özellikle tehlikenin tam olarak kavranmadığı yerlerde kasıtsız temas ve bilinçli tahrif nedeniyle insanlar için büyük tehlike arz etmektedir. MOTAMP az miktarda olsa bile stratejik noktalara yerleştirildiği takdirde ciddi tahribat yaratır; tek bir mayın tüm yolların kapanmasına ve normal hayatın felç olmasına neden olabilir.

MOTAMP’ın uzaktan kumandalı ve minimum metal içerikli olması gibi diğer olası özellikleri birleştirildiğinde insanlar üzerinde yarattığı etkiler oldukça ciddi olabilir.

Konvansiyonel Silahların Kayıt Altına Alınması. Devletlerarasında güven inşa etmek ve güvenliği sağlamak için Genel Kurul, 1992 yılında Birleşmiş Milletler Konvansiyonel Silahlar Kayıt sistemini kurmuştur. Bu gönüllü raporlama, katılımcı devletlerin, yedi büyük konvansiyonel silah sınıfındaki (denizaltıları da dahil olmak üzere savaş gemileri, tanklar, zırhlı araçlar, savaş uçakları, saldırı helikopterleri, yüksek menzilli toplar, kısa menzilli hava savunma sistemlerinin de dahil olduğu roketler ve roket atarlar) silahlarla ilgili ihracat ve ithalat faaliyetleri hakkında bilgi vermesini sağlar. Bu tür veriler BM tarafından toplanır ve Birleşmiş Milletler web sitesinden ulaşılabileceği gibi kamunun da edinebileceği yasal belgeler şeklinde de yıllık olarak basılır. Şimdiye kadar 160’ın üstünde devlet bir ya da birkaç kez bu konuda rapor vermiştir.

Askeri konularda şeffaflığı teşvik etmek üzere tasarlanan diğer bir mekanizma ise 1980 yılında başlatılan Birleşmiş Milletler askeri harcamaların standartlaşmış raporlanması sistemidir. Bu gönüllü raporlama sistemi askeri personele, harekatlara, bakım, ikmal, araştırma ve geliştirmeye yapılan ulusal harcamaları kapsar. Şimdiye kadar 110’un üstünde devlet bu sisteme en az bir kere rapor vermiştir.

Uzayda Silah Yarışının Önlenmesi. Uzayla ilgili konular uluslararası forumlarda iki ayrı çizgide ele alınır: uzay teknolojisinin barışçıl uygulamaları ile ilgili olan kısmı ve uzayda silah yarışlarının önlenmesi kısmı. Bu konular; Genel Kurul’da, Uzayın Barışçıl Amaçlar İçin Kullanılması Komitesi’nde ve onun yardımcı organlarında ve Silahsızlanma Konferansında tartışıldı. Bu tartışmalar uzayın hem barışçıl hem de askeri açılardan kullanımı ile ilgili çok sayıda uluslararası anlaşma yapılmasını sağladı.

Uzayın askerileştirilmesinin önlenmesini vurgulamak üzere, Genel Kurul’un ilk silahsızlanma özel oturumunda (1978) bu konu üzerinde uluslararası görüşmeler yapılması çağrısında bulunuldu. 1982 yılından beri Silahsızlanma Konferansı, “Uzayda silah yarışlarının yasaklanması”  başlıklı maddeyi gündemine aldı; fakat üyeler arasındaki algılama farklılıkları yüzünden çok taraflı anlaşma görüşmeleri yapılması için tarih konması konusunda çok az bir ilerleme kaydedildi.

Silahsızlanma ve Kalkınma arasındaki İlişki. Özellikle az gelişmiş toplumlarda etkili uluslararası kontrol sitemi ile sağlanan genel silahsızlanma aracılığıyla ortaya çıkan kaynakları kullanarak ekonomik ve sosyal kalkınmanın teşvik edilmesi konusu uzun zamandır üye devletlerce tartışılmaktadır. Bunun soncu olarak 1987 yılında silahsızlanma ve kalkınma arasındaki ilişki hususunda uluslararası bir konferans düzenlendi. O zamandan beri, uluslararası durumda meydana gelen değişiklikler ışığında, bir grup hükümet uzmanı, bu ilişkinin yeniden değerlendirilmesi için 2003-2004 yılında toplandı.

