EKONOMİK VE SOSYAL KALKINMA

Birçok kişi Birleşmiş Milletler’i barış ve güvenlik konularıyla bağdaştırsa da örgütün kaynaklarının çoğu aslında BM Antlaşması’ndaki “yaşam standartlarını yükseltmek, tam istihdamı artırmak, ekonomik ve sosyal ilerleme şartlarını ve kalkınmayı ileriye götürmek” konusunda verilen sözleri yerine getirmeye ayrılmıştır. BM’in kalkınma çabaları dünya çapında milyonlarca insanın hayatını ve refah düzeyini derinden etkilemiştir. BM’in bu çabalarına yol gösteren şey ise uzun süreli barış ve güvenliğe ancak, her yerde insanların ekonomik ve toplumsal refahı sağlanırsa ulaşılabileceği inancıdır.

Geçen 50 yılda dünyada meydana gelen ekonomik ve toplumsal dönüşümlerin çoğunun aldığı biçim ve yön önemli ölçüde BM’in çalışmaları tarafından belirlenmiştir. Oybirliği oluşması konusunda küresel bir merkez olan Birleşmiş Milletler kalkınma çabalarında ülkelere yardım etmek ve destekleyici bir küresel ekonomik ortamı güçlendirmek konularında uluslararası işbirliği için öncelikler ve amaçlar belirlemiştir.

Bu oybirliği ilki 1961’de başlayan On Yıllık Uluslararası Kalkınma serileri sırasında da ifade edilmiştir. Her on yılda olan, özel ilgi gerektiren bazı konuların üzerinde duran bu geniş politika ve hedef bildirileri, sürekli olarak' kalkınmanın, toplumsal olduğu kadar ekonominin   her yönünde de ilerleme ihtiyacını vurgulayarak sanayileşmiş ülkelerle gelişmekte olan ülkeler arasındaki farklılıkları azaltmanın altını önemle çizmiştir.

1990’lardan beri, BM bir dizi küresel konferansla uluslararası gündemde yeni önemli kalkınma hedeflerinin oluşturulduğu ve bu hedeflerin daha da ileri götürüldüğü bir platform oluşturmuştur. Kadınların güçlendirilmesi, insan hakları, sürdürülebilir kalkınma, çevre koruması ve iyi yönetim gibi konuların kalkınma modelleriyle bütünleştirilmesi ihtiyacını dile getirmiştir. Şu an üzerinde durulan konu ise bu konferanslarda verilen vaatlerin bütünlük ve işbirliği içinde uygulanmasının sağlanmasıdır.

2000 yılındaki Binyıl Zirvesinde üye devletler, bir dizi özel ve ulaşılabilir hedeflerce desteklenen geniş çaplı Binyıl Kalkınma Hedeflerini kabul etmişlerdir. Bu hedeflerle  şunlar amaçlanmaktadır: aşırı açlığın ve yoksulluğun kökünü kazımak, evrensel düzeyde ilköğretimi sağlamak, kadın-erkek eşitliğini sağlamak, kadınların konumlarının güçlenmesini sağlamak, çocuk ölümlerini azaltmak, anne sağlığını iyileştirmek, AIDS, sıtma ve öteki hastalıklara karşı mücadele etmek, çevresel sürdürülebirliliği sağlamak ve son olarak kalkınma için küresel bir ortaklık geliştirmek.

Ekonomik ve toplumsal konularla ilgili uluslararası tartışmalar ulusal sınırları aşan birçok sorunun çözümünde zengin ve fakir ülkeler arasındaki ortak ilgileri artan bir şekilde yansıtmıştır. Mülteci gruplar, organize suç, uyuşturucu kaçakçılığı ve AIDS gibi konular koordine eylem gerektiren küresel sorunlar olarak görülmektedir. Bir bölgede hüküm süren sürekli fakirlik ve işsizliğin etkisi en azından göç, toplumsal bozulma ve çatışmalar yoluyla çabuk bir şekilde diğer bölgelerde de hissedilmeye başlanır. Aynı şekilde, bir ülkedeki küresel ekonomi ve mali istikrarsızlık da hızlı bir şekilde diğer ülke piyasalarında  hissedilir.

Ekonomik ve toplumsal kalkınmayı güçlendirmede demokrasinin, insan haklarının, halkın katılımının, iyi yönetişimin ve kadınların güçlendirilmesinin oynadığı rolün önemi üzerinde giderek artan bir fikir birliği vardır.

* Biz İnsanlar (We the People): Birleşmiş Milletlerin 21. yüzyıldaki rolü. Birleşmiş Milletler, 2000, ISBN 92-1-1 00844-1, E.00.1.16.Bu rapora www.un.org/millenium/sg/report adresinden de ulaşılabilir.

Kalkınmada İşbirliğini Sağlamak

Birçok cephede ilerlemeler kaydedilmesine rağmen zenginlik ve refah alanındaki büyük farklılıklar dünyayı biçimlendirmeye devam ediyor. Hem ülke içindeki hem de ülkeler arasındaki  eşitsizlikleri gidermek ve fakirliği azaltmak hala BM’in temel amaçlarından biridir.

BM sistemi,  ekonomik ve toplumsal hedeflerine ulaşmak için çeşitli yolları dener.  Bu yollar, politikalar belirlemek, hükümetlere kalkınma planları hakkında tavsiyelerde bulunmak, uluslararası ölçütleri ve standartları belirlemek ve yıllık 30 milyar doları aşan kalkınma programları için fonları harekete geçirmek gibi yollardır. Eğitimden hava güvenliğine, çevre korumasından  çalışma koşullarına kadar birçok farklı alandaki değişik fonları, programları ve özel uzmanlık kuruluşları ağı sayesinde BM’in yapmış olduğu çalışmalar dünyanın her yerindeki insanların hayatlarını etkileyebilir.

Ekonomik ve Sosyal Konsey (ECOSOC) Birleşmiş Milletlerin ekonomik ve sosyal çalışmaları ve örgütün işlevsel kolları arasındaki koordinasyonu sağlayan temel organıdır. Konsey ayrıca uluslararası ekonomik ve sosyal sorunların tartışıldığı ve siyasi tavsiyelerin oluşturulduğu merkezi bir forum niteliğindedir.

Ekonomik ve Sosyal Konsey bünyesinde bulunan Kalkınma Politikası Komitesi 24 uzmandan oluşur; ekonomik, sosyal ve çevresel sorunlar hakkında tavsiyeler veren bir kuruluş olarak görev yapar. Komite ayrıca “en az gelişmiş ülkelerin” (LDC’s) hangileri olacağına karar verir; kullanılacak kriterleri de belirler.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Grubu (UNDG), kalkınma fonları ve programlarıyla sekreterya çalışanlarından oluşur ve BM örgütü içerisindeki kalkınma çalışmalarının koordinasyonuna ve yönetimine yardım eder. Bu yürütme grubu politika saptayıcı kişiler ve farklı işlevsel programlar arasındaki işbirliğini sağlar. Ekonomik ve Sosyal İşler Yürütme Komitesi sekreterlik memurlarından oluşur ve bölgesel komisyonlar gibi politika geliştirme ve yönetmede etken bir unsurdur.

Birleşmiş Milletler Sekreterliğine bağlı Ekonomik ve Sosyal İşler Dairesi ekonomik ve sosyal verileri toplar ve bunların analizini yapar; politika analizi ve işbirliğini gerçekleştirir ve sosyal ve ekonomik alanlarda üye ülkelere teknik destek sağlar. Hükümetlerarası süreçlere sağladığı destek üye ülkelerin standartları ve ölçütleri belirlemesindeki ve küresel tehditlere karşı yapılacakların genel gidişatında fikir birliğine varılmasındaki rolünü kolaylaştırmaktadır. Ayrıca küresel politikalar ve ulusal eylem, araştırma, politika ve işlevsel faaliyetler konusunda oldukça önemli bir arayüzdür.

Beş bölgesel komisyon Afrika, Asya ve Pasifik, Avrupa, Latin Amerika, Karayipler ve Batı Asya’da ekonomik, sosyal bilgi ve politikada bilgi akışını kolaylaştırır.

Çeşitli BM fon ve programları program dahilindeki ülkelerdeki işlevsel kalkınma faaliyetleriyle ilgilenirken BM’in özel uzmanlık kuruluşları ülkelere kalkınma çabalarında destek ve yardım sağlar. Gerek insani, gerekse mali kaynakların giderek kısıtlı olmaya başladığı bu zamanlarda  kalkınma hedeflerinin başarıya ulaşması için sistemin değişik kolları arasında daha fazla işbirliği ve eşgüdüm büyük önem taşımaktadır.

Ekonomik Kalkınma

Dünya, son on yılda büyük ekonomik gelişmelere sahne olmuştur; fakat zenginlik ve refah o kadar adil olmayan bir şekilde ortaya çıkmıştır ki; ekonomik dengesizlikler dünyanın hemen hemen her bölgesindeki sosyal sorunları ve siyasi istikrarsızlığı artırmıştır. Soğuk savaşın sona ermesi ve küresel ekonominin artan entegrasyonuna rağmen, aşırı yoksulluk, borçlanma, azgelişmişlik ve ticaretteki dengesizlik gibi sorunlar henüz çözülemedi.

BM’in kuruluş ilkelerinden biri de bütün halklar için ekonomik kalkınmanın, siyasi, ekonomik ve sosyal güvenliğin başarıya ulaşması için en emin yol olduğuna dair duyulan inançtır. Birleşmiş Milletler’in temel endişelerinden biri de Afrika, Asya, Latin Amerika ve Karayiplerde yaşayan dünya nüfusunun yaklaşık yarısının hala günde 2 dolardan az bir parayla geçinmek zorunda olmasıdır. Yaklaşık 860 milyon insan okuma yazma bilmiyor; 100 milyondan fazla çocuk okula gidemiyor; 1 milyardan fazla insan ise temiz su bulamıyor ve dünya nüfusunun üçte birinden fazlası yani yaklaşık 2.4 milyar insan kanalizasyon ve cöp toplanmaması dahil düzgün sağlık koşullarından mahrumdur. 2002 yılının sonunda dünya çapında yaklaşık 180 milyon insan işsizdi aynı zamanda günde 1 dolardan az kazanan “çalışan fakirler”in sayısı 550 milyona yükselmişti.

Birleşmiş Milletler kendini insan zenginliğini ve sürdürülebilir kalkınmayı sağlamlaştırmayı, yoksulluğun kökünü kazımayı, adil ticareti ve zarar verici dış borçların azaltılmasını hedefleyen politikaların rehberlik ettiği ekonomik yayılma ve küreselleşmeyi garanti eden yollar bulmaya adamış tek kurum olmaya devam etmektedir.

Birleşmiş Milletler, özellikle Kuzey ve Güney arasındaki gittikçe büyüyen uçurum, az gelişmiş ülkelerin devamlı sorunları ve merkezi ekonomiden piyasa ekonomisine geçiş yapan ülkelerin yeni ortaya çıkan ihtiyaçları gibi günümüzdeki bazı dengesiz durumlara yönelik makroekonomik politikaların benimsenmesini teşvik etmektedir. Bütün dünyada, BM yardım programları fakirliğin azaltılmasını, çocukların hayatta kalmalarını, çevrenin korunmasını, kadınların ilerlemesini ve insan haklarını destekler. Fakir ülkelerdeki milyonlarca insan için bu programlar Birleşmiş Milletler anlamına gelmektedir.

Resmi Kalkınma Yardımı

BM sisteminin  borç veren kuruluşlarının politikaları ve verdikleri krediler kalkınmakta olan ülkelerin ekonomilerini etkilemektedir. Aşırı yoksullukları ve borçları yüzünden küresel büyüme ve kalkınmanın dışında kalan 49 ülkeden oluşan en az gelişmiş ülkeler (LDC’s) için bu durum özellikle doğrudur. Çoğunluğu Afrika kıtasında bulunan bu ülkelere bazı BM yardım programlarında öncelik tanınmaktadır.

Gelişmekte olan küçük ada devletleri, karayla çevrili devletler ve geçiş ekonomisine sahip ülkeler de uluslararası topluluğun özel dikkatini isteyen kritik sorunlarla karşı karşıyadır. Bu ülkelere de hem üye ülkeler tarafından resmi kalkınma yardımı (ODA) yapılmakta hem de BM sistemine dahil olan yardım programlarında öncelik tanınmaktadır.

Genel Kurul, 1970 yılında ODA hedefini milli gelir  üzerinden brüt yüzde 0.7 olarak belirledi.  22 sanayileşmiş ülke ve Avrupa Komisyonundan oluşan Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’ne (OECD) bağlı Kalkınma Yardım Komitesi (DAC) üyelerinin yıllar boyunca gösterdikleri ortak çabalar neticesinde bu oranın yaklaşık yarısına ulaşabildiler.

1990’lı yıllar boyunca Resmi Kalkınma Yardımları (ODA) en düşük seviyeye ulaşmıştır. Buna rağmen, düşmüş orandan temel sosyal hizmetlere daha fazla yardım edilmiş ve 1995 yılındaki yüzde 4 oran, 2000 yılında yüzde 14 olarak, yaklaşık 4 milyar ABD doları olmuştur. Ve beşte dörtlük yardım bağış yapan ülkenin mal alımı olarak bağlanmamıştır.

ODA’nın seviyesi yeni yüzyıl ile birlikte düzelmeye başlamıştır. Üye devletler içinde DAC toplamı 2003 yılına kadar brüt milli gelir ile birlikte yüzde 0.25’e yükselmiştir. Hem nominal hem de gerçek değer bazında o zamana kadarki en yüksek seviyeye ulaşan yaklaşık 68.5 milyar dolarlık bir yardım yapılmıştır.

Bugüne kadar, sadece Danimarka, Hollanda, Lüksemburg, Norveç ve İsveç’ten oluşan 5 ülke ODA için belirlenmiş hedef olan yüzde 0.7’lik yardımı yapmıştır. Bu ülkeler ayrıca, 1981 yılındaki ilk Birleşmiş Milletler En Az Gelişmiş Ülkeler Konferansında belirlenmiş olan milli üretimlerinin yüzde 0.15’ine denk gelen rakama ulaşmışlardır.

2002 yılında Meksika’nın Monterrey şehrinde gerçekleştirilen Uluslararası Kalkınma için Finansman Konferansında 1990’larda yaşanan düşüşü tersine çevirmek için ilk adım olarak büyük bağışlarda bulunan ülkelerden Resmi Kalkınma Yardımlarını artırma sözü alınmıştır. Konferansta ayrıca bu tür yardımların odak noktasının fakirliği azaltmak, eğitim ve sağlık gibi konulara kaydırılması gerektiği belirtilmiştir.

Birleşmiş Milletler Resmi Kalkınma Yardımları iki kaynaktan beslenmektedir: birincisi BM’in özel uzmanlık kuruluşlarından, fonlardan ve programlardan gelen hibe yardımları; ikincisi ise Dünya Bankası ve Uluslararası Tarım Kalkınma Fonu gibi BM sistemine dahil  kuruluşlardan gelen destekler.

Dünya Bankası 100’den fazla gelişmekte olan ülkeyle çalışarak 2003 yılında 18.5 milyar dolarlık yardım sağladı. Uluslararası Tarım Kalkınma Fonu kredi ve hibe olarak yılda 450 milyon dolarlık yardım sağlamaktadır ve 1977’de kuruluşundan beri 7.7 milyar dolarlık kredi, 35.4 milyon dolarlık hibe yardımıyla dünya çapında 633 projeye mali destek sağlamıştır. Bunlara ek olarak, Uluslararası Para Fonu diyalog, politika tavsiyeleri, teknik yardım ve borç verme yoluyla uluslararası parasal ve finansal sistemin kalıcılığını sağlamlaştırmak için çalışmaktadır.

BM’in kalkınma faaliyetlerine sağladığı mali destek  2000 yılına göre yaklaşık yüzde 17 oranında artarak 2001 yılında en yüksek seviyeye çıkarak7.1 milyar dolara ulaşmıştır. Bu rakam bir önceki on yılda BM sistemi tarafından kaydedilen en yüksek ikinci büyüme oranıydı; en yüksek oran ise masrafların 5.7 milyar dolara ulaştığı 1998 yılında yüzde 19 olarak kaydedilmişti. ODA, BM kurumları, fonları ve programları tarafından, ihtiyacı olan birçok ülkeye dağıtılmaktadır.

Dünya Çapında Kalkınmayı Teşvik

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) 2015 yılına kadar dünyada fakirliği yarı yarıya azaltma hedefine önemli bir katkı sağlamayı vaat eden gelişmekte olan ülkelerin kalkınma kuruluşudur. Bu program sağlam politika tavsiyeleri verir ve dengeli bir ekonomik büyüme yaratabilecek kurumsal kapasitelerin oluşmasına yardımcı olur.

166 ülkede ofisi bulunan program insanların kendilerine yardım etmelerini sağlayacak bir zemin yaratmaya çalışıyor. Programın odaklandığı nokta ülkelerin; demokratik yönetişim, fakirliğin azaltılması, ister şiddet çatışmalarından isterse doğal afetlerden kaynaklansın karşılaşılan krizleri önleme ve atlatma, enerji, çevre ve sürdürülebilir kalkınma, bilgi ve iletişim teknolojisi, AIDS hastalığının ve HIV virüsünün yayılmasını önleme gibi sorunlara çözüm bulmasına ve buldukları çözümleri paylaşmasına yardım etmektir. BM Kalkınma Programı (UNDP), her alanda insan haklarının korunmasını ve özellikle kadınların güçlendirilmesi gerektiğini savunur. Personelinin çoğu,  yardıma ihtiyacı olan ülkelerde çalışmalar yapar.

UNDP’nin program fonlarının çoğu  aşırı yoksulluk çeken ülkelere gider. 2002 yılında, yaklaşık 1.2 milyar insan aşırı yoksulluk içinde günde 1 dolardan az bir gelirle yaşıyordu. BM Kalkınma Programı’nın kalkınma yardım fonları 2002 yılında 2.8 milyar doları aşmıştır ve şimdiye kadarki en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Bu programa yapılan katkılar gönüllülük esasına dayalıdır ve hemen hemen dünyadaki bütün hükümetler bu programa katkıda bulunur. UNDP yönetiminden yardım alan ülkeler, projelere,  personel, tesis, donanım ve malzeme sağlayarak maliyete destek verirler.

UNDP, küresel kalkınma kaynaklarından en iyi şekilde yararlanılmasını sağlamak için,  faaliyetlerini öteki BM fon ve programları ve aralarında Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu’nun da bulunduğu uluslararası finans kurumlarıyla işbirliği içinde yürütür. Ayrıca, bölgesel ve ülke programları ile, gelişmekte olan ülkelerin, ulusal ve sivil toplum kuruluşlarının deneyimlerinden de yararlanır. UNDP’nin desteklediği projelerin yüzde 75’i yerel örgütler tarafından yürütülmektedir. 

Ülke seviyesinde UNDP, BM’nin kalkınma yardımlarını, faaliyet gösterdiği ülkelerde hayata geçirmek için faaliyetlerde bulunur. Gelişmekte olan bazı ülkelerde, bu program sayesinde, UNDP temsilciliğini de yapan, BM mukim koordinatörünün liderliğinde, BM ekiplerinden oluşan, BM Kalkınma Yardımı Çerçeve Programı (UNDAF) da kurulmuştur. Bu kuruluş BM’nin seçtiği kalkınma programlarında yerel hükümetlerle iş birliği yapar. BM Mukim Koordinatörü her türlü afet durumunda  ve insani yardım çalışmalarının koordinasyonundan sorumludur.

UNDP,  Dünya Bankası ve BM Çevre Programıyla birlikte Küresel Çevre Fonu’nun yönetici ortaklarından; ayrıca BM Ortak HIV/AIDS Programının (UNAIDS) sponsorlarından biridir.

Kalkınma Kredisi

Resmi olarak Uluslararası Yeniden Yapılanma ve Kalkınma Bankası (IBRD) olarak da bilinen Dünya Bankası 100’den fazla gelişmekte olan ülkeyle çalışmakta ve bu ülkelerde yoksulluğun azaltılması için mali ve teknik uzmanlık yardımları yapmaktadır. Hemen hemen gelişmekte olan tüm ülkelerde ve her sektörde şu an için 1800’den fazla projenin üzerinde çalışmaktadır. Bu projeler Bosna Hersek’e mikro kredi imkanı sağlamış; Gine’de AIDS bilincini yükseltmiş; Bangledeş’teki kız çocuklarına eğitim desteği vermiş; Meksika’da sağlık malzemeleri sevkiyatını geliştirmiş; Timor-Leste’in bağımsızlığını kazanmasından sonra yeniden yapılanmasına yardımcı olmuş ve Hindistan’ın Gujarat kentinde meydana gelen yıkıcı depremin ardından ülkenin yeniden yapılanmasına katkıda bulunmuştur.

Kalkınma yardımları konusunda dünyanın en geniş kaynaklarından biri olan Dünya Bankası gelişmekte olan ülkelerin hükümetlerinin, okul ve sağlık merkezleri yapma, su ve elektrik getirme, hastalıklarla mücadele etme ve çevre koruma konularında gösterdiği çabaları desteklemektedir. Bu desteği, geri ödenecek krediler vermek suretiyle gerçekleştirir. Dünya Bankası, gelişmekte olan ülkelere, sermaye, teknik yardım ve ekonomik yardım çerçevesinde kredi verir.

Dünya Bankası’nın iki çeşit kredi verme yöntemi vardır. Birincisi, gelir düzeyi yüksek gelişmekte olan ülkeler içindir; bu ülkelerden bazıları ticari kaynaklardan genellikle yüksek faiz oranlarıyla borç alabilirler. Bu ülkeler, ticari bir bankadan aldıkları borcu ödeme sürelerinden çok daha uzun bir geri ödeme süresi tanıyan Uluslararası Yeniden Yapılanma ve Kalkınma Bankası’ndan (IBRD) kredi alırlar. Bu banka, gelişmekte olan ülkelerin borc ödemesini 3-5 yıl sonra başlatabilir ve 15-20 yıllık geri ödeme süresi olan krediler verir. Fakirliğin azaltılması, sosyal hizmetlerin verilmesi, çevre koruması ve ekonomik büyümeyi destekleyen özel programlar için fonlardan borç alınır. 2003 mali yılında, Dünya Bankası 37 ülkede 99 yeni projeyi destekleyerek, toplam 11.2 milyar dolarlık kredi vermiştir. AAA kredi notuna sahip olan Banka, nerdeyse tüm parasını dünya finans piyasalarındaki bono satışlarından elde eder.

İkinci tip kredi verme yöntemi ise, genellikle, uluslararası finans piyasalarında kredibilitesi olmayan ve borç aldıkları paranın piyasadaki faiz oranlarına yakın faizini ödeyecek gücü olmayan en fakir ülkelere uygulanan yöntemdir. En fakir ülkelere kredi verme işlemi Dünya Bankası bünyesinde bir kuruluş olan Uluslararası Kalkınma Birliği (IDA) tarafından gerçekleştirilir. Büyük oranda 40 zengin üye ülkesinin katkılarıyla finanse edilen Uluslararası Kalkınma Birliği hibe ve kredi sağlayarak dünyanın en fakir ülkelerine yardım eder. 10 yıllık geri ödemesiz  olan bu krediler aslında 35-40 yıllık ödeme süresine sahiptir ve faizsizdir. 2003 mali yılında, IDA, düşük gelirli 55 ülkede 141 tane yeni projeye 7.3 milyar dolarlık kaynak aktarmıştır. Birlik, dünyanın en büyük ayrıcalıklı yardım sağlayan kuruluşudur.

Yönetmeliklerine göre Dünya Bankası, sadece hükümetlere borç verebilir ama yerel kurumlar, sivil toplum örgütleri ve özel şirketlerle de çalışabilir. Projeleri nüfusun en fakir kesimlerine yardım etmek üzere tasarlanmıştır. Başarılı bir kalkınma hükümetlerin ve kurumların kalkınma projelerine sahip çıkmasıyla sağlanabilir. Dünya Bankası hükümetleri sivil toplum örgütleriyle yakın işbirliği içinde çalışmaya ve sivil toplumu ise Banka'nın finanse ettiği projelerin ulaşmak istediği insanların katılımlarını güçlendirmeye teşvik ediyor. Borç alan ülkelerdeki Sivil Toplum Kuruluşları (NGO) bu projelerin yaklaşık yarısında Dünya Bankası'yla birlikte çalıştılar.

Dünya Bankası aynı zamanda istikrarlı ekonomi politikalarını, sağlam hükümet finansmanını ve açık, dürüst ve hesap verebilir bir yönetimi savunarak özel sektörü de teşvik ediyor. Banka ayrıca özel sektörün hızlı açılımlar yaptığı finans, enerji, telekomünikasyon, bilişim teknolojileri, petrol ve doğal gaz endüstrisi gibi birçok sektörü de desteklemektedir. Her ne kadar Dünya Bankasının yönetmelikleri özel sektöre doğrudan borç verilmesine izin vermese de, Banka’nin yan kuruluşlarından biri olan Uluslararası Finansman Kuruluşu yüksek riskli sektörleri ve ülkeleri destekleyerek özel sektör yatırımlarını artırmak amacıyla kurulmuştur. Başka bir yan kuruluş olan Çok Taraflı Yatırım Garanti Ajansı ise  gelişmekte olan ülkelere borç veren ya da yatırım yapanlara politik risklere karşı yatırım garantisi sağlar.

Dünya Bankası borç vermekten çok daha fazlasını yapar.  Mali kaynak sağladığı projelere düzenli olarak teknik yardım sağlar. Örneğin, ülkenin bütçesinin büyüklüğü, borç verilen paranın nerelerde kullanılması gerektiği, kasabalarda bir sağlık kurumunun nasıl kurulacağı ya da yol inşa etmek için ne tür malzemelere ihtiyaç duyulduğu gibi konularda tavsiyeler verebilir. Dünya Bankası her yıl sadece uzman tavsiyesi ve eğitimini sağlamaya yönelik birkaç projeye de mali kaynak aktarır. Ayrıca, borç alan ülkelerdeki bazı insanlara kalkınma programları oluşturma ve uygulama konusunda eğitim verir.

IBRD, ağaçlandırma, kirlilik denetimi, toprak yönetimi, su, sağlık işleri, tarım ve doğal kaynakların korunması gibi konulardaki sürdürülebilir kalkınma projelerini destekler. Küresel Çevre Fonu’nun da en önemli finansman kaynağıdır. Banka son yıllarda, 26 fakir ülkenin zaman içerisinde 41 milyar dolar tasarruf sağlayabileceği borç hafifletmesi olanağından yararlandığı Yüksek Borçlu Fakir Ülkeler İnisiyatifine de önemli miktarda kaynak aktarmıştır. Bankanın yaptığı 3.1 milyar dolardan fazla yeni yardımın çoğu Sahra çölünün güneyindeki Afrika topraklarında kullanılmıştır; ayrıca HIV/AIDS programlarına da uzun vadeli mali destek vermektedir.

    İstikrar Kredisi

Bazı ülkeler, mali istikrar ve kapasiteleri iç ve dış etmenlerden zarar gördüğünde, borç vaatlerini zamanında yerine getirebilmek için BM’ye bağlı Uluslararası Para Fonu’na (IMF) müracaat ederler. IMF bu sorunların üstesinden gelebilmeleri için ülkelere tavsiyelerde bulunur ve izleyecekleri politikalar konusunda yardımcı olur ve genellikle ekonomik reform programlarını desteklemek için üye ülkelere mali kaynak bulur.

Ödemeler dengesi konusunda sorun yaşayan üye ülkeler, IMF’den maddi destek alırlar. IMF alınan kredilere faiz uygular.

IMF’nin sağladığı olanaklar şunlardır:

  • Stand-by Anlaşması: Geçici ya da dönemsel bütçe açıkları için kısa dönem ödemeler dengesini sağlamaya yardımcı olmak için yapılan anlaşmalardır. 5 yıl içinde geri ödenmesi gerekir.
  • Genişletilmiş Fon Kolaylıkları: Makroekonomik veya yapısal sorunlardan kaynaklanan ödemeler dengesi güçlüklerinin üstesinden gelebilmeyi amaçlayan orta vadeli programları desteklemek için yapılan anlaşmalardır. 10 yıl içinde geri ödenmesi gerekir.
  • Yoksulluğu Azaltma ve Büyüme Kolaylığı: Yoksulluğu azaltma hedefiyle düşük gelirli üye ülkeler için hazırlanan ayrıcalıklı bir kolaylık anlaşmasıdır. Borç alma yeterliliğinde görülen üye ülkeler 3 yıllık bir anlaşmayla kotalarının yüzde 140’ına kadar borç alabilirler ve istisnai koşullarda ise bu oran yüzde 185’lere çıkar. Krediler yıllık yüzde 0.5 faizle verilir ve borcun alınmasından 5 buçuk yıl sonra geri ödeme yapılmaya başlanır ve 10 yıl içerisinde bitirilir.
  • Telafi Edici Finansman Kolaylığı: İhracatta düşüşe veya aşırı tahıl ithalat maliyetine maruz kalan ülkelere zamanlı krediler veren bir programdır.
  • Olağanüstü Durum Kredisi: Bir kriz meydana geldiğinde mali kaynaklara hızlıca ulaşmayı isteyen ülkelere bu kolaylığı sağlayarak krizin yayılmasını engellemek amacıyla verilen  kredilerdir.
  • Ek Rezerv Kolaylığı: Piyasalarda ani ve yıkıcı şekilde güvensizlik oluşması durumunda, kısa dönem için, büyük miktarda mali kaynak ihtiyacının oluşmasından kaynaklanan, istisnai ödemeler dengesi sorunlarına mali yardım sağlayan kredilerdir. Geri ödemenin iki buçuk yıl içerisinde yapılması gerekir fakat bu süre 3 yıla kadar uzatılabilir.

Sağlam politikalar izleyen ve çok fazla borcu olan fakir ülkelere, borç hafifletilmesi olanağının sağlanması için, IMF ve Dünya Bankası, Yüksek Borçlu Fakir Ülkeler İnisiyatifi adı altında, dış borç yüklerini sürdürülebilir seviyelere azaltmaları ve daha fazla borç hafifletme yardımına ihtiyaç duymadan, borçlarını ödemeleri için istisnai yardımlarda bulunurlar. Bunlar çok taraflı, resmi, iki taraflı ve ticari alacaklı kesimi de içine alan kapsamlı yardımlardır.

Gözden geçirme sürecinde IMF, genel ekonomik durumun kapsamlı bir analizi ve politikalarını da incelemek suretiyle üyelerinin, döviz kuru politikalarını değerlendirir. IMF,  her bir ülkeyle, her yıl, danışma toplantıları, iki yılda bir çok taraflı gözden geçirme toplantıları yapar. Bölgesel gözden geçirme toplantılarını ise IMF kaynaklarının kullanılmadığı durumlarda ve yakın gözetiminde olan üye ülkelerle ihtiyat anlaşmaları, artırılmış denetleme ve program izleme yollarına başvurarak, bölgesel topluluklarla görüşmeler yaparak gerçekleştirir.

IMF üye ülkelere,  mali ve parasal politikaların hazırlanması ve uygulanması, merkez bankalarının ve hazinelerin geliştirilmesi, kurum oluşturma, istatiksel bilgilerin toplanması ve sınıflandırılması gibi alanlarda teknik yardım sağlar. IMF ayrıca Washington, Abidjan, Singapur ve Viyana’da bulunan kurumlarında üye ülkelerin yetkililerine eğitim imkanı sağlar.

Yatırım ve Kalkınma

Doğrudan yabancı yatırım büyük oranda artmaya devam ettikçe, gelişmiş ülkeler de aynı hızla ekonomilerini bu tür yatırımlara açmaya başladılar. BM Gıda ve Tarım Örgütü, BM Kalkınma Programı ve BM Sınai Kalkınma Teşkilatı gibi BM sisteminde yer alan çeşitli kuruluşlar gelişmekte olan ülkelerin gelişmeleri inceler ve değerlendirir ve hükümetlerini yatırım için teşvik eder.

Dünya Bankası’na bağlı Uluslararası Finansman Kuruluşu ve Çok Taraflı Yatırım Garanti Ajansı gelişmekte olan ülkelere yapılan yatırımları artırmaya çalışır. Danışmanlık görevi sayesinde Uluslararası Finansman Kuruluşu (IFC) hükümetlerin hem yurtiçi hem de yabancı özel tasarrufların ve yatırımların akışını artıran koşullar oluşturmasına yardımcı olur. Bu kuruluş yatırımların karlı olabileceğini göstererek, gelişmekte olan dünyada özel yatırımları destekler ve harekete geçirir. IFC, 1956 yılında kurulduğundan beri, 2002 mali yılına kadar, fonlarından ayırdığı 34 milyar dolardan gelişmekte olan 140 ülkeye, 2825 şirkete, 21 milyar dolarını aktarmıştır.

