İNSAN HAKLARI

Birleşmiş Milletlerin en büyük başarılarından biri, bütün uluslarca kabul edebilecek ve tüm insanlarca arzu edilen ve  uluslararası ölçekte korunan evrensel bir yasa niteliğinde kapsamlı bir insan hakları hukuku çatısı kurmasıdır. Birleşmiş Milletler uluslararası ölçekte kabul edilen geniş kapsamlı bir ekonomik, sosyal ve kültürel haklar ve siyasi ve medeni haklar dizisi tanımlamıştır. Aynı zamanda bu hakları teşvik edecek ve koruyacak mekanizmalar kurmuş ve hükümetlere insan haklarının korunması hususundaki sorumluluklarını yerine getirmelerinde yardımcı olmuştur.

Söz konusu yasal çatının temelleri BM Genel Kurulunca sırasıyla 1945 ve 1948’de kabul edilmiş olan Birleşmiş Milletler Antlaşması ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesidir. O zamandan bu yana BM; kadınlar, çocuklar, engelliler, azınlıklar, göçmen işçiler ve benzeri savunmasız grupları da kapsamına alan onlara özgü standartları kapsayacak şekilde kademeli olarak insan hakları hukukunu genişletmiştir. Böylelikle bu gruplar yaşadıkları toplumlarda uzun yıllardır sürmekte olan ayrımcı uygulamalardan korunacak haklara sahip olmuşlardır.

 İnsan hakları, Genel Kurul’un  çığır açan kararları sayesinde genişletilerek evrenselliğin, bölünmezliğin ve kalkınma ve demokrasi kavramlarının ilişkisi sağlanmıştır. BM’nin eğitim programları ve teknik desteği aracılığıyla sayısız ulusal hukuki ve cezai sistem güçlendirilirken, eğitim kampanyaları aracılığıyla dünya kamuoyu ellerinden alınamayacak hakları konusunda bilgilendirilmiştir. Devletlerin insan hakları anlaşmalarına riayetini denetleyici BM mekanizması üye devletler arasında dikkate değer tutarlılık ve ağırlık kazanmıştır.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri, dünyadaki tüm insanların haklarının korunması ve teşvik edilmesi konusundaki BM’nin çabalarını güçlendirmek ve işbirliğini sağlamak için çalışmaktadır. Genel Sekreter barış ve güvenlik, kalkınma, insani yardım ve ekonomik ve sosyal konular gibi temel alanlarda örgütün çalışmalarını birleştiren ana tema olarak insan hakları temasını seçmiştir. BM’nin her kuruluşu ve özel ajansı insan haklarının korunmasına bir şekilde dâhildir.

İnsan Hakları ile İlgili Mevzuat ve Standartlar

BM’nin kurulduğu 1945 tarihli San Francisco Konferansı'nda, küçük ülkelerin hükümet heyetleri ile güçlerini birleştirmiş olan kadınları, sendikaları, etnik ve dini grupları temsil eden 40 kadar sivil toplum örgütü, insan hakları konusunda diğer devletlerce önerilen kurallara daha açık bir dil getirilmesi konusunda baskı yapmışlardır. İzledikleri kararlı lobicilik faaliyeti sonucunda 1945 savaş sonrası döneminde uluslararası yasalara temel olan  Birleşmiş Milletler Antlaşması’na insan hakları konusunda bazı ilave şartlar konulmuştur.
  
Böylece, Antlaşma’nın Önsözü “insanın temel haklarına, insanın haysiyet ve değerine, erkek ve kadınların eşitliğine ve küçük büyük tüm ulusların eşitliğine olan inancı” açıkça teyit etmektedir. I. Maddede belirtildiği üzere Birleşmiş Milletler'in dört ilkesel görevinden biri “ırk, cinsiyet, dil veya din ayrımı yapmadan herkes için insan hakları ve temel özgürlüklere saygıyı” teşvik etmektir. Diğer fıkralar da uluslararası alanda insan haklarına saygının sağlanması için devletleri BM ile ortak hareket etmek konusunda bağlamaktadır.

Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmesi

Birleşmiş Milletler kurulduktan üç yıl sonra, “tüm halklar için ulaşılması gereken ortak standartlar” oluşturulması niyetiyle Genel Kurul, çağdaş insan hakları hukukunun dayandığı esas olan Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin temel taşlarını koymuştur. Bu beyannamenin kabul edildiği 10 Aralık 1948 tarihi, günümüzde tüm dünyada Uluslararası İnsan Hakları Günü olarak bilinmektedir. Beyannamenin 30 maddesi her ülkedeki insanların temel, medeni, kültürel, ekonomik, siyasi ve sosyal haklarından bahsetmektedir .

Evrensel Beyanname birçok bilim adamı tarafından uluslararası hukuk anlamında kabul görür zira geniş kapsamlı olarak kabul edilmiştir ve ülkelerin işleyişinin ölçüsü olarak kullanılmaktadır. Bağımsızlığını yeni kazanan birçok ülke temel hukuk veya anayasalarında  Evrensel Beyanname’nin maddelerine yer vermişlerdir.

Birleşmiş Milletler himayesinde müzakere edilen yasal açıdan bağlayıcı ve en kapsamlı insan hakları antlaşmaları Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmeleri ile Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmeleridir. Genel Kurulca 1966’da kabul edilen bu antlaşmalar, Evrensel Beyanname’de yer alan hakları taraf devletlerin itaatinin komitelerce denetlendiği yasal açıdan bağlayıcı taahhütlere çevirerek Beyanname'nin şartlarını bir adım ileri götürmüştür.

Evrensel Beyanname, İnsan Hakları Uluslararası Sözleşmesi ve Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi’ne Ek Protokoller ile birlikte Uluslararası İnsan Hakları Kanununu oluşturmaktadır.

Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar

148 devletin taraf olduğu Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi 1976’da yürürlük kazanmıştır. Sözleşmede teşviki ve korunması amaçlanan insan haklar şunlardır:

  • Adil ve elverişli koşullarda çalışma hakkı
  • Sosyal korunma hakkı, uygun hayat standardı ve ulaşılabilir en yüksek fiziksel ve zihinsel iyilik standartları hakkı
  • Eğitim ve kültürel özgürlük ve bilimsel gelişmenin nimetlerinden faydalanma hakkı

Sözleşme bu hakların her tür ayrımcılıktan bağımsız olarak yaşama geçirilmesini temin etmektedir. 1985 yılında, Sözleşme'nin taraf devletlerce uygulanışını denetlemek amacıyla Ekonomik ve Sosyal Konsey (ECOSOC) tarafından Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi kurulmuştur. 18 üyeden oluşan bu uzmanlar heyeti özel olarak hazırlanarak sunulan raporlar üzerinde çalışmakta ve onları ilgili hükümetlerin temsilcileriyle görüşmektedirler. Komite, raporların değerlendirilmesi temelinde devletlere tavsiyelerde bulunur. Ayrıca, insan hakları ve ilgili temaların anlamının ve Sözleşme şartlarının uygulanması için taraf devletlerce atılması gereken adımların bir taslağını çıkarabilmek amacıyla genel yorumlarda bulunur.

Medeni ve Siyasi Haklar

Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi ve onun Birinci Ek Protokol'ü 1976’da yürürlüğe girmiştir. Sözleşmeye 151 devlet taraf olmuştur.
   104. protokol :

  • Sözleşme seyahat özgürlüğü; hukuk önünde eşitlik; adil yargılanma ve suçu ispatlanıncaya kadar masum kabul edilme hakkı; düşünce, vicdan ve din özgürlüğü; ifade ve fikir özgürlüğü; barışçıl toplanma ve dernek kurma özgürlüğü; kamu hizmetlerine ve seçimlere katılma ve azınlık haklarının korunması gibi hakları ele almaktadır.
  • Sözleşme gelişigüzel biçimde hayat hakkından yoksun bırakmayı; işkence, zalim veya haysiyet kırıcı muamele ya da cezayı; kölelik ve zorla çalıştırılmaya; gelişigüzel tutuklamayı veya alıkoymayı; kişisel dokunulmazlığa, gelişigüzel özel hayatın gizliliğine müdahaleyi; savaş propagandasını ve ırksal ya da dinsel nefret yayan görüşlerin savunulmasını yasaklamaktadır.