Silahsızlanma Konusunda Bölgesel Yaklaşımlar. Birleşmiş Milletler, bölge devletleri arasında güvenlik ve güven inşa edici önlemleri teşvik ederek bölgesel ve yöresel düzeyde silahsızlanmaya karşı yapılan girişimleri desteklemektedir. 1993 yılında Silahsızlanma Komisyonu’nun kabul ettiği bölgesel silahsızlandırma yaklaşımları için yol gösterir ve tavsiyelerde bulunur.  BM, bölgesel silahlanmayı teşvik etmek için uluslararası, bölgesel, yerel sivil toplum kuruluşlarının yanı sıra hükümet kurumları ve Afrika Birliği, Avrupa Birliği, Avrupa-Atlantik Ortaklık Konseyi, Arap Birliği, Amerika Devletleri Örgütü, İslam Konferansı Örgütü, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü, Güneydoğu Avrupa İstikrar Antantı gibi oluşumlarla birlikte çalışmaktadır.

Silahsızlanma Bilgilendirmesi ve Eğitim Faaliyetleri. Bir grup uzmanın, silahsızlanma ve barış eğitiminin her vatandaşın sivil hayata hazırlanmasının ayrılmaz bir parçası olduğunu savunduğu silahsızlanma ve silahların çoğalmasının sınırlanması eğitimi hakkında sunduğu rapor 2002 yılında Genel Kurul tarafından kabul edildi. 2003 ve 2004 yıllarında Birleşmiş Milletler, Lahey Barış Çağrısı ortaklığında dört ülkede (Arnavutluk, Kamboçya, Nijerya ve Peru) çocuklara ve gençlere yönelik barış ve küçük silah eğitimi projeleri yürüttü. Oradaki yöneticiler, öğretmenler ve öğrenciler akademik becerilerini ve okuldaki ilgi ve dikkati arttırmak, suç ve şiddeti azaltmak için yasadışı silah konusu ve bunların oluşturduğu tehditler ile mücadele ediyor.

Birleşmiş Milletler, Silahsızlandırma Bilgilendirme programı çerçevesinde yayınlar, özel etkinlikler, toplantılar, seminerler, paneller, sergiler ve silahsızlanma konusunda kapsamlı bir web site (disarmament.un.org) aracılığıyla çok taraflı silahsızlanma konularında bilgilendirme ve eğitim çalışmaları yapmaktadır. 1978 yılında Genel Kurul tarafından başlatılan Birleşmiş Milletler Silahsızlandırma Bursu Programı, yaklaşık 150 ülkeden, birçoğu şu anda kendi hükümetlerinde silahsızlandırma alanından sorumlu ola 500 kamu görevlisine eğitim verdi.

Silahsızlanmada Kadın-Erkek Eşitliği. Kadınların ve kız çocuklarının hem kurban hem de fail olarak çatışmalardan giderek etkilenmesi ile son yıllarda savaşın yüzü değişti.  BM, silahsızlanmanın, yani  silahların toplanması ve imha edilmesi, mayınların temizlenmesi, soruşturma görevi yürütülmesi, karar verme ve barış sürecine katılım gibi tüm aşamalarında kadın-erkek eşitliğinin anlaşılmasının önemini vurgulamaktadır. Örneğin, cinsiyet konusu, küçük silahların yayılmasının, özellikle kadınları nasıl etkilediğini ve bunun için neler yapılabileceğini dikkate alır.

Uzayın Barışçıl Barışçıl Amaçlarla Kullanımı

Birleşmiş Milletler uzayın barışçıl amaçlarla kullanılmasını ve uzayda gerçekleştirilen faaliyetlerden bütün ulusların eşit bir şekilde faydalanmasını sağlamak için çalışır. Uzayın barışçıl amaçlarla kullanılmasıyla ilgili bu kaygı,  ilk insan yapımı uydu olan Sputnik uydusunun 1957 yılında Sovyetler Birliği tarafından uzaya fırlatılmasıyla başladı ve uzay teknolojisi alanındaki ilerlemelerle devam etti. Birleşmiş Milletler, uluslararası uzay hukukunu geliştirip uzay bilimi ve teknolojisi alanlarında uluslararası işbirliğini güçlendirerek bu konuda önemli bir rol oynamıştır.