Çok Taraflı Yatırım Garanti Ajansı (MIGA) Dünya Bankası’nın yatırım garanti şubesidir. Amacı, gelişmekte olan üye ülkelere yapılan üretici amaçlı özel yatırımların akışını kolaylaştırmaktır. Danışmanlık hizmeti olarak, yatırımcılara, istimlak ve kamulaştırma, para transferi, savaş ve iç huzursuzluk gibi risklere karşı sigorta ve uzun dönem politik risk güvencesi sunar. Bu ajans promosyon programları düzenler; yatırım fırsatlarıyla ilgili bilgi verir ve ülkelere yatırım artırma kapasitelerini geliştiren teknik yardım olanağı sunar. Kurulduğu 1988 yılından bu yana, MIGA, gelişmekte olan 85 ülkede gerçekleştirilen projelere 650’den fazla garanti sunmuş ve 50 milyar dolar değerindeki doğrudan yabancı yatırımını kolaylaştırmıştır.

BM Ticaret ve Kalkınma Konferansı Örgütü (UNCTAD) gelişmekte olan ülkelerde ve geçiş ekonomilerinde doğrudan yabancı yatırımının artmasına ve buralardak yatırım ortamının iyileştirilmesine yardımcı olur. Örgüt ayrıca, hükümet kuruluşlarının doğrudan yabancı yatırım ve ilgili politikalardaki küresel eğilimlerini ve aynı zamanda doğrudan yabancı yatırım, ticaret, teknoloji ve kalkınma arasındaki ilişkileri daha iyi anlamalarına yardım eder. Bu kuruluşun çalışmalarının sonuçları, her yıl yayımlanan Dünya Yatırım Raporu, Yatırım Politikaları Değerlendirmeleri, Dünya Yatırım Rehberi ve diğer raporlarda sunulur. UNCTAD’a bağlı Teknoloji Yatırımı ve Girişimcilere destek bölümü, yatırım, girişimcilerin kalkınması ve teknik kapasitelerinin artması  konusunda bilgi akışını sağlar ve hükümetlerin bu alanlarda politikalarını belirlemelerine yardımcı olur.

Ticaret ve Kalkınma

1990’ların başından bu yana, uluslararası ticaret gelişmekte olan birçok ülkeye önemli refah ve büyüme fırsatı tanıyarak yılda ortalama yüzde 6.5 oranında büyüyor. Fakir ülkelerin uluslararası ticarete katılımı halen çok düşük seviyelerdedir.
 
BM Ticaret ve Kalkınma Konferansı Örgütü (UNCTAD)  bütün ülkelerin küresel ticaretle bütünleşmelerini sağlamakla görevlidir. BM’nin ticaret, finans, teknoloji, yatırım ve sürdürülebilir kalkınma ile ilgilenen bu örgütü gelişmekte olan ülkelerde bu konuları ulaşabileceği en yüksek seviyeye çıkarmaya çalışır. Bu ülkelerin küreselleşmenin getirdiği sorunlarla yüzleşmesine ve eşit bir zeminde dünya ekonomisiyle bütünleşmelerine yardım eder.

UNCTAD, bu hedefleri araştırma ve politik analiz, hükümetler arası müzakereler, teknik işbirliği, sivil toplum ve iş dünyası vasıtasıyla takip eder.

UNCTAD ana olarak şu konuları işler:

  • küresel ekonomideki eğilimleri inceler ve kalkınma üzerindeki etkilerini değerlendirir;
  • gelişmekte olan ülkelere, özellikle de bunların içinden en az gelişmiş olanlarına, küreselleşmenin ve liberalleşmenin olumlu etkilerinden en iyi şekilde faydalanma konusunda yardım eder, bu ülkelerin uluslararası ticaret sistemiyle bütünleşmelerini ve uluslararası ticaret görüşmelerine daha etkin biçimde katılmalarını sağlar;
  • doğrudan yabancı yatırımların akışındaki küresel eğilimleri inceler ve bunların ticaret, teknoloji ve kalkınma üzerindeki etkilerini değerlendirir;
  • gelişmekte olan ülkelerin yatırıma cazip hale gelmelerine yardımcı olur;
  • gelişmekte olan ülkelerdeki şirketlerin ve girişimciliğin gelişmesine yardımcı olur; ve
  • gelişmekte olan ve geçiş ekonomisine sahip ülkelerin ticaret destekleme hizmetlerini etkin bir biçimde sunmalarını sağlar.

UNCTAD, teknik işbirliği ve düzenli hükümetler arası görüşmeler yoluyla küçük ve orta boy işletmeleri kalkınmaya teşvik eder. Bu örgüte bağlı, İşletme, Ticareti Kolaylaştırma ve Kalkınma Komisyonu, işletmelerin etkili bir şekilde kalkınmalarını sağlayacak stratejiler geliştirir ve bunların uygulanmasını sağlar.

Bu örgütün teknik işbirliği faaliyetleri 100’den fazla ülkede yürütülen 300’den fazla projeyi kapsamaktadır ve bu projelere yılda 24 milyon dolarlık bir pay ayrılır. Bu işbirliği faaliyetleri şunlardır:

  • Gümrük Bilgileri Otomasyon Sistemi, son teknolojiyi kullanarak  hükümetlerin gümrük işlemlerini ve yönetimini daha modern hale getirmelerine yardım eder. 60’dan fazla ülkede kullanılan bu sistem hızla uluslararası alanda kabul gören gümrük otomasyon standardı haline gelmeye başlıyor.
  • Gelişmiş Kargo Bilgi Sistemi, kargoyu kara ve deniz yolu boyunca izlemek için bilgisayar teknolojisini kullanır ve Afrika ülkelerinin ulaşım sektörlerini geliştirmesine yardım eder.
  • EMPRETEC programı ise küçük ve orta boy işletmelerin kalkınmasını destekler. Programdaki bir bilgi ağı, girişimcilerin, iş dünyasıyla ilgili veritabanlarına girmelerine imkan sağlar.

Uluslararası Ticaret Merkezi (ITC) gelişmekte olan ülkelerde  ticaretin geliştirilmesi için yapılan teknik işbirliği konusunda BM sisteminin odak noktası konumundadır. Bu merkez gelişmekte olan ve geçiş ekonomisine sahip olan ülkelerin ithalat ve ihracatlarını artırmak için ticaret teşvik programları oluşturarak bu ülkelerle işbirliği içinde çalışır.

ITC altı alanda  uzmanlaşmiştir:

  • ürün ve piyasa geliştirilmesi;
  • ticaret destek hizmetlerinin geliştirilmesi;
  • ticaret bilgisi;
  • insan kaynaklarının geliştirilmesi;
  • uluslararası satın alım ve tedarik yönetimi; ve
  • ihtiyaçlar yönetimi ve ticaret teşviki için program hazırlanması.

Teknik işbirliği projeleri, ITC uzmanları tarafından, yerel ticaret yetkilileriyle yakın irtibat halinde çalışılarak yürütülür. Ulusal projeler çoğunlukla ülkenin ihracatını genişletmek ve ithalat işlemlerini artırmak amacıyla geniş tabanlı hizmetler paketi şeklini alır.

Tarımsal Kalkınma

Dünyada insanların çoğu hala kırsal alanlarda yaşamaya devam ediyor ve geçimlerini çoğunlukla doğrudan ya da dolaylı şekillerde tarımdan sağlıyor. Son yıllarda kırsal fakirlik artmış ve sanayileşmeye hücum edilmesiyle tarım sektörüne yeteri kadar yatırım yapılamamıştır. BM bu dengesizliği birkaç farklı yolla ortadan kaldırmaya çalışmaktadır.

BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarım, ormancılık, balıkçılık ve kırsal kalkınma alanlarındaki öncü kuruluştur. Geniş çaplı teknik yardım projeleriyle gelişmekte olan ülkelere uygulamalar konusunda yardım eder. Örgütün özel bir önceliği de kırsal kalkınmayı ve sürdürülebilir tarımı teşvik etmektir. Bu öncelik aynı zamanda doğal kaynakları koruyup denetim altına alarak gıda üretimini ve güvenliğini artıran uzun vadeli bir strateji niteliğindedir.

Sürdürülebilir tarımsal kalkınmayı teşvik ederken, FAO kalkınma projelerinin hazırlanmasına dahil olan çevresel, toplumsal ve ekonomik endişeleri de içine alan bütüncül bir yaklaşımı destekler. Örneğin bazı alanlarda değişik mahsüllerin karışımı neticesinde tarımsal verimlilik artırılabilir; köylüler için odun yakacağı kaynağı olabilir; toprak verimliliği artırılıp erozyon etkileri azaltılabilir.

Gıda ve Tarım Örgütü’nün her zaman ortalama olarak yaklaşık 2000 alan projesi vardır. Bu projeler, entegre toprak yönetim projelerinden,  ormancılık ve piyasa stratejileri gibi çok çeşitli alanlardadır ve  hükümetlere politika, planlama tavsiyeleri veren projelerden acil yanıt projelerine kadar çeşitlilik göstermektedir. FAO genellikle şu üç görevden birini üstlenir : kendi programını uygulamak, ajanslar ve bağış yapanlar adına bir program yürütmek ve ulusal projelere tavsiyelerde bulunup yönetim yardımı sunmak.

FAO’nun Yatırım Merkezi tarımsal ve kırsal kalkınma alanlarında gelişmekte olan ülkelerin yatırım projeleri hazırlamasına yardımcı olur. Her yıl, bu yardım sayesinde yaklaşık 3 milyar dolarlık yatırım projesi hayata geçirilir ve bu miktarın içinde 2 milyar doları aşan dış fonlar da vardır.

Gıda ve Tarım Örgütü arazi ve su geliştirilmesi, tarım ve besicilik, ormancılık, balıkçılık, ekonomik, toplumsal ve gıda güvelik politikası, yatırım, beslenme, gıda standartları ve güvenliği, mallar ve ticaret konularında etkin rol oynar. Örneğin :

  • Dokuz Güney Afrika ülkesinde uygulanan bir programda kırsal alanlarda yaşayan nüfusun yaşam standartlarını ve beslenme şekillerini balık çiftlikleri kurarak yükseltmesine yardım edilir. Su tarımını ve çiftçilik bir araya getirilerek küçük su canlıları üretim sürecine dahil edilir. Küçük çiftçiler böylece tüketim ve ticaret için gıda üretimini genişletmişlerdir.
  • Sri Lanka’daki fakir çiftçiler, toprağı tarıma elverişli hale getirme ve küçük ölçekli işletme gibi gelir yaratan faaliyetlerde  bulunacak gayri resmi topluluklar kurmaları için teşvik edildi. Bu topluluklara, örneğin, yığın gübre ve pazarlama ekinlerini bir arada satın alarak nasıl ekonomik avantajlar sağlayabilecekleri öğretildi. Yaklaşık 4000 yoksul çiftçi bu projeden yararlandı.
  • Mali’de yürütülen bir proje kadın grupların tohum, gübre, su pompası ve öğütücü değirmen satın almalarını sağlayacak döner sermaye fonları oluşturmuştur.  Kadınlar evlerinde ve pazarlarda bahçeler yapmışlar ve  her hafta kurulmaya başlanan pazarlarda fazla sebzeleri satmışlardır. Böylece, köylü kadınlar gıda üretimini genişleterek gelirlerini artırmışlar, sağlık koşullarını iyileştirmişler ve su bulmalarını sağlayan etkinlikler geliştirmişlerdir.
  • FAO’nun desteklediği, zararlı böceklerle mücadele entegre tekniklerini kullanarak 200.000 Endonezyalı pirinç çiftçisi hasat artışı sağlamış ve tarım ilaçlarının kullanımını azaltmışlardır, böylece hem hükümet yılda 120 milyon dolar ödediği tarım ilacı sübvansiyonundan kurtulmuş hem de çevreyi koruyup gıda kalitesini artırmışlardır.

Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD) kırsal yoksulluğu azaltan ve gelişmekte olan dünyada yiyeceklerin kalitesini artıran tarımsal kalkınma projelerine mali destek verir. Fonun katılımcı, halka dayalı yaklaşımı çalışmalarının öne çıkan özelliğidir. Fonun, küçük ama etkili kurumsal yapısı sayesinde, kırsal alandaki yeni taleplerin bulunması ve değerlendirilmesi kolaylıkla sağlanır. Görevini yerine getirirken, IFAD kırsal kesimde yaşayanların, genellikle çiftçilik faaliyetlerinin verimliliğinin artırılması yoluyla ekonomik durumlarının düzeltilmesi için özel olarak hazırlanmış programlara doğrudan fon bulur ve bunun için kaynakları harekete geçirir.

Bu fondan yararlananlar genellikle dünyanın en fakir insanlarıdır: küçük çiftçiler, göçebeler, yeterli tarım alanına sahip olmayanlar, küçük ölçekte balıkçılık yapanlar, yerli halk ve fakir köylü kadınlar. IFAD kurulduğu 1977 yılından beri, 115 ülkede ve bazı bağımsız bölgelerde 633 projeye mali destek sağlamıştır ve bu projelere 7.7 milyar dolar değerinde kredi, 35.4 milyon dolar değerinde hibe yardımı yapmıştır. Alıcı ülkeler 7.9 milyar dolarlık bir katkıda bulunurken bağışçılar 6.6 milyar dolarlık kaynak aktarmışlardır. Bu projeler kırsal kesimde yaşayan yaklaşık 50 milyon aileye ve yaklaşık 250 milyon insana yardımcı olmuştur.

Endüstriyel Kalkınma

Sanayinin küreselleşmesi gelişmekte olan ülkeler ve geçiş ekonomisine sahip olan ülkeler için daha önce hiç görülmemiş endüstriyel zorluklar ve fırsatlar yaratmıştır. BM Sınai Kalkınma Teşkilatı (UNIDO) yeni küresel ortamda bu ülkelere sürdürülebilir endüstriyel kalkınma konusunda yardım eden bir uzmanlık kuruluşudur. Bu örgüt günümüzün sanayi sorunları için aranan çözümleri bulur ve hükümetlere, iş derneklerine ve özel sanayi sektörüne aşağıdaki üç öncelikli alana yönelik entegre hizmet paketleri sunarak yardımcı olur :

  • Rekabetçi ekonomi, endüstriyel politikalar oluşturma ve uygulama, sürekli iyileştirme, kalite yönetimi, yatırım ve teknoloji geliştirme alanlarını kapsar.
  • Sağlıklı çevre, çevre politikalarını, enerji verimliliğini ve daha temiz üretimi kapsar.
  • Üretken istihdam, küçük ve orta boy işletmeleri, girişimciliği, kalkınmayı ve kadın girişimcileri destekleyen politikaları kapsar.

Endüstriyel kalkınma konusunda küresel bir forum niteliği taşıyan UNIDO, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan geçiş ekonomisine sahip ülkelerin hükümet, sanayi, kamu ve özel sektör temsilcilerini bir araya getirir. Teknik işbirliği programları sayesinde bu örgüt endüstriyel kalkınmayı ekonomik anlamda verimli, toplumsal anlamda arzu edilir ve ekolojik anlamdaysa temiz biçimde yürütmeye çalışır.
Üye ülkelerle beraber, bu örgüt ülkelerin endüstriyel kapasitelerini güçlendirme, daha temiz ve sürdürülebilir bir endüstriyel kalkınmayı başarmalarını sağlayacak, özel ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik, hazırlanmış entegre hizmet paketleri geliştirmiştir.
Bulundukları ülkelerin de mali destek verdiği UNIDO’ya bağlı 13 yatırım ve teknoloji geliştirme ofisi sanayileşmiş, gelişmekte olan ve geçiş ekonomisine sahip ülkeler arasındaki iş sözleşmelerini destekler. Bu örgütün 5 yatırım destekleme birimi, 27  ulusal temiz üretim  merkezi ve 10 uluslararası teknoloji merkezi vardır. Merkezi Viyana’da bulunan örgütün gelişmekte olan ülkelerde 9 bölgesel ofis, 20 ülke ofisi ve 6 odak merkezinden oluşan 35 temsilciliği vardır. 

Çalışma

Kalkınmanın hem ekonomik hem de toplumsal yanlarıyla ilgili olan Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) 1919’da kurulmuş olması itibariyle BM’den daha eski bir tarihe sahip olan bir uzmanlık kuruluşudur. İşyerlerindeki çalışma standartlarının düzenlenmesi ve denetlenmesiyle ilgili yapmış olduğu uzun ve çeşitli incelemeler hemen hemen her ülkenin ulusal mevzuatlarında kabul ettiği uluslararası çalışma standartları ve yönergeleri için bir çerçeve oluşturmuştur.

Uluslararası Çalışma Örgütü toplumsal istikrarın ve bütünleşmenin sadece sosyal adalete, özellikle de sağlıklı bir iş yerinde adil bir tazminatla çalışma hakkına dayandığı zaman sürdürülebileceği ilkesini kendisine rehber edinmiştir. Onlarca yıldır, bu örgüt günde sekiz saatlik çalışma, annelik koruması, çocuklar için çalışma yasaları ve iş yeri güvenliği ve barışçıl endüstriyel ilişkileri destekleyen geniş çaplı politikalar gibi iz bırakan bir dizi önemli gelişmeye imza atmıştır..

Uluslararası Çalışma Örgütü şu konularla ilgilenir:

  • temel insan haklarını teşvik eden, yaşama ve çalışma koşullarını iyileştiren ve istihdam fırsatlarını artıran uluslararası politika ve programlar oluşturmak;
  • uygulanıp uygulanmadıklarını denetleyen tek bir sistemle desteklenen uluslararası çalışma standartları oluşturmak ve bu standartların ülkedeki yetkililere sağlam çalışma politikalarını yürürlüğe sokma konusunda rehberlik etmesini sağlamak;
  • yararlanan ülkelerle ortaklaşa hazırlanan ve uygulanan geniş bir teknik işbirliği programı oluşturmak ve ülkelerin bu programı daha etkili hale getirmesine yardımcı olmak;
  • bütün bu çabalara katkıda bulunmak için eğitim, araştırma ve bilgilendirme etkinlikleri düzenlemek.
İnsanca Çalışma Koşulları.  ILO’nun temel amacı herkes için insana yakışır iş fırsatlarını yaratmaktır. ILO bu temel amaçla örtüşen dört amaç benimsemiştir. Bu amaçlar:

  • çalışma hayatında temel ilke ve hakların uygulanmasını teşvik etmek;
  • kadınlar ve erkekler için düzgün istihdamı ve geliri güvence altına alacak daha fazla fırsat yaratmak;
  • herkes için sosyal korumanın kapsamını ve etkinliğini artırmak; ve
  • hükümetler, çalışanlar ve iş dünyası arasındaki dialogu güçlendirmek.

ILO, bu amaçları gerçekleştirmek için çalışmalarını şu alanlarda odaklar: çocuk işçiliğinin ortadan kaldırılması, iş yerinde güvenlik ve sağlık, sosyo-ekonomik güvence, küçük ve orta boy işletmelerin teşvik edilmesi, kalkınma becerileri, bilgi ve çalıştırılabilirlik, cinsiyet ayrımcılığı ve diğer ayrımcılıkları yok etmek ve 1998’de yapılan Uluslararası Çalışma Konferansı’nda yayınlanan Uluslararası Çalışma Örgütü’nün Çalışma Yaşamında Temel İlkeler ve Haklar Bildirgesi’ni desteklemek.

Teknik işbirliği.  ILO’nun teknik işbirliği, demokrasiye destek, istihdam yaratarak yoksulluğu azaltmak ve işçileri korumak alanlarında odaklanır. Daha özel anlamda, bu örgüt ülkelerin örgüt tarafından belirlenen standartları yürürlüğe koyma yönünde pratik adımlar atmasını sağlar ve aynı zamanda bu ülkelerdeki mevcut mevzuatın geliştirilmesine yardımcı olur. Örneğin, işçi sağlığı ve iş güvenliğini, sosyal güvenlik sistemlerini ve işçi eğitim programlarının geliştirilmesini sağlar. Projeler, alıcı ülkeler, bağış yapanlar ve örgüt arasında sıkı işbirliği çerçevesinde yürütülür, bu da dünya çapında bir alan ve bölgesel ofis ağı kurulmasını sağlar. Örgütün yaklaşık 140 ülkede ve bölgede teknik işbirliği programları yürümektedir ve son 10 yılda, her yıl ortalama 130 milyon dolarlık bir meblağı teknik işbirliği projelerine harcamıştır.

İtalya’nın Turin kentinde bulunan Uluslararası Eğitim Merkezi,  ILO’nun bir alt kuruluşudur ve özel sektörde, kamu sektöründe çalışan üst ve orta düzey yöneticilere, işçi ve işveren derneklerinin başkanlarına, hükümet yetkililerine, karar verici kişilere eğitim verir. Merkezin açıldığı 1965 yılından bu yana 172 ülkeden yaklaşık 80.000 insana eğitim verilmiştir.

ILO’ya bağlı merkezi Cenevre’de bulunan Uluslararası Çalışma Enstitüsü örgütü ortaya çıkan ve endişe yaratan sorunların kamu alanında tartışılmasını ve politika araştırmalarını teşvik eder. Örgüt asıl olarak çalışma kurumları, büyüme ve sosyal eşitlik arasındaki ilişkiyi inceler. Enstitü sosyal politika konusunda küresel bir forum gibi hareket eder; uluslararası araştırma ağlarını oluşturarak eğitim programları yürütür.

Uluslararası Havacılık

Uçakla taşınan yükleri, gıda maddelerini bir yana bırakacak olursak sadece 2002 yılında yaklaşık 1.6 milyar yolcu, 20 milyondan fazla uçuş, yaklaşık 30 milyon ton yük hava yoluyla taşınmıştır. Uluslararası uçuşların güvenilir ve düzenli bir şekilde büyümesi BM’ye bağlı bir uzmanlık kurumu olan Uluslararası Sivil Havacılık Teşkilatı (ICAO) tarafından denetlenmektedir.

Bu teşkilat insanların, emniyetli, düzenli, randımanlı ve ekonomik bir uluslararası hava taşımacılığına olan ihtiyaçlarını karşılamayı ve dünya çapında uluslararası sivil havacılığın güvenilir ve sistemli bir şekilde büyümesini temin eder. Uçak tasarım sanatını ve havacılığın barışçıl amaçlarla kullanılmasını teşvik eder ve aynı zamanda hava yollarının, hava alanlarının ve hava trafiğinin geliştirilmesini destekler.

Bu amaçlara ulaşmak için, Uluslararası Sivil Havacılık Teşkilatı şunları yapar:

  • uçakların performansı, tasarımı  ve donanımlarının çoğu, hava yolları pilotlarının performansı, uçuş ekibi, hava trafik denetleyicileri, yer ve bakım ekibi, uluslararası hava alanlarının güvenlik gereksinimleri ve işlemleri gibi konularında uygulanan uluslararası standartları ve tavsiyeleri belirler;
  • uluslararası hava trafiğinde kullanılan havacılık haritasının yanında görsel ve aletli uçuş kurallarını da hazırlar. Uçaklarda kullanılan telekomünikasyon sistemleri, radyo frekansları ve güvenlik prosedürleri de bu teşkilatın sorumlulukları içerisindedir;
  • gürültü sınırları koyarak ve uçuş emisyonunu azaltarak havacılığın çevre üzerindeki etkisini en aza indirmeye çalışır; ve
  • gümrük, göç, kamu sağlığı ve diğer formaliteler konularına belli standartlar getirerek uçakların, yolcuların, mürettebatın, bagajların, kargo ve postaların sınır ötesine taşınmasını kolaylaştırır.

 

Yasa dışı müdahaleler hala uluslararası sivil havacılığın güvenliği ve emniyetine karşı ciddi bir tehdit oluşturmaya devam ettiği için Uluslararası Sivil Havacılık Teşkilatı bu müdahaleleri önlemeye yarayan program ve politikalar izlemeyi sürdürür. Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı düzenlenen 11 Eylül terörist saldırılarının ardından teyakkuza geçen teşkilat, havacılık güvenliğiyle ilgili şu an yedi ayrı paketten oluşan bir eğitim programı ve havacılık güvenlik eylem planı geliştirmiştir. Bu önemli alanda bölgesel işbirliğini artırmak için Uluslararası Sivil Havacılık Teşkilatı’na bağlı on havacılık güvenlik eğitim merkezi bulunmaktadır.

Ayrıca, gelişmekte olan ülkelerin, hava taşımacılık sistemlerini geliştirme ve havacılık personelini eğitmelerine de yardım eder. Gelişmekte olan bazı ülkelerde bölgesel eğitim merkezlerinin kurulmasına yardımcı olmuş ve binlerce öğrencinin teşkilata kayıtlı okullarda eğitim almasını sağlamıştır. Teşkilat yüzden fazla ülkeye teknik işbirliği uzmanları sevk etmiş ve her yıl, ortalama 120 projeye katılarak 54 milyon dolar harcamıştır.

Uluslararası Sivil Havacılık Teşkilatı gelecekteki sivil havacılığın iletişim, trafik, denetim ve hava trafik yönetimi ihtiyaçlarını karşılamak için uyduya dayalı bir sistem geliştirmektedir. Bu sistem, artan işlevsel ihtiyaçları karşılamak için uydulara, bilgisayarlara, veri bağlantılarına ve uçak güvertesinin elektroniğinde en son teknolojiyi kullanmaktadır. Bu entegre küresel sistem güvenliği artıracak ve hava trafik hizmetlerinin düzenlenme ve yürütülme şekillerini iyileştirecektir. Teşkilata üye tüm ülkeler tarafından onaylanan bu sistem şu an için uygulama aşamasındadır.

Uluslararası Sivil Havacılık Teşkilatı, Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği, Uluslararası Hava Alanları Konseyi, Uluslararası Havayolları Pilotları Federasyonu ve Uluslararası Uçak Sahipleri ve Pilotları Derneği Konseyi gibi kuruluşlarla işbirliği yapmaktadır.

Uluslararası Denizcilik

Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) 1959 yılında ilk kez toplandığında üye devletlerinin sayısı 40’tan azdı. Şu an bu örgüte üye ülke sayısı 162’dir ve dünyadaki ticari filoların yüzde 98’inden fazlası örgüt tarafından geliştirilen uluslararası gemicilik sözleşmelerine bağlıdır.

Denizcilik mevzuatının kabul edilmesi örgütün en bilinen sorumluluk alanıdır. IMO yaklaşık 40 sözleşme ve protokolü kabul etmiştir ve bunların çoğunu dünya gemicilik alanında meydana gelen gelişmelere uygun olarak güncellemiştir. Denizcilik güvenliği de örgütün uluslararası gemicilik emniyetini artırma ve gemilerin denizi kirletmelerini önleme amaçlarının yanında yer almaktadır. Ele alınan temel çevresel endişeler, gemilerdeki balast suyu ve artıkları vasıtasıyla taşınan zararlı organizmalar, gemilerden çıkan sera gazları ve gemi geri dönüşümü gibi konulardır.

IMO, ilk başlarda, gemi güvenliği ve deniz kirliliğinin önlenmesiyle ilgili uluslararası anlaşmalar ve mevzuatlar geliştirme konusu üzerinde odaklanmıştı. Bugün ise, odaklanılan temel konu, örgütün koyduğu uluslararası standartların uygulanması ve aynı zamanda var olan mevzuatların iyileştirilerek güncellenmesi ve yönetmelikteki herhangi bir boşluğun doldurulmasıdır.

Deniz güvenliği ve gemilerin denizleri kirletmesini önlemeyi öngören ve hala dünya çapında yürürlükte olan belli başlı Uluslararası Denizcilik Örgütü anlaşmaları şunlardır:

  • Uluslararası Yükleme Sınır Sözleşmesi (LL),  1966
  • Uluslararası Denizde Çatışmayı Önleme Kuralları (COLREG), 1972
  • Uluslararası Güvenli Konteynerler Sözleşmesi (CSC), 1972
  • 1978 Protokolüyle değiştirilmiş şekliyle Denizlerin Gemiler Tarafından Kirletilmesinin Önlenmesine ait Uluslararası Sözleşme, 1973 (MARPOL 73/78)
  • Denizde Can Emniyeti Uluslararası Sözleşmesi (SOLAS), 1974
  • Gemi Adamlarının Eğitimi, Belgelendirilme ve Vardiya Standartları Hakkında Uluslararası Sözleşme (STCW), 1978
  • Denizde Arama ve Kurtarma Faaliyetleri Uluslararası Sözleşmesi (SAR), 1979

 

Aralarından bazılarının zorunlu olduğu birçok kod, tehlikeli malların taşınması, ya da yüksek hızlı tekneler gibi bazı özel konulara işaret eder. SOLAS sözleşmesine 1994’te eklenen  değişikliklerle zorunlu hale gelen Uluslararası Deniz Güvenliği Yönetimi Kodu gemilerde görev yapan herkes için geçerlidir. 1978 tarihli gemi adamlarının eğitim ve belgelendirilme sözleşmesinin 1995’te tamamen gözden geçirilmesiyle beraber mürettebat standartlarına özel bir önem verilmiştir. Böylece, Uluslararası Denizcilik Örgütü ilk kez sözleşmeye uyulup uyulmadığını denetleme görevini üstlenmiştir.

Denizde can güvenliği, Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün temel amaçlarından biri olmaya devam etmektedir. 1999 yılında Küresel Deniz Tehlike ve Güvenlik Sistemi tamamen işlerlik kazandı ve bu sistemle mürettebatının yardım çağırmaya zamanı olmadığı durumlarda bile dünyanın neresinde olursa olsun tehlikede olan bir gemiye yardım garantisi verilerek mesajının otomatik iletilmesi sağlanmış oldu.

Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün imzaladığı birçok sözleşme sorumluluk ve tazminat konusuyla da ilgilidir. Bu sözleşmelerin arasında en önemlileri, 1992’de kabul edilen Petrol Kirliliği Zararlarından Doğan Sivil Yükümlülükler Hakkında Uluslararası Sözleşme (1969) Protokolü ve yine 1992’de kabul edilen başka bir protokol olan Petrol Nedeniyle Kirlenmeden Doğan Zararların Karşılanması İçin Uluslararası Tazminat Fonu Kurulmasına Dair Sözleşme (1971) Protokolüdür. Bu iki protokol petrol kirliliği kurbanlarının uğradığı zararlara karşı bir tazminat niteliğindedir. Yolcuların ve Bagajlarının Deniz Yoluyla Taşınmasına İlişkin Atina Sözleşmesi (PAL, 1974) gemi yolcuları için tazminat sınırlamaları koyar.

Aralık 2002’de, Uluslararası Denizcilik Örgütü gemiciliği terörist saldırılardan korumayı amaçlayan yeni önlemlerle uyum sağlamayı gerektiren Uluslararası Gemi ve Liman Tesisi Güvenlik Kodu’nu kabul etmiştir. SOLAS sözleşmesindeki değişikliklere uygun olarak kabul edilen bu kod 1 Ocak 2004’te yürürlüğe girdi.

Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün teknik işbirliği programları özellikle gelişmekte olan ülkelerde uluslararası standart ve yönetmeliklerin uygulanmasını sağlamayı ve hükümetlere gemicilik endüstrisini başarıyla yürütmede yardımcı olmayı hedefler. Üzerinde durulan konu eğitimdir ve Uluslararası Denizcilik Örgütü gözetiminde İsveç’in Malmö şehrinde bir Dünya Denizcilik Üniversitesi, Malta’da Uluslararası Deniz Hukuk Enstitüsü ve İtalya’nın Trieste şehrindeyse Uluslararası Denizcilik Akademisi kurulmuştur.

Telekomünikasyon

Küresel hizmetler sektörü için telekomünikasyon kilit konumundadır ve zorunluluk haline gelmiştir. Bankacılık, turizm, ulaşım ve bilişim endüstrisi hızlı ve güvenilir telekomünikasyon teknolojisine bağlıdır. Sektör, küreselleşme, fiyat serbestliği, yeniden yapılanma, katma değerli ağ hizmetleri, akıllı şebeke ve bölgesel düzenlemeler gibi birçok güçlü eğilimle köklü değişikliklere uğramıştır. Bu değişiklikler neticesinde telekomünikasyon bir kamu hizmeti olmaktan çıkmış ticaretle güçlü bağları olan bir hizmet sektörü haline gelmiştir. Tahminlere göre, 2001 yılında yaklaşık 1,4 trilyon ABD Dolarlık bir pazara sahip olan telekomünikasyon sektörü 2007 yılında 1,7 trilyon ABD Dolarlık bir pazara ulaşmıştır.

Tarihi 1865 yılına dek uzanan dünyanın en eski hükümetler arası teşkilatı olan Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITU) bünyesinde bulundurduğu kamu ve özel sektör küresel telekomünikasyon ağları ve şirketleriyle işbirliği içinde çalışırlar.