Sözleşmenin iki protokolü bulunmaktadır. Dava usulüne ait bir belge olan Birinci Ek Protokol (1966) bireylere kabul kriterlerini sağlamak koşuluyla dilekçe verme hakkını tanımaktadır. 50 devletin taraf olduğu İkinci Ek Protokol (1989) ölüm cezasının kaldırılmasına yönelik kalıcı yükümlülükler getirmektedir.

Sözleşme aynı zamanda, taraf devletlerin Sözleşme şartlarının uygulanması için aldıkları önlemlere dair belirli zamanlarda sunulan raporları değerlendiren 18 üyelik İnsan Hakları Komitesi kurmuştur. Bu komite ayrıca, Birinci Ek Protokole taraf olan devletler açısından, Sözleşmede öngörülen haklardan herhangi birinin ihlali kurbanı olduklarını ileri süren bireylerden gelen şikâyetleri ele almaktadır. Komite bu tür şikâyetleri her tür belgenin gizli tutulduğu kapalı oturumlarda ele almaktadır. Ancak, bu toplantılar sonucunda Komite'nin ulaşmış olduğu bulgular kamuoyuna açıklanmakta ve Komitenin Genel Kurul’a sunduğu yıllık raporlarda da yer almaktadır.

Diğer Sözleşmeler

Evrensel Beyanname, Birleşmiş Milletler bünyesinde çeşitli konuları şekillendirilen 80’e yakın sözleşme ve beyannameye ilham kaynağı olmuştur. Bunlardan yedisinin taraf devletlerce uygulanışı denetlenmektedir. Devletler bu antlaşmalara taraf olduklarında, insan haklarına dair kendi yasal düzenlemelerinin ve uygulamalarının bağımsız uzmanlar heyetleri tarafından incelenmesine onay vermiş olmaktadırlar. 

  • İkinci Dünya Savaşı’nın mezalimlerine karşı doğrudan bir tepki olan Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme (1948) soykırım suçunu ulusal, etnik, ırksal ya da dinsel bir grubu yok etme amaçlı belli eylemlerin gerçekleştirilmesi olarak tanımlamakta ve devletlere bu suçun faili olduğu iddia edilen kimseleri adalet önüne getirme yükümlülüğü getirmektedir.

   Bu sözleşmeye 135 devlet taraftır.

  • Mültecilerin Statüsüne Dair Sözleşme (1951) başta risk altında oldukları ülkelere zorla geri gönderilmeme hakkı olmak üzere mültecilerin haklarını tanımlamakta ve onların gündelik yaşamlarını çeşitli yönlerden ilgilendiren çalışma, eğitim, kamusal yardım, sosyal güvenlik ve seyahat özgürlüğü için gerekli belgelere ulaşma gibi haklara dair şartlar getirmektedir. Bu sözleşmeye 142 devlet taraftır. 141 üye devletin taraf olduğu Mültecilerin Statüsüne Dair Protokol (1967), esasen İkinci Dünya Savaşı mültecileri için düzenlenmiş olan Sözleşmenin evrensel düzeyde uygulanmasını temin etmeye yöneliktir. Toplamda 145 devlet bu belgelerin birine ya da her ikisine onay vermiştir.
  • Her Tür Irksal Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılmasına dair Sözleşme (1966)  169 üye devlet tarafından kabul edilmiştir. Irksal ayrımcılık temeline dayanan her tür üstünlük politikasının kabul edilemez, bilimsel açıdan yanlış olduğuna ve ahlaken ve hukuken mahkûm edildiğine dair bir ana maddeyle başlayan Sözleşme, “ırksal ayrımcılığı” tanımlamakta ve taraf devletleri bu suçu yasal alanda ve uygulamada ortadan kaldırma yükümlülüğü ile bağlamaktadır. Sözleşme aynı zamanda, taraf devletlerin hazırladığı raporları ve sözleşme maddelerinin herhangi birinin ihlal edildiğine dair bireysel şikâyetlere imkân tanıyan Sözleşme Ek Protokolünü kabul etmiş olan devletlerin vatandaşlarından gelen bireysel şikâyetleri ele alan Irksal Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Komitesi isimli bir denetleme heyeti oluşturmuştur.
  • 175 devletin taraf olduğu Kadınlara Yönelik Her Tür Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılmasına dair Sözleşme (1979) ise, kadınların hukuk önünde eşitliğini teminat altına almakta olup siyasal ve kamusal yaşam, milliyet, eğitim istihdam, sağlık, evlilik ve aile hayatı alanlarında kadınlara yönelik ayrımcılığın yok edilmesi için belli tedbirler getirmektedir. Sözleşmenin uygulanışını denetlemek ve taraf devletlerden gelen raporları değerlendirmek amacıyla Sözleşme, Kadınlara Yönelik Her Tür Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Komitesini oluşturmuştur. 59 devletin taraf olduğu Sözleşme Ek Protokol’u bireylere Sözleşmenin ihlaline dair Komite'ye şikâyette bulunma hakkı tanımaktadır.
  • 134 devletin taraf olduğu İşkence ve diğer İnsanlık dışı ya da Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya karşı Sözleşme (1984) işkenceyi uluslararası bir suç olarak tanımlayarak taraf devletleri bu suçu önlemekle ve faillerini cezalandırmakla sorumlu tutmaktadır. Sözleşmeye göre, işkenceyi haklı göstermek için ne istisnai koşullara başvurulabilir ne de bir işkencecinin suçu emir altında işlemiş olduğuna dair savunması haklı bulunabilir. Sözleşmece oluşturulmuş olan denetleme kurumu, İşkenceye Karşı Komite, taraf devletlerin raporlarını inceler; bu prosedüre işkenceyi haklı gösteremez onay vermiş olan devletlerin vatandaşlarının bireysel şikâyetlerini kabul eder ve değerlendirir; ayrıca işkence uygulamasının ciddi seviyede ve sistematik olduğunu düşündüğü ülkeler hakkında soruşturma başlatabilir.
  • Çocuk Hakları Sözleşmesi (1989) çocukların özel hassasiyetini tanıyarak kapsamlı bir yasada çocuklar için insan haklarına dair her kategoride koruma sağlamaktadır. Sözleşme çocuklara karşı ayrımcılığın ortadan kaldırılmasını temin etmekte ve çocukların üstün çıkarlarının tüm eylemlere rehberlik etmesi gerektiğini belirtmektedir. Mülteci, engelli ya da azınlık mensubu olan çocuklara özel bir önem verilmektedir. Sözleşmeye taraf devletler çocukların hayatta kalması, gelişimi, korunması ve katılımı için teminatlar sağlama yükümlülüğü altındadır. 192 devletin taraf olduğu bu sözleşme en geniş ölçüde onaylanmış antlaşmadır. Sözleşmece kurulan Çocuk Hakları Komitesi, sözleşmenin uygulanışını denetleyerek taraf devletlerce sunulan raporları değerlendirir.
  • Göçmen İşçilerin ve Ailelerinin Haklarının Korunmasına dair Uluslararası Sözleşme (1990), yasal ya da yasadışı, tüm göçmen işçilerin göçmenlik süreçleri boyunca tabi olacakları temel haklar ve ilkeleri ve onları korumak için alınması gereken tedbirleri tanımlamaktadır. 1 Temmuz 2003’te yürürlüğe giren sözleşmeye 24 devlet taraftır. Sözleşmenin denetleyici kurumunun, Göçmen İşçiler Komitesi, ilk defa Mart 2004’te toplanmıştır.

Evrensel Beyanname ve diğer Birleşmiş Milletler belgeleri, aynı zamanda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Amerikan İnsan Hakları Sözleşmesi, Afrika İnsanların ve Halkların Hakları Sözleşmesi gibi bazı bölgesel anlaşmaların dayanaklarından birini teşkil etmiştir.