Bu alandaki en önemli hükümetlerarası organ BM  Uzayın Barışçı Amaçlarla Kullanımı Komitesi’dir. Bu komite, uzayın barışçıl kullanımı konusunda uluslararası işbirliğinin kapsamını gözden geçirir, bu konuda değişik programlar tasarlar, BM’yi teknik işbirliği konusunda yönlendirir, araştırmaları ve bilgi yayılmasını teşvik eder ve uluslararası uzay hukukunun geliştirilmesine katkıda bulunur. BM Genel Kurulu tarafından 1959 yılında kurulan bu komitede 65 üye devlet bulunur.

Komite iki tane alt komiteden oluşur:

  • Bilimsel ve Teknik Alt Komite uzay teknolojisi ve araştırmaları alanındaki uluslararası işbirliğinin odak noktasıdır.
  • Yasal Alt Komite uzay faaliyetlerindeki hızlı teknolojik gelişmelere uyum gösterebilecek yasal bir çerçevenin geliştirilmesini sağlamak için çalışır.

Komite ve alt komiteler Genel Kurul’un sunduğu sorunları, kendilerine teslim edilen raporları ve üye devletlerin gündeme getirdiği konuları görüşmek için yılda bir kez toplanır. Oybirliği esasına göre çalışan komite aldığı kararlarla Genel Kurul’a tavsiyelerde bulunur.
Yasal Belgeler

Komitenin ve Yasal Alt Komite’nin çalışmaları sonucu Genel Kurul  halen yürürlükte olan beş yasal belgeyi onaylamıştır:

  • 1966 yılında imzalanan Ay ve Diğer Gök Cisimleri Dahil Uzayın Keşif ve Kullanılmasında Devletlerin Faaliyetlerini Yöneten İlkeler  Antlaşması  (Dış Uzay Antlaşması) uzay keşif faaliyetlerinin kalkınma seviyeleri ne olursa olsun bütün ülkelerin menfaatine uygun şekilde yürütülmesini öngörür. Bu antlaşma ayrıca  uzayı bütün insanlığa ait olan, herhangi bir ulusun egemenlik iddialarına tahsis edilemeyecek, tüm devletlerin sadece barışçıl amaçlarla keşif ve kullanımına açık bir yer haline getirmeyi hedeflemektedir.
  • 1967 tarihli Astronotların Kurtarılması, Astronotların ve Uzaya Fırlatılmış Olan Araçların Geri Verilmeleri Antlaşması (Kurtarma Antlaşması)  kaza veya zorunlu iniş halinde uzay aracı mürettebatına her türlü yardım sağlanmasını ve aracı fırlatan makamın kendi toprakları dışına iniş yapan uzay aracının fırlatan makama iade edilmesi için   gerekli işlemlerin yapılmasını öngörür.
  • 1971 tarihli Uzay Cisimlerinin Verdiği Zarardan Dolayı Uluslararası Sorumluluk Hakkında  Sözleşmesine (Sorumluluk Sözleşmesi) göre uzay cismi fırlatan devlet kendi uzay cisminin yeryüzüne, uçuş halindeki uçaklara, başka bir devletin uzay cismine  ya da uçuş halindeki bu tür uzay araçlarında bulunan mallara ve insanlara verdiği zarardan sorumlu olacaktır.
  • 1974 tarihli Uzaya Fırlatılan Cisimlerin Tescili Sözleşmesi (Tescil Sözleşmesi) fırlatan devletlerin fırlattıkları uzay cisimlerinin kayıtlarını tutmalarını öngörür ve fırlatılan cisimler hakkında Birleşmiş Milletlere bilgi verir. Bu sözleşmeye göre,  Birleşmiş Milletler Uzay İşleri Ofisi uzaya fırlatılan cisimlerin BM bünyesinde kaydını tutar. Bugüne kadar uzaya cisim fırlatmış bütün devletler ve kuruluşlar bu bilgiyi vermişlerdir. Uzaya fırlatılan cisimlerle ilgili bilgiler BM Uzay İşleri Ofisinin www.oosa.unvienna.org adresli internet sitesinden temin edilebilir.
  • 1979 yılında imzalanan Ay ve Diğer Gök Cisimleri üzerinde Devletlerin Faaliyetlerini Düzenleyen Antlaşma (Ay Antlaşması) 1966 yılında imzalanan antlaşmayla belirlenen gök cisimleri ve ay ile ilgili ilkeleri belirtir ve bu gök cisimlerinde bulunan doğal kaynaklarla ilgili ileride yapılacak olan keşifleri ve bu kaynakların kullanımını düzenleyen temelleri ortaya koyar.