Uluslararası Telekomünikasyon Birliği şunları yapar:

  • ulusal iletişim altyapısının küresel şebekelerle bağlantısını geliştiren standartlar geliştirir ve bu sayede dünya çapında bilgi, faks veya telefonun kesintisiz bir şekilde dolaşımını sağlar;
  • internet, elektronik posta, elektronik alışveriş gibi yeni uygulamaların gelişmesine izin verecek yeni teknolojilerin küresel telekomünikasyon ağıyla bütünleşmesini sağlamaya çalışır;
  • televizyon ve radyo yayınları, cep telefonları, uydu bazlı iletişim sistemleri, uçak ve gemi seferleri, güvenlik ve kablosuz bilgisayar sistemleri de dahil olmak üzere geniş çaplı bir donanım tarafından kullanılan sınırlı doğal kaynaklardan olan radyo frekans aralığının ve uydu yörünge pozisyonlarının paylaşımını düzenleyen uluslararası anlaşmaları ve yönetmelikleri hazırlar;
  • gelişmekte olan dünyada telekomünikasyonun yayılması ve gelişmesi için gayret eder, eğitim, proje yönetimi, teknik yardım ve politika tavsiyesi olanağı sağlayarak  telekomünikasyon yöneticileri, finansman kurumları ve özel kuruluşlar arasındaki ortaklıkları geliştirir.

 

 ITU ayrıca Dünya Bilgi Toplumu Zirvesi’nde de öncü bir yönetici rolü oynamıştır. İlk aşaması 10-12 Aralık 2003 tarihleri arasında Cenevre’da düzenlenen zirvede katılımcılar herkesin bilgiyi ve habere ulaşabildiği ve bunları oluşturabildiği, kullanabildiği, ve paylaşabildiği insan merkezli, kapsamlı ve gelişmeye yönelik bir bilgi toplumu yaratmayı amaçlayan bir ilke ve eylem planı bildirgesini kabul ettiler. Zirvenin son aşaması ise 16-18 Kasım 2005 tarihleri arasında Tunus’ta yapıldı.

Günümüzün hızla değişen telekomünikasyon dünyasında, ITU’ya üyelik, hükümetlere ve özel sektör kuruluşlarına, dünyayı hızla yeniden şekillendiren gelişmelere, önemli ve değerli katkılarda bulunma fırsatı veriyor. Birliğe üyelik, dünyanın en büyük üretici ve taşıyıcı şirketlerinden Internet Protokolü ağı oluşturma gibi, yeni alanlarda çalışmaya başlayan, küçük ve yenilikçi şirketlere kadar, telekomünikasyon ve bilişim endüstrisinde çok geniş bir yelpazeyi temsil ediyor.

189 üye ülkeye ek olarak, birliğin; bilimsel ve endüstriyel şirketleri, kamusal ve özel sektörden, operatör ve  yayıncıları, bölgesel ve uluslararası örgütleri temsil eden 640 sektörel üyesi ve  95 ortağı var. Özel sektör ve kamu sektörü arasındaki uluslararası işbirliği esasına dayalı olarak kurulan Uluslararası Telekomünikasyon Birliği, hükümetin ve sektörün gittikçe önemi artan bu sanayinin geleceğini etkileyen, geniş bir konu alanı üzerinde görüş birliği içinde çalışmasını sağlayan, küresel bir forumdur.

Uluslararası Posta Servisi

Dünya çapında, 700.000’den fazla postanede çalışan 6 milyon civarında posta işçisi, her yıl yaklaşık 430 milyar postanın dağıtımını ve işlemini yapıyor. BM’in bu hizmeti düzenleyen uzman kuruluşu ise Dünya Posta Birliği’dir (UPU).

Dünya Posta Birliği,  mektup ve diğer postaların karşılıklı değişimi için, birçok ülkeden oluşan tek bir alan oluşturur. Üye olan her devlet, diğer üyelerin postalarını kendi ülkelerindeki posta hizmetlerinde kullandıkları en iyi yollarla dağıtma konusunda mutakabata varmışlardır. Ulusal posta hizmetleri arasındaki temel işbirliği aracı olan, UPU uluslararası posta hizmetlerini geliştirmeye, her ülkedeki posta müşterilerinin uluslararası postalarını uyumlu ve kolaylaştırılmış usullerle göndermesini sağlamaya ve güncelleştirilmiş ürün ve hizmetlerle evrensel bir ağ kurmaya çalışır.

UPU gösterge oranlarını, azami ve asgari ağırlık ve boyut sınırlarını belirler ve küçük paketler, çıktısı alınmış belgeler, kartpostallar, matbua, normal mektuplar, önceliği olan ve olmayan postalar da dahil mektup ve postayla gönderilen her şeyin kabul koşullarını düzenlemiştir. Bir ya da birden fazla ülkeyi kat eden mektup ve diğer postaların transit ücretlerini ve postalardaki dengesizliklerdeki sınır harçlarını toplayan ve hesaplayan yöntemler bulmuştur. Ayrıca, taahhütlü ve uçak postaları,  bulaşıcı veya radyoaktif maddeler taşıyan postalar gibi özel önlem gerektiren öğeler için düzenlemeler yapar. 

UPU sayesinde,  yeni ürün ve hizmetler uluslararası posta ağıyla bütünleşiyor. Bu yolla; taahhütlü mektuplar, para havaleleri, uluslararası posta cevap kuponları, küçük paketler, posta paketleri ve hızlandırılmış posta hizmetleri birçok dünya vatandaşının yararına sunulmuştur.

Bu kurum, elektronik veri değişimi teknolojisinin üye ülkelerin posta idareleri tarafından uygulanması ve dünya çapında posta hizmetlerinin kalitesinin denetlenmesi gibi bazı alanlarda güçlü bir liderlik rolü üstlenmiştir.

UPU, ulusal posta hizmetlerini etkili kılmayı amaçlayan uzun vadeli projelerle teknik yardım sağlar. Ayrıca birlik; eğitim bursları ve posta işlemleri, yönetim ve eğitim üzerine yerinde çalışmalar, gelişim danışmanlarının uzmanlıklarını da kapsayan, kısa projeler yürütür. Birlik, uluslararası finans kurumlarının posta sektörüne yatırım yapma gerekliliğinin bilincine varmalarını sağlamıştır.

Dünya çapında, posta hizmetleri posta işlerini yeniden canlandırmak için kararlı bir çaba sergiliyor. Büyük bir büyüme kaydeden iletişim pazarının bir parçası olan bu hizmetler hızla değişen ortama ayak uydurmalı, daha bağımsız olmalı, kendi kendini finanse eden kuruluşlara sahip olarak daha geniş bir hizmet olanağı sunmalıdır. Dünya Posta Birliği, bu canlanmayı teşvik etme konusunda öncü bir rol oynamaktadır.

Fikri Mülkiyet

Kitaplar, sahne ve sinema sanatı, bilgisayar yazılımları gibi çeşitli biçimleri içeren fikri mülkiyet uluslararası ticaret ilişkilerinin temel konularından biri olmuştur. Dünya çapında milyonlarca patent, marka ve endüstriyel tasarım tescilleri yürürlüktedir. Günümüzün bilgi temelli ekonomisinde, fikri mülkiyet, hem zenginlik yaratmayı hem de ekonomik, toplumsal ve kültürel kalkınmayı teşvik eden bir araçtır.

BM’in bu konudaki uzman kuruluşu Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO) devletler arasında işbirliğini sağlayarak bütün dünyada fikri mülkiyetin korunmasını teşvik etmekle ve fikri mülkiyetin yasal ve idari yönlerini düzenleyen çeşitli uluslararası anlaşmalar uygulamakla sorumludur. Fikri mülkiyet iki dala ayrılır: temel olarak buluşlar, markalar, endüstriyel tasarımlar, menşei; ve genellikle edebiyat, müzik, sanat, fotoğraf ve görsel-işitsel çalışmaları kapsayan telif hakları.

WIPO, bazıları 1880’li yıllardan kalma, fikri eserlerin önemli yönlerini ele alan, 23 anlaşmaya öncülük etmiştir. Bunlardan en önemlilerinden iki tanesi Sınai Mülkiyetin Korunması Paris Sözleşmesi  (1883) ve Edebi ve Sanatsal Çalışmaların Korunması Bern Sözleşmesi’dir (1886). Tanınmış markaların (1999), ticari marka lisanslarının (2000) ve internetteki markaların (2001) korunması için anlaşmalar yapmış ve bunlara uluslararası yasal standartlar getirmiştir.

Kurum hükümetlere, diğer kurumlara ve özel sektöre yardım eder; gelişmeleri izler ve kurallar ve uygulamalar arasında bir uyum sağlamaya ve bunları basitleştirmeye çalışır. Geleneksel bilgi, folklor, biyolojik çeşitlilik, biyoteknoloji alanlarındaki endişeleri göz ardı etmeyerek teknoloji ve iş dünyasındaki ilerlemelere uygun olan yeni uluslararası standartlar ve kurallara duyulan ihtiyacı da yakından takip eder.

WIPO’ya bağlı Tahkim ve Medya Merkezi tüm dünyada kişilere ve şirketlere anlaşmazlıklarını çözmek için yardımcı olur. Ayrıca, siber ad hırsızlığı diye bilinen ve internetteki alan adlarının kullanımı ve tescilindeki istismarlardan doğan sorunların da başlıca çözüm merkezidir. Merkez, bu hizmeti, hem türe göre verilen .com, .net, .org, .info gibi alan adları olarak, hem de bazı ülkelere özgü verilen alan adı olarak verir. İki ay içinde, yaptırım gücü kararlarının verildiği bu prosedür internetten yürütülür ve böylece karar verme maliyeti oldukça düşürülmüş olur.

Sayısal gündem sayesinde,  WIPO internette müzik, film, ticari tanıtıcılar ve bilgi gibi konularda fikri mülkiyetin yayılmasını desteklemeye çalışır. Bu gündem, küresel fikri mülkiyet bilgi ağı olarak hizmet veren WIPOnet’in ve bilgi ve hizmetlerin elektronik dağıtımının kullanımını sayesinde gelişmekte olan ülkelerin internet ortamıyla bütünleşmelerini amaçlar.

Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü uluslararası patent uygulamaları, marka tescili ve endüstriyel tasarımların kendi bünyesinde saklanması konularında gelişmekte olan ülkelere uzmanlık düzeyinde tavsiyeler verir ve bu ülkeleri kendi içlerindeki yaratıcı faaliyetleri arttırmak, yatırıma cazip hale getirmek ve teknoloji transferinin kolaylaşmak için fikri mülkiyet sisteminden tam anlamıyla yararlanmaya teşvik eder. Ulusal mevzuatın gözden geçirilmesi ve yeni bir taslak oluşturulması için bu ülkelere yasal, teknik yardım ve uzman desteği sağlar. Öğrenciler, karar vericiler ve memurların yararına eğitim programları düzenlenir.  Ülkelere ulusal fikri mülkiyet ofislerini kurmaları için yardım teklifinde bulunulur.

Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü ayrıca endüstriyel mülkiyet haklarının uluslararası düzeyde uygulanmasını sağlamak için hizmetler sunar. Örgütün, buluşları, tescilli markaları ve endüstriyel tasarımı kaplayan dört antlaşması vardır ve uluslararası bir tescilin kaydından  sonra üye devletlerde de geçerli olacağının garantisi verilir. Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü tarafından bu anlaşmalarla sağlanan hizmetler, belli bir fikri mülkiyet hakkının korunmaya çalışıldığı tüm ülkelerde bireysel olarak başvuru yapmanın ve kayıtların maliyetini düşürür.

Küresel İstatistikler

Kurulduğundan bu yana istatistik konusunda küresel bir odak noktası olarak hizmet veren BM, hükümetler, kamu kuruluşları, özel sektör için doğru, karşılaştırılabilir ve güncel istatistiklerin ana kaynağıdır.

İstatistik Komisyonu dünya çapındaki resmi istatistiklerin artan bir şekilde uyumlaştırılmasıyla görevli BM’e bağlı hükümetler arası kurumdur. 24 ülkenin üye olduğu kurum demografik,  sosyal ve barınma  istatistikleriyle ilgili yöntemler geliştirmeye ağırlık verir. Bu yöntemler; nüfus ve mesken sayımı, örnek araştırmalar, sivil kayıtlardan alınan yaşam istatistiklerin oluşturulması, ulusal muhasebe, endüstri ürünlerin üretimi, enerji, uluslararası ticaret ve çevresel bilgiyle ilgili ilke ve tavsiyeleri içerir.

Komisyonun rehberliğindeki  İstatistik Bölümü Sekreteryası istatistikleri oluşturanlar ve kullananlar için geniş çaplı hizmet sunar. Veri ve analitik yayınları, CD’leri ve internet hizmetlerinin içinde İstatistik Yıllığı, Aylık İstatistik Bülteni, Dünya İstatistik Cep Kitabı, BM İstatistik Haber Bülteni ve BM Binyıl Kalkınma Hedefleri göstergesinin resmi veritabanı bulunmaktadır. Yayınlarının ele aldığı uzmanlık konuları arasında nüfus istatistikleri, toplumsal ve barınma istatistikleri, ulusal muhasebe, endüstriyel eşya üretimi, enerji, uluslararası ticaret, çevre, metodolojik ve teknik yönergeler vardır.

Bu bölüm ayrıca pek çok konuda dünya çapında seminerler, eğitim programları ve teknik destek hizmetleriyle gelişmekte olan ülkelerin milli kapasitelerini arttırmayı da hedefler. (bkz. http://unstats.un.org/unsd).

Kamu Yönetimi

Bir ülkenin kamu sektörü, ülkenin ulusal kalkınma programının başarılı bir şekilde uygulanmasındaki en önemli unsurdur. Küreselleşme neticesindeki bilgi akışındaki devrim sayesinde demokraside yaratılan yeni imkanlar, devletleri ve işleyiş biçimini büyük ölçüde etkilemiştir. Değişimin sürekli olduğu bir ortamda kamu sektörünü idare etmek ulusal karar alma mekanizmaları, politika geliştirenler ve kamu idarecileri için gittikçe büyüyen bir zorluk haline gelmiştir.

BM, Kamu Yönetimi ve Finans Programı vesilesiyle, ülkelerin, yönetim sistemlerini ve idari kurumlarını güçlendirme, geliştirme ve ıslah etme çabalarına destek verir. Ekonomik ve Sosyal İşler bölümüne bağlı Kamu Yönetimi ve Kalkınma İdaresi Birimi’nin yürüttüğü program,  hükümetlerin ekonomi, yönetim ve kamu finans kurumlarının idaresinin etkili, ihtiyaçlara cevap veren, yoksullardan yana ve demokratik bir biçimde sürdürülmesini sağlamalarına yardım eder. Bu birim, sağlam kamu politikalarını, etkili ve ihtiyaçlara cevap veren bir kamu yönetimini, etkin ve bağlayıcı hizmet verilmesini ve son olarak da değişimlere açık olmayı teşvik eder.

Birimin yürüttüğü faaliyetler gelişmekte olan ülkelerdeki hükümetlere, etik anlayışını geliştirmek için, ulusal programlar hazırlama, kamu politikalarında şeffaflık ve hesap verilebilirlik, yerel hükümetlerin ve merkeziyetçi olmayan yönetimlerin kapasitelerini güçlendirme, kamu hizmetlerinin sağlanmasında yenilikçilik, hizmet reformları, ciddi çatışmalardan sonraki yönetişim ve kamu idare kurumlarının yeniden yapılanması, insan kaynakları yönetimi, kamu sektörü yönetimi ve son olarak da yönetişim sistem ve kurumlarının yeniden düzenlenmesi ve güçlendirilmesi konularında yapılan yardımları da kapsamaktadır.

Söz konusu birim BM Çevrimiçi Kamu Yönetimi ve Finans Ağı ve Güney-Güney işbirliği gibi bir çok başarılı girişimi destekler. Birim, ayrıca Binyıl Kalkınma Hedeflerinin başarıyla sonuçlanması için hükümet işlemlerinde ve hizmet sunumunda bilgi teknolojisinin kullanılmasını gerektiren usul ve işlemlerin, araçların ve sistemlerin tanıtılmasına yardımcı olur.

Kalkınma İçin Bilim ve Teknoloji

1960’dan bu yana, BM, üye ülkelerinin kalkınması için bilim ve teknoloji kullanımını teşvik etmektedir. Ekonomik ve Sosyal Konsey’e (ECOSOC) bağlı işlevsel bir komisyon olan Kalkınma için Bilim ve Teknoloji Komisyonu kalkınma konusundaki bilim ve teknoloji sorunlarını ve bunların uygulamalarını inceler, gelişmekte olan ülkelerde bilim ve teknoloji politikalarının anlaşılmasını teşvik eder ve BM sistemi içerisinde bilim ve teknoloji konularında tavsiyeler oluşturur. 33 üye ülkeden oluşan ve her yıl düzenli olarak toplanan komisyon oturumlarında yapacağı çalışmalar ve görüşmelerinde farklı konular seçer. 2003-2004 yılları için seçilen konu “Binyıl Bildirgesinde belirtilen kalkınma hedeflerine ulaşmak için bilim ve teknoloji uygulamalarının teşviki” olmuştur.

BM Ticaret ve Kalkınma Konferansı Örgütü (UNCTAD) komisyona sekreterya düzeyinde destek verir. Teknolojik kapasite geliştirmeyi, yeniliği ve gelişmekte olan ülkelere teknoloji akışını destekleyen politikaları teşvik eder. Örgüt ayrıca,  bilgi teknolojileri alanında teknik yardım sağlar, ortaklık ve ağ oluşturma konularında firmalar arasındaki işbirliği anlaşmaları yoluyla bireysel işletmelerin teknoloji kapasitelerini artırmalarını destekler. Son zamanlarda doğrudan yabancı yatırım ve teknoloji transferi arasındaki bağ ve teknoloji ve yeniliğin üretim kapasitesi ve ihracattaki rekabet edilebilirliliği artırmadaki rolü üzerinde yoğunlaşmıştır. Örgüt ayrıca ticari görüşmelerde teknolojiyle ilgili konuların uygulanmasıyla da ilgilenmektedir.

Gıda ve Tarım Örgütü, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı, Uluslararası Çalışma Örgütü, BM Kalkınma Programı, BM Sınai Kalkınma Teşkilatı ve Dünya Meteoroloji Teşkilatı gibi kurumların hepsi kendi özel görev alanları çerçevesinde bilimsel ve teknolojik konularla ilgilenir. Kalkınma için bilim ayrıca BM Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu’nun (UNESCO) da çalışmalarında önemli bir yer tutar.

Toplumsal Kalkınma

Ekonomik kalkınmanın ayrılmaz bir parçası olan sosyal kalkınma, BM’nin kurulduğundan beri yaptığı çalışmaların temel taşı olmuştur. Onlarca yıldır BM, kalkınmanın toplumsal yönünün önemini ve bütün insanlara daha iyi bir hayatın kalkınma yoluyla başarılabileceğini vurgulamıştır.

Kurulduğu ilk yıllarda BM; demografi, sağlık ve eğitim alanlarında, küresel toplumsal göstergeler hakkında, ilk kez güvenilir bilgi derlenmesini sağlayan veri toplama ve temel oluşturma araştırmaları yürütmüştür. BM, ayrıca, özellikle hızlı değişim sürecine karşı hassas olan toplumların mimari eserlerinden, dillerine kadar uzanan kültürel mirasları korumaya da  gayret eder.

BM, hükümetlerin, sağlık ve sağlıklı yaşam koşullarını , eğitim, aile planlaması ve bayındırlık hizmetlerini vatandaşlarına ulaştırma çabalarına, her zaman, ön planda destek veren kuruluşlardan biri olmuştur. BM, toplumsal programlar için örnekler geliştirmenin yanı sıra kalkınmanın ekonomik ve toplumsal yönlerinin bütünleştirilmesine de yardım etmiştir. Geliştirdiği politikalar ve programlarla, her zaman kalkınmanın ekonomik, toplumsal, çevresel ve kültürel unsurlarının birbirleriyle bağlantılı olduğunu ve birbirlerinden ayrı şekilde yürütülemeyeceğini vurgulamıştır.

Küreselleşme ve liberalleşme sosyal kalkınmanın önünde yeni zorluklar oluşturuyor. Küreselleşmenin getirdiği faydaların daha eşit şekilde paylaştırılması isteği giderek artıyor. Ekonomik reformlar ve liberalleşme konusunda büyük fedakarlıklarda bulunan birçok hükümet küreselleşmeden umdukları neticeyi alamadıklarını düşünüyorlar. Ayrıca, bu faydalar henüz gelişmiş ülkelerde bile yeterince eşit dağıtılmamıştır.

Yeni küresel ekonomiden henüz yararlanamamış olan dünya nüfusunun yarısından fazlası için bu durum zayıfların hiçbir zaman güçlü  olanla rekabet edemeyeceği yönündeki umutsuzluk hissini daha da derinleştirmiştir. Serbest ticaret ve yatırımdan elde edilen karı yoksulluğu azaltma, istihdamı arttırma ve toplumsal bütünleşmeyi teşvik etme konularına daha iyi şekilde yönlendirme ihtiyacı duyulmaktadır.

BM’in sosyal alandaki çalışmaları, bireyleri, aileleri ve toplulukları, kalkınma stratejilerinin merkezine yerleştiren, insan merkezli bir yaklaşımla daha çok bağlantılı olmaya başlamıştır. Ekonomik ve siyasi sorunların, bazen sağlık, eğitim, nüfus veya kadınlar, çocuklar ve yaşlıların sosyal sorunlarını bir yana iterek,  uluslararası gündemi işgal etmesinden endişe edilmektedir ve bundan dolayı BM, toplumsal kalkınmaya ayrı bir önem vermektedir.

BM’in son yıllarda düzenlediği birçok küresel konferansta bu endişe dile getirilmiş ve toplumsal kalkınmanın sorunları üzerinde odaklanılmıştır. Sosyal Kalkınma Dünya Zirvesi (Kopenhag, 1995) fakirliğe, işsizliğe ve toplumsal bölünmeye karşı verilen mücadeleyi daha ileri götürmek için ve 21. yüzyılda toplumsal sorumluluk ve dayanışma konusunda yeni bir bilincin uyanmasını sağlamak için ilk kez uluslararası topluluğun bütün üyelerini bir araya getirmiştir.

Zirvenin özgünlüğü, evrenselliğinden, toplumsal kalkınma için çizilen kapsamdan, etik temelinden ve ulusların kendi içinde ve birbirleri arasında yeni ortaklık ve dayanışma biçimleri için çağrıda bulunmasından kaynaklanır. Kopenhag Sosyal Kalkınma Bildirgesi çerçevesinde verilen on vaat, küresel seviyede toplumsal bir sözleşme niteliğindedir.

Sosyal kalkınmayla ilgili değişik konular, hem gelişmekte olan hem de gelişmiş ülkeler için bir sorun teşkil eder. Farklı seviyelerde de olsa bütün toplumlar işsizlik, toplumsal ayrılık ve sürekli fakirlik sorunlarıyla karşı karşıyadır. Zorunlu göçten, ilaç istismarına, organize suçlardan, hastalıkların hızla yayılmasına kadar artan birçok toplumsal sorun ancak uluslararası hareket ile çözülebilir.

BM, toplumsal kalkınma konusunu, sistem genelinde politikaların ve önceliklerin belirlendiği ve programların onaylandığı Genel Kurul ve Ekonomik ve Sosyal Konsey (ECOSOC) bünyesinde ele alır. Genel Kurul’un altı ana komitesinden biri olan Sosyal, İnsani ve Kültürel Komite toplumsal konularla ilgili gündem maddeleri ile ilgilenir. Ekonomik ve Sosyal Konsey’in altında sosyal sorunlarla ilgilenen temel hükümetler arası organ Sosyal Kalkınma Komisyonu’dur. 46 üye ülkeden oluşan komisyon Ekonomik ve Sosyal Konsey’e ve hükümetlere sosyal politikalar ve kalkınmanın sosyal yönü hakkında tavsiyelerde bulunur.

Sekreterya bünyesindeki Ekonomik ve Sosyal İşler Bölümüne ait olan Sosyal Politika ve Kalkınma Birimi bu organlara hizmet verir ve araştırma, analiz ve uzman yardımı sağlar. BM sistemi içerisinde sosyal kalkınmanın değişik yönlerini ele alan birçok uzmanlık kuruluşu, fonlar, programlar ve birimler bulunur.

Yoksulluğu Azaltmak

BM sistemi yoksulluğu azaltmayı öncelik haline getirmiştir. Genel Kurul 1997-2006 yılları arasını Uluslararası Yoksullukla Mücadele On Yılı olarak duyurmuştur. Buradaki amaç mutlak yoksulluğu ortadan kaldırmak ve kararlı ulusal eylem ve uluslararası işbirliğiyle dünya çapındaki yoksulluğu büyük ölçüde azaltmaktır. Binyıl Bildirgesinde dünya liderleri 2015 yılına kadar günde 1 dolardan az bir gelirle yaşayan insanların sayısını yarıya indirmeye karar verdiler ve yoksulluğa ve hastalıklara karşı verilen mücadelede bazı hedefler belirlediler.

Bu çabada yoksulluğu azaltmayı temel önceliği haline getiren BM Kalkınma Programı (UNDP) kilit bir rol oynamaktadır. UNDP’ye göre, yoksulluk, insanların güçten, gelirden ve temel hizmetlerden yoksun olmasına neden olan karmaşık bir fenomendir.

UNDP yoksulluğun artmasına sebep olan birçok faktörle mücadele etmek için hükümetlerin ve sivil toplum örgütlerinin kapasitelerini arttırmaya çalışır. Şu alanlarda çalışmalarını yürütür: Gıda güvenliğini arttırmak, barınma ve temel hizmetlere ulaşımı kolaylaştırmak, istihdam fırsatları yaratmak, insanların toprağa, krediye, teknolojiye, ticarete ve piyasalara ulaşmalarını sağlamak, insanların hayatlarını şekillendiren siyasi süreçlere katılmalarını sağlamak. UNDP’nin yoksulluğa karşı verdiği mücadelenin merkezinde yoksulları güçlendirmek yatar.

Dünya Bankası aşırı yoksulluk içinde yaşayan insanların sayısının 1990’tan 1999 yılına kadar yaklaşık 125 milyon azaldığını ve günde 1 doların altında yaşayan toplam nüfus oranının yüzde 29’dan yüzde 22.7’ye düştüğünü tahmin ediyor. Yine de' mevcut düşüş oranlarıyla 2015 yılına kadar aşırı yoksulluğu yarıya indirme yönündeki Binyıl Kalkınma Hedefini dünyanın bütün bölgelerinde gerçekleştirmek zor görünüyor. Ayrıca, 2000 yılında gelişmekte olan ülkelerde beş yaşın altındaki ölüm oranları gelişmiş ülkelere göre 10 kat daha fazlaydı. Bu konudaki en yüksek oranların yaşandığı Güney Sahra bölgesinde 1990’lı yıllar boyunca beş yaşın altındaki ölüm oranları sadece yüzde 3 oranında azaltılabildi; bunun sebebi kısmen de olsa AIDS hastalığının anneden çocuğa bulaşmasıydı.

BM Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) tahminlerine göre gelişmekte olan ülkelerdeki yetersiz beslenme 1979-81 yıllarında yüzde 29 oranındayken 1997-99 yılları arasında yüzde 17’ye geriledi, fakat hala yaklaşık 777 milyon insan yetersiz beslenmeye maruz kalıyor. Özellikle Afrika’da Güney Sahra bölgesindeki gelişmekte olan birçok ülkede bu oran çok az geriledi. 1990’lı yıllar boyunca ayrıca temiz içme suyu bulabilen insan sayısı yüzde 77’den 82’ye çıktı. Güney Sahra bölgesindeki insanların yüzde 40’ından fazlası hala bu olanağa kavuşamamış olsa bile sürekli temiz içme suyu bulamayan insan sayısını yarıya indirme yönündeki binyıl hedefine hala ulaşılabilir.

1990-98 yılları arasında ilköğretime devam eden toplam öğrenci sayısının 82 milyona ulaşmasından da anlaşılacağı gibi 2015’e kadar evrensel eğitimi gerçekleştirme konusunda ilerleme kaydedilmiştir.  1999 yılından 2000’e kadar dünyadaki genç nüfusun okuma yazma oranı yaklaşık yüzde 84’ten yüzde 87’ye ulaşmıştır ve şu anki artış eğilimi devam ederse bu oranın 2015 yılına kadar yüzde 91’e ulaşması mümkün. Eğitimde cinsiyet eşitliğini artırma yolunda bazı ilerlemeler olmuş olsa bile gelişmekte olan ülkelerde eğitimin her seviyesinde okula kayıtlarda cinsiyetler arasında bir uçurum vardır.

BM sistemine bağlı uluslararası finans kurumları yoksulluğun ortadan kaldırılmasının toplumsal yönlerini ele alan birçok programa mali destek sağlama konusunda önemli bir rol oynamaktadır. Binyıl Kalkınma Hedeflerine verilen destek çerçevesinde Dünya Bankası dört ana konu üzerinde durmuştur: herkese eğitim, AIDS, su ve temizlik, sağlık. 30 Haziran 2003’te sona eren mali yıl için ayrılan toplam borç tutarı olan 11.2 milyar doların içinden Dünya Bankasının eğitim için verdiği kredi ve hibelerin tutarı 2.3 milyar doları bulmuştur. Bir önceki mali yıldaki 546 milyon dolarlık miktarla karşılaştırıldığında sağlık ve sosyal hizmet projeleri için verilen kredi ve hibeler toplam 3.4 milyar dolar; su, temizlik ve sel önleme projelerine verilen miktar ise toplam 1.4 milyar dolardır.

Dünya Bankası’na bağlı Uluslararası Kalkınma Birliği (IDA) en yoksul ülkelerdeki temel sosyal hizmetlere verilen bağış fonlarının en büyük kaynağıdır. Örneğin, IDA’dan gelen fonlar sayesinde Afrikalı öğrencilere 5 milyondan fazla ders kitabı verilmiş, Asya’da 6700 sağlık merkezi inşa edilmiş ve buralara personel atanmış ve Latin Amerika’da yaşayan 9,5 milyon fakir insan sosyal yatırım projelerinden yararlanmıştır. 2003 mali yılında IDA' kalkınma projelerine 7.3 milyar dolar aktarmıştır. IDA, kurulduğu 1960 yılından bu yana, üretimi artırma, hesap verebilir bir yönetişim kurma, özel yatırım ortamını geliştirme ve fakirlerin eğitim ve sağlık bakımı imkanlarına ulaşmasını sağlama gibi önemli alanlarda ülkelerin yürüttüğü yoksulluğu azaltma stratejilerini destekleyerek bu alanlara 142 milyar dolarlık mali yardım sağlamıştır.

Açlıkla Mücadele

BM’in kurulduğu 1945 yılından bu yana gıda üretimi aynı süre içinde iki katına çıkan dünya nüfusunun artış hızını geride bırakarak eşi görülmemiş bir hızla artmıştır. 1960’lı yılların başından itibaren gelişmekte olan dünyada aç insanların oranı yüzde 50’den yüzde 20’lere düştü. Fakat bu kazanımlara rağmen açlık hala büyük bir küresel sorundur.

Bugün dünyada her erkeğin, kadının ve çocuğun sağlıklı ve üretken bir hayat sürmesine yetecek kadar yiyecek var. Fakat, açlık dünyada her yedi insandan birini etkiliyor. Her gece Avrupa kıtasının toplam nüfusundan daha fazla sayıda insan yani 800 milyonun üzerinde kişi yatağına aç yatıyor. Yaklaşık yarısı çocuk olan 24.000 insan da açlıktan veya açlıkla ilgili sağlık sorunlarından dolayı ölüyor ki bu, her sekiz saniyede bir çocuğun ölmesi demek.

Açlıkla mücadele eden BM kurumlarının çoğu özellikle kırsal alanlardaki nüfusun daha fakir kesimlerin gıda güvenliğini geliştirmek amacıyla önemli sosyal programlar yürütmektedir. Kuruluşundan bu yana, BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarımsal kalkınmayı, daha iyi beslenmeyi, gıda güvenliğini, herkesin etkin ve sağlıklı bir yaşam için ihtiyaç duyduğu yiyeceğe erişimini teşvik ederek yoksulluk ve açlığı azaltmaya çalışmaktadır.

FAO’ya bağlı Dünya Gıda Güvenliği Komitesi uluslararası gıda güvenliğinin durumunu izlemek, değerlendirmek ve bu durum hakkında tavsiyelerde bulunmakla sorumludur. FAO, Küresel Bilgi ve Erken Uyarı Sistemi sayesinde gıda üretimini etkileyen koşulları denetleyen ve gıda maddeleri stokuna yönelik olası herhangi bir tehlikeye karşı hükümetleri ve bağışçıları uyaran uydu gözetimi yardımıyla geniş bir izleme sistemine sahiptir.