İnsan Haklarıyla İlgili Standartlar

Birleşmiş Milletler insan haklarının korunmasına dair ilaveten başka birçok standart ve kural getirmiştir. Bu “beyannameler”, “işleyiş kuralları” ve “ilkeler” devletlerin taraf olduğu antlaşmalar değildir. Bununla beraber, önemli ölçüde devletler tarafından titizlikle şekillendirildikleri ve uzlaşma ile kabul edildikler için ciddi bir etkiye sahiptirler.  Başlıcaları şu belgelerdir:

  • Din ve İnanç Temelli Her Tür Hoşgörüsüzlük ve Ayrımcılığın Yok Edilmesine dair Beyanname (1981) herkesin düşünce, din ve vicdan özgürlüğünün ve din ya da başka inançlar temelinde ayrımcılığa uğramama hakkının altını çizmektedir. 
  • Kalkınma Hakkı Beyannamesi (1986) kalkınmayı “sayesinde bütün insanların ve halkların, insan hakları ve özgürlüklerin bütünüyle yaşama geçirilebildiği ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal kalkınmaya katılma, katkı koyma ve böyle bir kalkınmadan faydalanma hakkını elde ettiği devredilemez bir insan hakkı” olarak tanımlamaktadır. Ayrıca, “eşit kalkınma imkanlarının her ulusa ve bireye ait bir ayrıcalık” olduğunu ifade etmektedir.
  • Ulusal veya Etnik, Dinsel ve Dilsel Azınlıklara Mensup Kişilerin Haklarına İlişkin Beyanname (1992) azınlıkların kendi kültürlerini yaşama, kendi dinlerini açıklama ve tatbik etme, kendi dillerini kullanma ve kendi ülkeleri de dahil olmak üzere herhangi bir ülkeyi terk etme ve kendi ülkelerine geri dönme gibi haklarını ilan etmektedir. Devletlere de, bu hakları teşvik etmeleri ve korumaları çağrısında bulunmaktadır.
  • İnsan Hakları Savunucularına dair Beyanname (1998) dünyadaki bütün insan hakları eylemcilerinin çalışmalarını teşvik etmeyi ve korumayı amaçlamaktadır. Herkesin, bireysel olarak ya da bir örgütlenme içinde, ulusal ve uluslararası düzeylerde insan haklarının teşviki ve korunması için çaba gösterme ve insan hakları ihlallerine karşı barışçıl eylemlere katılma hakkını önemle belirtmektedir. Ayrıca, devletlerin de insan hakları savunucularını her tür şiddet, tehdit, misilleme, baskı ve benzeri keyfi eylemden koruma yükümlülüğünün altını çizmektedir.

Antlaşma biçimini almamış öteki standartlar ise şunlardır: Mahkûmlara Yapılacak Muameleye dair Standart Asgari Kurallar (1957), Yargının Bağımsızlığı için Temel Esaslar (1985), Herhangi bir Alıkonulma ve Tutukluluk Halinde Olan Kişilerin Korunması için İlkeler (1988) ve Zorla Kaybedilmek Istenen Tüm Kişilerin Korunmasına Ilişkin Bildirge (1992).

İnsan Hakları Mekanizması

İnsan Hakları Konseyi

İnsan Hakları Konsey’i Birleşmiş Milletler’in insan haklarını teşvik ve korumayı üstlenmiş ana kuruluşudur. İnsan Hakları Komisyonu 60 yıllık başarılı bir şekilde işlevini yerine getirdikten sonra Genel Kurul tarafından 15 Mart 2006 tarihinde söz konusu komisyonun yerini almak üzere İnsan Hakları Konseyi kurulmuştur.  Konsey, genel olarak izlenecek politikalar için yol gösterir; insan hakları sorunlarını inceler; yeni uluslararası normlar geliştirir ve dünya genelinde insan haklarının uygulanışını gözlemler. Birleşmiş Milletler Teşkilatı'nın insan hakları politikasının belirleyicisi olan Konsey dünya üzerindeki her uygun gördüğü yerde insan hakları sorununu gündeme getirmek ve devletlerden, STK’lar ve diğer kaynaklardan gelen bilgileri incelemekle yetkilidir.

Konsey,  devletlerin, sivil toplum örgütlerinin, hükümetlerarası kuruluşların insan hakları konusundaki görüşlerini dile getirmeleri için bir forum görevi üstlenmiştir. Konsey’in 47 üyesi Genel Kurul’da gizli oylama ile 192 üyenin oylarının çoğunluğu neticesinde seçilir. Üyelik 3 yıllıktır; bir üye sadece iki dönem üst üste üyelik yapabilir.

Bütün üye devletlerden Konsey ile tam olarak iş birliği içinde olmaları ve insan haklarının korunması ve geliştirilmesindeki çıtalarının yüksek olması beklenir. Konsey üye ülkelerdeki insan hakları uygulamalarını dönemsel olarak inceleyebilir. İnsan haklarını sistemli ya da kapsamlı biçimde ihlal eden üyeler hakkında  Kurul’daki mevcut üyelerin  üçte-iki oyuyla üyelikleri askıya alınabilir. 

Altı haftalık oturumlarla yılda bir kez toplanan Komisyon’dan farklı olarak, İnsan hakları Konseyi, insan hakları konusunda bir kriz yaşandığında toplanabilmektedir. Yıl içinde  toplamı 10 haftayı bulan üç oturum düzenlenir ve acil durumlarda üyelerinin üçte-iki  çoğunluğu ile toplantılar gerçekleştirilir.

İnsan Hakları Konsey’i, Eski Komisyon’un aldığı kararları üstlenerek bunlara özel prosedürler ve çeşitli tematik çalışma grupları, İnsan Haklarını Koruma ve Geliştirme Alt Komisyonu ve resmi şikayetler prosedürlerini de ilave etmiştir. Devletler ve STK’lar bazı endişelerini Konsey’e sunarlar ve ilgili hükümetler de bu konulara yanıt verme durumunda kalırlar. Buna cevaben de Konsey, uzmanlar veya müfettişleri görevlendirerek hükümetlerle görüşmeleri teşvik ve yardım tedarik eder;  ortaya çıkan ihlalleri kınar.

Konsey,  çok ciddi olduğunu düşündüğü konular için uzmanlar grubundan (çalışma grubu) veya bireysel kişilerden (bağımsız bir raportör veya temsilci) bir inceleme talep edebilir. Bu uzmanların verdikleri bilgilere istinaden ilgili hükümetlere çağrı yaparak değişmesi gereken durumları bildirir. 

İnsan Haklarının Teşviki ve Korunması Alt Komisyonu (önceki adı Ayrımcılığın Önlenmesi ve Azınlıkların Korunması Alt Komisyonu idi), eski Komisyon tarafından 1947 yılında kurulmuştur.  Her yıl bir kez toplanan bu komisyonun  26 üyesi vardır ve bu şahıslar hükümetlerin temsilcisi olarak değil de kendi uzmanlık konularında bireysel olarak görev yaparlar. Başlangıçta yalnızca ayrımcılık ve azınlıkların korunması konularıyla ilgilenen Alt Komisyon, zaman içinde insan hakları alanındaki birçok konuyu da çalışma alanına eklemiştir. Özellikle yasal kuralların geliştirilmesiyle ilgili olarak birçok çalışma gerçekleştirerek  bunları Konsey’e tavsiye niteliğinde sunmuştur. Bu çalışmalarda STK’lar da yer almıştır.  İnsan Hakları Konseyi Danışma Kurulu 2009 yılında Alt Komisyon’un yerini almaya hazırlanmaktadır.

Genel Kurul, 2011 yılında, İnsan Hakları Konseyi Danışma Kurulu’nun çalışmalarını ve işlevini -kuruluşundan beş yıl sonra- denetleyecektir ve bunun neticesine göre de statüsünün yükseltilerek BM’in temel birimlerinden biri haline gelebilmesi olasılığı mümkün olacaktır.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği 