 

Komitenin ve ona bağlı Yasal Alt Komitenin çalışmalarına dayanarak, Genel Kurul uzay faaliyetlerinin yürütülmesine ilişkin olarak aşağıdaki ilkeleri benimsemiştir:

  • Devletlerin Doğrudan Uluslararası Televizyon Yayıncılığında Yapay Uyduları Kullanmasını Düzenleyen Esaslar (1982) böyle bir kullanımın uluslararası alanda siyasi, ekonomi, toplumsal ve kültürel bazı etkileri olduğunu kabul eder. Bu tür faaliyetler,  bilgi ve haberin değişimini ve yayılmasını artırmalı, kalkınmayı teşvik etmeli ve başka devletlerin iç işlerine karışmama ilkesi de dahil olmak üzere devletlerin egemenlik haklarına saygı göstermelidir.
  • Dünyanın Uydular Aracılığıyla Uzaktan Algılanmasına İlişkin Esaslar (1986) bu tür faaliyetlerin bütün ülkelerin menfaatine, ülkelerin ve halkların sahip oldukları doğal kaynaklar üzerindeki egemenliğine ve diğer ülkelerin haklarına ve çıkarlarına uygun bir şekilde yürütülmesi gerektiğini belirtir. Uzaktan Algılama yöntemi çevreyi korumak ve doğal felaketlerin etkisini azaltmak için kullanılır.
  • Dış Uzayda Nükleer Güç Kaynakları Kullanımının Esasları (1992) bu tür güç kaynaklarının bazı uzay faaliyetleri için son derece önemli olduğunu kabul etmekle beraber bunların kullanımının eksiksiz bir güvenlik değerlendirmesine bağlı olması gerektiğinin altını çizer. Bu esaslar nükleer güç kaynaklarının güvenilir şekilde kullanılması ve radyoaktif bir maddenin dünyaya geri dönüş riskinin söz konusu olduğu uzay cisminin bozulduğu durumlarda yapılacaklar konusunda yol gösterici niteliktedir.
  • Uzayın Başta Kalkınmakta Olan Ülkeler Olmak Üzere Bütün Ülkelerin Çıkarına ve Yararına Kullanılması ve Keşfi Konusunda Uluslararası İşbirliği Beyannamesi’ne (1996) göre devletler eşit ve karşılıklı kabul edilen temeller dahilinde uluslararası uzay işbirliği konusuna katılımlarının bütün yönlerini kendileri tayin etmekte serbesttirler ve böyle bir işbirliği ilgili devletlerin en etkili ve uygun bulduğu yollarla sürdürülmelidir.

BM Uzay İşleri Ofisi
(www.oosa.unvienna.org)

Viyana merkezli BM Uzay İşleri Ofisi, uzayın barışçı amaçlarla kullanılması komitesine karşı sekreterya görevi yürütür ve gelişmekte olan ülkelerin kalkınmak için uzay teknolojisinden faydalanmasını sağlar.

 

UNISPACE KONFERANSLARI

BM uzayın barışçı amaçlarla kullanılması ve keşfi konusunda tümü Viyana’da yapılan üç büyük konferans düzenlemiştir. 1968 yılında gerçekleştirilen ilk konferansta uzay araştırmalarından ve uzayın keşfinden sağlanabilecek pratik yararlar ve bu yararlardan özellikle gelişmekte olan ve uzayla ilgili çalışmalarda bulunmayan ülkelerin ne derece faydalanabileceği konuları ele alınmıştır. İkinci konferans (UNISPACE’82) uzay faaliyetlerine tüm ülkelerin artan bir şekilde katıldığını göstermiştir. Bu konferansta ayrıca uzay biliminin ve teknolojilerinin durumu incelenmiş, uzay teknolojilerinin kalkınmaya yönelik uygulamaları değerlendirilmiş ve uluslararası alanda uzay konusundaki işbirliği tartışılmıştır.

1999’da yapılan üçüncü konferans (UNISPACE III) küresel çevreyi koruma ve doğal kaynakları idareli kullanma, insanların güvenliği, kalkınma ve refah  için uzay uygulamaları kullanımının artırılması, uzaydaki çevrenin korunması, gelişmiş ülkelerin giderek artan şekilde uzay bilimine ulaşabilmeleri ve bunun faydaları, özellikle gençler için staj ve eğitim fırsatlarının artırılması konularını ele  almıştır.