FAO’nun Özel Gıda Güvenliği Programı dünyada uzun süreden beri açlık çeken insanların büyük çoğunluğunun bulunduğu 83 ülkeyi hedeflemektedir. Program, çiftçi aileler için gıda üretimini artırmaya ve koşulları iyileştirmeye çalışır. Test aşamasında, çiftçiler gıda üretimini artırmak için seçilmiş teknolojileri gösterirler. Daha sonra da büyüme aşamasında başarılı stratejiler geniş çapta herkese sunulur.

FAO’nun ev sahipliğini yaptığı Dünya Gıda Zirvesinde (Roma, 1996) 186 ülke 2015 yılına kadar açlığı yarıya indirmeyi ve evrensel gıda güvenliğini sağlayacak yolların ana hatlarını belirlemeyi amaçlayan Dünya Gıda Güvenliği Bildirgesini ve Eylem Planını onayladılar. 2002 yılında Roma’da yapılan “Dünya Gıda Zirvesi: Beş Yıl Sonra” isimli zirveye ise aralarında 73 devlet ve hükümet başkanıyla milletvekillerinin bulunduğu 179 ülke ve Avrupa Topluluğu temsilcileri katıldı. Zirvede dünyadaki açlığın azaltılması için yapılacakları hızlandırılması için uluslararası birlik çağrısında bulunuldu. Ayrıca, zirvede 1996 zirvesinde 2015 yılına kadar dünyada açlık çeken insanların sayısını yarıya, yani yaklaşık 400 milyon civarına  indirmek için verilen sözün uluslararası topluluk tarafından yerine getirilmesi çağrısında bulunan bir bildirge oybirliğiyle kabul edildi.

Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD) dünyanın en fakir bölgelerindeki kırsal açlık ve yoksullukla mücadele etmek için Kalkınma Fonu yardımda bulunmaktadır. Dünyada aşırı yoksulluk çeken 1.2 milyar insanın yüzde 75’i yani yaklaşık 900 milyon insan kırsal alanlarda yaşamaktadır. IFAD, kalkınma yardımlarının, gerçekten ihtiyacı olan insanlara ulaştığından emin olmak için kırsal kesimde yaşayan fakir kadın ve erkekleri kalkınma sürecine dahil eder. IFAD, 114 ülkede, yerel seviyede gerçekleştirdiği çalışmalar sayesinde kırsal kesimdeki yoksul insanlarla sürekli ve doğrudan temas halindedir ve bu insanların kendi fırsatları ve yaşadıkları zorluklar IFAD’ın bilgi tabanının temelini oluşturur.

IFAD’ın çalışmalarının sosyal boyutları arasında yoksul topluluklardaki çiftçilik ve balıkçılık derneklerinin düzenlenmesi ve harekete geçirilmesi de vardır. Tohum, gübre, alet ve ağlar gibi temel girdilerin masraflarını karşılamak, gıda işleme makineleri satın almak ya da küçük işletmeler kurmak için kredileri kullanan milyonlarca kırsal kesim insanı geçinecek seviyeden çok daha iyi şekilde para kazanmayı ve ailelerini ve çevrelerini yoksulluktan kurtarmayı başarmışlardır. IFAD, 1977 yılından bu yana, 115 ülkede, 633 projeye mali destek vermiştir. Toplam 22.2 milyar dolardan fazla tutan proje masrafları için, IFAD, kaynaklarından yoksullara aktarılan her dolar için bağışçılardan ve ev sahibi hükümetlerden iki dolar toplamıştır.

IFAD kendi toplumlarında geçmişte dışlanmış 250 milyondan fazla insanın kendi ulusal ekonomilerine katılmalarına yardım etmiştir. Kırsal kesimde yaşayan fakir insanlar, organize oldukları zaman borçlarını ödeme konusunda mükemmel olabilirler, aldıkları kredileri geri ödeme oranları yaklaşık % 97 dir ve bu sayede, dünya çapında, küçük kredi programları oluşmuştur.

Dünya Gıda Programı (WFP),  dünyadaki en büyük gıda yardım kurumudur ve 2002 yılında 82 ülkede 72 milyondan fazla insana yiyecek sağlamıştır. 2003 yılında ise bir rekora imza atarak 110 milyon kişiye gıda yardımında bulunmuştur. Bu program gelişmekte olan ülkelerden, bu ülkelerin ekonomilerini güçlendirmek adına, diğer bütün BM kurum ve programlarından daha fazla hizmet ve mal satın alır.

WFP, açlıkla savaşmak, acil yardımlar, kurtarma ve iyileştirme, kalkınma yardımları ve özel harekatlar gibi konulara ağırlık veren, geçtiğimiz otuz yıl boyunca, açlıkla mücadele etmek için yaklaşık 27.8 milyar dolarlık yatırım yapmış ve 43 milyon metrik tondan fazla gıda yardımında bulunmuştur. WFP, savaş, iç savaş, kuraklık, yetersiz hasat ve doğal afet kurbanlarına gıda yardımı yapmak suretiyle acil durumlarda hep ön planda olmuştur. Acil durum yaratan sebepler ortadan kalktıktan sonra da bu program insanlara dağılan hayatlarını yeniden kurmaları için gıda yardımında bulunmaktadır.

WFP, gıda yardımlarını fakirliğe karşı en etkili caydırıcı unsur olarak görüyor. 2002 yılında 55 ülkede 14 milyon insanın yararlandığı kalkınma projeleri beslenme, okullara yiyecek verilmesi, gelecekte kullanılacak binalar inşa edilmesi, felaketlerin sebep olduğu zararların azaltılması ve sürdürülebilir geçinmeyi destekleme konuları üzerinde odaklanmaktadır. Bu program, yüzde 90’ı gemiyle olmak üzere, diğer bütün uluslararası örgütlerden daha fazla gıda yardımı ulaşımı yapmaktadır.

“İş için gıda” projeleri kendi kendine yetmeyi teşvik eder ve yol, köprü, hastane ve okul inşaatlarında çalışan işçilere maaş yerine yiyecek verir, küçük işletmeler kurar ve tahrip olmuş ormanları yeniden ağaçlandırır. WFP, inşaatta çalışan işçilere para yerine yiyecek verir ve çocukları okula çeken ve onlara ders çalışma enerjisi veren bedava öğle yemeği imkanı sunar. Verilen yiyecekler ayrıca hamilelerin ve okula başlamamış çocukların sağlık bakım kliniklerine gelmelerini de teşvik eder.

“Büyümek için gıda” projeleri, gıda yardımlarını önleyici bir ilaç gibi kullanarak, hayatlarının en kritik zamanlarında muhtaç insanları yani bebekleri, okul çağındaki çocukları, hamile kadınları ve yaşlıları hedef olarak belirlemiştir. Ayrıca, Haiti, Pakistan, Fas ve Mozambik gibi ülkelerde, WFP’nin gıda yardımları,  korunmaya muhtaç anne ve çocukları okuma yazma ve beslenme kurslarıyla sağlık kliniklerine çekmek için kullanılmaktadır.

BM programları, bir kez daha, açlık ve yoksulluğun üstesinden, bu sorunlara maruz kalan toplumların, uzun süreli ihtiyaçlarına cevap veren, dikkatlice hazırlanmış ve topluma uygun programlarla gelinebileceğini kanıtlamıştır. WFP de bu tür yardımlara hazırdır. Bu program ayrıca, kadınların temel sağlık bakımına eşit erişim imkanı kazanmalarına ve AIDS ile ilgili konularla ilgili olarak gıda yardımı sağlamaya da çalışmaktadır.

WFP, insani kalkınma projelerini tamamen gönüllü bağışlarla finanse etmektedir. Hiçbir bağımsız fon kaynağı olmamasına rağmen, diğer önemli BM kurum ve programları arasında en büyük bütçeye ve en az sayıda merkez personeline ve en düşük gidere sahiptir. Hükümetler bu programın temel fon kaynağıdır; fakat işletmeler ve kişiler de programa gittikçe artan bir şekilde önemli katkılarda bulunmaktadırlar. Ayrıca, WFP, 1000’den fazla sivil toplum örgütüyle beraber çalışmaktadır ve bu örgütlerin temel ve teknik bilgileri, gıda yardımlarının doğru insanlara nasıl dağıtılacağının belirlenmesinde oldukça değerli bir kaynaktır.

Sağlık

Dünyanın birçok yerinde, insanlar daha uzun yaşıyor, çocuk ölümleri azalıyor ve daha fazla insan temel sağlık hizmetlerine, aşılanmaya, temiz suya ve temizliğe ulaşabildiği için hastalıklar kontrol altında tutulabiliyor. Sağlık hizmetlerini destekleyerek, temel ilaç dağıtımı yaparak, şehirleri daha sağlıklı hale getirerek, acil durumlarda sağlık yardımı yaparak ve bulaşıcı hastalıklarla mücadele ederek, BM, özellikle gelişmekte olan ülkelerde bu tür ilerlemelerin çoğuna büyük ölçüde katılmıştır. Binyıl Bildirgesindeki hedefler arasında, 2015 yılına kadar ülkelerin ulaşması gereken, beslenme, temiz su bulma, anne ve çocuk sağlığı, bulaşıcı hastalıkların kontrol altına alınması ve temel ilaçlara erişim de bulunmaktadır.

Bulaşıcı hastalıklar büyük küresel bir tehdit olmaya devam ediyor. 1998 yılında Afrika’da ve Güney Doğu Asya’da gerçekleşen ölümlerin yaklaşık yüzde 45’inin bulaşıcı bir hastalıktan ileri geldiği sanılıyor ve dünya çapındaki erken ölümlerin (45 yaşın altındaki) yüzde 48’inin bulaşıcı bir sebepten dolayı gerçekleştiği düşünülüyor. Buna sebep olan etmenler arasında ilaç direnci, sürekli genişleyen küresel seyahatler ve Ağır Akut Solunum Yolu Yetersizliği Sendromu (SARS) gibi yeni hastalıkların ortaya çıkması bulunmaktadır. Yine de, birçok bulaşıcı hastalığın sebepleri ve tedavileri bilinmektedir ve çoğu durumda düşük bir masrafla hastalık ve ölümlerin önüne geçilebilir. En önemli bulaşıcı hastalıklar, AIDS, sıtma ve veremdir. Hastalıkların bulaşmasını durdurmak ve bu durumu tersine çevirmek Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin başlıca amaçlarından biridir.

Onlarca yıldır  BM sistemi, sağlık sorunlarının toplumsal boyutlarını ele alan sistem ve politikaların oluşturulması suretiyle hastalıklara karşı verilen mücadelede her zaman ön planda olmuştur. BM Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) anne ve çocuk sağlığı konusuna ağırlık vermektedir, BM Nüfus Fonu (UNFPA) ise üreme sağlığı ve aile planlaması konuları üzerinde odaklanmıştır. Hastalıklara karşı küresel çalışmalar arasında işbirliğini sağlayan uzman BM kuruluşu ise Dünya Sağlık Örgütü’dür (WHO). Bu örgüt; herkesi sağlıklı kılma, üreme sağlığını herkese ulaştırma, ortaklıklar kurma ve sağlıklı yaşam tarzları ve çevreyi teşvik etme gibi iddialı amaçlar belirlemiştir.

10 yıllık bir kampanyanın ardından 1980 yılında çiçek hastalığının dünya çapında kökünün kazınması gibi birçok tarihi başarının arkasında WHO bulunmaktadır. Ortaklarıyla beraber bu örgüt 1994 yılında Amerika’da çocuk felci hastalığını ortadan kaldırmışlardır ve bu da dünyanın çocuk felcinden tamamen kurtulması hedefine yönelik atılmış ilk adımdı.

Başka bir başarı da tütün ürünlerinin arzını ve tüketimini kontrol altına almak için yeni bir kamu sağlığı anlaşmasının onaylanmasıdır. WHO’nun Tütün Kontrolü Taslağı Sözleşmesi tütün vergilendirilmesi, sigara içmenin önlenmesi ve sigara tedavisi, yasadışı ticaret, reklam, sponsorluk ve promosyon ve son olarak ürün düzenlemesi konularını içeriyor. Bu sözleşme Haziran 2003 tarihinde imzaya açılarak, WHO’nun, 192 üyesi tarafından, oybirliğiyle kabul edilmiştir. Bu sözleşme ayrıca dünya çapında tütün ürünlerinin kullanımın yaygınlaşmasını azaltmak için yürütülen küresel stratejinin önemli bir parçasıdır. 2002 yılında, tütün yüzünden 4.9 milyon insan ölmüştür ki bu rakam iki yıl öncesinin tahminlerinin çok üzerindedir. Eğer hemen harekete geçilmezse her yıl tütünden ölenlerin sayısı 2020’li yılların sonuna doğru 10 milyona ulaşacaktır ve bu rakamın yüzde 70’inden fazlasını gelişmekte olan ülkelerde yaşayan insanlar oluşturacaktır.

1980 ve 1995 yılları arasında UNICEF ve Dünya Sağlık Örgütü’nün ortak çabaları sayesinde çocuk felci, tetanos, kızamık, boğmaca, difteri, tüberküloz gibi ölümcül altı hastalığa karşı dünya çapında yapılan aşılama neticesinde bir yılda yaklaşık 2,5 milyon çocuğun hayatı kurtularak bu hastalıklardan kurtulma oranı yüzde 5’ten yüzde seksenlere çıkmıştır. Benzer bir girişim ise Aşı ve Bağışıklama Küresel Anlaşması’dır. Bu anlaşma yılda yaklaşık 1 milyon insanı öldüren hepatit B ve her yıl beş yaşın altında yaklaşık 900.000 çocuğun ölümüne sebep olan B tipi hemofilus influenza hastalıklarına karşı koruma sağlayan bağışıklama hizmetlerini içeriyor. 1999 yılında Bill ve Melinda Gates Vakfından gelen fonlar sayesinde başlatılan bu anlaşma çerçevesinde Dünya Sağlık Örgütü, UNICEF, Dünya Bankası, Birleşmiş Milletler Vakfı ve özel sektör ortaklıkları bir araya gelmiştir.

Yeni ve daha iyi tedavi yöntemleriyle Gine-kurdu hastalığı yok edilmek üzere; ayrıca cüzzamın da üstesinden geliniyor. Nehir körlüğü hastalığı ise etkilediği 11 Batı Afrika ülkesinde neredeyse yok edildi ve bu başarıdan milyonlarca insan  faydalandı. Dünya Sağlık Örgütü’nün şu anki hedefi ise bir kamu sağlığı sorunu olan fil hastalığının ortadan kaldırılmasıdır.

Dünya Sağlık Örgütü’nün bulaşıcı hastalıklar konusundaki öncelikleri şunlardır: küresel elbirliği ile sıtma ve veremin etkisini azaltmak, dünya çapındaki bulaşıcı hastalıkların denetimini, izlenmesini güçlendirmek, daha yoğun ve sık rutin kontrol ve önleme çalışmalarıyla hastalıkların etkilerini azaltmak, gelişmekte olan ülkelerde kullanılacak yeni bilgi, müdahale yöntemleri, uygulama stratejileri ve  araştırma kapasiteleri geliştirmektir.

Bulaşıcı hastalıklara karşı verilen mücadeleye ek olarak, Dünya Sağlık Örgütü sağlık bakımlarının artırılmasında, temel ilaçların dağıtılmasında, şehirleri daha sağlıklı hale getirmede ve sağlıklı yaşam biçimleri ve çevrelerini teşvik etme konularında önemli rol oynar. Aynı zamanda Ebola hastalığının ortaya çıkışı gibi acil sağlık durumlarıyla baş etme konusunda da önemli bir rolü vardır.

Sağlık Araştırmaları için İtici Bir Güç. Ortaklarıyla beraber sağlık araştırmalarında çalışan Dünya Sağlık Örgütü özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki mevcut koşullar ve ihtiyaçlar hakkında bilgi toplar. Bunların arasında uzak tropikal ormanlarda yürütülen salgın hastalık ve  genetik araştırmalardaki ilerlemeleri izlemek de bulunur. Dünya Sağlık Örgütü’nün tropik hastalıklar araştırma programı sıtma mikrobunun en çok kullanılan ilaçlara gösterdiği dirençle de ilgilenir ve tropik bulaşıcı hastalıkların tanımı ve bunların teşhisi ve yeni ilaçların geliştirilmesi de bu programa dahildir. Bu araştırmalar, bulaşıcı hastalıklara, ulusal ve uluslararası düzeyde daha iyi bir denetim yapılmasına destek verir ve yeni ortaya çıkan hastalıklara karşı laboratuar ortamlarında, sahadan alınan en son bilgiler sayesinde, önleyici stratejiler üretir.

Standart Belirleme. Dünya Sağlık Örgütü biyolojik ve farmakolojik maddelerle ilgili uluslararası standartları belirler. Sağlık hizmetlerinin temel unsuru olarak “gerekli ilaçlar” kavramını da yine bu örgüt geliştirmiştir.

Dünya Sağlık Örgütü ülkelerin mümkün olan en düşük maliyetle ve en etkili kullanım şekliyle güvenilir ve etkili ilaçlardan eşit miktarlarda tedarik etmelerini sağlamak için çalışır. Örgüt bu amaçla, bütün sağlık problemlerinin yüzde sekseninden fazlasını tedavi etmeye veya önlemeye yaradığı düşünülen yaklaşık 306 ilaç ve aşıdan oluşan bir model liste çıkarmıştır. Yaklaşık 160 ülke kendi ihtiyaçlarına uyan bu listeyi kabul etmiştir. Dünya Sağlık Örgütü üye ülkelerle, sivil toplum örgütleri ve eczacılık endüstrisiyle iş birliği içinde düşük ve orta gelirli ülkelerde öncelikli sağlık sorunları için yeni, gerekli ilaçlar geliştirebilmek ve halihazırda belirlenmiş olan ilaçların üretiminin devam etmesini sağlamak için çalışır.

BM’ye tanınan uluslararası giriş hakkı sayesinde, Dünya Sağlık Örgütü, dünya çapında bulaşıcı hastalıklar hakkında toplanan bilgiyi denetler, karşılaştırılabilir sağlık ve hastalık istatistikleri toplar ve biyolojik ve farmakolojik ürünler için olduğu kadar güvenli gıdalar için de uluslararası standartlar belirler. Örgüt ayrıca, kansere sebep olma riski taşıyan kirletici maddelerin değerlendirmesini yapar ve HIV/AIDS hastalığının küresel anlamda kontrol altına alınması için dünya çapında kabul gören bir kılavuz çıkarmıştır.

İnsan Yerleşimleri

1950 yılında New York dünyada nüfusu 10 milyondan fazla olan tek büyükşehirdi. 2000 yılına kadar, dördü gelişmekte olan ülkelerde, olmak üzere buna benzer 19 mega şehir daha ortaya çıktı. 1950 yılında dünya nüfusunun sadece yüzde 30’u kentlerde yaşıyordu. Bugün ise dünya nüfusunun yaklaşık yarısı kasabalarda ya da şehirlerde yaşıyor. Dünya genelinde bir milyardan fazla,, gelişmekte olan ülkelerde ise kent nüfusun yüzde kırkı gecekondu bölgelerinde yaşıyor.

Daha önceden BM İnsan Yerleşimleri Merkezi olarak bilinen BM İnsan Yerleşimleri Programı (BM-HABITAT) BM sistemi içerisinde bu durumla ilgilenen öncü kuruluştur. Bu programa, BM Genel Kurul’u tarafından, herkes için yeterli barınma sağlama amacıyla, sürdürülebilir şehir ve kasabaları, sosyal ve çevresel yönden kalkındırma görevi verilmiştir. Bu amaçla HABITAT bünyesinde çoğunluğu en az gelişmiş ülkelerde yürütülmek üzere 61 ülkede uygulanan 154 teknik program ve proje yer alır. HABITAT’ın 2002-2003 yılı bütçesi 300 milyon dolardı.

Habitat II zirvesinde, İkinci BM İnsan Yerleşimleri Konferansı (İstanbul, 1996) anlaşması Habitat gündemi çerçevesinde oluşturulmuştur ve bu anlaşma hükümetlerin herkes için yeterli barınma ve sürdürülebilir şehirsel kalkınma hedefleri yönünde çalıştıkları küresel bir eylem planı niteliğindedir. BM-HABİTAT programı gündemin uygulanması ve ulusal, uluslararası ve yerel seviyelerdeki uygulamalarında kaydedilen ilerlemelerin değerlendirilmesi ve son olarak da küresel eğilim ve koşulların denetlenmesinde bir odak noktasıdır.

BM-HABITAT’ın dünya çapında iki büyük kampanyası vardır: Küresel Kentsel Yönetişim Kampanyası ve Küresel Konut Mülkiyeti Güvencesi Kampanyası.

  • Küresel Kentsel Yönetişim Kampanyası.  Birçok şehirde kötü yönetişim ve uygun olmayan politikalar çevresel bozulmaya, fakirliğin artmasına, düşük ekonomik büyümeye ve toplumsal dışlanmaya yol açmıştır. Bu kampanya iyi bir kentsel yönetişim için yerel kapasiteleri arttırmayı hedefler. Böylece, sivil toplum örgütleriyle ortaklaşa çalışan, demokratik yollarla seçilmiş, hesap verebilir yerel yönetimler, kentin sorunlarına çare bulabilirler. Kampanya, kentlerin dışında yaşayan, fakir kesimin ihtiyaçlarına cevap verilmesine ve kadınların her seviyede karar alma mekanizmalarına dâhil edilmesi gibi konulara odaklanmıştır.
  • Küresel Konut Mülkiyeti Güvencesi Kampanyası.  Bu kampanya Habitat Gündeminin de en önemli iki konusundan biri olan herkes için yeterli barınma imkanı konusunda hükümetlerin vermiş oldukları sözleri ileriye taşımayı amaçlar. Bu kampanya çerçevesinde, konut mülkiyeti güvencesinin sağlanması sürdürülebilir bir barınma stratejisi ve barınma haklarının geliştirilmesi için hayati önem taşımaktadır. Bu kampanya, kentlerdeki fakir insanların barınma ihtiyaçlarının çoğunun yine bu insanların kendileri tarafından karşılandığının bilincinde olarak onların haklarını ve çıkarlarını koruyacak bir barınma stratejisine öncülük yapmak amacıyla hazırlanmıştır. Kampanya aynı zamanda başarılı bir barınma politikasında kadınların oynayacağı rolü ve kadınların haklarını da destekler.

Çeşitli yollarla, bu kurum birçok konu ve uygulamaya yardımcı olan birçok özel proje üzerinde çalışır. Dünya Bankası'yla beraber bu program, Kentler İttifakı isimli gecekondu bölgelerinin geliştirilmesi girişimi üzerinde çalışmaktadır. Diğer programların amaçları arasında ise; etkili barınma kalkındırma politikaları ve stratejilerinin geliştirilmesi, barınma hakları için kampanyalar düzenlemek, sürdürülebilir şehir ve kentsel çevresel planlama ve yönetimini desteklemek, çatışmalar sonrasında toprak yönetimi ve savaş ya da doğal afetlerle yerle bir olmuş ülkelerin yeniden yapılanması gibi konular bulunmaktadır.

BM-HABİTAT etkinlikleri su ve sağlık, şehir ve kasabalar için katı atık yönetimi, yerel yöneticilerin eğitimi ve kapasitelerinin geliştirilmesi, kadın haklarının ve cinsiyet konularının kentsel kalkınma ve yönetim politikalarına dahil edilmesinin sağlanması ve son olarak da "Daha Güvenilir Kentler Programı" sayesinde suçla mücadeleye katkıda bulunulması gibi konuları ele alır. Bu program alt yapı geliştirilmesi ve kamu hizmetlerinin sağlanmasının yanı sıra kırsal-şehir bağlarının da güçlenmesine yardımcı olur. Ayrıca,  bu program kentlerdeki ekonomik gelişmenin, istihdamın, fakirliğin azaltılmasının, belediyenin ve barınmanın mali sistemlerinin ve kentsel yatırımın denetlenmesi ve araştırılmasıyla da ilgilenir.

     BM-HABİTAT kapsamında şu programlar yer alır:

  • En İyi Uygulamalar ve Yerel Liderlik Programı – içinde yaşadığımız çevreyi iyileştirecek ve alınan dersleri politika ve kapasite geliştirilmesi konularına aktaracak en iyi uygulamaları tanımlayıp yaymayı amaç edinen hükümet kuruluşları, yerel yetkililer ve sivil toplum örgütleri arasında kurulmuş olan küresel bir ağ.
  • Sürdürülebilir Kentler Programı – Katılımcı yöntemler kullanarak kentsel çevre planlaması ve yönetimi kapasitelerini geliştirecek bir BM-HABITAT-BM Çevre Programı ortak girişimi. Bu program şu anda dünya çapında yaklaşık 45 şehirde uygulanmaktadır.
  • Afrika Kentlerinde Su Yönetimi – Etkin su yönetimini ve su kaynaklarının kentsel kirlenmeden korunmasını destekleyen bir BM-HABITAT-BM Çevre Programı ortak girişimi.
  • Risk ve Afet Yönetimi Birimi – Afetlerden sonra yeniden yapılanma ve rehabilitasyon programlarının uygulanmasında topluluklara, ulusal ve yerel yönetimlere yardım eder.
  • Gündem 21’in Yerelleştirilmesi – Seçilen orta ölçekli şehirlerdeki ortak girişimleri teşvik ederek yerel seviyede Gündem 21’in insan yerleşimleriyle ilgili maddelerini eyleme dönüştürür. (Gündem 21 bu bölümde daha sonradan açıklanan 1992 yılında yapılan “Dünya Zirvesi”nde kabul edilmiş sürdürülebilir kalkınma için küresel bir eylem planıdır.)
  • Küresel Kent Gözlem Evi ve İstatistikler – Politika analizinde kullanılan gösterge ve istatistiklerin seçilmesi, toplanması, yönetimi ve uygulanması konusunda yerel kapasitenin artırılmasının yanı sıra politika yönelimli kentsel göstergelerin geliştirilmesi ve uygulanması yoluyla Habitat gündeminin uygulanışını denetler.

Okula giden çocukların sayısında önemli bir artış olmasından da anlaşılacağı gibi son yıllarda eğitim alanında büyük adımlar atılmıştır. Buna rağmen, yaklaşık yüzde 56’sının gelişmekte olan ülkelerdeki kız çocuklarından oluştuğu 115 milyondan fazla çocuk ilköğretim imkanlarından yoksun durumdadır ve okula başlayan çocukların çoğu yoksulluk, aile veya toplum baskısı nedeniyle okulu bırakmak zorunda kalmaktadır. Sarf edilen büyük çabalara rağmen, halen 862 milyon yetişkin okuma yazma bilmemektedir ve bunların yaklaşık üçte ikisi kadınlardır. BM Okuryazarlık On yılı (2003-2012) bu önemli konuya daha fazla dikkat çekmeye çalışmaktadır.

Araştırmalar eğitime erişim ve gelişmiş sosyal göstergeler arasında yakın bir ilişki olduğunu göstermiştir. Okula gitmenin kadınlar üzerinde çok yönlü bir etkisi vardır. Eğitimli bir kadın daha sağlıklı olacak, daha az çocuk doğuracak ve evin gelirini artırmak için daha çok fırsata sahip olacaktır. Bu kadının çocukları daha iyi beslenecek, daha sağlıklı olacak ve ölüm oranları daha düşük olacaktır. Bu nedenle, kız çocukları ve kadınlar, birçok BM kuruluşunun eğitim programlarının odak noktasındadır.

BM sisteminin birçok parçası çeşitli eğitim ve yetiştirme programlarının geliştirilmesi ve mali yönden desteklenmesiyle ilgilidir. Bu programlar kamu yönetimi, tarım ve sağlık hizmetleri gibi alanlarda insan kaynakları gelişimi için geleneksel temel eğitimden teknik eğitime kadar birçok çeşitli alanı kapsar. Ayrıca; yine bu programlar kapsamında HIV/AIDS, uyuşturucu madde kullanımı, insan hakları, aile planlaması ve diğer birçok konuda insanları eğitmek amacıyla kamu bilincini yükseltecek kampanyalar düzenlenir. Örneğin, UNICEF programlara yaptığı yıllık harcamanın yüzde 20’sinden fazlasını eğitime ve özellikle de kız çocuklarının eğitimine ayırır.

BM Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu (UNESCO) eğitim alanındaki öncü kuruluştur. Diğer ortaklarıyla beraber, bütün çocukların iyi davranıldığı ve öğretmenlerin de nitelikli eğitim verecek şekilde yetiştirildiği okullara kaydolmasını sağlamak için çalışır.

UNESCO şimdiye kadar belirlenmiş en büyük hedeflere sahip BM kurumlararası kampanyası için sekreterya görevi de görmektedir. Bu kampanya, 2000 yılında Senegal’in Dakar kentinde düzenlenen Dünya Eğitim Forumunda 160’dan fazla ülkenin kabul ettiği bir eylem çerçevesine dayanmaktadır ve 2015 yılına kadar evrensel, kalite temelli ilköğretimin dünya çapında başarıyla uygulanmasını hedefler. Bu hedef aynı yıl içerisinde Eylül ayında yayınlanan Binyıl Bildirgesinde de dünya liderleri tarafından tasdik edilmişti.

Dünya Eğitim Forumunda hükümetler başta kızlar, çalışan veya savaştan etkilenmiş çocuklar olmak üzere herkes için kaliteli eğitim hedefini başarıya ulaştırma sözü verdiler. Bağış yapan ülkeler ve kurumlar da hiçbir ulusun kaynak yetersizliği nedeniyle temel eğitim hakkından mahrum bırakılmayacağı sözünü verdiler. Forumda iki yıllık “Herkes İçin Eğitim Değerlendirmesi”nden ve altı yüksek seviyeli bölgesel konferanstan sonra, tarihte eğitimin en geniş, en kapsamlı ve istatiksel olarak en ayrıntılı döküm sonuçları çıkmıştır.

UNESCO’nun yenilikçi projesi olan “Sürdürülebilir Bir Gelecek Için Eğitim” Projesi, üye ülkelerin sağlık eğitimi ve uyuşturucu madde kullanımı ve AIDS’in önlenmesi konularını da içeren çevre, nüfus ve kalkınma konularında ulusal eğitimlerini ve yetiştirme programlarını yeniden yönlendirmelerine ve geliştirmelerine yardım eder.

Herkes için yaşam boyu eğitim programı kapsamında, UNESCO eğitim sistemlerini yenileyecek ve yaşam boyu eğitimi herkes için erişilebilir kılacak alternatif stratejiler geliştirilmesini sağlayacak ulusal projeleri destekler ve teşvik eder. Program ayrıca temel eğitime daha fazla kişinin ulaşmasına ve bu eğitimin kalitesini arttırmaya, dünya çapındaki daha ileri düzey eğitimleri yeniden düzenlemeye ve son olarak yetişkin eğitimini ve devamlı eğitimi teşvik etmeye çalışır.

171 ülkede yaklaşık 7500 okul, UNESCO’nun Kardeş Okullar Projesine katılmıştır. Bu proje eğitimin, bir dünya toplumu olara, beraber yaşamayı öğretmedeki rolünü geliştirmeyi hedefleyen, uluslararası bir ağ niteliğindedir. UNESCO, 120’den fazla ülkedeki yaklaşık 5000 kulübü aracılığıyla, öğrenci ve öğretmenleri kapsayan geniş çaplı eğitim ve kültür faaliyetleri sürdürmektedir.

Araştırma ve Eğitim

Araştırma ve eğitim şeklindeki akademik çalışmalar, bazı uzman BM kuruluşları tarafından yürütülmektedir. Bu çalışmalar karşılaştığımız küresel sorunlarla ilgili anlayışı artırmayı ve ekonomik ve toplumsal kalkınmanın daha teknik yönleri için gerekli olan insan kaynaklarını geliştirmeyi hedefler.

BM Üniversitesi’nin (UNU) görevi araştırmalar ve kapasite geliştirme yoluyla, BM ve üye ülkelerini ilgilendiren önemli küresel sorunları çözme çabalarına katkıda bulunmaktır. Uluslararası bir bilim adamı topluluğu olan UNU, BM ve BM sistemi içerisindeki özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki kapasitenin artırılmasını sağlayan uluslararası akademik topluluk arasında bir köprü görevi görür. Bir beyin takımı olan BM üniversitesi tüm dünyada 30’dan fazla BM kuruluşuyla ve 100’den fazla araştırma kurumuyla işbirliği içerisindedir.