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Birleşmiş Milletler'in insan haklarıyla ilgili faaliyetlerinde baş sorumluluğa sahip olan memurudur. Dört yıllık dönemler için atanılan Yüksek Komiser, herkesin insan haklarının tümünden etkin biçimde faydalanmasını teşvik ve temin etmek; BM bünyesi içinde insan hakları ile ilgili faaliyetleri artırmak ve işbirliğini saptamak; yeni insan hakları standartlarının geliştirilmesine yardımcı olmak ve insan hakları antlaşmalarının tasdikini teşvik etmek gibi birçok sorumlulukla görevlendirilmiştir. Yüksek Komiser ayrıca, ciddi insan hakları ihlallerine karşı tepki vermek ve önleyici eylemlerde bulunmakla da yetkilidir.
Güney Afrikalı insan hakları savunucusu ve hukukçu Pillay, 30 Haziran 2008`de boşalan İnsan Hakları Yüksek Komiserliği görevine geldi.  Louise Arbour’ın yerine BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un tavsiyesi ve Genel Kurul'un aldığı karar ile Pillay 2008 Eylül ayında resmen yeni görevine atanmış oldu. Daha önce Uluslararası mahkeme yargıcı olarak görev yapan Pillay, 2003`ten bu yana Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde yargıç olarak görev yapıyordu. Pillay ayrıca Ruanda’da soykırım sorumlularının yargılamak üzere 1995 yılında kurulan  Uluslararası Ceza Mahkemesinin de  başkanlığını yürütmüştü. Pillay, insan hakları konusunda yaptığı çalışmalarla tanınıyor. Hukuk hayatına insan hakları savunucu grupların avukatlığını yaparak başlayan Pillay, ayrıca, Güney Afrika’da Yüksek Mahkeme'ye atanan ilk siyah kadın oldu. Pillay, Güney Afrika’daki ırkçı rejim dönemlerinde yaşananlara bire bir tanık olduğunu, bu nedenle ırkçılık ile mücadelenin ne anlama geldiğini çok iyi bildiğini belirtiyor.
Genel Sekreter'in talimat ve yetkisi altında Yüksek Komiser, İnsan Hakları Komisyonu'na ve Ekonomik ve Sosyal Konsey (ECOSOC) vasıtasıyla da Genel Kurul'a rapor sunar. İnsan haklarına saygıyı temin etmek ve ihlalleri önlemek amacıyla Yüksek Komiser hükümetlerle diyalog içinde bulunur. Bunların yanında, BM bünyesi içinde insan hakları mekanizmasını daha etkin ve verimli hale getirebilmek için söz konusu mekanizmayı güçlendirmeye ve basitleştirip işlerlik kazandırmaya çalışır.

İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ofisi (OHCHR) insan haklarına dair BM faaliyetlerinin odak noktasıdır. Bu makam, İnsan Hakları Komisyonu, antlaşma ile kurulmuş kurumlar (antlaşmalara riayeti denetleyen uzman komiteleri) ve BM bünyesindeki öteki insan hakları organları için bir sekretarya işlevi görür. Ayrıca, insan hakları konusunda saha çalışmaları yürütür; tavsiyelerde ve teknik yardımda bulunur. Düzenli bütçesine ek olarak, bu makamın faaliyetlerinin bir kısmı bütçe dışı kaynaklardan finanse edilir.

Yüksek Komiser, BM Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), BM Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu (UNESCO), BM Kalkınma Programı (UNDP), BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) ve BM Gönüllüleri (UNV) gibi insan hakları ile ilgilenen öteki BM kurumları ile işbirliği ve koordinasyonu kurumsallaştırmak için belirli adımlar atmıştır. Komiserlik Makamı benzer şekilde, BM Sekretaryasının bölümleri ile de yakın işbirliği içinde barış ve güvenlik alanlarında da faaliyet göstermektedir.  Ofis ayrıca Inter-agency Standing Komitesi’nin bir parçası olarak acil insani yardımlara olan uluslararası tepkiyi kontrol eder.
 
Eğitim ve bilgi. Birleşmiş Milletler için eğitim, temel bir insan hakkıdır ve insan haklarının teşvikinde en etkili araçlardan biridir. Resmi ya da gayri resmi şekilde yapılan insan hakları eğitimi yaratıcı öğretme yöntemleri, bilginin yayılması ve tutumların değiştirilmesi vasıtasıyla evrensel bir insan hakları kültürüne ulaşmak için çalışmaktadır.

BM İnsan Hakları Eğitimi için On yıl (1995–2004) küresel bir insan hakları kültürünü geliştirmeyi ve dünya çapında insan haklarına ilişkin farkındalığı artırmayı hedeflemektedir. Bu çalışma şimdiden 40 kadar ülkenin insan hakları eğitimlerini, konuyu okul müfredatlarına taşımak gibi yollarla, geliştirmelerini sağlamıştır. Benzer biçimde birçok ülke, insan hakları eğitimini geliştirme çabalarına ulusal eylem planları hazırlayarak ulusal kurumları aracılığıyla katılmıştır.

İnsan Haklarının Korunması ve Geliştirilmesi

İnsan haklarının teşviki ve korunmasında BM’nin faaliyetlerinin rolü ve çapı genişlemeye devam etmektedir. BM’nin faaliyetlerinin esas amacı, BM Antlaşması’nda yazıldığı üzere “Birleşmiş Milletler'in halkları”nın onuruna eksiksiz saygıyı temin etmektir. Birleşmiş Milletler, uluslararası mekanizması aracılığıyla,  pek çok cephede çalışmaktadır:

  • Küresel vicdan olarak- Birleşmiş Milletler, devletlerin davranışları için kabul edilebilir, makul, uluslararası davranış standartları belirlemiştir. Genel Kurul’da hazırlanan çeşitli bildirge ve sözleşmeler vasıtasıyla, insan hakları ilkelerinin evrenselliği işaret edilerek, bu standartları tehdit eden uygulamalara karşı bütün dünya uyarılmıştır.
  • Yasa yapıcı olarak - Birleşmiş Milletler uluslararası hukukun daha önceden yapılmamış bir şekilde kanunlaştırılmasında güdümleyici rol oynamıştır. Bu sayede kadınlar, çocuklar, mahkumlar, tutuklular ve zihinsel engeller gibi grupların insan hakları ve de soykırım, ırksal ayrımcılık ve işkence gibi ihlaller öncesinde neredeyse tümüyle hususi olarak devletlerarası ilişkilere odaklanan uluslararası hukukun temel özelliklerinden biri haline gelmiştir.
  • Denetleyici olarak - Birleşmiş Milletler insan haklarının tanımlanmaktan öte korunmasını teminat altına almada esaslı bir rol oynamaktadır. Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar ve Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmeleri (1966) uluslararası kurumları, devletlerin yükümlülüklerine nasıl ve ne ölçüde uyumlu yaşadıklarını denetlemekle yetkilendiren antlaşmaların ilk örneklerindendir. İnsan Hakları Komisyonu'nun oluşturduğu antlaşma kurumları, özel raportörler ve çalışma gruplarının her biri uluslararası standartlara uyumu denetleyen ve ihlal iddialarını soruşturan prosedür ve mekanizmalara sahiptirler. Onların özel durumlara ilişkin almış oldukları kararlar, ancak pek az hükümetin karşı gelmek isteyeceği ahlaki bir ağırlık taşımaktadır.
  • Soğukkanlılık merkezi olarak -  OHCHR insan hakları ihlali iddialarına ilişkin grup ve bireylerden duyumlar almaktadır. Her yıl 100,000’den fazla şikayet alınmaktadır. OHCHR anlaşmalar ve önergelerle getirilen uygulama prosedürleri ışığında kendisine ulaşan haberler için uygun BM kurumları ve mekanizmalarına başvurur. Acil müdahale istekleri faks (41-22-917-9022) ve e-posta yoluyla (tb-petitions@ohchr.org)  OHCHR’ye ulaştırılabilir.
  • Savunucu olarak – Bir raportör ya da bir çalışma grubunun başkanı işkence veya ilerde olabilecek mahkemelerin yetkisi dışında bir infaz gibi ciddi bir insan hakları ihlalinin gerçekleşmek üzere olduğunu öğrenirse, ilgili devlete durumun aydınlatılmasını ve iddia sahibi mağdurun haklarının korunması garantisini talep eden acil bir mesaj ulaştırır.
  • Araştırmacı olarak - Birleşmiş Milletler, insan hakları hukukunun gelişmesi ve uygulanması için elzem olan verileri derlemektedir. Örneğin, bazı ülke bazlı çalışmalar yerli halkların haklarını korumak için geliştirilen bir belgeye dayanak teşkil etmiştir. BM kurumlarının isteği üzerine OHCHR tarafından hazırlanan çalışma ve raporlar, yeni politikalar, ve uygulamalar kurumların insan haklarına olan saygısını arttırmak için yol gösterici olmuştur.
  • Temyiz mahkemesi olarak – Her Türlü Irksal Ayrımcılığın Yok Edilmesi Uluslararası Sözleşmesi, İşkenceye Karşı Sözleşme, Kadına Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Yok Edilmesi, Uluslararası Sözleşmesinin Ek Protokolü ve de Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesinin Birinci Ek Protokolü gereğince, bireyler bütün iç başvuru yollarını denedikten sonra ilgili başvuru prosedürüne onay vermiş olan devletlere karşı şikâyette bulunabilir. Bunun yanında, İnsan Hakları Komisyonu her yıl STK’lar veya bireylerce sunulan sayısız şikayet haberi almaktadır.
  • Doğru bilgi tespitçisi olarak - İnsan Hakları Komisyonu belirli suistimal olayları ve belli bir ülkedeki ihlalleri denetlemeye ve rapor etmeye dönük çeşitli mekanizmalar oluşturmuştur. Bu, politik açıdan hassas, insani ve bazen de tehlikeli görev özel raportörlere ya da temsilcilere ve çalışma gruplarına emanet edilmiştir. Onlar görevlerini ifa ederken; bilgi toplamakta, yerel gruplar ve hükümet yetkilileriyle iletişim kurmakta, ilgili hükümet izin verdiği takdirde olay yerine ziyarette bulunmakta ve insan haklarına saygının nasıl güçlendirilebileceğine dair tavsiyelerde bulunmaktadırlar.
  • Ketum diplomat olarak – Genel Sekreter ve BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri, mahkumların serbest bırakılması ve ölüm cezalarının tatbiki konularında insan haklarına ilişkin endişelerini üye devletlere gizlilik içinde bildirir. İnsan Hakları Komisyonu apaçık ortada olan şiddet vakalarını engelleme niyetiyle Genel Sekreter’den duruma müdahale etmesini veya durumu inceleyecek bir uzman göndermesini isteyebilir. Genel Sekreter aynı zamanda Birleşmiş Milletler'in haklı endişelerini iletmek ve saldırılara engel olmak amacıyla arabuluculuk yaparak sessiz diplomasi yürütebilir.