UNISPACE III konferansı aynı zamanda doğal felaketlerin azaltılması, önlenmesi ve bu felaketler sonrası yardımların sağlanması, eğitim programlarının geliştirilmesi, okur yazarlığı artırmak için uydu bağlantılı alt yapı olanaklarının hazırlanması ve dünyanın yakınında bulunan uzay cisimleriyle ilgili sürdürülen faaliyetler konusunda uluslararası işbirliğinin kurulması için küresel bir sistem oluşturulması çağrısında bulunmuştur. Genç meslektaşlar ve öğrenciler tarafından düzenlenen “Uzay Nesli Forumu” konferanstan çıkan sonuçlara katkıda bulunmuştur. Konferans; hükümetleri, hükümetlerarası kuruluşları, sivil toplumu ve özel sektörü ilk kez bir araya getirmiştir.

1999 yılında Genel Kurul her sene insanların koşullarının iyileştirilmesi konusuna uzay bilimi ve teknolojisinin yaptığı katkılarını kutlamak amacıyla 4-10 Ekim haftasını Dünya Uzay Haftası olarak ilan etmiştir. 2004 yılında, Genel Kurul UNISPACE III konferansından çıkan tavsiyelerin uygulanması sonucu elde edilen ilerlemelerle ilgili 5 yıllık bir gözden geçirme raporu yayınlamıştır.

 


Bu ofis sahip olduğu Uluslararası Uzay Haber Sistemi sayesinde uzayla ilgili tüm bilgileri üye ülkelere neşrederek gönderir. BM Uzay Uygulamaları Programı sayesinde ofis, pilot projeler yürütmede, üye ülkelere teknik danışmanlık hizmetleri verir; uzaktan algılama, uydu iletişimi, uydu meteorolojisi, uydudan yön bulma, temel uzay bilimi ve uzay hukuku gibi konularda eğitim ve burs programları düzenler. Ofis, ayrıca, felaketlere doğru tepki vermek için uydu görüntüleri taleb eden BM örgütleri ile Uluslararası “Uzay ve Büyük Felaketler” Derneği arasında işbirliğini sağlayan bir kurumdur. 

Bu ofis ayrıca uzay bilimi ve teknolojisi eğitimiyle ilgilenen bölgesel merkezlere ve bu konudaki ağlara ve BM’e bağlı ortadoğu ve güneydoğu Avrupa’daki araştırma kurumlarına teknik yardım sağlar. Bu organlar sürdürülebilir kalkınmaya katkıda bulunabilecek bilim adamları ve araştırmacıların uzay bilimi ve teknolojisiyle ilgili yetenek ve bilgilerini geliştirmesine yardımcı olur. Asya ve Pasifik’teki merkez 1996’da Hindistan’da, Fas ve Nijerya’daki merkezler ise 1999’da faaliyete geçti. 2003 yılında ise Meksika ve Brezilya’da bulunun Latin Amerika ve Karayip merkezleri açıldı. Ofis Ürdün hükümetine de Batı Asya’da bir merkez kurulması hazırlıklarında teknik yardım sağlamaktadır.

Ofis,  Avrupa Uzay Ajansı (ESA), Uluslararası Astronotik Federasyonu (IAF), Dünya Gözlem Uyduları Komitesi (CEOS) ve Uzay Araştırmaları Komitesi (COSPAR) gibi birçok uluslararası örgütle yakın işbirliği içerisinde çalışır.

Ayrıca, uzay iletişimi, uydu meteorolojisi, uzay bilimi ve uzaktan algılama gibi konularda etkin olarak çalışan başka BM örgütleri de vardır. Birleşmiş Millletler’in uzayla ilgili çalışmaları arasında eşgüdümü sağlamak için, bu kurumlar arasında  uzayla ilgili çalışmaları ele almak amacıyla her yıl bir toplantı düzenlenir.

Son Gelişmeler

Bu tür bir yayında, Sudan’ın Darfur bölgesinde ve bu bölgenin çevresinde olan olaylarda da olduğu gibi siyaset ve güvenlik alanlarında meydana gelen hızlı değişimlerle tamamen aynı gündemi yakalamak imkansızdır. BM’in müdahil olduğu bu türden olaylarla ilgili son gelişmeler için lütfen BM’in internet sitesine (www.un.org) ya da özellikle bu sitedeki haberler bölümüne (www.un.org/News) bakınız.

 

ULUSLARARASI BARIŞ ve GÜVENLİK