UNU’nun akademik çalışmaları BM’yi ilgilendiren özel konuları ele alır. Şu an ele alınan konular beş alanı kapsar: barış, yönetişim, kalkınma, çevre ve bilim, teknoloji ve toplum. Akademik etkinlikler UNU’nun Tokyo’daki merkezinde ve dünyanın çeşitli yerlerinde bulunan araştırma ve eğitim merkezi ve programlarında yürütülmektedir. Bu merkezler şunlardır:

  • UNU İnsani ve Sosyal Kalkınma Gıda ve Beslenme Programı, Ithaca, New York, ABD (1975) – gıda ve beslenme kapasitesi artırılması konusunda çalışır.
  • UNU Jeotermal Eğitim Programı,Reykyevik, İzlanda (1979) – jeotermal araştırmalar ve keşifler yapar.
  • UNU Dünya Ekonomik Araştırmaların Geliştirilmesi Enstitüsü (UNU-WIDER), Helsinki, Finlandiya (1985).
  • UNU Latin Amerika ve Karayipler Biyoteknoloji Programı,Karakas, Venezuela (1988) – biyoteknoloji ve toplum konularına ağırlık verir.
  • UNU Yeni Teknolojiler Enstitüsü,Maastricht, Hollanda (1990) – yeni teknolojilerin toplumsal ve ekonomik etkilerini inceler.
  • UNU Uluslararası Afrika Doğal Kaynaklar Enstitüsü, Akra, Gana (1990) – doğal kaynaklar yönetimi.
  • UNU Uluslararası Yazılım Teknolojisi Enstitüsü,Makau, Çin (1992) – kalkınma için yazılım teknolojisi.
  • UNU Eğitim Bilimleri Enstitüsü,Tokyo, Japonya (1995) – sürdürülebilir kalkınma için ekonomik yapılanmanın yenilenmesi.
  • UNU Uluslararası Liderlik Akademisi,Amman, Ürdün (1995) – liderlik gelişimi üzerinde durur.
  • UNU Uluslararası Su, Çevre ve Sağlık Ağı,Hamilton, Ontario, Kanada (1996).
  • UNU Balıkçılık Eğitim Programı,Reykyevik, İzlanda (1998) – balıkçılık araştırmaları ve gelişimi.
  • UNU Karşılaştırmalı Bölgesel Bütünleşme Çalışmaları Programı,Brugge Belçika(2001) – karşılaştırmalı bölgesel bütünleşme çalışmaları konusunda küresel bir ağ oluşturulması için çalışır.
  • UNU Sürdürülebilirlik için Bilim ve Teknoloji Programı,Kwangju, Kore Cumhuriyeti (2001) – çevresel sürdürülebilirlik için bilim ve teknoloji.
  • UNU Pantanal Bölgesel Çevre Programı,Mato Grosso, Brezilya (2002) – sulak alanlardaki hassas ekosistemler üzerinde çalışır.
  • UNU Çevre ve İnsan Güvenliği Enstitüsü,Bonn, Almanya (2003).

BM Eğitim Araştırma Enstitüsü (UNITAR) doğru eğitim ve araştırmalarla BM’nin etkinliğini artırmak için çalışır. BM ile ilgili işlerle ilgilenen ulusal yetkililer için olduğu kadar BM’ye atanmış diplomatlar için de çok taraflı diplomasi ve uluslararası işbirliği konularında eğitim programları yürütür. Ayrıca, toplumsal ve ekonomik kalkınma alanlarında geniş çaplı eğitim programları da düzenler.

Her yıl, UNITAR beş kıtada 5500’den fazla kişinin katıldığı yaklaşık 120 farklı burs, seminer ve atölye çalışmaları düzenler. Aynı zamanda, uzaktan öğrenim eğitim paketlerinin, çalışma kitaplarının, bilişim ve video eğitim paketlerinin de dahil olduğu pedagojik malzemelerin geliştirilmesi ve eğitimle ilgili sonuç odaklı araştırmaları yürütür. Enstitü tamamen gönüllü bağışlarla desteklenmektedir.

BM Sistem Çalışanları Koleji (UNSSC)  BM sistemi içerisindeki liderlik ve yönetim geliştirme kapasitelerini geliştirmeye yardımcı olmakla görevlidir. Üç ana programı vardır. Birinci program genellikle kurumlar arası temelde çalışanların eğitimini ve öğrenim hizmetlerini yürütür. Diğer program bilgi yönetimi, insan kaynakları yönetimi ve işlevsel etkinlik konularında BM kuruluşlarına yardım etmek amacıyla kapasite artırma hizmetleri verir. Üçüncü program ise, BM sistemi içerisinde kültür yönetimini güçlendirmek amacıyla performans ve kalite konularında bilinci artırmak ve işbirliğini teşvik etmeyi hedefler. Bütün bu etkinlikler, Binyıl Kalkınma Hedeflerini ve Genel Sekreter’in reform gündemini desteklemek için hazırlanmıştır. Bu kolej, Ocak 2002 tarihinde kurulmuştur ve BM sistemi içinde ayrı bir kuruluştur. (bkz. www.unssc.org)

BM Sosyal Kalkınma Araştırma Enstitüsü (UNRISD) kalkınmayı etkileyen günümüz sorunlarının toplumsal boyutları hakkında araştırmalar yapar. Geniş bir ulusal araştırma merkezi ağıyla beraber çalışan bu enstitü kalkınma politikalarının oluşturulması konusunda hükümetlerle, kalkınma kuruluşlarıyla, taban örgütleriyle ve bilim adamlarıyla işbirliği içerisindedir. Enstitünün şu anda araştırdığı konular arasında sosyal politika ve kalkınma; demokrasi, yönetişim ve insan hakları; sivil toplum ve toplumsal hareketler; teknoloji ve son olarak da iş ve toplum gibi konular bulunmaktadır.

Nüfus ve Kalkınma

BM’nin tahminlerine göre küresel doğurganlık seviyesindeki tahmin edilen düşüşe rağmen nüfus önümüzdeki 50 yıl içerisinde büyük oranda artmaya devam edecek. Hızlı nüfus artışı kalkınma için sürekli artan çabalar nedeniyle dünyadaki kaynaklar ve çevre üzerinde büyük bir yük oluşturur. BM toplumsal ve ekonomik ilerlemenin kilit noktası olarak görülen kadınların durumu ve haklarının geliştirilmesine özel bir önem vermek suretiyle nüfus ve kalkınma arasındaki ilişkiyi birçok yönden ele almıştır.

BM on yıllardır gelişmekte olan birçok ülkede işlevsel faaliyetler yürütmektedir. BM’nin çeşitli organları ulusal istatistik kurumları kurmak, nüfus sayımları yapmak, tahminlerde bulunmak ve güvenilir veri dağılımı sağlamak için beraber çalışmaktadır. BM’nin özellikle de nüfus büyüklüğü ve değişimleriyle ilgili yetkin tahminleri ve niteliksel, metodolojik çalışmaları her zaman öncü olmuştur. Bu da ulusal kapasitelerin ileriye yönelik planlar yapmasında, nüfus politikalarını kalkınma planlamasıyla bütünleştirmelerinde ve sağlam ekonomik ve toplumsal kararlar almasında önemli bir artış sağlamıştır.

47 üye devletin oluşturduğu BM Nüfus ve Kalkınma Komisyonu, nüfus değişiklikleri ve ekonomik ve sosyal şartlar üzerindeki etkileri konusunda çalışmalar yürütme ve ECOSOC’a tavsiyelerde bulunmakla yükümlüdür. 1994 tarihli Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Konferansı sonucunda ortaya çıkan eylem programının uygulanışını incelemek konusundaki baş sorumluluk Komisyon’a aittir.

Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal İşler Bölümü’ne bağlı Nüfus Dairesi Nüfus ve Kalkınma Komisyonunun sekretaryası olarak görev yapmaktadır. Daire, aynı zamanda,  nüfus ve kalkınma konusunda güncel, bilimsel, objektif bilgileri uluslararası topluma sunmaktadır. Nüfus seviyesi, eğilimleri, tahmin konularıyla nüfus politikaları ve nüfus ve kalkınma bağlantısı konusunda çalışmalar yapar. Bu bölüm Dünya Nüfusu 2150 Tahminleri ile Nüfus Politikalarının Küresel Gözden Geçirilme ve Envanteri (GRIPP) gibi nüfus konusundaki başlıca veri tabanlarını tutar. Bunların yanında nüfus bilgilerinin küresel ölçekte paylaşımını kolaylaştırabilmek için Internet kullanımını teşvik eden Nüfus Bilgi Ağı’nı (POPIN) koordine eder.

BM sisteminin nüfus konusundaki işlevsel faaliyetlerini idare etmekle görevli Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) ise gelişmekte olan veya ekonomik geçiş sürecinde olan ülkelere nüfus sorunlarına çözüm bulabilmeleri için yardımcı olmaktadır. Bireysel tercih çerçevesinde üreme sağlığı ve aile planlaması hizmetlerini, ve sürdürebilir kalkınmaya yardımcı politikalar formüle etmede devletlere destek olur. Ayrıca nüfus sorunları konusundaki duyarlılığı teşvik ederek hükümetlerin bu sorunlarla kendi ülkelerinin ihtiyaçlarına en uygun yöntemlerle başa çıkabilmelerine yardım eder.

Nüfus yardımı konusunda en büyük uluslararası fon kaynağı olan UNFPA dünyadaki nüfus yardımlarının dörtte birini idare etmektedir. Esas olarak, hükümetler, BM kuruluşları ve STK’larca yürütülen proje ve programlara fon sağlamaktadır.

BM Nüfus Fonu programlarının başlıca ilgi alanları şunlardır:

  • Güvenli annelik, aile planlaması ve cinsel sağlık konularını kapsayan üreme sağlığı alanı İnsanlara arzuladıkları büyüklükte aile kurabilmeleri ve kendi geleceklerini planlama özgürlüğünden daha geniş yararlanabilmeleri için yardım eder; hayat kurtarır; HIV/AIDS’e karşı mücadeleyi destekler ve daha yavaş ve dengeli bir nüfus artışı için çalışır.
  • Nüfus ve kalkınma stratejileri Ülkelere nüfus konusunu politika oluşturma süreçleriyle bütünleştirmede vatandaşlarının yaşam kalitesini iyileştirecek stratejiler tasarlamada ve nüfus programı oluşturma kapasitelerini geliştirmede yardımcı olur.
  • Savunuculuk Kadın-erkek eşitliğini teşvik eder; nüfus ve kalkınma hususundaki duyarlılığı ve kaynakları arttırmağa ve konuya ilişkin siyasi sorumluluğu korumağa çalışır.

     Fonun yürüttüğü öteki özel programlar gençlik, yaşlanma, HIV/AIDS’in önlenmesi, acil doğum bakımı, fistülün önlenmesi ve tedavisine ek olarak nüfus ve çevre konularıyla ilgilidir. UNFPA kürtaj için hiçbir destek vermez; aksine aile planlamasında yardımı arttırarak kürtajı önlemek için çabalamaktadır.
     
      BM’nin önde gelen kuruluşlarından olan UNFPA , 1994’te Kahire’de düzenlenen Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Konferansında kabul edilen ve daha sonra 1999’da özel bir Genel Kurul oturumunda incelenen eylem programının geliştirilmesinden sorumludur. Program esasen demografik hedeflere ulaşmaktan ziyade kadın ve erkeklerin şahsi ihtiyaçlarını karşılamaya odaklanmıştır. Bu yaklaşımın anahtar unsuru kadını güçlendirmektir; bu da eğitim, sağlık hizmetleri ile istihdam imkânlarına ulaşım şansını genişletmek suretiyle kadınlara daha çok seçenek sunmakla olur.

UNFPA aynı zamanda ergenlik çağındaki gençlerin üreme sağlığıyla ilgili sorunlarıyla da ilgilenir. Fona bağlı programlar ergen gebeliliğini ve fistülün oluşumunun önüne geçilmesi ve tedavisi, HIV/AIDS ve cinsel yolla bulaşan diğer hastalıkların önlenmesi, kürtaja başvurma oranlarının düşürülmesi ve üreme sağlığı servislerine ve bilgisine erişim imkanlarının artırılması konularında çalışır.

Ebeveynlerin, sahip olacakları çocuk sayısını seçme ve aralarındaki yaş farkını belirleme konusundaki kendi kendilerine karar vermeleri üreme sağlığının temel bir parçasıdır ve uluslararası alanda kabul görmüş temel bir insan hakkıdır. Son yıllarda aile planlaması yöntemlerine başvuran çiftlerin sayısında önemli bir artış olmasına rağmen dünya çapında en az 350 milyon çift tam anlamıyla tüm aile planlaması yöntemlerine erişim olanağından yoksundur.

Araştırmalara göre, eğer daha doğru bilgilendirme, ucuz hizmet ve uygun danışma olanakları mevcut olsa ve kocalar, geniş aileler ve topluluklar daha destekleyici davransa şu an 120 milyon daha fazla kadın çağdaş aile planlaması yöntemlerinden yararlanabilirdi. UNFPA insanların aile planlaması ihtiyaçlarına cevap verebilmek için hükümetler, özel sektör ve STK’larla beraber çalışmaktadır.  

Kadınların Konumunun Güçlendirilmesi

Kadın-erkek eşitliğinin güçlendirilmesi Birleşmiş Milletlerin çalışmalarının merkezinde bulunmaktadır. Cinsiyetler-arası eşitlik kendi başına bir hedef olmanın yanı sıra diğer kalkınma hedeflerine ulaşmanın kritik araçlarından biridir. Yoksulluğu yenme ve açlığı azaltma çabaları kadınların ekonomik ve sosyal kalkınmadaki kritik rolü etrafında toplanmaktadır. Kız çocuklarının eğitilmesinin teşviki evrensel ilköğretim hedefinin başarılması için esastır. Dünyada HIV virüsüne yakalananların neredeyse yüzde 50’sini kadınların oluşturduğu göz önüne alındığında, HIV/AIDS salgınına karşı verilen savaşa kadın ve kızların tam katılımının ne kadar gerekli olduğu daha iyi anlaşılır. Birleşmiş Milletler kalkınma yardımı faaliyetleri ve küresel standart, norm ve kuralların benimsenmesi yoluyla aktif biçimde, kadınlara güç sağlanmasını ve insan haklarından istifade edebilmelerini  desteklemektedir.

ECOSOC çatısı altındaki Kadının Statüsü Komisyonu, kadınların eşitliği konusunda dünya çapındaki ilerlemeleri inceler, siyasal, ekonomik ve sosyal alanlar ile eğitim konusunda kadın haklarının teşviki için tavsiyelerde bulunur ve acilen ilgi gerektiren kadın hakları sorunlarına dikkat çeker. Ayrıca, yasalarda ve uygulamada kadınların statüsünü iyileştiren antlaşmaların taslağını hazırlar. 45-üyeli Komisyon, cinsiyet eşitliği ve kadın sorunu üzerine, Dördüncü Dünya Kadınlar Konferansı (Pekin,1995) gibi dört küresel konferans düzenlemiştir. Buna ek olarak Genel Kurul’un 2000 yılındaki yirmi üçüncü özel oturumunun sonuç metni ile bu oturumun sonucunda ortaya çıkan eylem platformunun uygulanmasını denetlemektedir.

Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığı Önlnme Komitesi (CEDAW) Birleşmiş Milletler’in Kadına Yönelik Ayrımcılığın Her Şeklinin Ortadan Kaldırılması Antlaşması’nı denetlemektedir. 23 uzmandan oluşan komitenin tavsiyeleri kadınların ekonomik ve sosyal, medeni ve siyasi haklarının ve bu hakları yaşamalarının teminat altına alınmasının yollarının daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunmuştur.

    BM Ekonomik ve Sosyal İşler Bölümü çatısı altındaki Kadınların İlerlemesi Bölümü, kadın-erkek eşitliğinin küresel gündemdeki yerini ileri götürmek ve bu unsurların hayatın her yönüne aktarılması ve savunulması konularında çalışma yapmak için, Kadının Statüsü Komisyonu ile Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi’nin çalışmalarını desteklemektedir.

    Genel Sekreter’in, kadın-erkek eşitliği ve kadınların ilerlemesi konusundaki özel danışmanı, Bölümün çalışmalarına nezaret eder. Danışman, kadınlar, barış ve güvenlik gibi kritik konularda Güvenlik Konseyi, hükümetlerarası ve uzman kuruluşlara üst düzey destek sağlar. İşlevsel ve programların öngördüğü faaliyetlere kadın-erkek eşitliği konusunun dahil edilmesi ve bu eşitlikle ilgili tüm hususlarda BM içinde lider durumundadır. Birleşmiş Milletler sistemine kadınların statülerinin güçlendirilmesi ve iş yerinde kadın-erkek sayısının yarı yarıya dengelenmesinin  sağlanması için önerilerde bulunur.

    Özel danışman, ayrıca, Birleşmiş Milletler sisteminde Kurumlararası  Kadın ve Kadın-Erkek Eşitlik Dairesinin Ağı’nı yönetir ve kurumlar arasında bu konulardaki işlevlerin eşgüdümünü sağlar. Söz konusu Ağ, eylem platformu ve takip eden bağlı faaliyetlerin ve Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesinin daha güçlü biçimde hayata geçirilmesi için çalışır.

    Genel Sekreterlik dışında, Birleşmiş Milletler ailesinin tüm kurumları kendi plan ve programlarında kadın ve kadın-erkek eşitliği ile ilgili konulara yer vermektedir. UNICEF’in çocuklara dönük çalışmalarında kadınlar merkezi bir yer kaplamaktadır. UNFPA’in yetki alanının büyük kısmı kadın sağlığı ve üreme hakları ile ilgilidir. UNDP, UNESCO, WFP, ILO ve diğer tüm örgütlerin bünyesinde kadınlar ve kadın-erkek eşitliği teşviki üzerine yoğunlaşan programlar bulunmaktadır. Bunlara ek olarak, iki kuruluş daha, UNIFEM ile INSTRAW, kadın sorununa özel bir ilgi göstermektedir.

Birleşmiş Milletler Kadın Kalkınma Fonu (UNIFEM), kadınların insan haklarını, ekonomik ve siyasi bakımdan güç kazanmalarını ve kadın-erkek eşitliğini teşvik eden yenilikçi programlara finansal destek ve teknik yardım sağlamaktadır. UNIFEM esas olarak üç alanda çalışmaktadır: girişimci ve üretici olarak kadınların ekonomik kapasitesini güçlendirmek; yönetişim, liderlik ve karar-alma mekanizmalarına kadınların katılım düzeyini yükseltmek; daha adil bir kalkınma için kadınların insan haklarını teşvik etmek.

Birleşmiş Milletler Kadının İlerlemesi İçin Uluslararası Araştırma ve Eğitim Merkezinin (INSTRAW) kadınların gelişimine ve 21. yüzyılın bilgi toplumunun olanaklarına erişmelerine destek verir ve yeni bilgi ve iletişim teknolojilerinden faydalanan araştırma ve eğitim faaliyetleri yürütür.

Çocuk Haklarının Teşviki

Her yıl on bir milyon çocuk beş yaşına girmeden ölmekte ve daha on milyonlarcası hayatta kalmaları ve gelişimleri için gerekli ihtiyaçlarından mahrum kaldıkları için fiziksel ya da zihinsel açıdan sakat kalmaktadırlar. Ölümlerin büyük kısmı önlenebilir ya da kolayca tedavi edilebilir hastalıklardan; kalanları ise yoksulluk, ihmal, ayrımcılık ve şiddetin kötü etkilerinden kaynaklanmaktadır. Bütün olarak ele alındıklarında,  aileler, topluluklar,  uluslar ve tüm dünya açısından ağır bir kayıp teşkil etmektedir.

Bebeklikten sonra, gençler halen yaşamlarını ve geleceklerini tehdit eden güçlüklerle karşı karşıya kalmaktadır. Eğitim,  zararlı şeylere katılım ve onlardan korunma gibi haklarından sıklıkla mahrum bırakılarak daha savunmasız hale getirilmektedirler.

Birleşmiş Milletler Çocuk Fonu (UNICEF) çocukların haklarını korumak için faaliyet gösterir. Çocuk Hakları Sözleşmesi ile Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi’nin tam anlamıyla uygulanmasının savunuculuğunu yapar. UNICEF’in gayesi çocukların hayata mümkün olan en iyi şekilde başlamalarını temin etmektir. Bu bağlamda her çocuk için sağlık, eğitim, beslenme ve korunma koşullarını iyileştirmek amacıyla hükümetler, kardeş BM kuruluşları ve sivil toplum kuruluşları ile ortaklık içinde çalışır. UNICEF, 158 ülke ve yörede yürüttüğü çalışmalarında, toplumların aktif katılımının desteklendiği, sürdürülebilir ve düşük maliyetli programları vurgular.

UNICEF’in güncel öncelikleri erken çocukluk gelişimi, kız çocuklarının eğitilmesi, aşılanma, HIV/AIDS’e karşı savaş ve çocukların şiddet, istismar, sömürü ve ayrımcılıktan korunmasıdır. Bu amaçlar Binyıl Kalkınma Hedefleri ile ve Genel Kurul’un 2002 yılındaki çocuklar üzerine özel oturumunun sonuç metni olan “Çocuklara Uygun Bir Dünya” metnindeki hedefler ile uyum içindedir.

BM Çocuklara Yardım Fonu, doğum öncesinden itibaren ergenlik dönemi boyunca çocuk sağlığını ilgilendiren her konu ile kapsamlı bir şekilde ilgilenmektedir. Hamile kadınların doğum öncesi ve doğumda uygun bakım görmesini temin etmek, ailelerin çocukluk dönemi hastalıklarını evde tedavi etme kapasitelerini kuvvetlendirmek için çalışmakta ve mümkün olan en iyi sağlık hizmetine ulaşmada toplumlara tavsiyeler sunmaktadır. Ayrıca gençlerin HIV/AIDS virüsüne yakalanma risklerini azaltmak amacıyla gençleri güvenlikleri için bilgilendirmektedir. Benzer şekilde, HIV/AIDS nedeniyle anne-babalarını kaybeden çocukların yaşıtlarıyla aynı bakımı görmesini temin etmeye dönük özel bir çaba içindedir. Ve, AIDS’e yakalanmış kadın ve çocukların onurlu bir yaşam sürmelerine yardımcı olmaktadır.

UNICEF’in dünya çapında aşılama yoluyla bağışıklık kazandırma gayretlerine, aşıların alımı ve dağıtımından,  güvenli ortamlarda aşılanmaya kadar uzanan geniş çabaları da dahildir. Her yıl 2,5 milyon yaşamı kurtaran bir program sayesinde günümüzde 100 milyondan fazla çocuğa en yaygın hastalıklara karşı bağışıklık kazandırılmıştır. Dünyadaki tüm aşıların % 65’ini satın almakta olan UNICEF gelişmekte olan ülkelerin ana aşı tedarikçisidir.

UNICEF, okul öncesi dönemden başlayarak, ergenlik boyunca çocukları eğiten çok çeşitli inisiyatiflere verdiği destekle öğretmenleri harekete geçirmekte, öğrencileri okula kaydetmekte, okul faaliyetleri hazırlamakta ve bazen  eğitim sistemlerini yeniden inşa etmektedir. Çocukların, savaş zamanlarında bile oyun oynama ve öğrenme şansı olmasını teminat altına almaya çalışmaktadır; zira spor, eğlence bir çocuğun gelişiminde eşit derecede önemlidir. UNICEF ayrıca, sağlık hizmetine ve eğitim olanağına kavuşabilsin diye her çocuğun doğumunda nüfusa kaydettirilmesi için uğraşmaktadır. Hamile anneler için doğru beslenmeyi ve bebeklerini emzirmeyi teşvik etmektedir. Çocuk yuvalarında ve çocuk bakım merkezlerinde su ve hijyenik hizmetleri iyileştirmeye çalışmaktadır.

        BM Çocuklara Yardım Fonu gençler için koruyucu ortamlar yaratılmasına destek olur. Çocuk işçiliğini,  kadın sünnetini yasaklayan ve çocukların cinsel ve ekonomik maksatlarla sömürülmesini zorlaştıran yasalar yapılmasını teşvik eder. UNICEF kara mayınları hakkında farkındalık kampanyaları tasarlar ve çocuk askerliğinin yasaklanmasına çalışır. Ayrıca, çatışmalarda birbirinden ayrılan ebeveynlerle çocukların tekrar birleştirilmesine yardımcı olur; kimsesiz çocukların bakım ve koruma altına girmelerini sağlar. UNICEF, düşman kuvvetlerin tüm çocukların aşılanmasına yetecek kadar bir süre ateşkes ilan ettikleri  “sükûnet günleri” fikrine öncülük etmiştir.

Toplumsal Bütünleşme

Birleşmiş Milletler gençler, yaşlılar, engelliler, azınlıklar ve yerli topluluklar gibi bazı sosyal grupların özel bir ilgi gerektirdiğini kabul etmiştir. Bu grupların endişeleri Genel Kurul, ECOSOC ve Sosyal Kalkınma Komisyonunda kendine yer bulmuştur. Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal İşler Birimi bünyesinde bu gruplar için belirli programlar yürütülmektedir.

Birleşmiş Milletler, bu tür hassas ve savunmasız grupların, insan haklarının tanımlanması ve savunulmasına yardımcı olmuştur.  Bu gruplarla ilgili etkinlikler için uluslararası kurallar, standartlar ve tavsiyeler formüle edilmesine de yardım etmiştir. Ayrıca, araştırma ve veri toplama, konuyla ilgili farkındalık düzeyini ve uluslararası faaliyetleri teşvik etmeğe dönük özel yıllar ve on yıllar ilan etme yollarıyla bu grupların endişelerine, sorunlarına dikkati çekmeye çalışmaktadır.

Aile

Toplumun temel birimi olan aileler son elli yılda çok büyük ölçüde yapısal olarak değişikliğe uğramıştır. Bu dönüşümüm başlıca sebepleri; hane halklarının çapının küçülmesi, evlilik ve çocuk doğurmanın ertelenmesi, boşanma oranlarının yükselmesi ve tek başına çocuk büyütmenin yaygınlaşması gibi ailelerin yapısındaki değişimler ile küresel göç eğilimleri, nüfusun yaşlanması, HIV/AIDS salgını ve küreselleşmenin etkileri gibi olgulardır. İşte bu dinamik sosyal güçler, ailelerin gözle görülür şekilde,  çocuklarının sosyalleşmesi, daha genç ve daha yaşlı aile fertlerinin bakımı gibi sosyal fonksiyonları yerine getirme kapasitesini büyük ölçüde etkilemiştir.

Genel Kurul, 1994 yılını Uluslararası Aile Yılı ilan etmiştir ve  “Aile: Değişen bir Dünyada Kaynaklar ve Sorumluluklar” temasıyla, aile konusunun kalkınma üzerine uluslararası diyaloga dahil edilmesine katkıda bulunmuştur. Böylelikle, hükümetler aile konusunda ulusal eylem planları formüle etmişler, aile konusu ile ilgili bakanlıklar kurmuşlar ve konuyla ilgili kanunlar yapmışlardır. Kurul, ayrıca, yine 1994 yılında New York’ta Uluslararası Aile Konferansı için toplanmıştır.

BM’nin aile konusundaki programının iki ana gayesi bütünleşik kalkınma politikaları ve programlarının aile-merkezli bileşenlerini güçlendirmek ve 2004’teki Uluslararası Aile Yılı’nın onuncu yıl dönümünün her düzeyde başarılı bir şekilde kutlanmasını temin etmektir. Program beş alana odaklanmıştır: teknoloji ve aile üzerindeki etkisi; aile refahının göstergeleri ve istatistikleri; aile politikası geliştirme konusundaki yaklaşımlar; ebeveynlik rolleri ve aileler-arası destek sistemleri ve de HIV/AIDS ve aileler üzerindeki etkisi.

Birleşmiş Milletler her yıl 15 Mayıs tarihindeki Uluslararası Aile Yılının tüm dünyada düzenli olarak kutlanmasını teşvik etmektedir. 1993’te Genel Kurulca ilan edilen bu gün ile aile konusunu ilgilendiren meseleler hakkında duyarlılığı arttırmak ve buna uygun faaliyetleri teşvik amaçlanmaktadır. 

Gençlik

Genel Kurul gençliğe özel bazı önerge ve kampanyalar benimsemiş ve Genel Sekreterlik de ilgili program ve bilgilendirme kampanyalarına nezaret etmiştir:

  • 1965’te Genel Kurul bugünün dünyasında gençliğin rolünün önemini vurgulayarak Gençliğin içinde Barış, Halklar arasında Karşılıklı Saygı ve Anlayış Fikirlerinin Teşviki Bildirgesi’ni kabul etmiştir.
  • Yirmi yıl sonra, Kurul, daha ileri planlama için öneriler ile gençliğin istihdamı üzerinde uzun-vadeli bir küresel strateji kabul ederek 1985 yılını Uluslararası Gençlik Yılı ilan etmiştir. BM de bu önerilerin hayata geçirilmesini teşvik ederek hükümetlere gençlikle ilgili politika ve programlar geliştirmede destek olmuştur.
  • 1995’te Birleşmiş Milletler 2000 yılına kadar  ve sonrasında da hayata geçirilecek dünya gençlik eylem programını benimsemiştir. Program gençlerin sorunlarına eğilerek topluma katılmaları olanaklarını arttırmağa yönelik bir uluslararası strateji niteliğindedir. BM ayrıca düzenli olarak himayesinde toplanacak bir Dünya Gençlikten Sorumlu Bakanlar Konferansı düzenlenmesi çağrısında bulunmuştur. Konferansın 1998’de Lizbon’da düzenlenen ilk oturumunda Gençlik üzerine Lizbon Deklarasyonu kabul edilerek ulusal, bölgesel ve küresel düzeylerde inisiyatifler önerilmiştir.
  • Genel Kurul’un inisiyatifi ile toplanan BM Dünya Gençlik Forumu şimdiye kadar dört oturum düzenlemiş olup gençlikle ilgili ortak inisiyatiflerin teşvikini amaçlamaktadır. Forum gençlik STK’ları ve BM sistemi içindeki gençlikle ilgili kuruluşlar arasındaki iletişim kanallarını arttırmak ve gençlik üzerine STK- BM sistemi girişimlerinin teşviki üzerine odaklanmaktadır.
  • Birleşmiş Milletler Gençlik Fonu gençleri kapsayan projeleri destekler ve gençlikle ilgili yaratıcı programlar için hükümetlere ve STK’lara başlangıç sermayesi tedarik eder.
  • Çeşitli BM forumları küreselleşmenin gençler üzerindeki sosyal ve ekonomik etkilerini dikkate alır; özellikle politikalarının yansımalarını izler.

Devlet ya da hükümet başkanları katıldıkları Binyıl Zirvesi’nin sonucundaki Binyıl Bildirgesi’nde “genç insanlara üretken ve nezih bir iş bulmak için gerçek fırsatları her yerde tanıyan stratejiler geliştirmek ve onları hayata geçirmek” şeklinde bir karar almışlardır. Genel-Sekreter’in isteği üzerine Birleşmiş Milletler, ILO ve Dünya Bankası’nın ortak inisiyatifiyle 2001’de “Gençliğin İstihdamı Ağı” oluşturulmuştur. Ağın 12 üyeden oluşan yüksek-düzey paneli danışma organı olarak hizmet vermekte olup Zirve kararlarının eyleme dönüşmesi için tercüme edilmesi için tavsiyeler yayınlamıştır. (Daha fazla bilgi için bakınız; www.ilo.org/public/english/employment/strat/yen/index.htm)

Yaşlılar

Dünyadaki yaşlı insanların oranının (60 yaş ve üstü), 2000–2050 yılları arasında iki katından fazla artarak %10’dan %22’ye çıkması ve 0–14 yaş arası çocukların oranıyla eşitlenmesi beklenmektedir. Yüksek doğum ve ölüm oranlarından,  düşük doğum ve ölüm oranlarına geçiş olmuş ve bu demografik yapıdaki tarihi değişiklik sonucu olarak ilk kez, tarihte yaşlılar ve gençlerin dünya nüfusunda oranı eşit olacaktır.

Birçok gelişmiş ülkede şimdiden yaşlıların sayısı çocukların sayısını aşmıştır ve doğum oranları yenileme seviyesinin, yani ölüm oranının, altına düşmüştür. Hatta bazı ülkelerde 2050 itibariyle yaşlıların sayısı çocukların iki katından fazla olacaktır.

Gelişmekte olan ülkelerde ise 2050’de yaşlıların bugün %8 olan oranının  %21’e yükseleceği, çocukların oranının ise %33’ten %20’ye düşeceği tahmin edilmektedir. Daha ilgi çekici olan ise yaşlanma sürecinin hızlı seyridir; nitekim otuz yıldan daha kısa bir süre içinde dünyadaki yaşlıların dörtte üçü gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor olacaktır. Üstelik artan kentleşmeye rağmen, gelişmekte olan ülkelerdeki yaşlıların çoğunluğu kırsal alanlarda yaşamaya devam edecektir.