Kalkınma Hakkı

Kalkınma konusundaki fırsat eşitliği prensibi, BM Antlaşması ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin temel ilkelerindendir. 1986 yılında Genel Kurul tarafından kabul edilen Kalkınma Hakkı Bildirgesi, bu hakkın devredilemez bir insan hakkı olduğunu ve bu hakla beraber her bireyin ve halkın ekonomik, toplumsal, kültürel ve siyasi kalkınmaya katılma, katkıda bulunma ve bundan faydalanma hakkına kavuştuğunu ortaya koyan bir dönüm noktasıdır.

Kalkınma hakkı 1993 Dünya İkinci İnsan Hakları Konferansı Viyana Sonuç Bildirgesi'nde de öne çıkarılmıştı ve Binyıl Bildirgesi gibi birçok önemli BM zirvesi ve konferanslarının sonuç bildirgelerinde yer almıştı. 1998 yılında İnsan Hakları Komisyonu bu konuyu ele almak için ikili bir mekanizma kurmuştur: birincisi kaydedilen ilerlemeleri denetlemek, engelleri analiz etmek ve kalkınma hakkının uygulanması stratejilerinin geliştirilmesi için bir çalışma grubu kurmak; ikinci olarak da kalkınma hakkının uygulanmasında kaydedilen şu anki gelişmeleri rapor edecek bağımsız bir kalkınma hakkı birimi oluşturmak.

Çalışma Hakları

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) BM’nin çalışma haklarını tanımlamak ve korumakla yükümlü uzman kuruluşudur. Hükümetlerin, işverenin ve işçi temsilcilerinin katıldığı üç taraflı Uluslararası Çalışma Konferansları sırasında 185’e yakın sözleşme ve iş hayatının tüm yönlerini kapsayan ve bir uluslararası çalışma standartları sistemi oluşturan 194 sözleşme kabul edilmiştir. Bu örgütün tavsiyeleri politika, mevzuat ve uygulama alanında rehberlik sağlarken örgütün imzaladığı sözleşmeler onaylayan ülkeler için bağlayıcı hükümler içermektedir.

Sözleşmeler ve tavsiyeler neticesinde çalışma yönetimi, endüstriyel ilişkiler, istihdam politikası, çalışma koşulları, sosyal güvenlik, iş güvenliği ve sağlığı gibi konular kabul edilmiştir. Bunlardan bazıları iş yerindeki temel insan haklarına uyulmasını sağlama konusu üzerinde çalışırken bazıları ise kadın ve çocukların istihdamı veya göçmen ve engelli işçiler gibi özel konuları ele almıştır.

ILO, sözleşmelerin hem kanuni hem de uygulamada tatbik edildiğini denetleme usulleri bağımsız uzmanların tarafsız değerlendirmeleri ve ILO’nun üç taraflı kurumları tarafından yapılmaktadır. Ayrıca, sendikalılaşma hürriyetinin kısıtlandığına dair şikayetleri soruşturan özel bir prosedür de bulunmaktadır.

ILO dönüm noktası niteliğinde birçok sözleşmenin yaratıcısıdır:

  • Zorla Çalıştırılma Sözleşmesi (1930) – zorla ve zorunlu çalışmanın tüm şekillerinin durdurulmasını talep eder.
  • Dernek Kurma ve Özgürlüğü’nün Korunması Hakkında Sözleşme (1948) – çalışan ve işverenlerin, izin almadan dernek kurmaları ve derneklere katılma haklarını talep eder ve bu  derneklerin bağımsız yönetime sahip olmalarının teminat altına alınmasını sağlar.
  • Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Etme Hakkı Sözleşmesi (1949) – sendikalara karşı ayrımcılığın önüne geçilmesi için koruma sağlar; çalışan ve işverenlerin derneklerinin korunmasını ve toplu pazarlıkları teşvik edecek önlemlerin alınmasını sağlar.
  • Ücret Eşitliği Sözleşmesi (1951) – eşit değerdeki iş için eşit ücret ve hakların verilmesini sağlar.
  • Ayrımcılık Sözleşmesi (1958) – fırsat ve muamele eşitliğini teşvik edecek ve iş yerinde ırk, ten rengi, cinsiyet, din, siyasi görüş, ulusal ve sosyal menşe bakımından ayrımcılığı ortadan kaldırabilecek ulusal politikalar oluşturulması sağlar.
  • Asgari Yaş Sözleşmesi (1973) – çocuk işçiliğinin kaldırılmasını ve istihdam için asgari yaşın zorunlu eğitimi tamamlayacak yaştan daha az olmamasını teşvik etmeyi amaçlar.
  • En Kötü Biçimlerdeki Çocuk İşçiliği Sözleşmesi (1999) – çocukların köleleştirilmesini, esaret borcuna mahkum edilmelerini, fahişelik ve çocuk pornosunu, tehlikeli işlerde çalıştırılmasını ve silahlı çatışmalarda yer almaya zorlanmalarını yasaklar.

Genel Kurul ayrıca göçmen işçilerin haklarını koruyacak bir dizi önlem almıştır.

Ayrımcılığa Karşı Mücadele

Apartheid

BM’in dünyadaki en büyük haksızlıklardan birine son verme şeklini ortaya koyan en büyük başarılarından biri de Güney Afrika’daki ırk ayrımcılığına dayalı rejime son vermede örgütün üstlendiği roldür. Nerdeyse kuruluşundan beri BM, Güney Afrika hükümetinin dayattığı kurumsallaşmış bir ırk ayrımcılığı sistemi olan bu rejime karşı verilen mücadelenin içinde yer almıştır.

1994 yılında yeni seçilen Güney Afrika Cumhurbaşkanı Nelson Mandela Genel Kurul’a hitaben yaptığı konuşmada, Afrikalı çoğunluğu temsil eden, Güney Afrikalı bir devlet başkanının, kurul karşısında 49 yıldır hiç konuşma yapmamış olduğunu gözlemlediğini söyledi. Bu ırk ayrımı rejiminin kaldırılmasının sevindirici olduğunu söylerek şunları ilave  “Bu tarihi değişim, BM’nin bir insanlık suçu olan ırk ayrımını kaldırmayı taahhüt etmesi ve bu konudaki büyük çabaları sayesinde meydana gelmiştir.”