Uluslararası toplum yükselen küresel yaşlanma sürecini daha geniş kalkınma bağlamı içine yerleştirmek gerektiğini fark etmektedir. Yaşlanma ile ilgili politikalar geniş bir toplumsal perspektiften, daha geniş bir “yaşam seyri” çerçevesinde tasarlanmalı ve başlıca Birleşmiş Milletler konferanslarının ürünü olarak ortaya çıkan rehber ilkeler ve en yeni küresel girişimler dikkate alınmalıdır. En önemlisi, yaşlıların topluma olan katkılarıdır. Onların kendilerini ve yaşadıkları toplumu geliştirmek için faaliyette bulunma yetenekleri tanınmalı ve her düzeydeki politika ve programlara dahil edilmelidir.

Küresel yaşlanmaya yanıt olarak Birleşmiş Milletler bazı inisiyatifler başlatmıştır:

  • Dünya Yaşlanma Toplantısı’nın ilkiViyana’da 1982 yılında yapılmıştır ve Yaşlanma için Uluslararası Eylem Planı kabul edilmiştir. Plan, istihdam ve gelir güvenliği, sağlık ve beslenme, barınma, eğitim ve sosyal refah gibi alanlarda faaliyet tavsiyesinde bulunmuştur. Yaşlı insanları çok çeşitli kapasitelere sahip ve ara sıra belli bir tıbbi bakıma gereksini olan geniş ve aktif bir nüfus olarak görmektedir.
  • Genel Kurulca 1991’de kabul edilen Birleşmiş Milletler Yaşlılık İlkeleri beş alanda –bağımsızlık, katılım, bakım, kendi ihtiyaçlarını karşılayabilme ve onur olarak yaşlıların statüsüne dair evrensel standartlar getirmiştir.
  • 1992’de, Eylem Planı’nın kabulünün onuncu yıldönümünde, Genel Kurul Uluslararası Yaşlanma Konferansı düzenlemiştir. Konferansta yaşlanma konusunda daha ilerde gerçekleştirilecek faaliyetlerin ana doğrultusunu gözler önüne seren Yaşlanma Bildirgesi kabul edilmiş ve 1999 yılı Yaşlıların Uluslararası Yılı ilan edilmiştir.
  • Genel Kurul 1999’da Uluslararası Yılı takiben yapılan faaliyetleri takib etmek üzere toplanmıştır. Kurul’da konuşan 64 ülke, Uluslararası Yıl’ın hedefleri ve “Her yaş için var olan bir topluma doğru” şeklindeki teması için desteklerini sunmuşlardır.
  • Dünya Yaşlanma Toplantısı’nın ikincisi yaşlanma konusunda 21. yüzyılın uluslararası politikasını tasarlamak üzere 2002 yılında Madrid’te toplanmıştır. Toplantıda üye devletlerin şu üç öncelikli alanda her seviyede faaliyette bulunma yükümlülüğünü üstlendikleri yeni bir uluslararası eylem planı benimsenmiştir: yaşlılar ve kalkınma; ileri yaşlardaki sağlık ve refah düzeyini yükseltme ve yaşlılara olanaklar tanıyan ve onlara destek olan bir ortamın temini.

Yerli Halklar

Dünyada, çoğu yoksulluk içinde bulunan 370 milyondan fazla yerli halk vardır. Bu kişiler en düşük yaşam süresine, en yüksek bebek ölüm oranlarına, en kötü okula devam ve mezuniyet oranlarına ve en yüksek işsizlik oranına sahiptir. Çoğunlukla fazla kalabalık, niteliksiz konutlarda ikamet etmektedirler ve yöresel sağlık sorunlarından muzdariptirler. Bunların sonucunda hapishanelere düşme ve yoksulluk istatistiklerinde yüksek oranda görülmektedirler.

Yerli halkların küresel meseleleri ile ilgili olarak 1980’lerin sonlarında, yüksek-düzeyde ve yerli hakların da katıldığı bir kuruluş oluşturulması tartışılmaya başlanmıştır. Tartışmaların neticesinde Temmuz 2000’de Ekonomik ve Sosyal Konsey, yerlileri ilgilendiren ekonomik-sosyal kalkınma, kültür, eğitim, sağlık ve insan hakları konularındaki hususları tartışmak üzere Birleşmiş Milletler Yerli Halklar Daimi Forumu kurulması kararını almıştır. Forum’un görevi Konseye ve Konsey aracılığıyla da Birleşmiş Milletler program, fon ve kuruluşlarına uzman tavsiyeleri sunmaktır. Misyonu ise BM sistemi içinde yerliler konusuyla ilgili faaliyetlerin eşgüdümünü sağlamak, konuya dair farkındalık düzeyini yükseltmek ve yerliler konusunda bilgi hazırlayıp yaymaktır.

Forum’un büyük beklentileri vardır. Yerli haklar ve Forum büyük bir siyasi akıldan doğan belli bir hedefe odaklanan tavsiyeler ve bu tavsiyeler sonucunda konuyla ilgili katalizör etkisi gören politikalar oluşturulmasını arzu etmektedir. BM sistemi ise yerlilerin yaşamlarının iyileştirilmesine yardımcı olunması için Forum ile devamlı temas halinde olup Forum’un düşünce ve tavsiyelerine göre hareket etmektedir. Ayrıca, Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne ulaşma çabalarında yerlilerle ilgili konuların nasıl takip edilebileceği hususu da Forum’un önem verdiği noktalardan biridir.  Birçok ülkede yerli topluluklara gösterilen ilgi 2015 itibariyle yoksulluğu yarı yarıya indirme hedefine  ulaşılmasına katkıda bulunacaktır.

 Birleşmiş Milletler Yerli Halklar Daimi Forumu 16 ülkeden oluşmuş, diğer 8’i de bölgesel düzeyde yerli halklara danışılarak aday olarak gösterilmiş ve Konsey Başkanınca seçilerek kabul edilmiştir. Daimi Forum’un Sekreteryası 2003’ün başlarında BM Ekonomik ve Sosyal İşler Birimi içinde çalışmaya başlamıştır. Sekreterya Forum’un tavsiyelerinin hayata geçirilmesine yardımcı olmak amacıyla BM kuruluşları, fon ve programlarınca kurulan ajanslar-arası bir destek grubu ile birlikte çalışmaktadır. Forum’un ikinci oturumu 1000 kadar katılımcının refakatinde Mayıs 2003’te toplanmıştır. (bakınız www.un.org/esa/socdev/pfii).

Engelliler

Engelliler çoğunlukla toplumun dışında kalmaktadır. Eğitim imkanlarından mahrum etmekten, toplumsal ve fiziksel bariyerler koyarak onları gücendiren, yalnızlığa iten yöntemlere kadar çeşitli haksız ayrımcılıklar yapılmaktadır. Bu durumdan sadece engelliler değil; toplum da zarar görmektedir. Zira toplumdaki muazzam bir potansiyelin kaybı insanlığı da yoksullaştırmaktadır.  Toplumun her seviyesinde, sakatlığın ve engelli kavramının  değiştirilmesi gerekmektedir.  

Kuruluşundan bu yana Birleşmiş Milletler engellilerin statüsünü yükseltmeğe ve yaşamlarını iyileştirmeğe çabalamıştır. Birleşmiş Milletler’in engellilerin hakları ve refahı konusundaki hassasiyetinin kökeni, BM’nin kurucu ilkeleri olan insan hakları, temel özgürlükler ve tüm insanların eşitliği ilkeleridir.

1970’lerde engellilerin insan hakları kavramı uluslararası alanda daha geniş bir kabul görmüştür. Genel Kurul Zihinsel Özürlü Kişilerin Hakları Beyannamesi (1971) ile Özürlü Kişilerin Hakları Beyannamesi’ni(1975) kabul ederek engellilere eşit muamele edilmesi ve hizmetlere eşit şekilde erişebilmeleri hususlarında standartlar koymuştur.

Uluslararası Özürlüler Yılı (1981), özürlülerin hakları, belirli bir politika çerçevesinde, Özürlüler için Dünya Eylem Programı olarak Genel Kurul’da kabul olmuştur. Bu program, özürlülerin toplumsal hayata ve kalkınmaya tam ve eşit katılımına destek için uluslararası işbirliği çağrısında bulunmaktadır. 1992 yılında Genel Kurul 3 Aralık tarihini Uluslararası Engelliler Günü olarak ilan etmiştir.

1983–1992 yılları arasındaki Birleşmiş Milletler Engelliler On yılı’nın en önemli sonuçlarından biri de, Engelliler için Fırsat Eşitliği Konusunda Standart Kurallarının kabulüdür. Bu kurallar politika oluşturmanın bir aracı ve teknik ve ekonomik işbirliği için temel işlevi görmektedir.

Son yıllarda, Genel Kurul, engelliler için erişilebilirlik, istihdam, sürdürülebilir geçim kaynakları, soysal hizmetler ve sosyal güvenlik ağları üzerinde yoğunlaşan etkin kamu politikaları ve programları benimsemek ve uygulamak sözünü ispat etmiştir. Engellilerin haklarını ve onurunu teşvik edecek ve koruyacak kapsamlı bir uluslararası sözleşme için önerileri değerlendirmek üzere Genel Kurul 2001’de geçici bir komite kurmuştur. Haziran 2004’te Komite kendisine bağlı bir çalışma grubunca hazırlanmış olan bir metin temelinde taslak sözleşmeyi müzakere etmeye başlamıştır.

Giderek artan bilgi akışı neticesinde engellileri ilgilendiren hususların insan hakları merkezli geniş bir çerçevenin içinde ve de ulusal kalkınma bağlamında değerlendirilmesi ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Bu bağlamda  Birleşmiş Milletler, uluslararası kaynakları bir araya getirmek,  konuyla ilgili duyarlılığı arttırmak ve ulusların engellilere dönük insan hakları merkezli yaklaşımlar oluşturma kapasitesini geliştirmek için hükümetler, STK’lar, akademik kurumlar ve profesyonel topluluklarla birlikte çalışmaktadır.

Engellilere dönük uluslararası faaliyetler, fırsat eşitliğini destekleyici gelişkin bilgilendirme hizmetlerinin ve kurumsal mekanizmaların inşası üzerinde gittikçe daha fazla yoğunlaşmaktadır. Birleşmiş Milletler, ülkelerin kalkınma ve insan hakları faaliyetlerine dair ana akımlar içinde engellilere yönelik bir perspektifi desteklemeleri için çaba göstermeye devam etmektedir (bkz. www.un.org/esa/socdev/enable).

Şiddet Toplumu: Suç, Yasadışı Uyuşturucu ve Terör

Çokuluslu organize suçlar, yasadışı uyuşturucu madde ticareti ve terörizm ülke ve bölgelerin kaderini değiştirebilecek sosyal, siyasal ve ekonomik güçler haline gelmişlerdir. Konuyla ilgili en son eğilimler, kamu görevlilerinin büyük çaplı rüşvet olaylarına karışması, “çok-uluslu suçluların” büyümesi ve insan kaçakçılığıdır. Küçük ya da büyük toplulukları yıldırmak ya da onlara gözdağı vermek ve ekonomik kalkınmayı sabote etmek amaçlarıyla terörizmin kullanılması etkili uluslararası işbirliğini gerektiren önemli bir tehdittir. Birleşmiş Milletler bu tehditlerle iyi yönetişim, tüm vatandaşlar için toplumsal hakkaniyet ve adalet başlıkları altında meşgul olmakta ve bu tehditlere karşı küresel bir tepkiyi düzenlemeye çalışmaktadır.

Merkezi Viyana’da bulunan Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Organize Suçlarla Mücadele Bürosu (UNODC), BM Genel-Sekreteri’nin de toplumun “gayri-kanuni” unsurları olarak adlandırdığı, uyuşturucu kaçakçılığı ve istismarı, organize suçlar ve uluslararası terörizm ile mücadelede, uluslararası çabalara öncülük etmektedir. Bu ofis, suç  ve uyuşturucu ile ilgilenmektedir ayrıca terörizm ve terörün önüne geçilmesi ile ilgili bir program da yürütmektedir.

Uyuşturucu Madde Kontrolü

Dünyada 200 milyondan fazla kişi uyuşturucu ilaç kullanmaktadır. Uyuşturucu madde kullanımı, kaybedilen ücretlerin, yükselen sağlık harcamalarının, dağılan ailelerin ve bozulan sosyal yapıların birinci sorumlusudur. Özellikle şırıngayla zerketmek suretiyle uyuşturucu madde kullanımı, dünyanın birçok yerinde HIV/AIDS ve hepatitin hızla yayılmasını tetiklemektedir.

Uyuşturucu maddeler ile suç ve şiddetin yükselişi birbiriyle doğrudan bağlantılıdır. Uyuşturucu kartelleri hükümetlerin altını oymakta ve yasal iş çevrelerini yozlaştırmaktadır. Yasadışı uyuşturucu madde trafiğinden elde edilen gelirler en ölümcül çatışmaların bazılarına maddi kaynak sağlamaktadır.

Maddi bedeli insanı hayrete düşürecek ölçüde büyüktür. Emniyet güçlerini, yargı sistemlerini, tedavi ve rehabilitasyon programlarını güçlendirmek için dev harcamalar yapılmaktadır. Toplumsal maliyetler de eşit derecede sarsıcıdır: sokakta şiddet, çete savaşları, korku, kentsel çürüme ve paramparça olan hayatlar.

Birleşmiş Milletler küresel uyuşturucu sorunu ile pek çok düzeyde meşgul olmaktadır. BM Ekonomik ve Sosyal Konseye (ECOSOC) bağlı fonksiyonel bir komisyonu niteliğindeki Uyuşturucu Maddeler Komisyonu, uluslararası uyuşturucu madde kontrolü konusunda ana hükümetlerarası politika oluşturma ve eşgüdüm kuruluşudur. 53 üye devletten oluşan Komisyon dünyadaki uyuşturucu madde kullanımını ve ticaretini analiz ederek uluslararası uyuşturucu madde kontrolünü güçlendirebilmek için öneriler geliştirir. Uluslararası uyuşturucu madde kontrolü konusunda Genel Kurul’da kabul edilmiş olan antlaşma ve rehber ilkeler ile önlemlerin uygulanışını denetler.

Bölgesel düzeyde işbirliği ve eşgüdümü teşvik etmek için Komisyonun Afrika, Asya-Pasifik, Avrupa, Latin Amerika ve Karayipler ile Yakın ve Orta Doğu’da beş yardımcı kuruluşu bulunmaktadır.

Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Kurulu (INCB), hükümetlerin uluslararası uyuşturucu madde kontrolü antlaşmalarına riayetini denetleyen ve antlaşmalara bağlılık için hükümetlere yardımcı olan 13-üyelik yarı adli nitelikli bağımsız bir kuruluştur. Kurul uyuşturucu maddelerin tıbbi ve bilimsel amaçlarla kullanılmasını temin etmek ve yasadışı kanallara saptırılmalarını önlemek için çalışır. Tıbbi ve bilimsel amaçlarla ülkelerce ihtiyaç duyulan narkotik uyuşturucu maddelerin miktarına sınırlamalar getirir. Ayrıca uyuşturucu maddelerden etkilenen ülkelere soruşturma misyonları gönderir ve teknik ziyaretler gerçekleştirir.

Birleşmiş Milletler himayesinde kabul edilen bir dizi antlaşma, narkotik ve psikotropik maddelerin üretimi ve dağıtımının hükümetlerin kontrolüne tabi olmasını, hükümetlerin uyuşturucu madde kullanımı ve trafiği ile savaşmalarını ve bu konudaki faaliyetlerini uluslararası organlara rapor etmelerini mecbur tutmuştur. Bu antlaşmalar şunlardır:

  • Narkotik İlaçlar Sözleşmesi (1961): Uyuşturucu maddelerin üretimi, dağıtımı, mülkiyeti, kullanımı ve ticaretini yalnızca tıbbi-bilimsel amaçlarla sınırlı tutmağa çalışır ve eroin gibi belli uyuşturucular için taraf devletleri özel tedbirler almakla yükümlü tutar. Sözleşmenin 1972 yılında onaylanan Protokolü uyuşturucu bağımlılarının tedavi ve rehabilitasyonu ihtiyacını vurgulamaktadır.
  • Psikotropik Maddeler Sözleşmesi (1971): Psikotrop maddeler için uluslararası bir kontrol sistemi kurar.  Sözleşme uyuşturucu maddelerin çeşitlenip yaygınlaşmasına bir cevap niteliğindedir ve birçok sentetik uyuşturucu madde üzerinde kontroller başlatmaktadır.    
  • Narkotik İlaçlar ve Psikotropik Maddelerin Yasa Dışı Ticaretiyle İlgili Birleşmiş Milletler Sözleşmesi (1988): Uyuşturucu ticaretine karşı kapsamlı önlemler alarak  kara para aklamaya ve öncü kimyasalların saptırılmasına karşı düzenlemeler getirir. Uyuşturucu ticaretine karşı uluslararası işbirliğinin ana aracı olan bu sözleşme uyuşturucu ticaretinden elde edilen kazancın ve malların takibi, banka hesaplarının dondurulması ve haczine, uyuşturucu kaçakçılarının suçluların iadesi kapsamına alınmasına ve tutuklama sırasında suçluya yapılan muamelenin değiştirilmesine imkan tanır. Sözleşmeye taraf devletler uyuşturucu madde talebini ortadan kaldırmak ya da bu talebi düşürmekle yükümlüdürler.

  Uyuşturucu ile mücadele programı aracılığıyla BM Uyuşturucu ve Organize Suçlarla Mücadele Bürosu (UNODC) Birleşmiş Milletlerin uyuşturucu maddelerin kontrolü ile ilgili tüm faaliyetlerine önderlik etmektedir. Üstlendiği görev ile bu büro uyuşturucu üretimi, ticareti ve istismarını önleyici önlemler almaya çalışır; uyuşturucu maddelerin kontrolüne dönük yapılar ve stratejiler oluşturmada hükümetlere destek olur; uyuşturucu maddelerin kontrolünde teknik destek sağlar; uyuşturucu maddelerin kontrolü antlaşmalarının hayata geçirilmesini teşvik eder ve dünya çapında bir uzmanlık ve bilgi depolama merkezi olarak hizmet verir. 

  Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Organize Suçlarla Mücadele Bürosu küresel uyuşturucu sorununda çok yönlü bir yaklaşımı benimsemektedir. Mahalle bazlı uyuşturucu maddelerin kullanımının önlenmesi, tedavisi ve ıslah programları STK’lar ve sivil toplumu kapsamaktadır. Ekonomisi yasalara aykırı ekinlerin yetiştirilmesine bağımlı topluluklara alternatif kalkınma yardımı programları, yeni ekonomik fırsatlar sunmaktadır. Uyuşturucu ticaretini kesmeye dönük iyi eğitim ve teknoloji sayesinde, kanunların uygulanmasından sorumlu kuruluşlar daha etkin çalışabilmektedir. İş çevreleri ve STK’lara sağlanan yardımlarla uyuşturucuya olan talebi düşürmeyi amaçlayan programlar oluşturulmaktadır. Örneğin;

  • Yasadışı Ekinlerin Denetlenmesi Küresel Programı, Afganistan, Laos, Myanmar, Bolivya, Kolombiya ve Peru’da yürütülen yasadışı üretim alanları ve eğilimlerinin geniş çaplı bir tablosunu ülkelerin bilgisine sunabilmek için uydu algılama, havadan gözetme ve saha değerlendirmesi yöntemlerini bir araya getirir.
  • Küresel Değerlendirme Programı dünyadaki uyuşturucu tüketimi üzerine doğru ve güncel istatistikler sunar. Uyuşturucu madde kullanımı eğiliminin bu şekilde bir resminin çıkartılması, bağımlılığın önlenmesi, tedavisi ve rehabilitasyonunda en iyi stratejileri bulabilmek için çok önemlidir. 
  • Yasal Destek Programı, uyuşturucu maddelerin kontrolü antlaşmalarının hayata geçirilebilmesi için devletlerle birlikte çalışır; devletlerin konuyla ilgili kanunlar yapmalarına yardımcı olur ve adli yetkilileri eğitir. Bu zamana kadar 1700’ü aşkın anahtar konumdaki personel bu yasal eğitimden ve 140’dan fazla ülke de yasal destekten faydalanmıştır.

  Genel Kurul’un 1998’deki özel oturumu dünya çapındaki uyuşturucu sorunu ile mücadeleye ayrılmış olup dünya hükümetleri yasadışı uyuşturucu üretimi ve tüketimini azaltmaya yönelik faaliyetleri güçlendirme ve mücadele stratejilerini daha etkin kılmak için birlikte çalışma sözü vermişlerdir. Bu çalışmalar şunları içermektedir: uyuşturucu madde talebini düşürmeye dönük kampanyalar, uyuşturucu madde üretiminde kullanılabilen malzemelerin bulunabilirliğini kısıtlamağa yönelik programlar, uyuşturucu maddeleri daha iyi kontrol için ülkeler arasındaki adli işbirliğini geliştirme çabaları ve yasadışı uyuşturucu ekimini ortadan kaldırmak için hızlandırılmış çabalar.

Suçun Önlenmesi

Suç işleme, sahası, şiddeti ve çok yönlülüğü bakımından artmaktadır. Tüm dünyada vatandaşların güvenliğini tehdit etmekte ve ülkelerin sosyal-ekonomik kalkınmalarına ket vurmaktadır. Küreselleşme uluslararası suçun yeni biçimlerini açığa çıkarmıştır. Çokuluslu suç şebekeleri operasyon alanlarını uyuşturucu ve silah kaçakçılığından kara para aklamaya kadar genişletmişlerdir. İnsan kaçakçıları,  her yıl, yasa dışı yollardan kaçak olarak 4 milyon civarındaki yasadışı göçmenin başka ülkelere gitmesine yardımcı olmaktadır  ve bu işten 7 milyar dolara varan miktarlarda paralar kazanmaktadır. Yolsuzluk belasıyla uğraşan bir ülke, yolsuzluk olmayan bir ülkeye nazaran %5 oranında daha az yatırım çekmekte ve her yıl ekonomik büyüklüğünün %1’e kadar olan kısmını kaybetmektedir.

   40 üye devletin oluşturduğu Suçun Önlenmesi ve Ceza Adaleti Komisyonu ECOSOC’un fonksiyonel bir kuruluşudur. Suçun önlenmesi ve ceza adaletiyle ilgili faaliyetler arasında işbirliğini sağlar ve uluslararası politikalar oluşturur. 

   Yürüttüğü suç programı aracılığıyla UNODC, Komisyon tarafından kendisine verilen yetkileri kullanarak suçun önlenmesine yardımcı olan, ceza adaleti ve ceza hukuku reformundan sorumlu bir BM kuruluşudur. Ulus-aşırı organize suç, yolsuzluk, terörizm ve insan ticareti konularına özel bir ilgi gösterir. Stratejisi, uluslararası işbirliği ve bununla ilgili çabaların desteklenmesi üzerine kuruludur. Güvenilir ve yasalara saygı üstüne kurulmuş bir kültürü destekler, suç ve yolsuzlukla mücadeleye sivil toplumun katılmasını teşvik eder.

   UNODC küresel suçla mücadele eden yeni uluslararası yasal araçların geliştirilmesini desteklemektedir. Bunlara örnek olarak Ulus-aşırı Organize Suça karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi ve bu sözleşmenin Eylül 2003’te yürürlüğe giren üç protokolü ile yine 2003’te Genel Kurul’da kabul edilen Yolsuzluğa karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi verilebilir. UNODC şu anda bu metinlerin onaylanmasını teşvik etmekte ve devletlerin sözleşme koşullarını yürürlüğe sokmalarına yardım etmektedir.

   Bunların yanında UNODC hükümetlerin ceza adaleti sistemlerini modernleştirmek  için teknik destek sunmaktadır. 1999’da Birleşmiş Milletler Bölgelerarası Suç ve Adalet Araştırma Enstitüsü (UNICRI) ile işbirliği içinde öncelikli hususlarla ilgili üç program başlatmıştır: Yolsuzluğa karşı Küresel Program, İnsan Ticaretine dair Küresel Program ve Organize Suç üzerine Küresel Çalışmalar.

Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Organize Suçlarla Mücadele Bürosu, suçun önlenmesi ve ceza adaleti alanlarında ulusal ve uluslararası suçla mücadele için insancıl ve etkin cezai adalet sisteminin köşe taşları olarak Birleşmiş Milletler standart ve normlarının uygulanmasını teşvik etmekte ve kolaylaştırmaktadır. 100’den fazla ülke konuyla ilgili ulusal yasa ve politikalarını hazırlarken bu standartları esas almışlardır; böylece uluslararası suçla insan haklarına ve bireylerin ihtiyaçlarına saygılı bir mücadelenin ortak zeminini oluşturmuşlardır.

   Bunlara ilaveten, bu büro suç ve adalet konularında yeni eğilimleri analiz eder, veri tabanları geliştirir, küresel anketleri yayınlar, bilgi toplar ve bu bilgileri paylaşır. Ayrıca ülke-bazlı ihtiyaç değerlendirmeleri ve örneğin terörizmin tırmanışı ile ilgili erken uyarı tedbirlerini de üstlenmiştir.

   Ekim 2002’de Terörizme karşı Küresel Program başlatılmıştır. Program ilk yılında 30’dan fazla ülkeye programa dahil olabilmeleri ve uluslararası terörizmin önlenmesi ve bastırılması konusundaki 12 evrensel belgeyi uygulayabilmeleri için hukuki teknik destek sağlamıştır. Program AGİT ve IMF gibi bölgesel ve uluslararası örgütlerle birlikte ve Güvenlik Konseyi’nin 2001 tarihli 1373 sayılı önergesini takiben kurulan Terörizme Karşı Komite ile düzenli bir iletişim içinde çalışır. Çalışmalarını Komite ile eşgüdüm halinde sürdürür ve gerekli olduğunda da Komite’yi faaliyetlerine dahil eder.

   Kara Para Aklamaya karşı Küresel Program ise uluslararası finansal sistem yoluyla suç işleyerek elde edilen kazançları aklayan suçlularla mücadelede hükümetlere yardım eder. Bu yolla bir yılda aklanan tahmini kara para oranı 500 milyar dolar gibi bir büyüklüğe ulaşmaktadır. Kara para aklamayla mücadele eden uluslararası örgütlerle yakın işbirliği içinde, program hükümetler, yürütmeden sorumlu birimler ve finansal istihbarat birimlerine kara para aklamaya karşı tasarılar sunar, bankacılık ve finans politikaların iyileştirilmesi için tavsiyelerde bulunur ve ulusal finansal soruşturma servislerine yardımcı olur.

  Birleşmiş Milletler Bölgelerarası Suç ve Adalet Araştırma Enstitüsü (UNICRI) UNODC’un suçla mücadele programının bölgelerarası araştırma kolu olarak faaliyet gösterir. Suçun önlenmesi ve suçluların tabi olacağı muameleler konusunda etkin araştırmalar yürütür ve bu tür araştırmaları destekler. Araştırma ve bilgileri yayarak suçun önlenmesi ve kontrolü hususunda ileri politikalar geliştirilmesine katkıda bulunur.

   Genel Kurulca kararlaştırıldığı üzere her beş yılda bir, suçla mücadelede izlenen politikaları paylaşmaya ve ilerlemeye ivme kazandırmaya dönük bir forum işlevi gören Birleşmiş Milletler Suçun Önlenmesi ve Suçlulara Muamele Kongresi düzenlenmektedir. Kongre katılımcıları kriminoloji uzmanları, ceza uzmanları, üst düzey polis memurları ve ceza hukuku, ıslah ve insan hakları alanlarındaki uzmanlardan oluşmaktadır. Onbirinci Suç Kongresi, “Sinerjiler ve Müdaheleler: suçun önlenmesi ve ceza adaleti konularında stratejik ittifaklar” temasıyla Nisan 2005’te Bankok’ta toplanmıştır.

Bilim, Kültür ve İletişim
 
Birleşmiş Milletler kültürel ve bilimsel bilgi değiş-tokuşunu ve iletişimi uluslararası barış ve kalkınmaya doğru ilerlemenin bir aracı olarak görmektedir. Eğitimle ilgili temel çalışmalarına ek olarak Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu (UNESCO) üç alanda daha faaliyetlerini yoğunlaştırmaktadır: kalkınmanın hizmetindeki bilim, kültürel gelişim– insanlık mirası ve yaratıcılığı, iletişim ve bilgi.

Bilim

UNESCO’nun kalkınmanın hizmetinde bilim başlığındaki başlıca programının amacı, fiziki, sosyal ve beşeri bilimlerde bilginin geliştirilmesini, transferini ve paylaşımını teşvik etmektir. UNESCO’nun hükümetler-arası programları ise şunlardır: Hükümetlerarası Okyanusbilimi Komisyonu’na bağlı İnsan ve Biyosfer programı; Kıyı Bölgelerinde Çevre ve Kalkınma Projesi, Sosyal Dönüşüm Yönetimi Programı, Uluslararası Hidroloji Programı ve Uluslararası Jeolojik Korelâsyon Programı. Bunların yanında UNESCO, eğitim ve yetiştirme girişimleri yoluyla insanoğlunun %90 oranında sanayileşmiş ülkelerde yoğunlaşmış olan bilim ve teknoloji gücündeki dengesizliği düzeltmek için çaba gösterir.

   Canlıların klonlanmasındaki gelişmelerin sonucu olarak UNESCO’ya üye devletler 1997’de genetik araştırmanın etiği üzerine ilk uluslararası metin olan İnsan Genomu ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ni benimsemişlerdir. Bildirge insan genetiği araştırmaları ve uygulamalarına evrensel etik standartları getirerek, bilim insanlarının çalışma yapma özgürlüğü ile insan haklarını koruma ve insanlığı muhtemel istismarlardan koruma ihtiyacını dengelemektedir.

   Toplumsal ve beşeri bilimler alanında ise UNESCO çalışmalarında şu konulara odaklanmıştır: felsefe ve sosyal bilimler araştırmalarının teşviki, insan hakları ve demokrasinin teşviki ve öğretim,; ayrımcılığın her biçimiyle mücadele, kadınların statüsünün iyileştirilmesi ve gençliğin sorunlarının çözümü çabalarının –örneğin AIDS’ten korunma eğitimi verilmesi - desteklenmesi.

Kültürel gelişim

UNESCO’nun kültürel faaliyetleri insanlığın kültürel mirasının korunmasına odaklanmaktadır. 1972 tarihli Dünya Kültür ve Doğa Mirasının Korunması Sözleşmesi uyarınca 175 devlet 125 ülkedeki ihmalden dolayı tehdit altında bulunan Dünya Mirası Listesi’ndeki 730 önde gelen kentleri, anıtları ve doğal ortamları himaye etmek için işbirliği yapmayı taahhüt etmişlerdir. 1970 tarihli bir UNESCO sözleşmesi kültürel mülkün yasa dışı ihraç, ithal ve transferini yasaklamakta; 1995 tarihli diğer bir sözleşme ise çalınan ya da yasadışı şekilde ihraç edilen kültürel nesnelerin ait oldukları ülkelere geri götürülmesini desteklemektedir.

   UNESCO ayrıca sözlü kültür, örf ve adetler, diller, müzik, dans, ritüeller, festivaller, geleneksel tıp, aşçılık sanatları ve tüm geleneksel beceri türleri gibi manevi mirasların himayesi için bir sözleşmenin taslağını hazırlamaktadır. Aynı şekilde Kasım 2001’de kabul edilmiş olan Evrensel Kültürel Çeşitlilik Beyannamesi’ni genişletecek ve tamamlayacak normatif bir belgenin geliştirilebilme olasılığını değerlendirmektedir. UNESCO bunların yanında kalkınmanın kültürel yönünü, yaratıcılığı ve sanatsal üretimi desteklemek, kültürel kimlikleri ve sözlü gelenekleri muhafaza etmek ve kitabı ve okumayı teşvik etmek üzere faaliyet göstermektedir.

İletişim ve bilgi

UNESCO, basın özgürlüğünün ve çoğulcu, bağımsız medya desteleyicisi olarak kendisini dünya çapında bir lider olarak kabul ettirmiştir. Bu konudaki programı, serbest bilgi akışını ve gelişmekte olan ülkelerin iletişim kapasitesini güçlendirmeyi hedeflemektedir. Üye devletlerin basın kurallarının, demokratik standartlara göre uygulamalarına yardımcı olur; kamusal ve özel medyanın hür yayın yapabilmesi için destek verir. Basın özgürlüğünün ihlali halinde UNESCO’nun Genel Direktörü diplomatik kanallar ya da kamuoyu bildirileri yoluyla duruma müdahale eder.

   UNESCO’nun girişimi neticesinde her yıl 3 Mayıs tarihi Dünya Basın Özgürlüğü Günü olarak kutlanmaktadır.

   Gelişmekte olan ülkelerin iletişim altyapılarını ve insan kaynaklarını güçlendirmek amacıyla UNESCO eğitsel ve teknik uzmanlık sağlayarak, özellikle İletişimin Geliştirilmesi için Uluslararası Program yoluyla, ulusal ve bölgesel düzeyde medya projelerinin geliştirilmesine yardım etmektedir.

   UNESCO, dijital bölünme karşısında gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında köprü kurmak amacıyla, gelişmekte olan ülkelere kendi enformatik sistemlerini kurmaları ve küresel bilgi akışına güvenli bir şekilde erişmeleri için yardım etmektedir. Söz konusu yardım özellikle eğitimle ilgili olmakla beraber bilimsel ve kültürel kurumların da birbirine ve İnternete bağlanmasına destek vermektedir.

   Yeni bilgi ve iletişim teknolojileri (ICT); bilgi üretme, yayma ve bilgi alma olanaklarını şimdiye kadar görülmemiş ölçüde arttırmış, fikirlerin serbestçe akışı ilkesinin sahasını genişletmiştir. Bu bağlamda UNESCO da mümkün olduğunca çok insanın bu fırsattan yararlanması için çabalamaktadır. UNESCO’nun meşgul olduğu diğer hususlar ise bu teknolojilerin sosyal ve kültürel etkisi ile siber alanla ilgili yasal ve etik hususlara ilişkin politika yaklaşımlarıdır.

   Bilgi ve İletişim Teknolojileri Çalışma Grubu. BM Binyıl Bildirgesi’nde “başta bilgi ve iletişim teknolojileri olmak üzere yeni teknolojilerin faydalarına herkesin erişebilmesini sağlama” sözü verilmiştir. Zira, gittikçe daha fazla küreselleşen bir ekonomide bu teknolojiler kalkınmayı, ekonomik büyümeyi, verimliliği ve yoksulluğun ortadan kaldırılmasını hızlandırabilir.  

   Bu amaçla Kasım 2001’de Genel Sekreter BM Bilgi ve İletişim Teknolojileri Çalışma Grubu’nu kurulmasına karar vermiştir. Bu grup, yeni bilgi ve iletişim teknolojilerinin yaygın kullanımı yoluyla kalkınma hedeflerine ulaşılmasına katkı yapacak kamu-özel-sivil toplum ortaklığını inşa ederken, konuyla ilgili duyarlılığı, kapsayıcı politikaları ve yenilikçi teknoloji ve işletme modellerini teşvik etmekle sorumludur.

   Çalışma Grubu,  yeni bilgi ve iletişim teknolojilerini sadece ayrıcalıklı bir azınlığın değil, tüm insanların hizmetine sokmak için çalışan küresel bir platform niteliğindedir. Operasyonel ya da fon sağlayan bir kuruluş olmayıp daha ziyade, ICT temelli, küresel bir kalkınma ajandasının ortak hedefinin savunulmasında ve bu hedefe dönük stratejik yönelim ve politikaların tutarlılığını sağlamada bir odak noktası ve katalizör olarak hizmet etmektedir.

   Çalışma Grubu, belirli ICT/kalkınma temaları ile ilgilenen gruplar oluşturmuştur. Bu temalar şunlardır: ICT politikası ve iletişim, ulusal, bölgesel e-stratejiler, insan kaynakları gelişimi ve kapasite inşası, düşük maliyetli bağlantı erişimi, girişimcilik ve işletmeler. Aynı zamanda, mevcut bölgesel girişimciler arasındaki sinerjiyi kuvvetlendirirken bölge bazlı destek sağlamak amacıyla Afrika, Latin Amerika ve Karayipler, Asya, Arap ülkeleri, Avrupa ve Orta Asya için bölgesel birleşim noktaları oluşturmuştur.

   Dijital bölünmeyi azaltmak küresel, bölgesel ve yerel düzeylerde hem kamusal hem de özel alanda tüm sektörleri kesen çabalar gerektirmektedir. Görev Gücü’nün çalışmalarında karşılaştığı esas zorluk yeni ekonomiyi üretken ve uzun vadede sürdürülebilir hale getirebilmek, dünya çapında yaygınlaştırabilmek ve insanların ihtiyaç ve taleplerine yanıt verebilmek şeklinde ortaya çıkmaktadır.

Sürdürülebilir Kalkınma

Birleşmiş Milletlerin kuruluşunu izleyen ilk on yılda çevre sorunları nadiren uluslararası kamuoyunun gündemine girmiştir. Örgütün çevreyle ilgili çalışmaları doğal kaynakların keşfedilmesi ve kullanılması üzerinde yoğunlaşmış ve gelişmekte olan ülkelerin kendi kaynakları üzerindeki kontrollerini sürdürebilmelerinin teminini amaçlamıştır. 1960’larda  denize dökülen petrol olmak üzere denizlerin kirlenmesine karşı anlaşmalar yapılmıştır. O zamandan bu yana doğanın bozulması konusunda küresel düzeyde gittikçe daha fazla kanıt ortaya çıkmaya başlamıştır. Bunun üzerine uluslararası toplum kalkınmanın gezegenimizin ekolojisi ve insanlığın refahına etkisi konusunda gittikçe tırmanan bir alarm durumuna geçmiştir. Birleşmiş Milletler de çevre konusundaki endişelerin ve “sürdürülebilir kalkınmanın” başta gelen savunucusu olmuştur.

   Ekonomik kalkınma ve çevresel bozulma arasındaki ilişki uluslararası toplumun gündemine ilk kez 1972’de Stockholm’deki Birleşmiş Milletler İnsan Çevresi Konferansı ile girmiştir. Konferans’tan sonra hükümetler dünyanın öncü çevre ajansı olan Birleşmiş Milletler Çevre Programı’(UNEP) oluşturmuşlardır.

   1973 yılında Batı Afrika’daki çölleşme hızını tersine çevirme çabalarına öncülük etmek amacıyla Birleşmiş Milletler Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Ofisi (UNSO) kurulmuştur. Ancak çevreyle ilgili duyarlılıkları ulusal ekonomik planlama ve karar alma süreçleri ile bütünleştirme çabaları çok yavaş ilerlemiştir. Sonuç olarak, çevre bozulmaya devam etmekte; küresel ısınma, ozon tabakasının incelmesi ve suların kirlenmesi gibi sorunlar daha da ciddi bir hal almakta ve doğal kaynakların tahribi hızla ivme kazanmaktadır.

   1980’li yıllar ise üye devletler arasında ozon tabakasını korumak ve toksin atıkların hareketini kontrol etmek gibi konularda antlaşma müzakerelerine tanık olmuştur. 1983’te Genel Kurulca kurulan Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu, bugünkü ve gelecek nesillerin ekonomik refahını temin ederken kalkınmanın tüm boyutlarıyla üzerinde inşa edildiği çevre kaynaklarını koruyacak yeni bir kalkınma anlayışının aciliyetini hissettirmiştir. Komisyon’un Kurul’a sunduğu 1987 tarihli raporu yalnızca limitsiz bir ekonomik büyümeye dayanan kalkınma anlayışına alternatif olarak bu tür bir yeni sürdürülebilir kalkınma kavramını ileri sürmüştür.

   Raporu değerlendirdikten sonra Genel Kurul,  Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı’nı, diğer adıyla Dünya Zirvesi’ni toplamıştır.

   Bugün geldiğimiz noktada çevreyi koruma ve varlığını sürdürmesine yardımcı olma duyarlılığı Birleşmiş Milletler’in her alandaki faaliyetlerine yansımıştır. BM ve hükümetler, STK’lar, bilim çevreleri ve özel sektör arasındaki dinamik ortaklık sayesinde küresel çevre sorunları konusunda yeni bilgiler ve belli eylemler gündeme gelmektedir. BM çevrenin korunmasının tüm ekonomik ve sosyal kalkınma faaliyetlerinin bir parçası olmasının elzem olduğunu savunmaya devam etmektedir; zira çevre korunmadığı sürece kalkınma başarılamaz.

Gündem 21

Sürdürülebilir kalkınmanın tüm alanlarında küresel eylem için kapsamlı bir plan olan Gündem 21’in 1992 Dünya Zirvesinde kabul edilmesiyle birlikte hükümetler gezegenin geleceğini sağlamlaştıran tarihi bir adım atmış oldular.

Gündem 21 çerçevesinde hükümetler; dünyayı şu anki sürdürülemez ekonomik büyüme modelinden büyüme ve kalkınmanın bağlı olduğu çevresel kaynakları yenileyecek ve koruyacak faaliyetlere doğru taşıyacak detaylı bir eylem planının taslağını oluşturdular. Eyleme geçilecek alanlar arasında şunlar bulunmaktadır: atmosferi korumak, ormanların yok olması, toprak kaybı ve çölleşmeyle mücadele etmek, hava ve su kirliliğini önlemek, balık nesillerinin azalmasını durdurmak ve zehirli atıklarla güvenilir biçimde başa çıkma yolları geliştirmek.

Gündem 21 ayrıca çevreye zarar veren kalkınma biçimleriyle de ilgilidir. Bunlar arasında; kalkınmakta olan ülkelerdeki yoksulluk ve dış borçlar, sürdürülemez üretim ve tüketim biçimleri, nüfus sorunları ve uluslararası ekonominin yapısı bulunmaktadır. Bu eylem programı aynı zamanda kadınlar, sendikalar, çiftçiler, çocuklar ve gençler, yerli halk, bilim çevreleri, yerel topluluklar, iş, sanayi ve STK’lar gibi büyük ölçekli grupların sürdürülebilir kalkınmanın gerçekleştirilmesindeki rolünün güçlendirilmesi için çeşitli yollar önermektedir.

Birleşmiş Milletler ilgili tüm politika ve programlara sürdürülebilir kalkınma kavramını sokmaya çalışmıştır. Gelir yaratan projelerde çevresel sonuçlar da artan biçimde göz önüne alınmaya başlamaktadır. Kalkınmaya yardımcı programlar ise kadınların mal, hizmet ve gıda üreticileri ve çevre koruyucuları olarak oynadıkları merkezi rolü de hesaba katarak her zaman olduğundan daha fazla kadınlara yöneliktir. Yoksulluğun kökünü kazımanın ve çevresel kalitenin birbirinden ayrılamayacağının farkına varılmasıyla beraber yoksulluğu azaltma konusunda ahlaki ve toplumsal gerekliliklere daha fazla aciliyet kazanmıştır.

Dünya çapında Gündem 21 hedeflerine tam destek verilmesinin sağlanması için Genel Kurul 1992 yılında Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu’nu kurmuştur. Ekonomik ve Sosyal Konseye (ECOSOC) bağlı çalışan 53 üyelik bu kurum Gündem 21 ve aralarında 2002 Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi’nin sonuç belgeleri de bulunan diğer Dünya Zirvesi anlaşmalarının uygulanmasını denetler ve bu konuda raporlar verir. Sürdürülebilir kalkınmayla ilgili temel konuların çözülmesi için ortaklıklar kurulmasını hedefleyen hükümetler, sivil toplum örgütleri ve diğer uluslararası örgütlerle aktif ve sürekli diyalog içindedir ve BM içerisindeki çevre ve kalkınmayla ilgili etkinliklerin koordinasyonunun sağlanmasına yardımcı olur.

BM Ekonomik ve Sosyal İşler Dairesi’na bağlı Sürdürülebilir Kalkınma Birimi Komisyon için sekreterya görevini yürütür ve Gündem 21’in daha fazla uygulanmasını sağlama programının ve Johannesburg Uygulama Planı’nın nasıl ilerlediğini denetler. Danışma hizmeti alma taleplerini yanıtlar ve sürdürülebilir kalkınma konusundaki kapasitenin geliştirilmesi için teknik hizmetler verir. Aynı zamanda analitik bilgilendirme hizmetleri sağlar.

Sürdürülebilir Kalkınma Üzerine Dünya Zirvesi

  Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi Güney Afrika’da, Johannesburg kentinde 26 Ağustos-
04 Eylül 2002 tarihleri arasında 1992 Dünya Zirvesi sonrasında elde edilen başarıları, ortaya çıkan güçlükleri ve yeni sorunları değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Bu zirve, Gündem 21’de belirtilen hedefleri, vaatleri ve yükümlülükleri somut eylemlere dönüştürmek için yapılan bir uygulama zirvesiydi.

Zirve çok çeşitli ilgi alanlarını biraraya getirmiştir. 100 devlet başkanı, 8,000 STK temsilcisi, iş adamları, çeşitli toplum kuruluşları temsilcileri, 4,000 basın mensubu olmak üzere toplam 22,000 kişi katılmıştır.

Üye devletler, Johannesburg Sürdürülebilir Kalkınma Bildirgesi’ni ve 54 sayfalık öncelikli işlemleri içeren detaylı Uygulama Planını kabul etmişlerdir. Zirvede sürdürülebilir kalkınmanın uluslararası ajandanın merkezini oluşturduğu tekrar ispatlanmış ve dünyanın en acil sorunlarına çare bulmanın önü açılmıştır. Sürdürülebilir kalkınma kavramının ekonomi ve sosyal kalkınma ve tabii kaynakların korunması ile bağlantısı genişletilmiş ve güçlendirilmiştir.

Belirli zamanlarda varılması gereken hedefler için sözler verilmiştir,  bunlar da temel sağlık hizmetleri, kimyevi maddelerin üretimi ve kullanımı, balık çeşitliliğinin yenilenmesi ve korunması, biyolojik çeşitliliğin azalmasının önlenmesidir. Enerji ve madencilik, sürdürülebilir üretim ve tüketim örneklerini belirleyen yeni sorunlar gündeme gelmiştir. Afrika ve gelişmekte olan Küçük Ada devletleri’nin özel ihtiyaçları da gündem konularından biridir. Zirve’nin en önemli gelişmesi de sürdürülebilir kalkınma için gönüllü ortaklık ve uluslararası işbirliği olmuştur.     

Sürdürebilir Kalkınmanın Mali Kaynağı

Dünya Zirvesi’nde Gündem 21’in finansmanının en büyük bölümünün her bir ülkenin kamu ve özel sektörlerinden karşılanmasına karar verilmiştir. Ancak yine de, gelişmekte olan ülkelerin sürdürülebilir kalkınmayı hayata geçirme ve küresel çevrenin korunması çabalarını destekleyebilmek için ek yeni fonlara gerek duyulmuştur.

1991’de başlatılan ve 1994’de yeniden yapılandırılan Küresel Çevre Fonu (GEF)’na kaynaklar, iki kez aktarılmak üzere emanet edilmiştir. 1994’te 34 ülke GEF için 2 milyar dolar aktarmayı taahhüt etmişlerdir. 1998’de 36 ülke 2.75 milyar dolar daha taahhütte bulunmuşlardır. Daha sonra 2002’de 32 ulus sonraki dört yılda kullanılmak üzere yaklaşık 3 milyar dolarlık yeni bir vaatte bulunmuşlardır. GEF fonları, biyolojik çeşitlilik, iklim değişikliği ve kalıcı organik kirleticiler ile ilgili hedeflere ulaşmanın başlıca yoludur.

Çoğunlukla UNDP, BM Çevre Programı (UNEP) ve Dünya Bankasınca yürütülen GEF projeleri biyolojik çeşitliliği koruyarak sürdürülebilir biçimde kullanmayı amaçlar, küresel iklim değişikliğini işaret eder, uluslararası sulardaki kirlenmeyi tersine çevirmeye, ozon tabakasının incelten maddeleri aşama aşama ortadan kaldırmaya çalışır. Ayrıca, toprak kirlenmesi ve kuraklıkla mücadele eder ve belirli kalıcı organik kirleticilerin kullanımını ve üretilmesini azaltmayı, hatta yok etmeyi hedefler.

GEF şu anda gelişmekte olan ve ekonomisi geçiş aşamasında olan 140 ülkede 1200’e yakın projeye kaynak sağlamaktadır. GEP bu tür projelere 4.5 milyar dolar ayırmış; ortaklaşa finansman için alıcı hükümetler, uluslararası kalkınma kuruluşları, özel sektör ve STK’lardan 13 milyar dolar daha toplamıştır.

1991’de ozon tabakasına zarar veren maddeleri aşama aşama ortadan kaldırmayı amaçlayan Montreal Protokolü adlı uluslararası antlaşmanın öngördüğü yükümlülüklere riayet etmede gelişmekte olan ülkelere yardımcı olmak amacıyla bir çok taraflı fon hazırlanmıştır. O zamandan bu yana Fon, gelişmekte olan 130 ülkeye 1.5 milyar doları aşan tutarda yardım sağlamıştır. UNDP, UNEP, BM Sınai Kalkınma Örgütü (UNIDO), Dünya Bankası ve bazı iki-taraflı hükümet kuruluşlarınca yürütülen Fon’un desteklediği 4000 kadar proje ozon tabakasını incelten yaklaşık 180,000 ton maddenin aşamalı olarak ortadan kaldırılması sonucunu vermiştir.

Çevresel Eylem

Birleşmiş Milletler’in bütün sistemi çeşitli yollarla çevrenin korunmasına çalışmaktadır. Bu alandaki BM lider kuruluşu Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP)’dir. BM sisteminin çevre konusundaki vicdanı olan UNEP dünyadaki mevcut çevresel koşulları değerlendirerek uluslararası işbirliğini gerektiren alanları belirler. Bir uluslararası çevre hukuku formüle edilmesine çabalarken çevre ile ilgili hususların BM sistemi bünyesindeki sosyal ve ekonomik politika ve programlar ile bütünleştirilmesine yardımcı olmaktadır.

UNEP, “Kalkınma için Çevre” sloganıyla, ülkelerin kendi başlarına çözemeyecekleri  sorunlarının halledilmesine yardım etmektedir. Fikir birliği inşa etmek ve uluslararası anlaşmaları şekillendirmek için bir forum hizmeti görmektedir. Bunu yaparak, iş çevreleri ve sanayi kesiminin, bilimsel ve akademik toplulukların, STK’ların, toplumsal grupların sürdürülebilir kalkınmaya katılmalarını amaçlar.
 
Çevre üzerine veriler ve bilimsel bilgi üretilmesini teşvik etmek UNEP’in vazifelerinden biridir. Bölgesel ve küresel düzeyde UNEP tarafından teşvik ve eşgüdümü sağlanan çevre araştırmaları ve edinilen bilgilerin sentezi sayesinde çevre koşullarının durumuna dair çeşitli raporlar hazırlanmıştır. 2002 tarihli Küresel Çevreye Bakış raporu gibi raporlar yükselmekte olan çevre sorunlarına dair dünya çapında farkındalık yaratıp duyarlılığı arttırmıştır. Bazı raporlar ise uluslararası çevre sözleşmeleri için müzakerelerin başlamasına vesile olmuştur.

Küresel ve Bölgesel Kaynak Veritabanı (GRID) ağı ve Dünya Koruma İzleme Merkezi’nin de dahil olduğu dünya çapında bir işbirliği ve kaynak merkezi ağı sayesinde UNEP küresel ve bölgesel düzeylerde mümkün olan en bilimsel bilginin ve verinin toplanmasını ve paylaşılmasını kolaylaştırarak işbirliğini sağlamaktadır. Karar alıcılar, bilim insanları ve sivil toplumun mensupları UNEP.net sistemi aracılığıyla internet üzerinden hedeflenen bölgesel ve sektörel çevre verilerine ulaşabilirler.

UNEP şu anda 140’tan fazla ülkeyi kapsayan Bölgesel Denizler Programı’na bağlı olarak, okyanus ve denizleri korumak, deniz kaynaklarının çevresel açıdan doğru kullanımını desteklemek için faaliyet göstermektedir. Bu program, en yenisi kuzey-doğu Pasifik bölgesi ile ilgili olan toplam 13 sözleşme ya da eylem planı aracılığıyla paylaşılan deniz ve su kaynaklarının korunmasına çalışmaktadır. UNEP’in sekreterlik hizmeti verdiği bölgesel sözleşme ve eylem planları doğu Afrika, Batı ve Orta Afrika, Akdeniz, Karayipler, doğu Asya denizlerini ve kuzey-batı Pasifik’i kapsamaktadır.

Dünyamızın yüzeyinin yaklaşık %70’ini kaplayan kıyı ve deniz alanları gezegenimizin yaşam desteği sistemi için hayati öneme sahiptir. Denizleri kirleten etmenlerin başında sanayi atıkları, madencilik ve tarım faaliyetleri ve motorlu araçlardan çıkan ve bir kısmı iç kesimlere kadar binlerce mil giren atıklar gelmektedir. UNEP himayesinde 1995’te kabul edilen Deniz Çevresini Kara Kaynaklı Faaliyetlerden Korumak İçin Evrensel Eylem Programı, okyanusları, nehir ağızlarını ve kıyı sularını insanın karadaki faaliyetleri nedeniyle kirlenmekten korumak için verilen uluslararası çabalar açısından bir dönüm noktası mahiyetindedir. Lahey’de bir koordinasyon ofisi bulunan programa göre deniz ortamına en ciddi tehdit kimyasallar, kirletici maddeler ve lağım pisliğinin denize akmasıdır.

UNEP’e bağlı merkezi Paris’te bulunan Teknoloji, Sanayi ve Ekonomi Birimi hükümet, sanayi kesimi ve iş çevrelerindeki karar alıcıları daha temiz ve emniyetli politikalar, stratejiler ve uygulamalar benimsemeye, doğal kaynakları daha verimli kullanmaya ve insanlarla çevre açısından kirlenme riskini azaltmaya teşvik etmeye dönük BM çabalarına etkin biçimde katılmaktadır. Birim, özellikle temiz şehir suyu idaresi ile ilgili güvenli, temiz ve çevresel açıdan uygun teknolojilerin transferini kolaylaştırır, kimyasalların doğru idaresi ve dünya çapındaki kimyasal güvenliğin iyileştirilmesi için ülkelerin kapasite geliştirmelerine yardımcı olur; gelişmekte olan ve ekonomisi geçiş evresinde olan ülkelerde aşama aşama ozon tabakasını incelten maddelerin ortadan kaldırılmasını destekler. Ayrıca; karar alıcılara bilgiyi daha iyi kullanarak enerji konusunda çevresel ve toplumsal maliyetleri birleştiren tercihlerde bulunmaları konusunda yardım eder ve çevreyle ilgili hususları eylemleri, uygulamaları, ürünleri ve hizmetleri bir araya getirme konusunda hükümetler ve özel sektörle birlikte çalışır.

UNEP’in  Kimyasal maddeler bölümü ülkelerin toksik kimyasallara dair bilgi edinebilmesini sağlar; güvenli bir şekilde kimyasal madde üretebilme, kullanabilme ve kimyasalları sağlıklı bir şekilde yoketme kapasitesi geliştirmede ülkelere yardım eder; kimyasal riskleri azaltmak ya da ortadan kaldırmak için gereken uluslararası veya bölgesel eylemleri destekler.

UNEP, Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ile işbirliği içinde, bazı tehlikeli kimyasal maddeler ve böcek ilaçlarının uluslararası ticaretinde uygulanacak ön bildirimli kabul sistemine ilişkin Rotterdam Sözleşmesi (1998) müzakerelerini kolaylaştırmıştır. Bu Sözleşme ithalatçı ülkelere hangi kimyasalları ülkelerine almak istedikleri ve konusunda karar verme ve güvenli şekilde idare edemeyeceklerini düşündükleri kimyasalları dışlama yetkisi vermektedir. UNEP ayrıca, doğada uzun süre bozulmadan kalan, coğrafi olarak geniş bir alana yayılıp canlı organizmaların yağlı dokularında biriken, insanlar ve doğal hayat için zehirli olan belli kimyasal madde atıklarının, oldukça hareket halinde olup, besin zincirinde yüksek orandaki toksik böcek ilaçları, sınaî kimyasallar ile yan ürünlerinin azaltılması ve yok edilmesini amaçlayan yasal açıdan bağlayıcı nitelikteki Kalıcı Organik Kirleticilere dair Stockholm Sözleşmesinin 2001’de tamamlanmasına yardım etmiştir.

UNEP gezegenimize dönük zararların durdurulması ve tersine çevrilmesini amaçlayan BM çabalarının mihenk taşını oluşturan başka uluslararası antlaşmaların müzakeresinde yıllar boyunca katalizör işlevi görmüştür. Örneğin tarihsel nitelikteki Montreal Protokolü (1987) ve sonrasınki ilgili değişiklikler yukarı atmosferdeki ozon tabakasının korunmasını amaçlamaktadır. Tehlikeli Atıkların Kontrolü ve Bertaraf Edilmesine İlişkin Basel Sözleşmesi (1989) ise toksik atıklardan kaynaklanan kirlenme tehlikesini azalmıştır.

Nesli Tehlike Altında Olan Türlerin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme (1973) evrensel düzeyde, yaban hayat ürünlerinin ticaretinin kontrolü konusundaki başarıları sayesinde tanınmaktadır. Nitekim UNEP Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Yasadışı Ticaretine Karşı İşbirliğine dönük Yürütme Faaliyetlerine dair Lusaka Anlaşması’nın (1994) geliştirilmesinde Afrika hükümetlerine yardım etmiştir. Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi (1992) ve Cartagena Biyogüvenlik Protokolü (2000) ise gezegenimizin geniş bitki, hayvan ve mikro-organizma çeşitliliğini korumaya ve hakkaniyete uygun ve sürdürülebilir biçimde kullanımını teşvik etmeye çalışmaktadır. Bu bağlamda UNEP, ayrıca, çölleşme ve iklim değişikliği üzerine sözleşmelerin müzakeresine ve uygulanmasına da katkıda bulunmuştur.

İklim Değişikliği ve Küresel Isınma

İnsan faaliyetlerinin atmosferde “sera gazları” oluşmasına katkılarının küresel sıcaklık değerlerinde kademeli bir artışa neden olduğu konusunda ciddi kanıtlar bulunmaktadır. Özellikle, fosil yakıtların enerji üretmek için yakılması ya da ormanların kesilip yanması ile birlikte karbondioksit üretilmektedir. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneline göre 2100 yılında küresel sıcaklık değerlerinin 1,4 ila 5,8 derece C (2,5 -10,4 F) artacağını tahmin etmektedir. Bu tahmini artış son 10,000 yıl boyunca görülen tüm iklim değişikliklerinden daha büyük olup küresel olarak çevre üzerinde büyük etkiler doğurma potansiyeline sahiptir.

Küresel ısınmaya karşı koyabilmek için Rio de Janeiro’da 1992 tarihli Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Sözleşme Çerçevesi hazırlanmış ve imzalanmıştır. Bu sözleşme uyarınca, gelişmiş ülkeler atmosfere yaydıkları karbondioksit ve öteki sera gazlarını 2000 yılında 1900 seviyelerine düşürmüş olmayı taahhüt etmişlerdir. Yıllık karbondioksit salınımlarının hep birlikte yüzde 60’ını gerçekleştiren bu ülkeler, ayrıca, iklim değişikliğinin yarattığı zorluklara karşılık verebilmeleri için gelişmekte olan ülkelere teknoloji ve bilgi aktarmayı vaat etmişlerdir. 2004 itibariyle Sözleşmeyi 189 ülke onaylamıştır.

Birleşmiş Milletler’in iklim değişikliği hakkında yaptığı görüşmeler UNEP ve Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) tarafından 1988’de ortaklaşa düzenlenen Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC)’nin çalışmalarıyla desteklenmektedir. 2500 önde gelen bilim adamı ve uzmanın oluşturduğu dünya çapında bir ağ niteliğindeki Panel, konuyla ilgili bilimsel araştırmaları incelemektedir. Panelin 1989’da varmış olduğu insanoğlunun faaliyetlerinin küresel iklim sisteminde değişikliklere neden olmasının muhtemel olduğu yönündeki bulgusu bir iklim değişikliği sözleşmesinin müzakere edilmesine vesile olmuştur. 2001 yılında ise yeni ve daha yetkin bilgisayar modellerine kavuşulması ile beraber Panel, “son 50 yıl boyunca gözlemlenen ısınmanın büyük kısmının insanoğlunun faaliyetlerinden kaynaklandığını gösteren yeni ve daha güçlü kanıtlar” bulunduğu sonucuna varmıştır.

IPCC bilim adamlarının 1995’te sunduğu 1992’deki varılması gereken hedeflerin zamanında gerçekleştirilse dahi, küresel ısınmayı ve ilgili sorunları önleyemeyeceğini, zararlı maddelerin daha da azaltılması gerekeceğini açıkça ortaya koymuştur. Bunun üzerine Sözleşmeyi onaylamış olan ülkeler Japonya’nın Kyoto şehrinde bir araya gelerek yasal açıdan bağlayıcı bir Protokol üzerinde uzlaşmışlardır. Bu protokol uyarınca gelişmiş ülkeler toplam altı sera gazının atmosfere salınım oranının 2008 ile 2012 yılları arasında 1990 seviyelerini taban alarak yüzde 5,2 oranında düşürmekle yükümlüdürler. Protokol ayrıca salınım seviyelerini azaltmanın maliyetlerini düşürebilmek için yenilikçi “mekanizmalar” kurmaktadır.

Ozon tabakasının incelmesi. Ozon tabakası yeryüzünden 12 ile 45 kilometre yükseklikte atmosferin yukarı kısımlarında bulunan, dünya yüzeyini güneşin zararlı ultraviyole ışınlarından koruyan ince bir gaz tabakasıdır.  Artan ultraviyole radyasyona maruz kalmanın cilt kanserine yol açtığı, bitkiler, deniz yosunları, besin zinciri ve küresel ekosisteme tahmin edilemez boyutlarda zarar verdiği bilinmektedir.

UNEP, şimdi kendi idaresi altındaki tarihi Ozon Tabakasının Korunmasına Dair Viyana Sözleşmesi (1985) ile Montreal Protokolü (1987) ve değişikliklerinin müzakerelerine yardımcı olmuştur. Bu anlaşmalar gereğince gelişmiş ülkeler ozon tabakasını incelten kimyasallardan olan kloroflorokarbonun üretim ve satışını yasaklamış; gelişmekte olan ülkeler ise üretimlerini 2010 yılı itibariyle durdurmayı taahhüt etmişlerdir. Bunlara ek olarak, aşama aşama ozon tabakasını incelten diğer maddeleri ortadan kaldırmak için planlar yapılmıştır.

2002’de dünyanın her yerinden 250’den fazla bilim adamı tarafından UNEP ile WMO için hazırlanan ozon tabakasının incelmesi üzerine bir değerlendirme ile Montreal Protokolü’nün etkinliği teyit edilmiştir. Söz konusu değerlendirmeye göre, atmosferin en aşağı kesiminde ozon tabakasını incelten bileşiklerin toplamı 1994’te en yüksek noktaya ulaşmış olup şimdi yavaş yavaş azalmaktadır. Protokole uygun olarak önlemler alınmamış olsaydı ozon tabakasının incelişi çok daha ciddi düzeyde olacak ve on yıllar boyunca devam edecekti. Ancak ozon tabakasını incelten maddelerin kullanımını ve yayılımını azaltmada Protokol iyi işlediği halde, atmosfere önceden salınmış olan kimyasalların süren etkisinden dolayı ozon tabakasını incelmesi hali önümüzdeki yıllarda da devam edecektir.

Bilim adamlarının tahminine göre, Protokol güçlü bir şekilde uygulanmaya devam ettiği takdirde, dünyanın koruyucu ozon kalkanı yakın gelecekte düzelmeye başlayacak ve 2050’ye doğru da tamamıyla düzelmiş olacaktır.

Küçük Adalar

Gelişmekte olan 40’dan fazla ada devleti ve ada toprağının belirli ortak dezavantajları ve hassasiyetleri bulunmaktadır. Ekolojik hassasiyetleri, boyutlarının küçüklüğü, kısıtlı kaynakları ve piyasalardan izole durumları bu tür devlet ve toprak parçalarının küreselleşmenin yarattığı fırsatlardan istifade etmesine müsaade etmemiştir. Bu durum ada devletlerinin sosyoekonomik gelişmesinin ve uluslararası toplulukla birlikte sürdürülebilir kalkınmayı başarmalarının önündeki başlıca engeldir. 1992 Dünya Zirvesi’nden bu yana bu tür devletler ve ada toprakları “hem çevre hem de kalkınma açısından özel bir vaka” olarak kabul edilmektedir.

Gelişmekte olan Küçük Ada Devletlerinde Sürdürülebilir Kalkınma Küresel Konferansı’nda (Barbados, 1994) bu tür devletler için sürdürülebilir kalkınmanın teşviki amacıyla her düzeyde politikalar, eylemler ve önlemler öngören bir eylem programı benimsenmiştir. 1999’da ise Genel Kurul söz konusu programın uygulanışını inceleyerek öncelikli alanlarda daha fazla eylem çağrısı yapmıştır. 2005’te Mauritius’da düzenlenen uluslararası toplantıda gelişmeler tekrar uluslararası toplulukça değerlendirilmiş muhtemelen daha ileri uygulama tedbirleri tavsiye edilmiştir. 