1966 yılında BM tarafından BM Antlaşması ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesiyle uyuşmayan bir insanlık suçu olarak görülen Apartheid, 1948’den yasaklandığı 1994 yılına kadar Genel Kurul’un gündeminde kalmaya devam etti:

  • 1950’lerde Genel Kurul devamlı olarak Güney Afrika hükümetini BM Antlaşmasındaki ilkeler ışığında ırk ayrımının yasaklamasını rica etti.
  • 1962 yılında Güney Afrika’daki politikaları takip etmek için BM Özel Irk Ayrımını Önleme Komitesi kuruldu. Komite ırk ayrımına karşı kapsamlı bir eylem programı hazırlanmasını teşvik edecek uluslararası çabaların odak noktası haline geldi.
  • 1963 yılında ise Güvenlik Konseyi Güney Afrika’ya karşı bir silah ambargosu koymuştur.
  • Genel Kurul, Güney Afrika’nın 1970’den 1974’e kadar tüm düzenli oturumlara katılma hakkını reddetti. Bu yasak sonucunda, Güney Afrika 1994 yılında ırk ayrımının ortadan kaldırıldığı oturuma kadar hiçbir Genel Kurul oturumuna katılmadı.
  • 1971 yılında Genel Kurul Güney Afrika Cumhuriyeti'ne hem ülke içinde hem de dışında kamu oyunda süregelen bir etkiye sahip bir spor boykotu uyguladı.
  • 1973’te Kurul Irk Ayrımı Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılmasına dair Uluslararası Sözleşmeyi kabul etti.
  • 1977’de Güvenlik Konseyi Güney Afrika’nın komşularına karşı saldırılarının ve potansiyel nükleer kapasitesinin uluslararası barış ve güvenliğe tehdit oluşturduğuna karar verdikten sonra bu ülkeye silah ambargosu uygulamaya başlamıştır. Bu yaptırım Konsey tarafından ilk kez üye bir ülkeye karşı uygulandı.
  • 1985’te Genel Kurul Sporda Irk Ayrımı Suçuna karşı Uluslararası Sözleşmeyi kabul etti.
  • 1985 yılında Güvenlik Konseyi ayrıca, Güney Afrika hükümetinin olağanüstü hal ilan etmesi ve baskıyı tırmandırması üzerine ilk kez, BM Şartı’nın VII. Bölümü uyarınca hükümetlere Güney Afrika’ya karşı ağır ekonomik tedbirler almaları çağrısında bulundu.

Sonuç olarak, Birleşmiş Milletler'in tam desteğiyle hükümet ve başlıca siyasi partiler arasında 1990’da yapılan ulusal barış anlaşması Güney Afrika’nın ırkçı rejiminden ırkçı olmayan bir demokrasiye geçişini hızlandırmıştır.  1992 yılında alınan iki Güvenlik Konseyi kararında da uluslararası topluluğun konuya müdahil olmasının önemi vurgulanmıştır.

Bu barış anlaşmasını güçlendirmek için Güvenlik Konsey'i, 1992 yılında Birleşmiş Milletler Güney Afrika Gözlemci Heyeti’ni (UNOMSA) oluşturmuştur. Bu heyet, 1994 yılında yapılan seçimler neticesinde ırkçı olmayan, demokratik bir hükümetin  iktidara geldiği seçimlerde gözlemcilik yapmıştır. Yeni hükümetin kurulması ve ülkenin ilk ırkçı olmayan, demokratik anayasasının kabulü sayesinde ırkçılık sona ermiştir.

Irkçılık

1963’te Genel Kurul, Birleşmiş Milletler Irkçılığa dayalı Ayrımcılığın Her Biçiminin Yok edilmesi Beyannamesini kabul etmiştir. Beyanname tüm insanların eşitliği temelini; ırk, renk ya da etnik köken nedeniyle insanlar arasında ayrımcılık yapmanın Evrensel Beyanname’de ilan edilmiş olan insan haklarının ihlali anlamına geldiğini ve de uluslar ve halklar arasında dostça ve barışçıl ilişkiler kurulmasına engel teşkil ettiğini teyit etmektedir.

Bu Beyanname’nin kabulünden iki yıl sonra Genel Kurul taraf devletleri ırkçılığa  dayalı ayrımcılığı önleyici ve cezalandırıcı yasal, yargısal, idari ve diğer her türlü tedbiri almakla yükümlü kılan Irka Dayalı Ayrımcılığın Her Biçiminin Yok Edilmesi Uluslararası Sözleşmesini kabul etmiştir.
 
1993’te ise Genel Kurul Irkçılık ve Irka dayalı Ayrımcılıkla Mücadele için Üçüncü On yıl (1993-2003)ı ilan ederek tüm devletlere özellikle kanunlar, idari önlemler, eğitim ve bilgilendirme yollarıyla ırkçılığın yeni biçimleriyle mücadele etmek için harekete geçmeleri çağrısında bulunmuştur. 

Yine 1993 yılında, İnsan Hakları Komisyonu ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve bunlarla ilgili hoşgörüsüzlüğün çağdaş biçimleri konusunda özel bir raportör atamıştır. Özel raportörün görevi ırkçılığın çağdaş biçimleri, ırka dayalı ayrımcılık, siyahlara, Arap ve Müslümanlara karşı her tür ayrımcılık, yabancı düşmanlığı, Yahudi karşıtlığı veya bunların herhangi birinden kaynaklanan hoşgörüsüzlük biçimleri ile ilgili dünya çapındaki vakaları ve de hükümetlerin bunlara karşı aldığı tedbirleri incelemektir.

Genel Kurulca kararlaştırıldığı üzere, üçüncü Dünya Irkçılık, Irka dayalı Ayrımcılık, Yabancı Düşmanlığı ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Konferans 2001’de Güney Afrika’da düzenlenmiştir. Bu konferans önleyici tedbirler, eğitim ve koruma gibi ırkçılığı yok etmek için uygulanabilecek önlemlere eğilerek "Durban Beyannamesi ve Eylem Programı"nı kabul etmiştir. Buna benzer konferanslar 1978 ve 1983 senelerinde Cenevre’de de düzenlenmiştir.

Kadın Hakları

Kadın-erkek eşitliği 1945’te kurulduğundan bu yana Birleşmiş Milletler'in faaliyetlerinin odak noktalarından biri olmuştur. Örgüt, kadınların insan haklarının teşviki ve korunması, eşit şekilde kamusal hayata katılabilmeleri ve ekonomik ve toplumsal kalkınmanın yarattığı fırsatlara erişebilmeleri için verilen küresel mücadelede öncü bir rol oynamıştır.

Kadınların Statüsüne Dair Komisyon, kadın-erkek eşitliği ve kadına karşı ayrımcılıkla mücadelede uluslararası talimatlar ve kaideler geliştirmiştir . Bunların başlıcaları; 1979 Kadına karşı Ayrımcılığın Yok Edilmesi Sözleşmesi ile 1999 Sözleşme Ek Protokolüdür. Komisyon ayrıca 1993’te Genel Kurulca onaylanan Kadına Karşı Her Türlü Şiddetin Yok Edilmesi Beyannamesi’nin de hazırlayıcısıdır. Bu beyannamede; şiddetin, aile ya da toplum içinde gerçekleşen fiziksel, cinsel veya psikolojik ve devletçe uygulanan ya da uygulanmasına göz yumulan her tür şiddet eylemini kapsayarak açık bir tanımı yapılmıştır.

23 bağımsız uzmandan oluşan bir kurum olan Kadına Karşı Ayrımcılığın Yok Edilmesi Komitesi, Birleşmiş Milletler Sekreteryası tarafından desteklenerek Kadının İlerlemesi Birimi'ne bağlı olarak görev yapmaktadır. Bu komite bireysel bilgileri incelemek, Ek Protokol uyarınca soruşturmalar yürütmek gibi yollarla Sözleşmenin uygulanmasını denetlemektedir.

Çocuk Hakları

Her yıl milyonlarca çocuk yetersiz beslenme ve hastalık nedeniyle yaşamını yitirmektedir. Bir çoğu da savaş ve cinsel sömürü ve aşırı istismarın kurbanı olmaktadır. Çocuk haklarını savunmaktan sorumlu tek BM kuruluşu olan Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), çocuklara karşı muameleye dair evrensel ahlaki ilkeler ve uluslararası yasal standartlar getiren Çocuk Hakları Sözleşmesi'ne küresel düzeyde riayeti sağlamaya çalışır.

Genel Kurul, 2000 yılında söz konusu sözleşmeye iki Ek Protokolü kabul etmiştir. Bunlardan biri 18 yaşın altındaki çocukların askere alınmasını veya çatışmalara sokulmasını yasaklamakta; diğeri ise çocuk ticareti, çocuk fuhuşu ve çocuk pornosu ile ilgili yasak ve cezaları kuvvetlendirmektedir.