Sürdürülebilir Ormancılık

1992’deki Dünya Zirvesi’nde orman kuralları için bağlayıcı olmayan bir bildirgenin kabulünden bu yana uluslararası orman politikasında kayda değer ilerlemeler olmuştur. BM sistemi içinde ve dışında pek çok girişim başlatılmıştır. 1995’ten 2000’e kadar BM Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu çatısı altındaki Hükümetler arası Orman Paneli ile Hükümetler arası Orman Forumu, orman politikasının geliştirilmesinde başlıca hükümetler arası forumlardır.

Ekim 2000’de Ekonomik ve Sosyal Konsey, evrensel düzeyde üyelik kabul eden bir yüksek-düzey hükümetler arası kurum niteliğindeki Birleşmiş Milletler Orman Forumu’nu oluşturmuştur. Forumun görevi ormanların idaresini, muhafazasını ve sürdürülebilir biçimde gelişmesini teşvik etmek ve de bu amaçlara uzun süreli siyasi bağlılığı kuvvetlendirmektir. Forum, öncelikle ilgilenilmesi gereken konulara dikkati çekmek ve daha önceki hükümetlerarası kuruluşlarca önerilmiş olan faaliyetlerin uygulanışındaki ilerlemeleri değerlendirmek amacıyla her yıl düzenli olarak toplanır.

ECOSOC’un daveti üzerine, ilgili hükümetler arası kuruluşların başkanlarınca dünya çapında sürdürülebilir orman yönetiminin ve ormanlar üzerine BM Forumunun öngördüğü hedefleri dönük işbirliği ve eşgüdümü gayretlendirmek amacıyla 14 üyeden oluşan bir Orman İşbirliği Ortaklığı oluşturulmuştur.

Çölleşme

UNEP’in tahminlerine göre dünyadaki toprakların dörtte biri çölleşme tehdidi altındadır. 250 milyondan fazla kişi bu durumdan doğrudan etkilenmekte; 100’den fazla ülkede 1 milyarı aşkın kişinin geçim kaynağı, tarım ve hayvancılığın verimliliğinin azalmasından dolayı, risk altına girmektedir. Kuraklık çölleşmeyi tetikleyebilir; ancak çölleşmenin ana sebepleri aşırı tarım yapma, hayvanları aşırı otlatma, ormanları yok etme ve yetersiz sulama gibi insan faaliyetleridir.

Özellikle Afrika'da, Ciddi Kuraklık ve/veya Çölleşmeye Maruz Ülkelerde Çölleşmeyle Mücadele İçin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi (1994) bu sorunu işaret etmektedir. 186 ülkenin taraf olduğu bu Birleşmiş Milletler antlaşması çölleşmeyle savaşmak için yapılacak tüm faaliyetlerin çerçevesini teşkil etmektedir. Toprağın verimliliğinin arttırılması, toprağın ıslahı, toprak ve su kaynaklarının yönetimi ve muhafazası konularına odaklanmaktadır. Belli bir bölgede yaşayanların çabalarıyla toprak bozulmasının tersine çevrilebilmesine imkan tanıyacak bir ortamın oluşturulmasının ve halk katılımının altını çizmektedir. Çölleşmeden etkilenen ülkelerin ulusal eylem programları hazırlayabilmelerine dönük ölçütlere yer verir ve bu programların hazırlanma ve yürütülmesinde sivil toplum örgütlerine şimdiye kadar görülmemiş ölçüde önemli roller verir.

Çölleşmeyle mücadelede çeşitli Birleşmiş Milletler birimleri görev yapmaktadır. UNDP, politika geliştirilmesine yardım eden, teknik öneri sağlayan ve çölleşme kontrolü ve kurak arazi yönetimi programlarına destek veren Nairobi-merkezli Kurak Arazilerin Geliştirilmesi Merkezi aracılığıyla çölleşmeyle mücadele faaliyetlerine fon sağlamaktadır. Çölleşme tehdidi altındaki 25 Afrika ülkesindeki projeler için özel bir IFAD programı önce 400 milyon dolar, buna ilaveten 350 milyon doları da seferber etmiştir. Benzer şekilde, Dünya Bankası da hassas kurak arazileri korumayı ve tarımsal verimliliklerini sürdürülebilir bir zeminde arttırmayı amaçlayan programlar düzenlemekte ya da onlara fon sağlamaktadır; FAO ise hükümetlere sunulan çeşitli uygulama destekleri aracılığıyla sürdürülebilir tarımsal gelişmeyi teşvik etmektedir. UNEP ise bölgesel eylem programları, veri değerlendirmesi, kapasitenin artırılması ile soruna karşı kamu oyunu uyarmaktadır.

Bioçeşitlilik, Çevre Kirliliği, Balıkların Aşırı Avlanması

Biyolojik çeşitlilik – bitki ve hayvan türlerinin çeşitliliği insan soyunun yaşamını devam ettirmesinde esastır. Çok geniş çeşitlilikteki hayvan ve bitki türleri ile habitatlarının korunması ve muhafazası 180 devletin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesinin (1992) gayesidir. Sözleşme, taraf devletleri, biyolojik çeşitliliği muhafaza etmek, sürdürülebilir gelişimini temin etmek ve genetik kaynakların kullanılmasından elde edilen faydaların hakkaniyet gözetilerek adilce paylaşılmasını sağlamakla yükümlü kılmaktadır. Nitekim genetik olarak değiştirilmiş organizmaların güvenli kullanımını temin etmek amacıyla 2000’de bir protokol kabul edilmiştir.

Tehdit altındaki türlerin korunması hususu UNEP tarafından yönetilen Nesli Tehlike Altında Olan Türlerin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme’de (1973)  konu edilmektedir. Kotalar ya da açık yasaklar yoluyla korunacak fildişi, bitki, hayvan türlerinin listesini güncelleştirmek için sözleşmeye taraf 162 devlet düzenli aralıklarla toplanmaktadır. 1979 Yabani Hayvanların Göçmen Türlerinin Korunması Sözleşmesi (Bonn) ile bir dizi ilgili anlaşmaya istinaden kara, deniz ya da hava göçmen hayvanların cinslerinin ve doğal çevrelerinin korunması amaçlamaktadır. 2003 sonu itibariyle, 84 devlet sözleşmeye taraftır.

   Asit yağmuru. Uzun Menzilli Sınırlarötesi Hava Kirliliği Sözleşmesi (1979) sayesinde endüstriyel üretimden yayılan sülfür dioksitten kaynaklanan “asit yağmuru”, Avrupa ve Kuzey Amerika’nın büyük bölümünde kayda değer ölçüde azaltılmıştır. 48 devletin taraf olduğu Sözleşme Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu tarafından idare edilmektedir.

Zararlı atık ve kimyasallar. Her yıl ulusal sınırları geçen 3 milyon ton toksik atık meselesini düzenlemek için, BM’ye üye devletler 1989’da UNEP tarafından yönetilen Tehlikeli Atıkların Sınırötesi Taşınımı ve Bertaraf Edilmesinin Kontrolüne İlişkin Basel Sözleşmesi’ni müzakere etmişlerdir. 157 devletin taraf olduğu antlaşma, toksik atıklardan güvenli biçimde kurtulmak için gerekli teknolojiden yoksun olan gelişmekte olan ülkelere ihraç edilmesini yasaklayacak şekilde 1995’te güçlendirilmiştir. 1999’da ise hükümetler, zararlı atıkların yasalara aykırı olarak boşaltılması veya kazara dökülmesi durumunda finansal olarak kimin sorumlu tutulacağına karar vermek amacıyla Basel Mesuliyet ve Tazminat Protokolü’nü kabul etmişlerdir.

Açık denizlerde balıkçılık. Ticari açıdan değerli birçok balık türünün aşırı avlanma neredeyse tükenmesi, açık denizlerde yasalara aykırı ve kuralsız, kayıt altına alınmayan balıkçılık vakalarının artışı; hükümetleri, başta geniş okyanus sahası boyunca göç eden veya birden fazla ülkenin ekonomik bölgesi boyunca hareket eden balık türleri olmak üzere, balık kaynaklarını muhafaza etmek ve sürdürülebilir idaresini sağlamak üzere tedbirler almaya sevk etmiştir. Aralık 2001’de yürürlüğe giren 1995 Balık Stokları ve Uzun Mesafe Göç Eden Balık Stokları ile ilgili BM anlaşması stokların uzun vadede varlıklarını sürdürmelerini sağlamak amacıyla bu stokların korunması ve yönetimine yönelik bir rejim oluşturmaktadır.

Denizlerin ve Denizlerdeki Yaşamın Korunması

Okyanuslar dünya yüzeyinin üçte ikisini kaplamaktadır ve okyanusları korumak Birleşmiş Milletler’in ana ilgi alanlarından biridir. UNEP’in, deniz sahasını korumak için çeşitli çabaları, çalışmaları dünyanın ilgisini okyanuslar ve denizler üzerine çekmiştir. Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO), gemilerin sebep olduğu deniz kirlenmesini önlemek ve uluslararası gemi trafiğinin güvenliğini sağlamak için önlemler almaktan sorumlu uzman Birleşmiş Milletler kuruluşudur. Dünya gemiciliğindeki büyük genişlemeye rağmen, gemilerin taşıdığı petrolün sebep olduğu kirlenme 1980’lerde yüzde 60 civarında düşürülmüş ve son 20 yılda denizlere petrol dökülmesi vakalarının sayısı büyük ölçüde azalmıştır. Bu başarı kısmen atıkların elden çıkarılmasının kontrolünde daha iyi yöntemlerin kullanılmaya başlanmasına kısmen de sözleşmeler sayesinde kontrollerin sıkılaştırılmasına bağlıdır.

Bu alanda öncü nitelikteki Petrolün Yol Açtığı Deniz Kirliliğini Önlemek için Uluslararası Sözleşme 1954’te kabul edilmiş olup 1959’da IMO bu sözleşmeden sorumlu kuruluş olarak kabul edilmiştir. 1960’ların sonlarındaki bazı büyük tanker kazaları daha ileri girişimlere yol açmıştır. O zamandan bu yana, IMO deniz kazalarını ve petrol sızıntılarını engellemek, bu tür olayların zararlarını en aza indirmek ve karadaki faaliyetlerden arta kalan atıkların denizlere boşaltılmasının sebep olduğu kirlenme de dahil olmak üzere deniz kirliliği ile savaşmak amacıyla pek çok önlem geliştirmiştir.

Denizleri korumak amacıyla yapılan başlıca antlaşmalar şunlardır: Petrol Kirliliği Yaratan Kaza Hallerinde Açık Denizlere Müdahale Edilmesine Ait Uluslararası Sözleşme 1969; Denizlerin Atıklar ve Diğer Maddelerin Boşaltılması Yoluyla Kirletilmesinin Önlenmesi Sözleşmesi 1972 ve Petrol Kirliliğine Karşı Hazırlık, Müdahale ve İşbirliği Hakkında Uluslararası Sözleşme 1990.

IMO, ayrıca kazalardan daha büyük bir tehlike olan, tonaj ölçüsüyle ifade edilen, kargo olarak petrol taşıyan gemilerin depolarının temizliği ve makine dairesi atıklarının elden çıkarılması gibi rutin operasyonların yarattığı çevreye yönelik tehditleri halletmeye uğraşmıştır. Bu konudaki önlemlerin en önemlisi 1978 Protokolü (MARPOL 73/78) ile tadil edilen 1973 tarihli Denizlerin Gemiler Tarafından Kirletilmesinin Önlenmesi Hakkında Sözleşme’dir. Sözleşme yalnızca kazalardan ya da operasyonlardan kaynaklı kirlenmeyi değil; kimyasallar, paket halindeki mallar, lağım ya da çöpten kaynaklanan kirlenmeyi de ele almaktadır. Sözleşmenin 1992’de onaylanan “Değişiklikleri” bütün yeni petrol kargo gemilerinin çift cidarlı olması şartı veya bir çarpışma ya da karaya oturma halinde kargoyu eşdeğer şekilde koruyabilecek bir sistem mecburiyeti getirmiştir.

IMO’nun Petrol Kirliliği Zararlarından Doğan Hukuki Sorumluluk Sözleşmesi (CLC) ve Petrol Kirliliği Zararları İçin Uluslararası Tanzim Fonu Kurulmasına İlişkin Sözleşme’leri (FUND) kirlenme nedeniyle finansal açıdan zarara uğrayanların zararlarının tazminini sağlamak için bir sistem kurmaktadır. 1969 ve 1971’de kabul edilen ve 1992’de gözden geçirilen antlaşmalar kirlenme mağdurlarına eskisinden çok daha basit ve hızlı şekilde tazminat elde etme olanağı sağlamaktadır.

Hava,  İklim ve Su

Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO), gemi ve hava taşımacılığı sanayileri gibi bu hizmetlerden faydalanacak topluluklar için zamanında ve doğru hava durumu bilgisi ve diğer hizmetleri sağlamak amacıyla, hava tahmininden iklim değişikliği araştırmaları ve doğal felaketlerden erken uyarıya kadar küresel çapta çeşitli bilimsel çalışmalar arasında işbirliğini sağlar. WMO’nun faaliyetleri yaşam ve mülkiyet güvenliğine, ekonomik ve sosyal kalkınmaya ve çevrenin korunmasına katkıda bulunmaktadır.

WMO Birleşmiş Milletlerin dünyanın atmosferi ve iklimi hakkında konuşmaya yetkili bilimsel sözcüsüdür. Kuruluş, meteoroloji, hidroloji alanları ve başka alanlarda gözlemler yapmak için araştırma merkezleri ağları kurarak uluslararası işbirliğini kolaylaştırmaktadır. Meteorolojik bilgilerin hızlı paylaşımı, meteorolojik gözlemlerin ve standartların bir bütünlük sağlamasını teşvik etmektedir. İlaveten WMO, meteorolojinin, havacılık, gemicilik, su sorunları, tarım ve diğer havaya-duyarlı sosyoekonomik faaliyetlere uygulanmasına katkıda bulunur; hidrolojik faaliyetleri destekler; araştırma ve eğitimi teşvik eder.

Dünya Hava Gözlemleri WMO’nun faaliyetlerinin omurgasını oluşturmaktadır. 16 uydu, 3,000 uçak, 10,000 kara gözlem istasyonu, 7,300 gemi istasyonu ve otomatik hava araştırma merkezi taşıyan 900 demirlenmiş ve yüzer şamandıraya sahip telekomünikasyon bağlantıları ve gözlem sistemleri sayesinde dünya çapında, en güncel hava bilgilerini sunmaktadır. Her gün, hava analizi ve tahmini hazırlamada işbirliği yapan 3 dünya çapında, 34 bölgesel  ve de 187 ulusal  meteoroloji merkezi aracılığı ve yüksek hızdaki bağlantılar sayesinde bilgi ve hava raporları iletmektedir. Böylelikle, gemi ve uçaklar,  araştırmacı bilim adamları, medya ve kamuoyuna zamanında hava durumu bilgileri sağlanmaktadır.

Hava standartları, kuralları, kodları, ölçümleri ve bilgileri üzerine uluslararası düzeyde gelişmiş anlaşmaların yapılması WMO aracılığıyla mümkün olmuştur. Örneğin, Tropik Kasırga Programı, kasırgalara karşı hassas 50’yi aşkın ülkeye hava tahmini ve uyarı sistemlerini ve tabii felaketler karşısında hazırlıklılık düzeyini geliştirmek suretiyle yıkım ve yaşam kaybını en aza indirmeye yardımcı olmaktadır. WMO çatısı altındaki Tabii Felaketlerin Önlenmesi ve Zararlarının Hafifletilmesi Programı ise, bu alandaki çeşitli WMO programlarının faaliyetlerinin bütünleştirilmesini sağlayıp uluslararası, bölgesel ve ulusal sivil savunma kuruluşlarının ilgili faaliyetleri ile eşgüdümünü sağlamaktadır. Bu program ayrıca, WMO’ya doğal felaketlere hazırlık için bilimsel ve teknik destek sunmaktadır.

Dünya İklim Programı, hükümetlerin iklim değişimi hakkında planlama yapabilmelerine yardım edecek iklim verileri toplar ve muhafaza eder. Bu tür bilgiler iklim süreçlerine dair anlayışımızı ve ekonomik, sosyal planlarımızı geliştirebilir. Ayrıca, kısa zamanda olabilecek iklim değişikliklerini (El Nino ve La Nina olayları gibi) ve sonraki aylarda görülebilecek etkilerini ve de insanoğlunun önemli faaliyetlerini etkileyebilecek doğal ya da insan yapımı değişiklikleri tespit edip bu hususlarda hükümetleri uyarır. İklim değişimi üzerine mevcut tüm bilgileri değerlendirmek için WMO ve UNEP 1998’de Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’ni oluşturmuştur.

Atmosfer Araştırmaları ve Çevre Programı atmosferin yapısı ve oluşumu, bulutların fiziği ve kimyası, hava değişikliği, tropik meteoroloji ve hava tahmini hakkındaki araştırmaların eşgüdümünü sağlar. Üye devletlerin araştırma projeleri yürütmelerine ve bilimsel bilgilerin yayılmasına yardım ederek elde edilen verileri hava tahmin raporları ve diğer tekniklerle birleştirir. Küresel Atmosfer Gözlem çatısı altında, 80 ülkede yaklaşık 340 araştırma merkezinden oluşan küresel bir ağ atmosferdeki sera gazlarının, ozonun, radyonüklitlerin ve diğer gaz ve taneciklerin seviyelerini denetler.

Havayla ilgili sebeplerden kaynaklı tarımsal kayıplar bazı ülkelerde yıllık üretimin yüzde 20’sine ulaşabilmektedir. Meteoroloji Uygulamaları Programı ülkelere meteorolojiyi uygulayarak yaşam ve mülkiyetin korunmasında, sosyal ve ekonomik kalkınmada yardımcı olmaktadır. Program kamusal hava hizmetlerini geliştirmeye, deniz ve hava yollarının güvenliğini arttırmaya, çölleşmenin etkisini azaltmaya ve tarımı ve de su, enerji ve diğer kaynakların idaresini iyileştirmeye çalıştırmaktadır. Örneğin, tarım alanında hızlı olarak alınan meteoroloji tavsiyeleri kuraklık, böcek ilaçları ve hastalıklardan kaynaklanan kayıpların önemli ölçüde azalmasını sağlayabilir.

Hidroloji Ve Su Kaynakları Programı küresel su kaynaklarının değerlendirilmesine, idaresine ve muhafazasına yardımcı olur. Su kaynaklarını değerlendirme, hidrolojik ağ ve hizmetleri geliştirmeye ve veri toplayarak işleme koymak, hidrolojik tahmin raporu ve uyarıları vermek ve de tasarım amacıyla meteorolojik ve hidrolojik alanlarında bilgi sunmak suretiyle  küresel işbirliğini teşvik eder. Program bu amaçla örneğin ülkeler arasında paylaşılan su havzaları ile ilgili işbirliğine yardımcı olur ve sele yatkın alanlar için uzmanlaşmış tahminler sunar; böylelikle yaşamın ve mülkiyetin korunmasına destek olur.

WMO’nun Uzay Programı; Dünya Hava Gözlemleri programı çatısı altındaki Küresel Gözlem Sistemi’nin ve de WMO destekli programlar ve ilgili gözlem sistemlerinin gelişimine katkıda bulunmak amacıyla kurulmuştur. Amacı duraksamadan geliştirilmiş veri, ürünler ve hizmetler sunmak ve bunların dünya çapında yaygınlığını arttırıp faydalı bir şekilde kullanımını kolaylaştırmaktadır. Eğitim ve Yetiştirme Programı kurs, seminer ve programlar yoluyla bilimsel bilginin paylaşımını, müfredat geliştirmeyi, yeni teknikler ve öğretim malzemelerinin kullanımını ve eğitim merkezlerine desteği teşvik etmektedir. Her yıl ileri seviye kurslarda dünyanın her yanından birkaç yüz uzmanı bir araya getirmektedir.

Teknik İşbirliği Programı gelişmekte olan ülkelere meteorolojik ve hidrolojik alanlarda ulusal hizmetlerini geliştirmeleri amacıyla teknik uzmanlık ve donanım bulmada yardım eder. Teknoloji transferi ile meteoroloji ve hidroloji alanlarında bilgi ve veri transferini kolaylaştırır. Bölgesel Program ise, WMO dairesi aracılığıyla dünya çapında, sekiz bölgesel ve alt bölge vasıtasıyla bölgesel program ve faaliyetlere odaklanarak uygulanmasını destekler.

Doğal Kaynaklar ve Enerji

Birleşmiş Milletler, uzun yıllardır, ülkelere doğal kaynaklarının idaresinde yardım etmektedir. 1952 tarihinde Genel Kurul, gelişmekte olan ülkelerin “doğal kaynaklarının kullanımını serbestçe belirleme hakları” olduğunu ve bu kaynakları ulusal çıkarları ile uyumlu ekonomik kalkınma planlarını gerçekleştirmeye dönük olarak kullanmaları gerektiğini ilan etmiştir.

Kalkınma için Enerji ve Doğal Kaynaklar Komitesi –ECOSOC’un hükümetler tarafından atanan uzmanlardan oluşan 24 üyelik kuruluşudur ve Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu ile işbirliği içinde ECOSOC ile hükümetler için politika ve stratejilere dair resmi tavsiyeler oluşturmaktadır.  Her biri 12 üyeden oluşan iki alt gruba bölünmüştür. Enerji Alt-grubu enerji geliştirme alanındaki eğilimler ve konular ile BM sistemi içindeki enerji alanındaki çalışmaların eşgüdümünü incelemektedir. Su Kaynakları Alt-grubu ise toprak ve su kaynaklarının bütünleştirilmiş yönetimiyle ilgili konuları ve BM sistemi içindeki ilgili çalışmaların eşgüdümünü ele almaktadır.

Su Kaynakları. Birleşmiş Milletler uzun yıllardır insanların, ticaretin ve tarımın ihtiyaçlarını karşılamak üzere dünyanın su kaynaklarına artan taleplerin yol açtığı küresel krize dikkat çekmektedir. 1977 Birleşmiş Milletler Su Konferansı, 1992’deki Su ve Çevre Uluslararası Konferansı ile Dünya Zirvesi ve 1981–1990 arasındaki Uluslararası İçme Suyu ve Sağlıklı Yaşamın On yılı hayati önemdeki bu kaynağa odaklanmıştır. Söz konusu On yıl gelişmekte olan ülkelerde 1,3 milyar kadar insanın güvenli içme suyuna kavuşmasına yardımcı olmuştur. 2003’teki Birleşmiş Milletler Uluslararası Tatlı Su Yılı ise küresel çapta kamuoyunun konuya dair farkındalık düzeyini yükseltmeyi amaçlamış; yine 2003’teki ilk Birleşmiş Milletler Dünya Su Gelişme Raporu dünyadaki tatlı su kaynaklarını etkileyen veriler ve eğilimleri analiz etmiştir.

Dünyada 1,1 milyar kişinin yeterli içme suyundan, 2,4 milyar kişinin ise herhangi bir sağlıklı yaşam olanağından yoksun olduğu tahmin edilmektedir. 2050 yılı itibariyle, her dört kişiden birinin yaşadıkları ülkede sürekli veya zaman zaman yaşanan su kesintilerine maruz kalması olasılığı vardır. Su kıtlığının sebeplerinin başlıcaları müsrif kullanma, kirlenme nedeniyle suyun kalitesini yitirmesi ile yeraltı suyu kaynaklarının aşırı istismarıdır. Kısıtlı temiz su kaynaklarının daha iyi yönetilmesini başarabilmek için özellikle arz ve talep, nicelik ve nitelik gibi konulara eğilen eylemlerin başlatılması lazımdır.
          
BM sistemi,  hassas ve sınırlı tatlı su kaynaklarının sürdürülebilir gelişimine yönelik faaliyetler içindedir. Bu kaynaklar, nüfus artışı, kirlenme ve devamlı artmakta olan tarımsal ve endüstriyel kullanım nedeniyle giderek zayıflıyor. BM’nin Ekonomik ve Sosyal İşler Bölümünün su kaynaklarının gelişimi ile ilgili oldukça büyük çaplı bir teknik işbirliği programı bulunmaktadır. Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu ise yoksulların, suya erişimini temin edecek şekilde fiyatlandırma gibi piyasa mekanizmaları aracılığıyla su erişimini arttıracak yolları ele almaktadır.

Enerji. Kalkınmanın sürükleyici gücü olarak gerekli enerji arzı ekonomik ilerlemede ve yoksulluğun ortadan kaldırılmasında esastır. Buna rağmen, geleneksel enerji sistemlerinin üretim ve kullanımının çevre ve sağlık açısından doğurduğu sonuçlar ciddi bir endişe kaynağı olmuştur. Ayrıca kişi başına artan enerji talebine artan dünya nüfusu da eklendiğinde, mevcut enerji sistemleriyle sürdürülemeyecek bir durum ortaya çıkmaktadır.

Önemli ölçüde daha az kirletici olan yenilenebilir enerji kaynaklarına geçiş için çabalar sürse de, artan talep halen kullanıma sokulabilecek, yenilenebilir, mevcut enerji kapasitesini aşmaktadır. Bu nedenle, sürdürülebilir kalkınmaya geçiş sürecinde enerji etkinliğinin verimliliğini arttırmak ve daha temiz fosil yakıt teknolojilerine yönelmek için ciddi çabaların gösterilmesi gerekmektedir. Küresel enerji tüketiminin 2060 itibariyle ikiye katlayacağı düşünülse de, halen çoğunluğu gelişmekte olan ülkelerin kırsal alanlarında yaşamakta olan 2 milyar kişinin, çağdaş ticari enerji hizmetlerine erişme imkanı yoktur ve bu erişimi sağlamak için özel çaba gösterilmelidir.

BM sistemi enerji alanında gelişmekte olan ülkelere yardım etmek için eğitim, yetiştirme ve kapasite geliştirmeden politika reformları ve enerji hizmeti tedariki konularında yardıma kadar çeşitli faaliyetler içindedir. Bu faaliyetler sürdürülebilir kalkınma çerçevesi içinde enerji ihtiyacının karşılanması hususuna odaklanmıştır.

Teknik işbirliği. Birleşmiş Milletler su, madenler ve enerji alanlarında gelişmekte olan küçük ada devletlerine yönelik aktif bir teknik işbirliği programı sürdürmektedir. Su ve maden kaynaklarına dönük teknik işbirliği yardımları ve tavsiye hizmeti, çevrenin korunması, yatırımların teşviki, yasa yapma ve sürdürülebilir kalkınmayı vurgulamaktadır. Enerji konusundaki teknik işbirliği, enerjiye erişim, enerji sektörü reformu, enerji etkinliği, kırsal enerji, daha temiz fosil yakıt teknolojileri ve ulaşımda enerji konularıyla ilgilenmektedir.

Son yirmi yıl boyunca, su, madenler ve enerji konularında yüzlerce milyon dolarlık yüzlerce teknik işbirliği ve yatırım öncesi proje Birleşmiş Milletler ve bünyesindeki örgütler tarafından uygulanmıştır. Ulusal kadro, faaliyetler ve yerel işletme maliyetleri biçimindeki tamamlayıcı kaynaklar alıcı hükümetlerce tedarik edilmiştir. Sonuç olarak, gelişmekte olan ülkelere, her yıl, ulusal kaynaklarını sürdürülebilir biçimde geliştirilebilmeleri ve  kapasitelerini güçlendirebilmeleri için yüzlerce kırsal proje ile ileri yatırımları teşvik eden projeler sunularak bu gelişmekte olan ülkelere destek olunur.

Nükleer Güvenlik

Günümüzde, 441 nükleer santral dünyanın elektriğinin hemen hemen %16’sını üretmektedir. 9 ülkede enerji üretiminin %40’tan fazlası nükleer enerjiden üretilmektedir. Birleşmiş Milletler ailesi içinde önemli bir örgüt olan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA)  atom enerjisinin güvenli, emniyetli ve barışçıl kullanım biçimlerinin geliştirilmesini destekleyerek sürdürülebilir kalkınmada nükleer teknolojinin kullanımını sağlamaya dönük uluslararası çabalarda önemli bir rol oynamaktadır. Küresel ısınmayı arttıran karbondioksit salınımlarını azaltacak enerji seçenekleri üzerine güncel tartışmada IAEA sera ve diğer zehirli gazların atmosfere karışmadığı bir enerji kaynağı olan nükleer enerjinin yararlarını vurgulamıştır.

IAEA, nükleer enerji alanında bilimsel ve teknik işbirliği için dünyadaki merkezi hükümetler arası forum olarak hizmet vermektedir. Nükleer güvenlik alanında talimat ve kuralların oluşturulmasında ve bilgi paylaşımında ve de reaktörlerin güvenliğini arttırmak ve kaza riskini önlemek için hükümetlere,  istekleri doğrultusunda tavsiyelerde bulunan bir faaliyet merkezidir.

Nükleer enerji programları arttıkça ve kamuoyunun dikkati nükleer enerjinin güvenliğine yöneldikçe Ajansın nükleer güvenlik alanındaki sorumluluğu artmıştır. IAEA, radyasyondan korunmada temel standartlar ve radyoaktif malzemelerin emniyetli biçimde taşınması gibi belli operasyon türleri ile ilgili konular, düzenlemeler ve uygulama kuralları geliştirmektedir. Nükleer Kaza veya Radyolojik Acil Durumlar İçin Yardımlaşma Sözleşmesi (1986) ile Nükleer Kaza halinde Erken Bildirim Sözleşmesi’ne (1986) bağlı olarak bir radyasyon kazası halinde üye ülkelere acil durum desteğini kolaylaştırmaktadır. IAEA’nın sorumlusu olduğu öteki uluslararası antlaşmalar ise şunlardır: Nükleer Maddelerin Fiziksel Korunması Sözleşmesi (1987), Viyana Nükleer Zararda Sivil Sorumluluk Sözleşmesi (1963), Nükleer Güvenlik Sözleşmesi (1994) ve Harcanan Yakıt ve Radyoaktif Atıkların Yönetim ve Güvenliği Ortak Sözleşmesi (1997).

IAEA’nın teknik işbirliği programı, ülke içi projeler, uzmanlar ve su, sağlık, beslenme, tıp ve yiyecek üretimi gibi kritik alanlarda ülkelere yardımcı olan barışçıl nükleer tekniklerin uygulanması için eğitim verme biçiminde yardım sağlamaktadır. Bu konuda radyasyon temelli teknoloji kullanılarak 2000’e yakın yeni faydalı ekin çeşidinin geliştirilmesi – ve böylece yiyecek üretiminin iyileştirilmesi- yoluyla başkalaşıma uğramış canlı üretimi çalışmaları örnek olarak verilebilir. Diğer bir örnek ise, yeraltı sularının haritasını çıkarmak, yeraltı ve yüzey sularını idare etmek, kirliliği tespit ve kontrol etmek ve barajlardaki sızıntıları ve barajların güvenliğini denetlemek amacıyla izotop hidrolojinin kullanılmasıdır; böylelikle güvenli içme suyuna erişme olanakları geliştirilmektedir. Aynı şekilde başka bir örnek de tıbbi tedaviyle ilgilidir; Ajans IAEA üyesi olan gelişmekte olan 80 kadar ülkeye güvenli bir şekilde kanser hastalarını tedavi etmek için ışın tedavisi donanımı sağlamakta ve sağlık personelini eğitmektedir.

Viyana’daki Uluslararası Nükleer Bilgi Sistemi (INIS) aracılığıyla IAEA nükleer bilimini ve nükleer teknolojiyi ilgilendiren göreceli her konuda bilgi toplamakta ve bu bilgiyi yaymaktadır. UNESCO ile birlikte İtalya’nın Trieste şehrinde bulunan Uluslararası Teorik Fizikçiler Merkezi’ni işletmekte ve üç laboratuarla faaliyet göstermektedir. FAO ile birlikte gıda ve tarımda atom enerjisi kullanımı üzerine, WHO ile birlikte tıp ve biyolojide radyasyon kullanımı üzerine araştırma yapmaktadır. IAEA’nın Monako’daki Deniz Ortamı Laboratuarı ise dünya çapında deniz kirliliği üzerine UNEP ve UNESCO ile birlikte çalışmaktadır.

1995’te kurulan bağımsız bir kuruluş olan Birleşmiş Milletler Atomik Radyasyonun Etkileri Bilimsel Komitesi (UNSCEAR) iyonlaşan radyasyonun seviyesi ve etkilerini değerlendirmekte ve rapor etmektedir. Hükümet ve örgütler, radyasyon riskini değerlendirmede, radyasyona karşı korunma ve emniyet standartları oluşturmada ve radyasyon kaynaklarını düzenlemede bilimsel bir temel olarak Komite’nin hesaplamalarına güvenmektedirler.

 

 

EKONOMİK VE SOSYAL KALKINMA