Sözleşme uyarınca kurulan Çocuk Hakları Komitesi taraf devletlerin yükümlülüklerini yerine getirmede gösterdikleri ilerlemeleri denetlemek için düzenli olarak toplanır. Komite, Sözleşme’deki çocuk haklarının gereğinin nasıl yerine getirileceği konusunda hükümetlere ve Genel Kurul’a tavsiyelerde bulunur.

Çocuk işçiliği konusunda ise Birleşmiş Milletler, çalışan çocukların fiziksel ve zihinsel gelişimlerini tehlikeye atan tehlikeli koşullardan ve sömürüden korumaya, çocukların hiç olmazsa asgari eğitim, beslenme ve sağlık hizmeti seviyesine ulaşmalarını temin etmeye ve uzun dönemde adım adım çocuk işçiliğini ortadan kaldırmaya çalışmaktadır.

  • Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)’nün girişimiyle başlatılan Çocuk İşçiliğinin Yok Edilmesi Uluslararası Programı konuyla ilgili farkındalık düzeyini arttırmaya ve teknik işbirliği yoluyla faaliyetler başlatmaya çalışmaktadır. Programın öngördüğü doğrudan faaliyetler, ebeveynler için uygun istihdam koşulları, ıslah, çocuklar için genel ve mesleki eğitim gibi seçenekler araştırılarak çocuk işçiliğinin önüne geçilmesine odaklanmaktadır.
  • UNICEF çok tehlikeli koşullarda çalışan çocuklara -seks kölesi hatta hizmetçi olsalar dahi- eğitim, danışmanlık ve bakım hizmetleri sunan programlara destek vermekte ve böyle çalışan çocukların haklarını şiddetle savunmaktadır.
  • Genel Kurul gittikçe daha fazla suça, uyuşturucuya, şiddete ve fahişeliğe karışan ya da bunlardan bir şekilde etkilenen sokak çocukları sorununa karşı hükümetlere harekete geçmeleri uyarısında bulunmuştur.
  • İnsan Haklarının Teşviki ve Korunması Alt Komisyonu savaş halinde veya zorunlu askerlik hizmeti bağlamında çocukların askere alınmasının durdurulması için adımlar atılması çağrısı yapmıştır. Genel Sekreter’in çocuklar ve silahlı çatışma hususundaki özel temsilcisi çatışmalar sırasında çocukların korunması olanaklarını geliştirmeye çabalamaktadır.
  • İnsan Hakları Komisyonu çocuk ticareti, çocuk fuhuşu ve pornosu ile mücadele konularında özel bir raportör atamıştır.

Azınlık Hakları

Dünya çapında bir milyara yakın insanın azınlıklara mensup olduğu tahmin edilmektedir. Birçok azınlığın sıkça ayrımcılığa ve dışlanmaya hatta şiddetli çatışmalara maruz kaldığı belgelerle tespit edilmiştir.

Ulusal, etnik, dinsel ve dilsel grupların meşru isteklerinin karşılanmasında sadece kültürel çeşitliliği korumak ve kültürel farklılıklara uyum sağlamak açısından değil, aynı zamanda toplumsal istikrarı güçlendirmek açısından da çıkarlar olduğu görülmüştür.

Azınlık hakları kurulduğundan bu yana Birleşmiş Milletler gündeminde önemli bir yer işgal etmiştir. Azınlık mensuplarının insan haklarının korunması hususu, özellikle Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi madde 27 ile ve de Birleşmiş Milletler insan hakları hukukunun temellerinden birini teşkil eden ayrımcılığa uğramama ve katılım ilkeleri ile teminat altına alınmıştır.

Ulusal, Etnik, Dinsel ve Dilsel Azınlıklara Mensup Kimselerin Hakları Beyannamesi’nin 1992’de Genel Kurul’da kabul edilmesi Birleşmiş Milletlerin insan hakları gündemine yeni bir ivme kazandırmıştır. 1995’te İnsan Hakları Komisyonu kendine bağlı alt komisyonca azınlıklarla ilgili bir çalışma grubu kurulmasını onaylamıştır. Azınlık temsilcilerinin erişim imkanı olduğu dünyadaki tek forum örneği olan bu çalışma grubu, Birleşmiş Milletler toplantılarında seslerini duyurup endişelerini paylaşabilsinler hatta durumlarını iyileştirmek için öneri getirebilsinler diye azınlık topluluklarına ulaşmaya çalışmaktadır. Bu bağlamda grup azınlık sorunlarında çözümler ve de azınlık haklarının uygulamada teşviki ve korunması için tedbirler önerme yetkisine sahiptir.

Yerli Halklar

Birleşmiş Milletler dünyanın en mağdur gruplarından biri olarak kabul edilen yerli halklar meselesi ile giderek daha fazla ilgilenmeye başlamıştır. Yerli halklar, ilk halklar, kabile halkları, kadim halklar gibi isimlerle de anılmaktadır. Dünyada, beş kıtada, 70 ten fazla ülkede yaşayan 300 milyon insandan oluşan en az 5000 yerli grup bulunmaktadır. Karar alma süreçlerinden dışlanmış olan yerli grupların büyük bölümü toplumda bir kenara itilmiş, sömürülmüş, zorla asimile edilmiş ve haklarını savunduklarında da baskı, işkence ve cinayete maruz kalmışlardır. Zulme uğramaktan korktukları için de çoğu zaman mülteci konumuna düşmektedirler; bazen de dillerini ve geleneksel örf ve adetlerini terk ederek kimliklerini saklamak zorunda kalmışlardır.

1982’de İnsan Hakları Komisyonu Alt Komitesi, yerli halkların haklarını ilgilendiren gelişmeleri incelemekle ve yine bu haklarla ilgili uluslararası standartlar oluşmasını teşvik etmekle görevli bir yerli topluluklar çalışma grubu oluşturmuştur. BM Yerli Halkları Beyannamesi 2007yılı Eylül ayında Genel Kurul tarafından kabul edilmtir.

ECOSOC bünyesinde 2000 yılında yardımcı bir organ niteliğindeki Yerli Topluluklar Konusunda Daimi Forum oluşturulmuştur. Eşit sayıda hükümete bağlı ve yerli kökenli uzmandan oluşan bu 16 kişilik forum ECOSOC’a tavsiyelerde bulunmakla, Birleşmiş Milletler faaliyetlerinin işbirliğinin sağlanmasına yardımcı olmakla ve kalkınma, kültür, çevre, sağlık ve insan haklarıyla ilgili yerli grupların endişelerini müzakere etmekle görevlidir. Forum ilk oturumunu Mayıs 2002’de gerçekleştirmiştir.

1992 Dünya Zirvesi’nde yerli halkların topraklarının ve çevrenin tahribi hususundaki endişelerini dile getiren toplu sesi duyulmuştur. UNDP, UNICEF, IFAD, UNESCO, Dünya Bankası ve Dünya Sağlık Teşkilatı gibi kuruluşların hepsinin bünyesinde belli yerli gruplara yönelik, sağlık ve okur-yazarlık koşullarını iyileştirmeye çabalayan, yerli topraklarının çevresel açıdan bozulmasına karşı savaşan programlar mevcuttur.

Dünya Yerli Halkları Yılının (1993) sonunda Genel Kurul yerli halkların hayat koşullarını iyileştirmeye dönük ortak çabalara hız kazandırmak amacıyla, 1995-2004 yılları arasındaki on yıllık süreyi Dünya Yerli Halkları Uluslararası On Yılı ilan etmiştir.

Engelliler

Yüzde 80 kadarı gelişmekte olan ülkelerde yaşayıp dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 10’unu oluşturan 600 milyondan fazla insanın fiziksel, zihinsel ya da duyusal bir tür bozukluğu vardır.

Engelliler çoğunlukla toplumun genelinden dışlanmaktadır. Ayrımcılık, eğitim olanağının reddinden fiziksel ve toplumsal bariyerler konulması yoluyla ayrım ve soyutlanmaya maruz kalma gibi daha üstü kapalı yöntemlere varan çeşitli biçimler almaktadır. Bu durumdan sadece engelliler değil, toplum da zarar görmektedir. Toplumdaki önemli bir potansiyelin kaybı insanlığı da yoksullaştırmaktadır.  Sakatlığın algılanış biçimini ve engelli kavramını değiştirmek toplumsal tüm düzlemlerde anlayışın arttırılmasını ve değerlerin değiştirilmesini gerektirmektedir.

Kuruluşundan bu yana Birleşmiş Milletler, engellilerin statüsünü yükseltmeye ve yaşamlarını iyileştirmeye çabalamıştır. Birleşmiş Milletler'in engellilerin hakları ve refahı konusundaki bu hassasiyetinin kökeni, BM’nin kurucu ilkeleri olan insan hakları, temel özgürlükler ve tüm insanların eşitliği ilkeleridir.

Engellilerin insan hakları kavramı 1970’lerde uluslararası alanda daha geniş kabul görmeye başlamıştır. Genel Kurul Zihinsel Geriliği olan Kişilerin Hakları Beyannamesi (1971) ile Engelli Hakları Beyannamesini(1975) kabul ederek engellilere eşit muamelenin ve engellilerin hizmetlere eşit şekilde erişmesinin standartlarını oluşturmuş; böylelikle engellilerin toplumla bütünleşmeleri hızlanmıştır.

1981 Uluslararası Engelliler Yılı engellilerin haklarını teşvik için bir politika çerçevesi niteliğindeki Engellilerle İlgili Dünya Eylem Programı’nın Genel Kurul’da kabul edilmesini sağlamıştır. Bu program konuyla ilgili uluslararası işbirliği için iki hedef belirlemiştir: fırsat eşitliği ve engellilerin toplumsal hayata ve kalkınmaya tam katılımı.

1983–1992 yılları arasındaki Birleşmiş Milletler Engelliler On Yılı’nın en önemli sonuçlarından biri de, politika oluşturma için bir araç ve teknik ve ekonomik işbirliği için bir temel işlev gören Engellilere Eşit Fırsatlarla İlgili Standart Kuralların 1993’te Genel Kurul’da kabul edilmesi olmuştur.

Zihinsel bozuklukları olan kimselerin korunmasında yeni standartlar dizisi niteliğindeki Zihinsel Hastalığı Olan Kimselerin Korunması ve Sağlık Hizmetinin İyileştirilmesi İçin İlkeler ise 1991’de Genel Kurul’da kabul edilmiştir.

1994’te Genel Kurul Dünya Eylem Programı’nın uygulanışını ilerletmek amacıyla, “toplum herkes içindir” hedefiyle uzun dönemli bir stratejiye karar vermiştir. 1997’de ise erişilebilirlik, istihdam, sosyal hizmetler ve sosyal güvenlik ağları hususlarını öncelikli konular olarak önüne koymuştur.

Genel Kurul 2006 yılında `Engelli Kişilerin Hakları Sözleşmesi"ni Kabul etmiştir. Söz konusu sözleşme 21. Yüzyılın ilk insan hakları sözleşmesidir. Türkiye sözleşmeye 2008 yılı sonunda taraf olmuştur.

Birleşmiş Milletlerin faaliyetleri. Gittikçe büyüyen bir veri toplamı bize engelli olma sorununu insan hakları merkezli geniş bir çerçevenin içinde ulusal kalkınma bağlamında ele almak gerektiğini göstermektedir. Bu nedenle Birleşmiş Milletler konuyla ilgili farkındalığı arttırmak ve ulusların engellilere dönük insan hakları merkezli geniş bir yaklaşıma ulaşma kapasitelerini geliştirmek için hükümetler, STK’lar, akademik kurumlar ve profesyonel topluluklarla birlikte çalışmaktadır.

Engelliler için eyleme geçmek konusunda kamuoyunun artan desteği bilgi alma hizmetlerinin, sosyal yardımların ve fırsat eşitliğini destekleyici kurumsal mekanizmaların iyileştirilmesi ihtiyacı üzerinde yoğunlaşmıştır. Birleşmiş Milletler, genel kalkınma planları dâhilinde engellilere dönük faaliyetleri desteklemek için ulusal kapasitelerini geliştirmek konusunda ülkelere gittikçe daha fazla yardımcı olmaktadır.
 

Göçmen İşçiler

İş arayan insanların uluslararası sınırlar boyunca artan hareketliliği sonucunda göçmen işçilere dönük ayrımcılığın önünü kesebilmek için yeni bir insan hakları sözleşmesi kabul edilmiştir. 10 yıl süren müzakerelerin sonucunda 1990 yılında Bütün Göçmen İşçilerin ve Aillerinin Haklarının Korunması için Uluslararası Sözleşme Genel Kurulca kabul edilmiştir. Söz konusu Sözleşme:

  • kayıtlı ya da kayıtdışı tüm göçmen işçilerin ve ailelerinin haklarını kapsar;
  • göçmen işçilerin toplu olarak kovulmasını veya kimlik belgelerinin, çalışma izinlerinin ya da pasaportlarının tahrip edilmesini yasadışı sayar;
  • göçmen işçilere ilgili ülkenin vatandaşlarıyla aynı ücreti alma, aynı sosyal olanaklara ve sağlık hizmetine erişme; sendikalara katılma ve istihdam süreleri sona erdiğinde kazançlarını, birikimlerini ve kişisel eşyalarını nakletme imkanı tanır;
  • göçmen işçilerin çocuklarına eğitim görme hakkını ve doğum yerini ve uyruklarını kaydettirme hakkını verir.

Sözleşme 1 Temmuz 2003’te yürürlüğe girmiştir. Sözleşmenin taraf devletlerce uygulanışını denetlemek amacıyla kurulan Göçmen İşçiler Komitesi ise ilk oturumunu Mart 2004’te gerçekleştirmiştir.

Yargıya destek

Birleşmiş Milletler yargı sürecinde insan haklarının daha güçlü korunmasından da sorumludur. Bireyler devlet yetkililerince soruşturulduklarında, tutuklandıklarında, gözaltına alındıklarında, bir suçla itham edildiklerinde, mahkemede yargılandıklarında veya hapsedildiklerinde kanunların her zaman insan haklarının korunması için gereken saygı gösterilerek uygulanması gerektir.

Birleşmiş Milletler, ulusal yasama sistemleri için model işlevi görebilecek standartlar ve kurallar dizisi oluşturmak yönünde çalışmalar yapmıştır. Söz konusu standartlar ve kurallar topluluğu; tutuklulara gösterilecek muamele, gözaltındaki gençlerin korunması, ateşli silahların polis tarafından kullanılması, kolluk kuvvetlerinin davranış biçimleri, avukat ve savcıların görevleri ve yargı bağımsızlığı gibi konularla ilgilidir. Standartların büyük bölümü Birleşmiş Milletler Suçun Önlenmesi ve Ceza Hukuku Komisyonu ve Uluslararası Suç Önleme Merkezi vasıtasıyla geliştirilmiştir.

OHCHR bünyesinde yasa koyucular, yargıçlar, avukatlar, kolluk kuvvetleri, ceza ingaz memurları ve silahlı kuvvetler personeline özel insan hakları eğitimi vermeyi amaçlayan teknik yardım programı bulunmaktadır.

Önceliklerimiz

Birleşmiş Milletler'in çabalarına rağmen dünyada yaygın ve şiddetli insan hakları ihlalleri yapılmaya devam etmektedir. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin kabulünden altmış yıl sonra insan haklarının geniş yelpazede çeşitli biçimlerde ihlali haberlerde kapsamlı bir yer bulmaktadır. Bu durum, en azından bir ölçüde, dünyada insan hakları konusundaki farkındalık düzeyinin artmasından ve özellikle çocuk istismarı, kadına karşı şiddet ve yakın zamana kadar geleneksel standartlara göre makul bir davranış olarak görülen istismar biçimleri gibi sorunlu alanların denetlenmesindeki gelişmelerden kaynaklanmaktadır.

Aslında insan haklarının teşviki ve korunmasına dönük tedbirler bugün şimdiye kadar hiç olmadığı kadar güçlüdür ve de sosyal adalet, ekonomik kalkınma ve demokrasi mücadelesine gittikçe artan şekilde bağlıdır. İnsan hakları tüm BM politika ve programlarının en can alıcı noktasıdır. BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri'nin çalışmaları ve BM ortakları arasındaki artan işbirliği ve eşgüdüm, BM sisteminin insan hakları mücadelesinde daha da kuvvetlenen kapasitesinin somut bir ifadesidir.

 

İNSAN HAKLARI